Google Reklamları
Yersiz Yurtsuz Perihan Yakar/Şiirse şiir, şirinlikse şirinlik. Yok başka yerde.
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 24, 2012, 12:09:47 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 ... 27 28 29 30 31 [32]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Yersiz Yurtsuz Perihan Yakar/Şiirse şiir, şirinlikse şirinlik. Yok başka yerde.  (Okunma Sayısı 37105 defa)
0 Üye ve 10 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #465 : Temmuz 21, 2010, 01:44:41 ÖÖ »

ÖTEKİLER OLMA

Enerjisi tükenmiş…
Tükenmemişse, tükenme(nin) noktasına ha erişti ha erişecek
Oluşumları tarihe gömme(z)sek zaman
bizden hem eski hem pek hevesli
gömecek..

—Ama ruhu var!

Ama ‘Ama ruhu var diye, ölmüş olanın gömülmediği nerde görülmüş?
A şaşkalozum! 
Başıma çift göz değil özrü gözeneksizlik kaşkol müsün?.. Nesin sen?


Asma hemen yüzünü aya düşmesin güneşli yazman
Yazık, siyah değil bize lazım yeşiller, maviler fistan.

Perihan Yakar
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Mehmet Ak
ÖKS Kurucu-Yönetici
ÖKS Girişimcisi
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



Site
« Yanıtla #466 : Temmuz 22, 2010, 12:55:51 ÖS »

sevgili üstadım, ablam, dostum, arkadaşım, yoldaşım ne desem bilmem ki...
sitenin üzerine sinen peri kokusuyla, adeta siteyle özdeşleşen ve her sabah alt sartırda adıyla selamlaştığım "zeyno"...
yıllardır verdiğimiz emeğin, yerinde kavga, yerinde şaka yaptığımız ötekilerizden ayrılmak kadar ağır geliyor zeynonun form sayfalarından ayrılmak.
umarım facebookta izleme olanağımız olur.
sevgi ve saygılarımla....
« Son Düzenleme: Temmuz 22, 2010, 12:57:53 ÖS Gönderen: Mehmet Ak » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #467 : Temmuz 23, 2010, 04:20:02 ÖÖ »

sevgili üstadım, ablam, dostum, arkadaşım, yoldaşım ne desem bilmem ki...
sitenin üzerine sinen peri kokusuyla, adeta siteyle özdeşleşen ve her sabah alt sartırda adıyla selamlaştığım "zeyno"...
yıllardır verdiğimiz emeğin, yerinde kavga, yerinde şaka yaptığımız ötekilerizden ayrılmak kadar ağır geliyor zeynonun form sayfalarından ayrılmak.
umarım facebookta izleme olanağımız olur.
sevgi ve saygılarımla....

Faciaları bile bir filmmişcesine izlettiler, benimsettiler bize.
Canım Mehmet Ak,

İçimiz boktu(r)... Tamam.. Boktu(r )da..
Mümkün mü artık düşmememiz dışımızda oluşan facebokuna.

Net olarak dev bir çadır... İnter aktif labratuar çadırı, Dünya.
(Dedim ama denebilir uzayda bir fantyastik filmin film seti..)
Bizse içinde fiziği tamam, kimyası zayıf deney hayvancıkları.
Yarısı insan, yarısı kurbağa..

O kadar çok alıştık ki gözetlemeye, deneyleri.
İzlemeye de devam edeceğiz elbet birbirimizi..

Göre, göre inşallah... (Vere durdukça kurban..)
öğreneceğiz sonra gözetmeyi..

Bilmiyorum sebep ne? (Sebepsiz dersem güler belki şiir diye..)
Ama acayip sevdim, seviyorum çok acayip sizi/sizleri..
birisini birisinden ayırmam mümkün olmayan tüm ötekileri..
Ve eminim seveceğim göçene değin.. 
te.. Peria deyimi.. (sözüme 'Deyim' deyişim, sığ bulduğumdan sık rastlanan sözde yemini..)

Anlamadan oldu sabah
öf
rakıya da doyamadım bi türlü..
okundukça sarhoş eder şiirler
Havasında suyunda anasonunda ne hikmet varsa.

Peria Kayra
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Transferci
Yalçın Bozer
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 188



Site
« Yanıtla #468 : Aralık 20, 2010, 11:57:21 ÖÖ »


Sevgili Perihan, ayrılık çok uzadı. Daha ne kadar sürecek?...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Bana da Transfer işi yüklendi.
recep memis
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 554



« Yanıtla #469 : Ocak 11, 2011, 03:35:02 ÖÖ »


hayli zamandır
yok satıyorsun hiç bir yerde
demiş miydim ben sana  
hiçbir derde deva değil ayrılık
düş düğüm yüzün hani nerde
ki demezsin
elim üstünde ellerinin
sobe....

« Son Düzenleme: Ocak 11, 2011, 03:50:05 ÖÖ Gönderen: recep memis » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"gırnata çığlığına, bir yalan roman yazılır" Recep Memiş
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #470 : Nisan 23, 2011, 01:21:29 ÖÖ »

Geldim, geldim, buradayım. Hadi yine oynayalım şiir yazmaca..
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #471 : Nisan 23, 2011, 02:04:16 ÖÖ »

Hayat beni yordu diye şiiri yormak istemiyorum artık.

-Hayat beni de yordu şekerim.
Tatilimin adresi o nedenle şiir.

diyenler varsa,
tiiiii çeker hiç üşünmez; amman ha dikkat!
derim..

İnsanı zira hayattan fazla yorar yorulan şiir.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #472 : Nisan 23, 2011, 15:51:20 ÖS »


hayli zamandır
yok satıyorsun hiç bir yerde
demiş miydim ben sana  
hiçbir derde deva değil ayrılık
düş düğüm yüzün hani nerde
ki demezsin
elim üstünde ellerinin
sobe....




hiç bir yerde yok satmak
her yerde var satmaktan iyi değil mi?

hem ''hiç bir derde deva değil ayrılık'' şart değil mi kimi kere deva aramak için kimi yüzlere?

ayrılıkla aradık bulduk devayı sürdük yüzüme.
düş düğün yüz giz değil gül/üş/ürmüş güz güğümü içinde.

derdim geldim
''elim üstünde ellerinin
sobe....''


Smiley)
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
nihat
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 38



« Yanıtla #473 : Nisan 23, 2011, 20:00:06 ÖS »

GELDİM                V E D A           BURDAYIM                    BURDA DEĞİLİM
                  X                        X                              X
V E D A                 GELDİM           BURDA  DEĞİLİM           BURDAYIM

  İCLER DIŞLAR ÇARPIMININ SONUCU BURADASINIZ ,OLMANIZ BURADA GELDİNİZ ANLAMINDA ANLAMLI
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #474 : Nisan 24, 2011, 02:02:22 ÖÖ »

Benim sonucum-0-

Hiç kimse
Yağmur masumca yağarken şiir yazardı birileri, hep yüklerlerdi duygulanmalarının suçunu yağmura. Halbuki yağmurun bunlardan değil haberi, umuruna kattığı bile yoktu, yağması gerekiyordu ve yağacaktı işte, sana sormuyordu.
Kelimeler sıraya girince, ne bir başkasını okutuyorlardı ne de naifliklerine toz konduruyorlardı. Dokunsan küsüp gideceklerdi yazmazsan. Kıskanırlardı bir de, anlamaya görsün günlerce kağıda kaleme uğramazlardı hakikaten. Onları kırmaktan çekinirdim, boyun eğerdim, yine de bana uzak kalırlardı, sevmezlerdi beni, sevdiğimi gösteremezdim ben insanlara, kelimeler de bunu hissetmişti zamanında, zor zoruna yaklaşırlardı. Biraz ısınırdık birbirimize, iyi hissetmeye başlardık, alışırdık, sonra giderlerdi, alışma hemen derlerdi, alışınca sen çekilmezsin derlerdi ve uzunca bir süre uğramazlardı. Yazmayı da beceremezdim, beğenmezdim yazdıklarımı, içimi dökerdim, rahatlardım, tekrar dolana kadar idare ederdi bu boşluk, sonra da heyecan duyar, çocuk gibi, oldu işte der, uyurdum.
Deli gibi içmek, içmek istiyordum şişelerce alkolü saatlere bölerek hücrelerime dağıtmak. Tadı, zehir gibi olanlarına bile alıştırıyordu ancak sonunda sarhoş olacağını bile bile içmenin anlamsızlığını da hatırlatıyordu kokusu. Bıraktığı ağırlık, ayılırken yaşatacağı zorluğu düşündüren hafif bir mantık silsilesi, ikisinin arasında gelgitleri üst üste biriktiriyordu. Lakin sadece içmek istiyordum ve bunları düşünmek istemiyordum. İçemeyen biriydim ben ve hala sarhoş da olamamıştım. Bardakları içer ve kalkar, yola dewam ederdim.
Zamanı faydalı şeylerle geçirmek istemiyordum. Sabahın erken vaktinde uyanıp soluğu şurada burada almak, bir şeylerle ilgileniyormuş gibi görünüp, saatleri dolu dolu geçiriyormuş hissetmek, olmadık yerlerden duyulmadık bir şeyler çıkarıp, keşfedip, kendimi bunlardan mutlu saymak, yorgunluktan bittiği halde hala etrafa gülücükler saçmak, herkesin hayranlığını, gıptasını kazanmak için gizlice çırpınıp duran ilgi fanatiklerinden olmak istemiyordum. enerjik görünmediğinde evden çıkamayan, üzerine giydiğinde daima bir mesaj saklayan insanlardan değil, birilerinin bakması gerekmediğini düşünen bir insandım ben. Günüm beni ilgilendirmeliydi ve yirmi dört saatin bomboş geçmesini istiyor ve bundan rahatsızlık duymayan biriydim.
Kitap okumalıydım sürekli, hepsinden ayrı ayrı fikirleri, kelimeleri toparlayıp, kendi düşüncelerimle karıştırıp, tarzımı oluşturmam zorunluydu, okunmamış kitaplar yatak odasında , kanepenin önündeki sehpada, yığınla durmalıydı, bu olmalıydı, nefes aldığında kitap okuman gerekirdi, okumuyorsan, boş biri olarak nitelendirilirdin, birileri seni böyle tanımalıydı.Kitapları istediğinde koynuna değil, sürekli koynuna almalıydın. Kitapları okuyor koyuyordum bir kenara, hayatının kitabını seçemeyen bulamayan biriydim ben, bu benim yazarım, üstat döktürmüş yine diyemiyordum, herkesin buna yakıştırdığı bir yazarı olurdu oysa. Olmayanı tuhaf gözlerle süzerlerdi çünkü.
Mükemmel bir işte çalışmayan biriydim ben. Mesaisini dörtnala dolduran, çevresindekileri gerektiğinde acımasızca ezen, puan topladığında umarsızca ekip bilincinden dem vuranlardan, patronun kıyısından ayrılmayıp, işinin gereğinden fazlasını yapan, kendi yerini sağlam tutmak için, başkalarının koltuğunu sarsanlardan, bir gün lazım olur deyip çevresine bir dolu ismi dizmek için iletişimlerini sınırsız tutan insanlardan olamıyordum ben. İşimi deli gibi seviyor olmam gerekiyordu, gelecek günler için, hırs ve güç beslerken, inadına çalışmam bekleniyordu, kariyer her şeydi, bir kartvizit hala çok değerli sayılıyordu, çalışmıyorsanız değeriniz azalıyordu, süre arttıkça değer de kalmıyordu, unutulmak için çalışmamanız yeterliydi, birileri sizin yanınızda ancak bu şartlar varken olabilirlerdi.
Güzel bir kadın olmak gerekirdi birilerinin arasında yaşarken. Kendinizle -tüm rollerinize ilave olarak- barışık olmanız, aynaya baktığınızda beğenmeniz gerekirdi. Diğerleri aynaya kendileri için değil başkaları için bakarlardı ama olsun, siz söz konusu olunca, kendini sew, senden bir tane daha yok denirdi. Güzel bir kadınsanız, dikkati çekerdiniz, güzel erkekler ve diğer güzel kadınlar sizi göz hapsine alırlardı, gittiğiniz yerlerde bu göz hapsiyle daha rahat ederdiniz. Size kimse bakmıyorsa, oflamak ve puflamak gerekirdi, böyle öğretmişti diğerleri çünkü. Siz kimseyle ilgilenmiyor görünecektiniz, diğerleri de size bayılıyor numarası yapacaktı, eve daha huzurla gidiliyordu böylece. Hem dış görünüş önemli değildi, önemli olan iç güzellikti, nedense yakışıklı zengin kariyer sahibi erkeklerin yanında güzel kadınlar olurdu, bu birliktelikler, sadece tesadüftü.
Oradan buradan insanlarla şakır şakır konuşmalıydınız, bunu gerektiriyordu ilişkiler, aylar sonra buluşup, şekerim cicim olmalıydınız, sohbetler saatlere uzanmalıydı üstüne üstlük kahkahalar patlamalıydı, buluşmalarınız şölene dönüşmeliydi ve ustaca manevralarınız sayesinde dost hissettirmeliydiniz ve sürüp gitmeliydi bu durup dururken buluşmalar, bu buluşmalara ihtiyaç duydurtmalıydınız. Gergin biriydim ben, bunalırdım sahte üçüncü cümleler kurmak zorunda kaldığımda. Beni sewmeyeni anlardım, benden beklentisi olanı tahmin edebilirdim.İstemediği halde yanımda olmayı seçeni, ben niçin seçmek zorunda idim. Soğuk, uyuz, asık suratlı biriydim ben, çok yakından tanımayan öyle nitelerdi. Bile bile, bilmemezlikten gelmek bana oradan kaçma hissi verirdi, safça niye orda olduğumu düşünür, bir anlam aramaya başlardım kendime kabul ettirebileceğim. Sahte yakınlıkların sahte kutsallıkları olurdu ve bunları herkes bilirdi zaten. İstemesen de, istiyor görünmeliydin. Kırk yılda bir gelen keyif peşrevime denk gelecek şahsın da, yaşadığı şansı anlayacak bakışa sahip olması gerekirdi.

Umarsızca iyilik yapmalıydınız insanlara, sizin özgürlük sınırlarınıza girseler bile. Yakın olmak, çizgileri tamamen ortadan kaldırmak demekti, bazı kurallar yok oluyordu, mecbur kalıyordunuz iyiliklerinizi artırmaya, sizin hayatınızı ayıran camları kırmalarına izin vermezseniz bencil olarak nitelendiriliyordunuz, kimseye iyilik yaramıyordu, iyi olmak diye bir şey yoktu, iyi denebilmek için her insanın kafasındaki evet lere peki demeniz gerekiyordu. Ben herkese peki diyemiyordum, sonra eve gelip her hayır için üzülen biriydim, yanılıp yenilip dediğim evet için de günlerce düşünen biriydim. Diğerleri bunları kafasına takmayı bırakın, dinlemezdi bile. Herkes pek çok şey söylerdi, hepsi dinlenecek olsa kafa mı kalırdı insanda, öyle değil mi…
İnsanlar merak etmeye programlanmışlardı. Sabahtan ertesi sabaha kadar merak ederlerdi birilerini bir şeyleri durmaksızın. Bu kimdi, neyin nesiydi, kimsesi yok muydu, nasıl para kazanıyordu, gelen gidenler neleriydi, niye soru sormuyordu, niye merak etmiyordu. En küçük bir boşluğu, zayıf anı değerlendirirdi insanlar, saniyesinde soru gelir, doğalmış gibi, hiç de merak edilmemiş gibi davranmayı çok iyi bilirlerdi. Ben merak etmeyi beceremiyordum, başkaları hakkındaki sorular kafamda dönüp dolaşmıyordu, zihnimin içi, birkaç kez bu mecralara girmişti yanlışlıkla, sonra her adımda bir mayın, her nefeste bir yıldırım, çamura batmak ve neticesinde de, dikenli tellerle kaplamıştım o sınırı, yaklaşma ihtimalim ortadan kalkmıştı.Sadece günlerin geçmesini bekliyordum ben.
Yağmur kesilmişti, kelimeler derlenip toparlandılar, kalktılar gittiler.
Hava kararmıştı ve kimse, hiç bir şey yapmak zorunda değildi.
Ben de.

SIFIR NOKTASI
'Öğrenilen en zor ders; Hayatta hangi köprüyü kullanıp hangisini yıkacağındır.'' mış.
Ben demedim. Diyen: SIFIR NOKTASI

***

Sıfır, aritmetikte 0 rakamını simgeler. Bugünkü sayı sisteminde sıkça kullanılan sıfır, bir niteliğin yokluğunu temsil eder. Toplamada toplandığı sayıyı değiştirmeyen etkisiz, çarpmada sonucu sıfır yapan yutan, bölmede ise bir sayıya bölündüğünde 0 sonucu çıkar. Ancak bir sayıyı böldüğünde sonuç tanımsızdır. İlk defa El-Harezmi kullanmıştır.

"0" roma rakamlarında gösterilemeyen tek rakamdır.

a + 0 = 0 + a = a,
-a + 0 = -a,
0 - a = -a,
a x 0 = 0 x a = 0,
0/a = 0,
a/0 = tanımsız

Birçok skalada sıfır başlangıç ya da nötr bölgeyi temsil eder. Sayı doğrusunda sıfırın sağı artı, solu eksi değerleri barındırır. Sıcaklık derecelendirmelerinde sıfırın yeri derecelendirme sistemine göre değişir. Örneğin Kelvin derecinde sıfır noktası -273 °C'ye (mutlak sıcaklık) denk gelmektedir. Celsius derecesinde ise 0 noktası erime/donma noktası olarak alınmıştır.

Sıfırın M.Ö. 450 yıllarında Orta Amerika'da yaşayan Maya kabilesinde kullanıldığına dair kanıtlar vardır. M.S. 800 civarında ise Hintliler sıfıra benzer bir sembol kullanmışlardır. Hindistan'dan yayılan sıfır, M.S. 1400 yıllarında Avrupa'da da benimsenmiş ve kullanılmıştır. Sıfır sözcüğü büyük olasılıkla Arapça sifr sözcüğünden türemiştir. Sifr ise Hintçe'de boş anlamına gelen sunya sözcüğünün tercümesidir.

İnsanlar sıfır gibi bir sayısal değere 2000 yıl öncesine kadar başvurmaya gerek duymamışlardır.

Bunun temelinde yatan en önemli etken ise sıfır rakamının temsil ettiği anlam ve yokluk kavramının ince bir çizgide ayrılmasıdır.

Bilgi Kaynağı: Vikipedi, özgür ansiklopedi

İyi geceler Sevgili Dostum.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #475 : Nisan 27, 2011, 16:21:54 ÖS »


Eskimeyen günlerde ki gibi, külü ateşi yerinde tastamam dostluk süregen halde... Bizleri soldurmadan yeşilli ve dipdiri tutan sevgi suyuna selamlar... 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
recep memis
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 554



« Yanıtla #476 : Eylül 06, 2011, 12:49:04 ÖS »


AYRIK OTU

-mayrig için sayıklamalar-

her şey ama her şey gibi yine senden yana yıkıla
gül küllerin içinde aşil tendonu kopmuş zamana benzer
deşilmiş yürek pınarından fışkıran sütbeyazın öyküsü bu
doğ doğum sende yakı şan kırmızıdır gözlerine her: "an nem yeşil"
duymanın hası; her anımın ağlaması işte aşk! böyle bişeydir...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"gırnata çığlığına, bir yalan roman yazılır" Recep Memiş
Sayfa: 1 ... 27 28 29 30 31 [32]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!