|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #90 : Nisan 19, 2008, 04:04:09 ÖÖ » |
|
Sevgili Yaprak Sevgili Çiğdem Sözcüklerin, inanırım taşıdıkça yayacağı pozitif enerjisiyle, geceleri hep ışıltılı yıldızlığına ; hadi canım olur mu hiç demeden; bir gün... sorgulamadan; nerden nereye... yani her an her yerde... ansızın gökte mini mini kuşların tıpkı birbiri ile arası açık dev kıtalara gagalarıyla taşıdıkları binbir tohumun ve rüzgarın bi çırpıda önüne katıp her bir yere serpiştirdiği envai çeşit polenlerin sayesinde doğanın kavuştuğunu bildiğim süre ve yaşamı(n) bu sayede yeşille(n)diği.. hiç mucizesiz.. mucizesine.. * Ölü olan sesleri bile depderinden duyuyorum ben. Bilmiyorum ama hiç bu neden böyle! Ancak bu ara, diri mi diri her birinizin, derinse derin, içliyse içli sesini (sanki sesimin este eşinin yokken benzeri varmış düette, rengincesine..) duyuyorsam da, sesim aynı derinlikten çıkamaz, için için duyduğum size o derinlikten seslenemezse, ben kafamda yazıyorum ama ellerim yazamıyor, yazmıyor ben yazsınlar çok istesem de. * Anladınız siz beni anka kuşlarım. Zaten beni siz ankalar da anlamıyorsa, yanık ama külü boş, sigaramı bastığım kül tablasının içine düşüp batsın bu dünya !  kapanırken gözlerim sözsüz uykuya açılan aklım sizde hep sözlü.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 24, 2008, 04:36:56 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
cumali22
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #91 : Nisan 20, 2008, 19:41:48 ÖS » |
|
TANRI HORLARKEN
Cehennemin kuzinesinde buz aparatı olamıyorsan, ya su ol boğuş onunla ya boğucu tuz. Çalkalamadan sek bir ön içki dök boğazına.
Tanrı horlarken ateşin kafesinde hararetle sevişir aylak hortlaklar papağanlarla aç o zaman minyatür cennet büfeni çatlat iblisi.
Cehennem mazi cennet meziyet mazeretin müzelik tanrı heykelcikleri..
Perihan Yakar
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 24, 2008, 21:17:18 ÖS Gönderen: cumali22 »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #92 : Nisan 23, 2008, 02:42:15 ÖÖ » |
|
Bu ne demek a benim şiir Cumalim? Anlamadım hiç! Ama bildiğim.. tanrı horlarken yazdığım için.. Tanrı Horlarken koymuş olduğum.. adını.. benim.. bu şiirimin.. sana sormamam, belki o sıra soru sormayı unuttuğum içindir.. tanrı horlarken tuhaf bir şiir yazdığım için..
Açıklarsan ne ala. Açıklamazsan yine ne ala. Hiç capcansız bir şiirimin benden habersiz değiştirilen adcağızı için, senin capcanlı cancağızını mı acıtacağım. Tıpkı capcansız şiirim gibi cansızlaşırım, bu daha iyi. Yeter ki senin capcanlı canın şiirin gibi hem heyecanlı hem hep sağ olsun.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 23, 2008, 04:31:53 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
cumali22
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #93 : Nisan 23, 2008, 11:12:41 ÖÖ » |
|
Ablacığı bu şirinizi bir web sitesinde tesadüfen buldum çok hoşuma gitti. Çok sevdim şiiri. Ötekileriz'de de okuduğumu anımsamıyorum. Ben başlık değiştirmedim. Canımı acıtmakta haklısınız. Şiiri yayınlayan kişiyi bulursam ismini ve siteyi de veririm. Şiiri başlıksız vermişlerdi. Şöyle düşündüm: Siz zaman zaman şiriler yazıyorsunuz. Belki sizce şiir olmayan sözlerdir. Ama birçoğu birçok şiire taş çıkartır cinsten... Ben kendimce bu da öyle yazdığınız ve isim koymaya gerek duymadığınız sözlerinizse. Bal gibi şiir olmuş diye düşündüm ve kuş beynimle bir de isim buldum. Aslında ismi de bulmadım. Şiirinizin son dizesinden aldım. Özür dilerim. Bağışlayın demiyorum. Yine canımı acıtabilirsiniz. Çünkü en azından bu paylaşımı fikrinizi sormadanyaptım. Suçluyum.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #94 : Nisan 23, 2008, 13:01:11 ÖS » |
|
Bakıyorum döktürmüşsün kitabımda ne suçun, ne cezanın tanımı yokken...E kitabımda tanımı bile olmayan şeyin hayatımda işi ne... ama sen İşi yine almış getirmiş dayandırmışsın ''bağış'' dileklerine.. Bize bizde bağışlanacak bir şeycik varsa, kendisi de bir bağış olan şiir olsun of aman... Ozan Kardeşim Keşke benim de kuş beyni kadar beynim olsaydı. Kendi küçük, işlevi büyük (nasıl güzeldir kim bilebilir kuşlardan başka..) kanatlarım olurdu belki.. bak o zaman olur muydum olmaz olmaz mıydım... Olamazken bir tam insan.. nokta kadar yer kaplarken durduğumun üstünde.. küsuratımla kıtalar üstü... Ne denizler aşardım o beyinciğimle yara yara semanın dünyaya bakar ağlar sessizce, sessiz yüzünü.. Ne iyi ki sevmiş almış asmışsın buracığa bu serçeden minicik şiirciğimi. Ona kendince bir ad vermekle büyütmüşsün ayrıca O'nu. Çok yaşa emi. Ne yüreğin, ne ellerin hiç dert görmesin. 
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Nisan 28, 2008, 02:27:43 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #95 : Nisan 23, 2008, 13:05:34 ÖS » |
|
ADI CUMALİ
Yürüdüğün yolların her bir karesi tanımsız bir aydınlıkla yüzünde seğirmekteyse ve çiçekler, böcekler ve kuşlarla melekler dadanmışsa şiirlerine bil ki; kalbini sevdayla döllediğin o bahar sana okyanustan aşk doğuracaktır.
Çaren ney ile mey artık senin.
Perihan Yakar
|
|
|
|
|
|
cumali22
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #96 : Nisan 25, 2008, 04:02:20 ÖÖ » |
|
Yılmaz Güney'in "Ağıt" filminde Beyaz Donlu Çetesi olarak tanınan bir kaçakçı grubun öyküsü anlatılır. Grupta çocuklarını özleyen bir Sivaslı vardır. Köyünde öldürücü bir çocuk salgını başlamıştır. Yanık yanık sıla türküleri söylemektedir. Eline bir miktar para geçmiş, çocuğuna oyuncak almış, kaçmak için fırsat kollamaktadır. Nöbetteki Beyaz Donlu uyuma numarası ile Sivaslının kaçmasına göz yumar. Beyaz Donluların reisi nöbette uyuyan kişiyi gruptan atmak için başka bir Beyaz Donluyu görevlendirir. Nöbetçi yalnız kalınca yaşama şansını da yitireceğinin bilinci ile gruptan ayrılmak istemez.Grubu geriden takip eder. Atmakla görevli Beyaz Donlu elindeki silâhı doğrultmuş, nöbetçinin gruptan uzaklaşmasını sağlamak için "gelmee, gelmee" diye bağırırken, nöbetçi "geleceem, geleceeem, geleceeeem" diye grubu takip etmeyi sürdürür. Karşılıklı bağrışırlarken "gelme" diyenin elindeki silâh patlar ve nöbetçi yıkılır. Ben de ablacığım, ben de yıkılıncaya dek ardın sıra gelmeyi sürdüreceğim.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #97 : Nisan 28, 2008, 03:34:06 ÖÖ » |
|
HARFLER BANA BEN HARFLERE / NE YENİLMECE NE DE YENMECE / DÜET Mİ YOKSA BİR DÖVÜŞ MÜ BU / BU KARARSIZLIĞIM
A! Kimliğimin sesini işitiyorum Şırıldayan su pembeliği. Giz değil iz mor bahçelerden Görünüyor gürlüğü sizli bizli.
B. Balyoz birliği öz harekâtı Bak şu anın döl döşeğine nasıl da (k)ansız bataklı gölde
C. Canlanışın çileksi iç penceresi/Camlarını çeyizler/Çelik bekçisi
Ç. Çamlara çattı çaçaron çadır çiçeği/Çıngırdar çamlar rüzgâr çarptıkça
D. Duyumsama duyusu derdi derinsi Döşenmece doğrusu düş tipi, tipi Düşe sokar durular perdesini delik İş Şu süs perisi Deli mi ne dururken kuyu suyu E. El yarası mı kimim krizi, dil yarası mı? El insaf esin. Esnemeyelim. Eski mi eski Ekşimiş esans esintilerin yaydığı koku
F. Farın kında kılıç olanı.
—Fark yaratsaydı kınında farın, farbalar mıydın fırında yine kınıyla onu?
Fikir verdik. Fırlama hemen. Varsa sen de farbala. Senin de fıstık kızılı ışığın olsun.
—Fokurdama. Yüz yer yerin cehennemine varmıştın diye… Demiştin hani… Hani önce melekti; fani! Çocukluk sonra; meleksi! Fesleğenli falların bile yalancı senin. Felekli file. Fikrine mi sözünün şimdi? Fikrimi al, alma ya da! Çok umurumda. Ben de almadım cehennemde fikrini hiç şeytanın. Ateşiyle kor aklını… Sade… Yala istersen! Kördü ateşi. Aklı dersen fayans fırçalar füme gürültülüğü. O gürültülükte terbiyeledim gül melekleri, gür çocukluğu. Oldu mu şimdi. Al bir külah doldur doldur dondurma, acıbademli.
— Fırfır farfara. Fodul sümüklü. Çekül müsün sen?
Fundalıkta fil irisi çekirgeyim ben. Çek çekici çak beni… Fidelik iyi.
Gördün mü bak! Geceyi yine gözünden vurduk, gevezeliğinle. Git başımı derde sokmadan. Yoksa seni geceye güllaç veririm. Açılırsa gözü oyar gözünü. Göz oyası oyalarsın gözüne oyalanmadan doldurmak için.
—Kız ezmesi. Muşmula sesli koyu görüntü…
G. Git işine parodisinin G)örenini gömdürür gümüş girişi
—Gece yarısı güneş bir garda krema gargarasında uyuyakalmış
Gece yarısı güneşli bir garda krema gargarası mı varmış? Gece yarısı ne güneşi! Ne gargarası? Nerden çıktı mevzuuna krema sarma. Gaz bittiyse mum açalım girişken ehli gaklara. Gaf gazetesi… Çıkaran, karga kılıklı kuğu görgüsü tatbilir türden saf gibi ak bilmese de...
—Göbek dansı seansında Hâşâ basmalı yıkılır kalır tombul G yorgan uyruğu. G. nin gölgesi marul görüntüsüne -Ne bu göbek? Der. Sandım darbuka. Ama kim dinler? Git bu marul göbeği gardan güneşe gürültüsüzce… Ama kim dinler? Gör güneşi var gara der gölge görüntüsüne karga tulumda. Ama! Görüntüsü gölgenin, karayoluyla yuvarlanmaz kasırgayla, der. Bunu. Uysaldır sesi. Kargıla gitsin. Gitmezse haşla… Bitsin bu iş. Sonra torbaya. Yok olmadı. Çorbaya der. Çok bekledi ekşimesin meleğin terbiyelisi. Hadi çabuk içimize iç don çekelim. Hırlayacak birazdan garip bu garın, buz çekmecesi. Hissettiğim! Aranacak ellerimiz sıcağını Neron’un. Şoklayacak bu güneşin gece yarısı kremalı gar gargarası ikimizi de. Sonra aya kargoyla. Gar bu. Tekin mi? Gel anlaşalım. Sav sallaşalım. Gitmeleri göremeyiz görmeleri gitmeye bari… Hadi bizi çek bir köşeye. Bu gargarayla biz bu gara kapkara ışıyamazsak işleyelim göbeği kalalım bari köşe yastığı… Deyiş o deyiş. Gidiş o gidiş. Ama kim gitmiş? Nasıl gitmiş? Nereye gitmiş, bilmiyorum. Görüş o görüş. Ama kim görmüş? Kimi görmüş? Nerede? Nasıl? Kiminle? Onu da… E ama tabii G! bu. Döt değil ki örtüsüz ötsün yersiz zamansız.
Git işine parodisiyle (g)örenini gömdürür bir gümüş giriş/Gel bu gara gir der mi hiç, çüş. Git. Gir-girme. Gül-gülme. Öldüren çıkış. Gel içimi ger paranoyası. Teşhis! Tamamen… Tedavi! Çok zor. Öğretisi! Hiç.
Gar. Güneş. Güreş. Bilumum gri hububat! Serin meşrubat. Sakin bir sürat! Hiçbir şey değil de hiç biri. Tavan, taban, duvar neresiyse gardaki o yer? Nasıl durur acaba, gerdanı gölgesiyle göbeğinden çok büyük bir G den köşe yastığı? Gardını nasıl alır? Gar bildiğim bir gri boşluk Bahçe değil ki mimozalı fulyalı, veresi parti! Yakışıksız nesnelerin durağan resmi geçidi. Alır mı yakışığıyla? Bunu sahibinden çok meraklardayım. H Hurilere harman dalı. Hurma dalında. Huzur pilavı. Hizmetlisine harman sonu hangar içinde hükmen Hasarsız horoz şekeri kısmetsiz horozların hotozuna Hummalı humus haberi halden halkalılara hokkalı Halhal şenliği.
I Ihlara’dan Iğdır’a aşı sepeti / Isla dili ıslıkla taşı sepeti.
İ İğneli ayna. Bak. Tın düştün sen. Zaten düştün, bittin sen. İpliğini ara dur içinin kırk kırığında. Dik bulabilirsen İnlemeden dikersen, belki yüze eğilir süsler yüzünü bekler yansıma İnce ağrıda yayla ağıtı / İnce ağrıdan yaylı ağıta İsle gelirse İsmini demek deneme sakın. Diller ağız bir soluk akla düşeni. İstemez iğne aranmaz iplik yansımaz diken. Aynası sırdır. Yansıması sır… Sar iğnesine. Kır iğnesini. Ağdalısıyla, iğdelisinden korkar ağzın. İğneli ayna İğne olsun aynada. İğde ağızda. Mis kokulu bir delik masal aynalar… Aynaları ne haydar, ne yana usta? Bunu bilip demektense susar usta aynalar kendine döner bakar yansıma… Söke söke kendini Söke’ye kadar tekerlenmeyi... Kanatlı bir dil düşün. Usta orada ayna orada kanadında iğne var ipliği var, oy! Avar, daha ne olsun? Pembe bir düşlük düşüne ayna.
Kimliğim ne bu Sana yine A.dan Z. ye zil zurna sataşmalar var. Jilet sırtlı Jaleden Jurnal! Jel kıvamında. Rujum nerede, hücum botum, jet skim, ojem, kemanım? Patiskadan pastırma jütten dondurma olur mu kızım Latife olur mu hiç hafife masif, Jütten kadife. Şutla Jule lüleni Lale sinemada bu film antrakt olsun. Hurra deyim mi? Hürriyetim nerede? Evde likit vakit var, vakitlerin elde her vakit pek nakit önerisi de… —Hüviyetine zürriyetine sataşanları- Neden önerisini faiziyle kullanıp ipek fezaya püskürtmeyelim?
Nasıl Olacak?
Kat kanatlı dilini klarnetlerle ağır kervana seferlere çık Pembe uza kısal mavi, Dünya dönüyor Dönsün! Sen de dön Dön turnusol dur tokmak Tak! Tak! Şerefine ülkesel dil katları çık İnşasına işçi de sen malzeme de sen e. müteahhitte Ne kaldı daha?
Düş! Görülecek… Topsuz tüfeksiz…
Nasıl olacak?
Ayni anda binlerce böcek irisi Kuyruğu kopmuş uçurtmamsı kuş Üşüşmese aklımın çıt çatısına Çık bir yazı çat diyeceğim benden Kuşdili
Çık bir yazı çat hadi Sana benden söz! Bu yaz Hap gibi tatil Cudi Dağı’nda Daha ne olsun kepsiz atkısız…
Çatın çatlak nasıl olsa sözünü geçiremez suya İri böcek kuşların ise su gibi arsız.
Dinlemiyor ki! Duymuyor bile. İnmiş dibine dinlenirmiş. Pöh! Duyuyor musun? Zııııııızzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz Tövbe dibinin...
Arı Arı Dev arı
Hay! Sağ ol be dilim. Yırttı sinirim.
Perihan YAKAR
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #98 : Nisan 29, 2008, 21:16:26 ÖS » |
|
Harikasın sen harikasın  Arı'ya şükranlarımla 
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
Berrak BEHRAMOĞLU
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 63
|
 |
« Yanıtla #99 : Mayıs 01, 2008, 16:17:38 ÖS » |
|
Perihan YAKAR'daki sıradışı şiir dilini hep sevmişimdir.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #100 : Mayıs 02, 2008, 04:42:09 ÖÖ » |
|
Sevgili Sedef, Sevgili Berrak,
Bi yarımı mahçup ederken, bi yarımı bilseniz nasıl mutlu ettiniz.. 1 Mahçubiyet + 1 mutlu hissediş = ? İnsan hani dört işlemden ibaret ya hep! Bölünmüşse bölüdür / çarpılmışsa çarpıdır / eksilmişse eksidir ama toplanmışsa artıdır diye bilirken, bu ne şimdi bilemedim sonucunu yaşıyorken artılanmanın, ona bir ad seçip de koyamamak bilindik hiç bir duygudan, ne kadar fena ne kadar zormuş.
Sevgilsiniz sözcüğünden başka bir sözcük bulamadım lügatımda size yakışan, yoktu ki çünkü. Yoktu başka tonlarca saf, tonlarca temiz. Tek arzum şu an lügatımın bu sözcüğünü benden kopan canlı bir resim parçası gibi kabulleriniz.
|
|
|
|
|
|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #101 : Mayıs 04, 2008, 23:11:37 ÖS » |
|
kabuğu devinen sözcük başucun sönmüş sigara
izmarite saklanmış uyku sezin bahara uçmuş kırlangıç..
şiir kızı zeyno..
yazmasam ne çıkar ışk ile sevda
homurtu yıkayan otomobil
güneş kaç yüreğinden..saat bir çalı..bir çırpı arasında kuş arayan akrep
hem yel kovan..hem arı..baldan biber daldan sakız
yazmasam ne çıkar ışk ile gövde yaz ağarsa saçlar
abartır fırında hamur
hem yaz hem kış kırsın avuçları tıplatmaktan..şık şık sürmeli söz buruk mayıs kim o..tık tık
bir beden kefen bir avuç toprak..gömün beni şiirlerine
yazarsan bir deli çıkacak topraktan..
toprak ağır ağır..sürülüyor ellerimden toprak sağır artık hasada
hiç demeden bir kaşık suya..düş konduruyor koca bir kuyu
hadi uyan içinde derin lav..hadi çık serine
kalbi soğumuş damarında kayaç
sık mendilimde çöz arar..
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #102 : Mayıs 05, 2008, 03:51:29 ÖÖ » |
|
DURMAK ve OLMAK
Zaman geçmiyor
Ah! Üstüme yaslanarak yaşlanan nasıl da ince, hızlı bir keman
Bir şairin bir şiirin esnemesinden esinlenmesi ansızın çıkan bir rüzgâr kadar nasıl da doğal.
Perihan Yakar
|
|
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #103 : Mayıs 05, 2008, 16:10:41 ÖS » |
|
Hakiki bir insan ve hakiki bir şair Perihan Yakar. Şiirlerini izlemekten keyif duymaktayım her daim.
|
|
|
|
|
Sahra
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 109
|
 |
« Yanıtla #104 : Mayıs 06, 2008, 12:37:32 ÖS » |
|
"ansızın çıkan bir rüzgar kadar" selam ile.
|
|
|
|
|
|