|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #15 : Eylül 11, 2010, 00:13:50 ÖÖ » |
|
DİRENGEN ŞAİRLERİMİZDEN BİRİ: AHMED ARİF (Ahmed Arif’in Mücadeleci Yönü) (Ali OZANEMRE) Hoş geldiniz / Teşekkürler: (Hem, ÖTEKİLERİZ Kültür Sanat GİRİŞİMİ’ne hem de Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneği’ne ve ayrıca, emeği geçen her arkadaşıma...) Bana ayrılan bu kısa sürede ben, “Ahmed Arif’in, direngen yönü üzerinde duracağım. Dilimin döndüğünce, onun nasıl yılmaz, yiğit bir kavgacı, namuslu bir Sosyalist olduğunu doğaldır ki şiirlerinden yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Hazırlığımın özünü baştan belirteyim: Bildiğimiz Ahmed Arif, her türlü gericiliğe karşı çıkmış, insana ve genel anlamda halka yönelik saldırılara, sömürüye hep karşı olmuş ve bu duruşunu hiçbir zaman da bozmamıştır. Özetin de özeti denebilecek bu tanımlamadan sonra şiirlerine eğilebiliriz. Onun, yukarıda belirtmeye çalıştığım yönü söz konusu olduğunda öncelikle iki şiiri akla gelir: DİYARBEKİR KALESİNDEN NOTLAR ve ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ adlı şiiriyle 33 KURŞUN… Özellikle bu iki şiiriyle direngen Ahmed Arif, beynimizde/bilincimizde ete kemiğe bürünür. Örneğin, şairin Adiloş Bebe’ye seslenerek işaret anlamlı; Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır, Bunlar, Aşımıza ekmeğimize Göz koyanlardır, Tanı bunları, Tanı da büyü dizeleri… “Halkın aşına ekmeğine göz koyan yılanları, çiyanları bütün çıplaklığıyla ortaya böyle koyan şair, yine Adiloş Bebe’de direnmemizin yolunu yöntemini de imler: Nerede olursan ol, İçerde, dışarıda, derste, sırada, Yürü üstüne üstüne, Tükür yüzüne cellâdın, Fırsatçının, fesatçının, hayının… Dayan kitap ile, Dayan iş ile, Tırnak ile, diş ile, Umut ile, sevda ile düş ile …
Ve 33 Kurşun’daki; Vurun ulan, Vurun, Ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, Karnımda sözüm var Halden bilene (Hasretinden Prangalar Eskittim) dizeleriyle “ben” derken kendini ve duruşunu; vurulan, kırılan bütün halkın yerine koyarak gösterir. Yukarıda sözünü ettiğim, Ahmed Arif’in direngenliğinin, direnmenin nasıl olacağının resmini çizen bu iki şiiri, tam da konu’mun örnekleri olabilecek şiirleridir. Ancak ben, bu çok bilinen şiirleri yanında, Hasretinden Prangalar Eskittim dışında kalan ürünlerinden de örnekler vermek isterim. Aslında onun yukarıda örneklediğim dizeleri düzeyinde olmasa bile, öteki şiirlerinin birçok dizelerinde de bu direngen kişiliğin sergilendiğini kolayca görebiliriz. En alttan alır göründüğü, ağıdımsı dizelerinde bile bu durum vardır, diyeceğim. Şiiri yaşamına, yaşamı şiirine benzeyen şairin, Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabındaki ilk şiiri; ‘Sevdan Beni’ adını taşır: … Aç kaldım, susuz kaldın, Hayın, karınlıktı gece, Can garip, can suskun, Can paramparça… Ve ellerim, kelepçede, Tütünsüz, uykusuz kaldım, Terk etmedi sevdan beni (a.b.ç) Bu terk etmeyen sevda hem insana, hem yurda (vatana) karşı duyulan sevdadır ki bir başka söyleyişle, adına halk denilen büyük kitleden ayrı düşünülemez. 2004’te oğlu Filinta’nın çabasıyla Everest yayınlarından çıkan 2. kitabı YURDUM BENİM ŞAH DAMARIM’daki Kalbim Dinamit Kuyusu adlı şiirinde şu dizeler de yer alır:
“Biz ki ustasıyız vatan sevmenin Umut, saklımızda ölümsüz bayrak Kırmızı kırmızı / Dalga dalgadır”
“Biz ki yarınıyız halkın Umudu, yüz akıyız Hıncı / Namusu” Bu şirini şöyle bitirir: “Hey canım / Kalbim dinamit kuyusu”
Bu yiğit, korkusuz tavrını “Sessizlikte korkmamayı, umutsuzluğa düşmemeyi nasıl öğrendiniz?” biçimindeki bir soruya verdiği yanıtta şöyle dile getirmiştir: “Ben, sessiz ve derin bir halkın çocuğuyum. … Korkusuzluk, halkımın en belirgin özelliği. Ancak sorunuzu yanıtlarken böylece kestirip atmak, salt ırkçıların hoşlanacağı bir bağnazlık olur. … Bu korkusuzluğu soya çekim yasalarından çok, devrimci öğreti, devrimci bilinç ve (devrimci) kavga koşullarına borçluyum” (Papirüs, Ocak 1969, ‘Ahmed Arif’le Bir Konuşma’ Veysel Öngören.) Gerçekten de Ahmed Arif’in hiçbir dizesinde ‘Kürt Milliyetçiliği’ yapıldığı görülmez. Kuşkusuz, kendi içinden çıktığı Kürt halkının yaşadığı, çektiği acılar adı söylenmese de başattır. Ama onun derdi özel olarak “Kürtlerin kurtulması” değil, herhangi bir etnisite ima dahi edilmeden bu coğrafyada yaşayan ve adına “halk” denilen muazzam kütlenin; kırılan, horlanan, aç ve açıkta bırakılan; soyguncuya, haine, cellada teslim edilen halkın kurtuluşudur: ……… Nitekim; Oy sevmişem ben seni (Uy Havar/Hasretinden P. E) derken ne ölçüde özele giriyorsa; Nasıl da severim bir bilsen Köroğlunu, Karayılanı, Meçhul Askeri Sonra Pir Sultan’ı ve Bedreddin’i (Anadolu/Hasretinden P. E.) derken de aynı ölçüde özele girer. Ve önemle belirtmek gerekir ki bunlar; bu toprakların, bütün bir Anadolu’nun ortak ve yüce değerleridir; önemli olan da bu zaten… Ahmed Arif’in; korkusuz, kavgacı ama haklı bir kavgacı, direngen, yurtsever bir devrimci olması öznelinde onun yiğitliğinin ırkçılıkla bağdaşmadığını söylüyorum. Onun, tek ve esas bir duruşu vardır. Vahşi kapitalizme, kapitalizmin kırbacı emperyalizme karşı olan duruşu. Bir de bu kara gücün güttüğü, yönlendirdiği, avucunun içine alıp ne isterse onu yaptırdığı yerli işbirlikçilerinedir ki bu yukarıdaki potanın içindedir. Yani emperyal kapitalizmin, değişik kılıkta ve oluşumda yerli işbirlikçilerinin sahada uyguladığı demokrasi karşıtı, insan hak ve özgürlüklerine düşman tutum ve davranışlarına karşı düşmandır o. Bunların baskısına, kıskacına karşı sürdürür kavgasını. Ve bu noktada direnmesinin sınırı yoktur. Üzerinde, kısaca durmaya çalıştığım Ahmed Arif’in yılmaz, mücadeleci (direngen) kişiliğini Yurdum Benim Şahdamarım adlı şiirinden birkaç parçayla örneklemek, böylece söylediklerimi pekiştirmek isterim. İşte o şiirden, çektiği bireysel acıların da kefareti sayılabilecek yurt sevgisinin çok güzel bir biçimde işlendiği bir parça: Engereğin dişlerine işledim, Ağu dişlerine Oluklu, çentik... Ve vurgun, Gözleri bir çift cehennem Burnuna kan tütmüş Pars bıyığına... Dağın pulat yüreğine işledim, Şimşeğin masmavi usturasına Sevdanı usul-usul Sevdanı mısra-mısra Lo ben seni hapislerde sevmişim, Ben seni sürgünlerde. Yurdum benim şahdamarım... Bu sevgi, soyut, sıradan, öylece bir sevgi değil; alabildiğine somut. Yurdunun doğasına olan tutkusunun dile getirildiği aşağıdaki parça da bunun kanıtı: Yücende buzul Ve kar, Maviş dağ tavşanları Gün vuranda alaran Zemheri yılanları Ve yahut bir hışımla Öyle çakılan Sonsuzluğun yakışığı kartallar. “Yurt (vatan) sevgisi” diye adlandırdığım bu durum, çok bilinen şiirlerinden Karanfil Sokağı’nda (Hasretinden p. e.), daha da somutlaşmıştır: “Toros, Anti-toros, âsi Fırat; Gecekondular; Kenar çocukları; Hatıp Çayı; Yenişehir; Altındağ; İncesu; Karanfil Sokağı ve kar altındaki bütün Anadolu… Ahmed Arif’te esas düşman emperyalizmdir. Bunu Yurdum Benim Şahdamarım’dan aktardığım aşağıdaki parçada hiç dolandırmadan, olguyu imgesellik içinde bulandırmadan, Emperyalist verileri, belli başlı sıfatlarıyla, ülkemizdeki nice uygulamalarını çağrıştırarak söyler: Peşinde azgınları Kanlı paranın Yani Doların itleri, Altın, Sterlin kurtları Ve petrol Nemrutları Ve kurşun Yezitleri…
Irkçı olmadığı, halkçı olduğu konusuna gelince… Gerçi Anadolu (Hasretinden P. E.) adlı şiirinin son bölümünde;
“Kızlarım / oğullarım var gelecekte, Her biri vazgeçilmez cihan parçası, Kaç bin yıllık hasretimin goncası Gözlerinden, gözlerinden öperim Bir umudum sende / Anlıyor musun” dizelerinde toptan kurtuluştan ziyade, Kürt bağımsızlığını çağrıştıran bir durum varsa da; Ayrıca yine Yurdum Benim Şahdamarım’daki;
“Beni baskınlar götürür Gerillanın şah damarı halkıma” dizeleri PKK eylemlerine yapılmış bir yollama duygusu uyandırıyorsa da, sanırım Kürt halkının PKK’dan ibaret olmadığını usta şair de bilir. Sadece Kürtlerin değil, ülkemizdeki bütün bir halk kütlesinin kurtuluşu, Ahmed Arif’te esas olandır. Aynı şiirinden (Yurdum Benim Şahdamarım’dan) alacağım aşağıdaki son parça bence bunu kanıtlar: Kaçgunda, kaçakta Can havlindesin... Ve çocuk ölüleri Parçalanmışlar Daha süt kokuyorlar Ve anne ölüleri İncecikten, gencecikten Açık hepsinin gözleri. Halkım benim Askıda çığ... Nitekim, yukarıda sözünü ettiğim söyleşide korkusuzluğuyla ilgili soruya verdiği yanıtta söylediği “Korkusuzluk, halkımın en belirgin özelliği. Ancak sorunuzu yanıtlarken böylece kestirip atmak, salt ırkçıların hoşlanacağı bir bağnazlık olur. … Bu korkusuzluğu soya çekim yasalarından çok, devrimci öğreti, devrimci bilinç ve (devrimci) kavga koşullarına borçluyum” (Papirüs, Ocak 1969, ‘Ahmed Arif’le Bir Konuşma’ Veysel Öngören.) demiş olması da onun bir ırkçı değil, halkçı olduğunun kendi ağzından açık anlatımıdır. Üzerinde durduğum özelliği bağlamında sözümü, Ahmed Arif’le ilgili iki öykücüğe (anekdota) değinerek bitireceğim. Biri şu: Sahibi ve Yay. Ynt. Tekin Sönmez olan, 1. sayı Ocak 1972’de yayımlanan, Aylık Sanat ve Kültür Dergisi YANSIMA’nın çıkarılması öncesinde derginin adının ne olacağı konusu gündemdeyken Ahmed Arif, FİLİNTA olmasını önerir ama “Yansıma”da karar kılınmıştır. Bilinir ki bu sözcük, ünlü şiiri ‘33 Kurşun’da da geçer. Bu sözcüğün bizde 2 anlamı var. Biri; Kısa, beş kurşunlu, Fransız yapımı bir tüfek; Ahmed Arif için de önemli olan 2. anlamıysa Yakışıklı, uzun, selvi boylu delikanlı demektir. Ve biliyoruz ki Ahmed Arif, 1972’de doğan oğluna bu adı koymuştur. Değineceğim 2. öykücük (anekdot), “BİR O YANA BİR BU YANA”yla ilgili: Ahmed Arif’le(1927) Enver Gökçe(1920) hem günlük yaşamdan, hem -aynı davanın birer neferi olmak bakımından- hapishane arkadaşıdırlar. Aşağı yukarı benzer duygu ve düşüncenin sahibi bu iki şiir ustasının birbirini etkilememiş, birbirinden etkilenmemiş olması doğaldır ki düşünülemez. Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim adlı şiirinde; Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana biçiminde;
Enver Gökçe’nin DOST DOST İLLE KAVGA adıl kitabındaki Ne Fayda adlı şiirinde de; Saçlarına Kızıl güller takayım Salın da gel, Bir o yana, Bir bu yana biçiminde dizeler vardır. Bir etkileşimin sonucu olduğunu düşündüğüm bu benzerliğin ortak atadan (Karacoğlan’dan) geldiğini düşünmüşümdür hep:
Bugün yârden haber geldi Bir bir yandan bir bir yandan Eğildim bir buse aldım Bir bir yandan, bir bir yandan
Şekerden şerbet ezerler İnce tülbentten süzerler Dört yanım almış güzeller Bir bir yandan, bir bir yandan
Güzel olanı severler Yanağından gül dererler Kulakta mengüş küpeler Bir bir yandan, bir bir yandan
Karacoğlan gel yanıma Seni sarayım canıma Dola kolların boynuma Bir bir yandan, bir bir yandan
(Karacaoglan u. ç. / RUHİ SU) Sunulmadığım benzerlik nedeniyle iki şair arasında değil ama bu iki şairi sevenler arasında hatırı sayılır bir çekişme yaşanmıştır. Ben burada gerek bu konuyla bağlantılı olarak, gerekse geneli yansıtmak amacıyla Enver Gökçe’nin, Ahmed Arif’le ilgili sözünü aktarmak isterim: “Ahmed Arif bugünkü yerine bilinen yetenekleriyle oturmuştur. Hiçbir şey bu gerçeği örtbas edemez.” (Dost Dost İlle Kavga’nın 1973’teki ilk baskısı için Mehmet Ergün’ün yazdığı yazı’dan.) Onlar, önümüzde hep ışığımız olacak… Saygılarımla…
(Ali OZANEMRE, 06.06.2010, ADANA)
|