Pali Canon
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 17
|
 |
« Yanıtla #1 : Şubat 08, 2010, 20:17:03 ÖS » |
|
Türk Şiirinin Çok Gizli Tarihi: Şiirin Kozmik Odası
1. Bölüm
Allah ve Şiir ve Şair
‘’A dostum, o gizlidir de kendisi gizli kalsın diye bizi böyle apaçık ortaya atmıştır.’’1 Der Hz Rumi.( r.a.)
Güzel ve hoş söyler, neşe duyarım bundan ki, Allah ve şiir bana bunu reenkarnasyonlarca kere yapmaya devam etmekte. On yılı geçen edebiyat sanat dergiciliği ki şiir ağır topu olmuştur ve özellikle o şiir rahiyası içinde çevgen topu olmuşuz, şarap olup gitmişiz. Dejavu üstüne dejavu.
Şairi nasıl tanırım, şiiri nasıl bilirim; iyi şiir kötü şiir de demedim bilinçli olarak, şiiri dedim, saf şiiri, çünkü manipülasyon yapılmasını kesinkes bitirdiğim bir alandır, enerjidir, ruhtur şiir. Nelere tanık olmadım ki bir paylaşımcısı olarak?
Pali Canon ve Ruhülkesi (2) Sri Lanka
Sohbete başlıyoruz, daha yeni tanışıyoruz facebook, msn ya da telefonda; gerçek ismin mi Pali Canon diyor. El cevap; gerçek, aşikar bir gerçek. Hem de öylesine ki, bu şuna benzetilebilir öyle seziyorum. Salvador Dali’ye bu resimler senin mi ya da Rumi’ye bu Mesnevi senin mi demeye. Bu metaforu buraya enstale etmemin sebebi, ismimin gerçek ve kaçınılmaz olduğu, bunun böyle algılanabilir, sürdürülebilir olduğu. Bunun anlaşılırlığı için bir çok yaklaşım sahihdir. Türk Mitolojisi’nden, içimizden bir örnekle, kendi adını kendisi almaktır. Adını ailesi vermez, zamanı gelince kendi adını kendi alır, bir şeye bir olaya bir duruma göre. Fantastik sürrealist bir gerçek; ismimin kendisi bir şiir, berceste mısra, ki bu bercesteden bir ülke peydah ediyor, o mütemmim cüzden, o şahane pinhandan: Sri Lanka.
Turnosol Makamı
Şair ve şiiri nasıl tanırım demiştim; kitaplarına bakmam, meşhurluğuna da hatta sözcüklerine dahi bakmam. Yazdığını yaşıyor mu diye bakarım. Nasıl davranıyor, nasıl yemek yemekte, nasıl konuşuyor diye bakarım. Diğer şairlere nasıl davranıyor en önemlisidir belki de. Turnusol Makamı budur. Şairi böyle tanırım. Nasıl davrandığı sorunsalı, onun ruhsal zekasını, ruhsal aurasını ve ruhsal ororo broyalisini ortaya döker. Bu noktada, Türk şiirinin, şairinin rektifikasyone edilmesi, yeniden kalıba dökülmesi ihtiyacı, şiirin okunup okunmamasının da çok önemli bir sebebidir. Eğer yazdığını yaşamıyorsa, yazdığı o dizeler sahici değildir, sahtedir, pseudo’dur, ölüdür o halde o şiir daha yazılmamıştır. Bütünün parçası olarak, daha ilerde yeniden yazılacaktır, yazılması bir süre ertelenmiştir de denilebilir şüphesiz.
Matrix IV : Neo Hilmi ve Şuara İç Barışı’nın Yeni Sürümü
‘’Ben ki şairim, yüzünüze bakarken En çok içinizi görmekten korkuyorum’’
Şiirini çok sevdiğim Cahit Koytak sağ olsun, ben bunu değiştireceğim izniyle, yeni bir metaforu içsrilankastargate’de ışıtmak için:
‘’Ben ki şairim facebookunuza bakarken En çok içinizdeki reenkarnasyondan neşe duyuyorum.’’
1.Çukurova Kitap Fuarı’nda Adana Sanat Konseyi’nin düzenlediği, İmgelem & BH Sanat’ın mihmandarlığında konuğumuz olan şair ve düşünür Hilmi Yavuz, ‘Gelenek ve Şiir’ konulu söyleşimizde; Şuara Barış Projesi’ni anlatmıştı. Çok haklıydı ve güler yüzle mükemmel bir analiz sunmuştu. Bunun, her zamankinden daha fazla yaşam alanına konularak , en güzel bir şekilde entegrasyon sürecini başlatmak ve sürdürmek önemlidir.
Bilinçaltı Suçluluğu Korku ve Yansımalar
Zaman içerisinde dergi çıkaran, fiziki olarak genç şairler vardı, bu konular üstüne konuşurduk. Şiir ve şairlik alanında bir savaşın olduğunu, vahşi bir yapılanmanın olduğunu söylüyorlardı. Bu motivasyon onların dergilerine ve şairliğine de yansıyordu, doğal olarak halen de yansımakta. Elbette bu durum, yeni kuşak genç şairler arasında da mevcut. Bu, Türk şiirinin terbiye edilmesi gereken bir patolojisidir, ıslah alanıdır. Şairlerin sadece kendi grupları, dergileri ya da çevreleri değil, tüm şiir alanına ilgili ve sıcak bir yaklaşım göstermeleri önemlidir. Sadece genç şairler arasında değil, adı belli bir şekilde, ulusal ve uluslar arası olarak tanınmış olanlar arasında da yeterli ve istenilir düzeyde ilişki kurulamadığının, sitemkar boyutların varlığı ortadadır. Şiir buralara etkimeyecek de, neye etkiyecektir, neye yarayacaktır, açıkçası şiir yazamadığımızı sezdirmekte, hissettirmektedir bu ‘insanlık durumu’.
‘’Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya’’3
‘’gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?’’4
Manifestoların Kayboluşu
Manifestoların çekirdeğinde yetiştim; M’ den M’ ye. Reenkarnasyonumun kaderimin dharmamın elverdiğince yetiştirdim kendimi ve yetiştirmeye devam ediyorum. Şunu seziyorum, şair manifesto yazmaz. Çok sert buluyorum bunu. Hele I. Yeni ve II. Yeni adlandırmalarından sonra ve içinden. Dadacıların bir icadı olsa gerek. Şiir, dadayı asimile etmedi mi! Yoksa dada mı şiiri asimile etti? Eh manifesto da bu sonu yaşamakta, şiirin enkarnasyonu boyunca. Bana göre, dünya bir manifestodur. Perdedir! Gözbağıdır! Yani manifesto şiire perdedir. Bağdaştırabilene aşk olsun! İzin verin, benim manifesto’ya sert bir tutumum olabilemez. Manifesto dersen dünya derim, şiir ise belli: Hilmi Yavuz üstad, lorcam, yomcadanın benim gibi çok sevdiği, üçlüler, beşliler hatta daha fazlasını ekin edeyim, hars kılayım: cennet, heaven, paradise, aden, irem, uçmak, illiyyun.
Hilmi Yavuz Ve Yanlış Anlayışların: Evrenin Kayboluşu
Bazı anlayışlar, Hilmi Yavuzcular, şeyh mürid ilişkisi gibi zanlarını gerçekmiş gibi ortaya sürüyorlar. Bunun apaçık bir yanılgı olduğunu, hatta egonun bir oyunu olduğunu aşikar bir şekilde söyleyebiliriz. Hilmi Yavuz fevkalede ve seçkin bir ruha sahip bir şairdir. Bu şekilde delilsiz önyargılarını ileri sürenlerin, gözbağlarına sahip olduklarını anlayabiliriz ve derin bir cehalet. Islah olmalarını ve şiirin diliyle kendi yollarında ilerlemelerini dilerim. Hilmi Yavuz bir söyleşide bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
''Kimse Hilmi Yavuz'dan 'taraf' değildir. Hilmi Yavuz'la ilişkiler bir 'şeyh ve mürid' ilişkisi değil, bir ' aile benzeşimi' ilişkisidir. Biz bir 'tekke' değil, bir aile'yiz: Oğul'un Baba'ya benzemesi ne kadar doğalsa, Oğul'un ve Baba'nın ayrı kişilikler olduğu da o kadar doğaldır.''5Ki benzer yaklaşımı ileri sürenlerin kendi çok daha dar ve zayıf 'aile benzeşimi' ile dergi çıkarıp, etkinlik yaptıkları ve sadece kendilerini şair yapmaya çalıştıklarını hiç kimse görmüyor mu kendi zanlarınca, tabi bunun sebebi korkudur, korkudan kaynaklanıyor. Ben bunu anlayabiliyorum ve telkıynim bunun üzerinedir: Bu şiir bahçesi, şiir tanrısına / tanrıçasına aittir ve hiç bir gerçek şair bu bahçeden kovulmayacaktır.
Zamanımızın En Genç Şairi: Rumi ve Haydar Ergülen
''Tebriz'li Şemseddin'e söyle, yüzünü bize döndür, de...hayır yanlış söyledim; de ki: Ey Şems, ardın yok senin zati; tümden yüzsün sen.''6
Şems'e selam etmek için bu fırsattan istifade edeyim dedim ve fırsatı oluşturdum. 2009 aralık ayında Türkiye'de süper bir şey oldu. Uluslararası Şems Konferansı İstanbul ve Konya'da gerçekleşti. Cemalnur Sargut Hoca'nın önemli bir etkisi oldu konferansın oluşumunda bildiğim kadarıyla. Emeği ve katkısı olan herkese çok teşekkür ederim.
Şems'e bu sevgi, hürmet ve selamım, büyük bir sufi olmasının yanında, Rumi'nin sufi ve şairliğindeki Işık etkisidir de aynı zamanda. İki Mevlana'mızdır (r.a.) onlar.
Altın Koza'nın düzenlediği 1. Uluslararası Edebiyat ve Sanat Günleri'nde, zaman ve genç şairlerden bahs açılmıştı. Paylaşımda söz verilince; zamanın bütün olduğunu ve en genç şairin Rumi olduğunu söyledim. Haydar Ergülen, bunun üzerine, Rumi'yi işitince kendisi şiir okumaktan vazgeçti, bir söyleşen olarak, bu saygıdeğer ve nazikane narin ve latif davranışı, evreni pozitif yana doğru barışa ve güzelliğe evirdi, Işığa doğru. Haydar Ergülen bu tavrıyla, süper şiiri, ruhlarımıza ve zihnimize okumuş oldu; hu Haydar hu!
Lale Müldür ve Anemon ve Cennet
An'da 2004 30 kasım 4 aralık günlerinde Lale Müldür İmgelem Dergisi olarak konuğumuzdu. Çukurova Üniversitesi, Çukurova Edebiyatçılar Derneği, Tarsus Yenice Belediyesi Halk Kütüphanesi, Mersin Sun TV'de Ali Osman Arıkan ve Mersin Türkmen Koleji'nde söyleşiler yapmıştık. Neler neler olmuştu, fakat en güzel an, 'lapaçi more' anı, beni sonsuza taşımakta ve cennetden hiç bir zaman kopmadığımızın nişanesi olmuştu.
Kolej'de süperötesi bir söyleşi yaptı, mor huggs tanejiğim Lale Müldür; biz, çocuklar ve öğretmenler baştan sona neşe ve kahkaha içine girdik; süper şairi görmüştüm ben, o süper anemon tohumcusunu. Şiirdi. cennetti.
Şiir, asla kuru kelimeler değildir. Pseudo antolojiler de değildir antologya. Lale Müldür ve manyetizma ile dünya eriyip gitmişti, altboyuttan çıkmıştık, yani ben çıkmıştım, zone'u geçmiştim. Kelimeler erimişti, şiir denen kelimeler erimişti; poemland'daydım, Merlin.a Lale Müldür sebeb olmuştu ya da vesile. Tale Ömrühu.
Az Edebiyat dergisindeki söyleşide, bir çok türde eser vermesi üzerine sorulunca:
''Ben aramadım ki, buldum!. Aramadım hiç. Benim tepeme indi bazı şeyler. Bulduruldum yani. Benim aklımda olan bir şey değildi şair olarak anılmak. Bana şair olmak yolundan başka bir yol bırakılmadı.''7
Şair olmak ne güzel, ne süper bir şey değil mi? Fakat bu süper güzel şey, kendi içinde süper ve çok kötü tuzakları barındırıyor. 20. yy.'dan bu ana dek, şair olmaya çalışan ve kitaplar çıkaranların büyük bölümü, esef duyarım ki, yolu tam manasıyla tamamlayamamışdır. Bu elbette, şiirin ve şairin reenkarnasyonudur. Şair olmak, gerçek bir şair, sufi olmaya benzer. Tüm aşamalarını gerçekleştirmek gerekir.
Şairlik, kulis yapmakla, bir ideolojiyi kendine temel alarak, şair olarak adlandırılmaya çalışarak, diğer şair ve dergilere saldırarak, dergileri kaldıraç olarak kullanarak erişilecek bir şey değildir. Pseudo şair olunmak istenmiyorsa eğer.
Kuran'daki Şuara Suresi şairliğin mihenk taşı olmaya devam etmektedir.
Facebook İsmet Özel'in Kayboluşu:
''İç alemde kıpkızıl yüzlerce yüzümüz var.. görünüşteyse, yüzümüz sararıp solmuş./ A köyün şaşısı, şu iki dünya, sence çifttir ama bizce tek.''8
İsmet Özel ve Taksiratlar
Birincisi Sivas idi, ikincisi alevilik. Ruhsal, zihinsel bir kaos bu, kaosdan çıkması için yardıma ihtiyacı var, karşı sözlere değil. Şunu kendisine soruyorum; inancın nedir senin jan, ve janım, janımcığım. Rumi hiç okumadın mı sen?! Kendi kendini inkarın neden?! Tek bir şey var o da sevgi, aşk, ne oldu da bunun dışına çıkabildin, tabii Facebook İsmet Özel'in Kayboluşu'nu da daha okumamışsındır, yayınlansın bir yerde, sevgiyle yaklaştığımı göreceksin. Ruhuna, ruhumuza sorular var burda, sözlerin beni etkilemedi, kimseyi de etkilememeli, çünkü sevgide bunun bir karşılığı yoook. Osmanlı ve Selçuklu ile ilgili söyledikleriniz de bilim ve Işıkla ilgili değil.
''Sen kabesin ve tüm evren etrafında tavaf etmektedir'' der Muhammed İkbal: Diyelim ki alevilik ilkellik olsun, ne çıkar, ne kazanırsın bundan; sevgi mi, aşk mı? Ne olmuş sana böyle İsmet Özel?! Nereye varacaksın bu yolun sonunda?! Yine Rumi ne der: ''Senin dayancın Tanrı'dır sopa değil; at sopayı vazgeç ondan.''
Kusura bakma sözün kötü enerjiden, baştanbaşa yanlışlıktan başka bir şey değil. İsviçrelilerin cami yasaklamasına benziyor, aşkı kim yasaklayabilmiş sorsana kendi ruhuna, eve gitdiğinde tek başına kaldığında bir sor. Rumi'yi herkes seviyor yeryüzünde, yeryüzü senin için ne der bunu bir sor kendine, aşkyolu çok bellidir çok belli. Alevilik de bir Işık yoludur. Tanrı'yla, sevgiliyle buluşma yoludur. Sen hangi yoldasın, söylesene? Daha güzel bir yolda mısın, benzer güzel bir yolda mısın? Namaz, meditasyon ne demek senin sözlüğünde, namaza uygun sözler değil bunlar ve şiire. Çünkü Tanrı ve cennet'den hiç bir zaman ayrılmadık biz. Fakat, sen bundan koptuğunu gösteriyorsun bize, bilinçaltı suçluluğunu duymanın yansıması bu yansımalar.
Buraya Rumi'nin Divan-ı Şems'inden senin, benim ve okur için bölümler koyacağım, niyaz ve meditasyon olsun bize tamam mı dost: iyi şair janım:
''Savaşa kalkışırsan ayıplanırsın; işler işlemeye kalkma; işler gelir başına.
Düşünceyi bırak, sonu düşünme.. şaşırır-kalırsın düzenlere uğrarsın.
Bir düşünce gelip çattı mı, onun zıddına da bak.. olur ya, şaşkınlıkla bu ikisinden birini elde ediverirsin.
Çünkü ikisinin arasında bocalayış, insanı şaşırtır; bu iki çeşit değişme, seni gerçeğe götürebilir.
Düşüncenin önündeyken yolun sonunu gör.. niceye dek bir sözle oyalanıp duracaksın?''
Message'i izlemişsindir. Yeniden geldiğini duyumsa ne olursun?!
Sabit Kemal Bayıldıran ve Kalıcı Şiir
Sabit Kemal üstad, çok deruni bir şiirsever, şiir üzerine yaklaşımlarını takip etdiğim kıymetli bir poetikacıdır. İmgelem Çocukları ve BH Sanat olarak, Sabit Kemal hocayla bir çok söyleşi yapıp, beraber etkinlikler gerçekleştirmişizdir. Bugün veya yarın yazdığım poem & prose ya da poem'leri nasıl değerlendireceği, poetikharsın bir parçası ya da entegrasyonudur. Eleştiri karşısında, her gerçek şairin anlayışı gibidir anlayışım: Benim poetikam bana, senin poetikan sana. Kendi şiir reenkarnasyonum olarak etkilerle kaynaşmak, mütennim cüz olmaya akmaktır.
Gelecek yüzyıla hangi şair kalacak yaklaşımı, taksirli bir yaklaşımdır. Ki bir söyleşimizde İlhan Berk için de söylemiş idi. İlhan Berk yüzsene sonra okunmayacak manasına ki, ben İlhan Berk poetikasını tutarım bazı yönlerden Galatasaray'ı tuttuğum gibi. Poetikanın çekişini söylüyorum cazibesini burda. Bu kadar genel bir yaklaşım; 'gelecek yüzyıla, geleceğe kim kalacak', hiç de pratik değil, hatta apoetik. Şiir anı bakımından ise zaten yanlış. Çünkü şiir sonsuzdur yani zamanla değerlendirilemez. Şiir, zaman ve mekan üstüdür, çünkü şiir Işıktır.
Aslında tüm şairler şiirde kalırlar, şiirdedirler çünkü. Ölümsüzlüğü yansıtırlar ki, nerde kaldı gelecek yüzyıl. Bu tür yaklaşımlar, ışıkta kırınımlara sebeb olabilir poetik konumlanmada. Tale Ömrühu.9
|