Google Reklamları
ROMANDA POLİTİK EROTİZM
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 24, 2012, 11:57:08 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ROMANDA POLİTİK EROTİZM  (Okunma Sayısı 809 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« : Ocak 22, 2010, 17:43:15 ÖS »

Çukurova 3.Kitap Fuarı kapsamında, düzenleyicisi Çukurova Edebiyatçılar Derneği olan 14.01.2010 T.li "Romanda Politik Erotizm" konulu söyleşi metni.



ROMANDA POLİTİK EROTİZM


   Çukurova 3.Kitap Fuarı organizasyonuna katkıda bulunan tüm kişi ve kişilikleri; özelimde böyle bir söyleşiye olanak tanıyan Çukurova Edebiyatçılar Derneğini kutlayarak ve bizi yalnız bırakmayan siz değerli sanatçılara, sanat dostlarına hoş geldiniz, diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Konuyla ilgili doküman araştırmasına girdiğimde, ‘eyvah, ben ne yaptım!’ pişmanlığıyla dizlerimi döver buldum kendimi. Önümde 3-4 günlük süre var, konu bakir, politik roman ya da erotik roman konularında kullanabileceğim kaynaklar varken, Politik Erotizm akademik literatüre öngördüğüm anlamda girmemiş (en azından ben öyle biliyorum) bir kavram… Konu bildirimi gerçekleşmiş, kayıtlara geçmişti… Geri dönüş yoktu yani… ‘Duvara yeni bir tuğla daha koymak için fırsatın doğdu, de hadi!...’ diyerek kendimi ‘ti’ ye bile aldım.

Kolları sıvadım… Sonrasında ne oldu?... Çalışma seyrimi sizlere sunacağım aktarım da bulacaksınız.

Tüme varım metodunu uygulayacaktım… Roman, politika,  erotizm, politik roman, erotik roman parçalarımdı… Bu parçalardan konuya; yani, “Romanda Politik Erotizm’ e ulaşma uğraşı verecektim.  


1. ROMAN NEDİR? : “Tanımlanması zor bir edebi türdür. Gelişmesini tamamlamamış tek edebi türdür denmektedir. Bilinen ama bana göre yetersiz olan bir tanımlamaya göre; “içindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını, olması belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılar için kullanılan edebi terimdir. Edebi türler içinde en yenisidir.”

   Bu ve benzeri tanımlara; olması muhtemel olmayan -en azından şimdilik- insan yaşamlarını, insan dışı canlı cansız varlıkların yaşamlarını, durumlarını da eklemek gerekir… Aksi halde; Fantastik, insansız doğa karakterlerini merkezine alan ve aşkın bilim-kurgu romanlarına, roman dememek gerekirdi…  

2. POLİTİKA NEDİR? : “Dar anlamıyla politika (veya siyaset); devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayışı ifade eder. Yunan siyasal yaşamında ise politika, "polis"e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır. Yunanca 'poli' çok, 'tika' yüz anlamına gelen eski yunanca köklerden oluşur. Politika bilimi (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler. Aristoteles, “Politika, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir,” diyerek daha genel bir tanımlama yapmıştır.”

Gelişkin dünyamızda, evrensel insan hakları, yönetilenlerinde yönetime ortak olabildiği  demokratik ortamlar, toplum ve bireyin kazanımları sonucunda, resmi yönetim ve siyasi partiler dışında politika kavramı iyiden iyiye genişlemiş, tabana yayılmış ve sonuç olarak az veya çok sivil toplum örgütleri, bireyler politikayla sıkı temas edebilir hale gelmişlerdir. Yeterli midir?... Değildir…

3.EROTİZM NEDİR? : Eski Yunan mitolojisindeki aşk tanrısı Eros'tan türetilmiştir. Geniş anlamıyla iki cinsten bireylerin cinsel yakınlaşmalarıyla, tüm insanlar arası dostluğu, sevgiyi ve aşkı kapsar. Erotizm, zaman içinde anlam daralmasına uğramıştır. Günümüzde erotik denince akla gelen, cinselliğin fiziksel, ruhsal boyutu ve cinsel egoları tatmin amacıyla yapılan hareketler, davranışlar, oyunlar, moda sanat gibi sosyal olgular anlaşılmaktadır. Bu kullanımıyla erotizm, cinselliğin sınırları içerisine hapsedilmiştir.
Günümüzde pornografi ile erotizm birbirine karıştırılmakta, baştan sona porno olan ürünlere de örneğin pornografik bir romana; erotik roman denilebilmektedir.

Pornografi ile Erotizm arasındaki ayırımı vurgulayan, “Kara Melek” adlı filmiyle dünya sinemasına "politik erotizm" akımını armağan eden Tinto Brass’ın dediğine kulak verelim : “Pornografi sizi erekte etmek için vardır. Fakat erotizm size aynı zamanda duyguları da vermelidir.”

   Şimdi, anılan kavramları romanla ilişkilendirmeye başlıyoruz.

Politik roman, politik görüşü, görüşleri ya da politik sorunu, sorunları, kısaca; kendi kurgusu içerisinde politik değinmeleri içerir romanlara denir.

Türk edebiyatında, özellikle 'politik roman' geleneğinin mihenk taşlarından sayılan Vedat TÜRKALİ romanlarını örnek olarak verebiliriz… George Orwell’in 1984 bilim-kurgu romanı, Oya Baydar’ın Çöplüğün Generali, Dostoyevski'nin Ecinniler’i, politik romana verilebilecek yüzlerce örneklerden birkaçıdır.
Politik romana karşı duranların, ters bakanların, sanatsal çekinceleri olanların sayısı azımsanmayacak kadardır.

Değerli eleştirmenlerden Semih Gümüş, politik roman eleştirmenliği yönünden değerlendirdiği bir yazısında, sanatsal çekincesini şöyle ifade ediyor:
“Burada somut politikanın kendisi değil, ruhu ve dili işliyor ki, bu ikisi birden edebiyatın dilini eleştirinin dışına çekip politikanın diliyle sınırlar ve roman sanatının gerçekte ne olduğunu ve ne olması gerektiğini anlamayı zorlaştırır. Çünkü beklentileriyle yazarı zorlayan ve ona sorumluluklar yüklemeyi ödevleri arasında sayan eleştiri, ister istemez edebiyatın dışından seslenecektir.”  

Semih Gümüş’ün, eleştirmenin, kendine özgü politik görüşüyle somut politik roman eleştirisinde nesnel davranamayacağını, dolayısıyla eleştirinin yerini bularak roman yazarına yararı olmayacağı anlamına gelebilecek bu görüşüne saygı duymakla birlikte, Roman tanımında genel anlamda yaşamın olduğu, politikanın da yaşamın içinden olduğu gerçeğinden hareketle apolitik romanlar olabileceği gibi politik romanlarında varolabileceği ve politik romanın edebiyat ortamından dışlanma çabalarının beyhude olduğunu söylemek istiyorum.

Ki; bunu yetkin kavrayan nitelikli roman eleştirmenlerinden A.Ömer TÜRKEŞ’in 2000’li yıllarda radikal kitap ekinde çıkan bir yazısında, ülkenin; yeni politik roman yazarlarını aradığını imgeleyen özlem duygulu açıklamalar yaparak, o dönem için edebiyat ortamındaki politik roman eksikliğine, yokluğuna eleştirisel vurgu yapmıştır.  

Eleştirmen Zeki Coşkun, Paul Auster’ın son romanı “Karanlıktaki Adam” romanını eleştirirken, “Politik roman” tanımını kullanabilmemiz için, yazarın siyasal seçiminden de öte, yapıtın konu ettiği duruma ilişkin bizde yeni bir algı, yeni bir bakış yaratması gerekir, her şeyden önce.  Politika, mevcut duruma müdahale ve onu dönüştürmedir çünkü.” diyerek politik romanının nasıl olması gerektiğine dair öznel, kanımca kabul edilebilir bir yorum yapmıştır.

   Peki, politik roman gerçeğine roman yazarları nasıl bir tepki vermektedirler. Örneğin; kendisi ve romanları çok konuşulan Nobel ödüllü Orhan PAMUK’un bu konuda görüşleri var mıdır?...

Amerikan PBS televizyonuna, Türkiye'de demokratik ortamın eksikliğinden yakınan Orhan Pamuk, 'Aslında politik roman yazmak istiyorum, ama kendimi tutuyorum, tartışılan yazar olmak istemiyorum' diye konuşmuşken, bir kitap imza etkinliğinde, Politika ve roman ilişkisi konusunda, "Politik roman diye bir tür var. Bence bu edebiyatın güzelliğini öldürüyor. 20`lerimde politik olmamaya karar verdim, 25 yıl sonra istemeden kendimi politik bir durumun içinde buldum. Politika, edebiyatın ele alacağı konular arasında olması gereken bir konu değil." diyerek kendi kendisiyle çelişmiştir.  

Her ne ise, yaşamın her halini içerisine alabilecek kadar midesi geniş olan edebi türlerden romanda; politika da, erotizm de olabilir, diyerek söyleşi temamızın merkezine yaklaşmış olalım.

   Şimdi, X romanda politik erotizm  vardır, diyebilmemizi sağlayacak doneler nedir? sorusuna yanıt bulmaya çalışalım.
 
   Bütününde görmesek de, politik, erotik sayılabilecek anlatıların ayrı ayrı bölümlerde geçmesi halinde, ilk bakışta ‘o roman politik erotizm’ kullanılmıştır, denebilir.  

Bu türden romanları, politik romanların birçoğunda görmek olasıdır. İslamcı romanlarda, uzaktan ve ancak bakışmayla, konuşmayla, belki tokalaşmayla sınırlı cinslerarası yaklaşımı; örneğin; İslamcı yazar Şule Yüksel Şenler’in yazdığı politik mesajlı Huzur Sokağı romanında ötesine gidemeyen duygusal aşkı görürken, diğer politik romanların bazılarında bir politik görüşe sahip olan grubun, farklı amaçlarla bir araya gelmiş ya da bir şekilde sosyal ilişki kurmuş insanlar içerisinde bulunan iki karşı cinsin duygusal yoğunluklu cinsel yaklaşımlarını görebilmekteyiz. Bu tür politik romanlarda bazen “pornografik mi, erotik mi” sorusunu sorduracak kadar işi ileriye götüren anlatıları da görebiliriz.  

Ahmet Altan’ın, ‘en uzun gece’ romanı politik, erotik (bazılarına göre politik- pornografik) roman tipine bir örnek olabilir.

Romanın ayrı ayrı bölümlerinde politika ve erotizmin yer verildiği romanlara; politik –tire- erotik roman demeyi uygun buluyorum.

Politik ile erotik arasındaki tireyi yok eden, yani; tiresiz politik erotizm geçişleri olan roman etiketine sahip olanların ayırtına nasıl varacağız?...

Bundan önce yakın zamanda, ‘Politik Erotizm’ kavramını, anlam ve kavram olarak birlikte kullanan Rusya lideri Vladimir Putin’in bir açıklamasını sizlerle paylaşmak istiyorum:

Son zamanlarda ABD ile ilişkileri "soğuyan" Rusya lideri Vladimir Putin, TV ve radyodan canlı olarak yayımlanan bir programda, "Bazı Amerikalı politikacıların doğal kaynaklarının paylaşılmasına razı olmadığı için Rusya'yı eleştirdiklerini ve bunu adil bulmadıklarını söylediklerini duydum. Bu doğru mu?" sorusuna "Bazı politikacıların kafasında bu tür fikirler olduğunu biliyorum. Sanırım bu, biraz haz veren, bir tür politik erotizm. Ancak bir yere götürmez" karşılığını verecekti…

Putin’in bazı Amerikalı politikacıların politik yaklaşımlarını erotizmle ilişkilendirmesini, yorumlamasını sizlere bırakarak, açılımımıza devam edelim.

Romanın aynı veya farklı karelerinde erotizmden politikaya veya politikadan erotizme; imgeler, işaretler, manalar sunan, birbirini bu anlamda besleyen, destekleyen, iç içe geçmiş anlatıların bulunması halinde o romanda politik erotizm ögelerine yer verilmiştir, diyebiliriz kanısındayım.

   Bu türden  romanların örnekleri var mıdır?... Vardır mutlaka… Kısa süreçli hazırlık dönemimde örnekleyebileceğim romanları gözden geçiremedim…İşin kolaycılığına kaçarak, yazarı olduğum iki romandan; Dansöz Kıvırmaları’ndan ve Karahan Kitabevinden çıkarttığım Kimlik No 666’dan alıntılar yaparak örneklemek istiyorum :

Dansöz Kıvırmaları’nın ana karakterlerinden Ber’in temizlikçi bir kadınla olan ilişkisiyle ilgili bölümden bir alıntı :

“Başlamak; bitirmektir. Bir süre sonra işledikleri suçun kanıtlarını yok etme telaş ve stresiyle hareket eden iki kişi gibi kıyafetlerini çabucak giyindiler.
Üstünde verilen bedensel uğraşlar neticesinde küçük parçalara bölünmüş ve bir kısmı ilişki sonrası organ temizliğinde kullanılmaktan yamyaş olmuş, üzerinde büyük puntolarla “Ekonomi Düze Çıkıyor!” yazılı gazete parçalarını çöp kutusuna atmak üzere siyah poşete koydular.”

Organ temizliğinde kullanılan gazete parçasında ““Ekonomi Düze Çıkıyor!” yazısının bulunduğunun belirtilmesi, erotik (belki de pornografik) ortamdan politik bir mesaj vermektedir.

Yine Dansöz Kıvırmaları 214 – 222 sayfaları arasında geçen ve Fizik ötesi alemden gelen Med ile Ber’in erotik ilişkisinin yer aldığı uzun bölümden kısa alıntılar  :  

“Med, Ber’in yanaklarını öptü; şefkatli bir öpücüktü bu ve yanıtını aldı.
Gözleriyle, Ber'in gözlerinin içine yakıcı ışınlarını salarak, "Yaşamında yaşamadığın ve yaşayamayacağın bir olayı yaşayacaksın şimdi... Sakın korkma ve panik yapma! Aceleye getirme!" dedi Med, kısık ürperti ve çoğunluk erotik duyumsamalar veren ses tonunda. "Her anını doya doya hissetmeye, yaşamaya bak."
Ber, yaklaşımı garipsediyse de bozuntuya vermedi. "Göreceğiz," dedi sadece.
Yıllardır arzuladıkları sahnenin gerçekleşmekte olduğunun verdiği motivasyonla hareket eden bu iki kişi; birbirlerini yutacakmışçasına davranışlar sergileyerek yerdeki halının üzerine birlikte uzandılar. Yatak odasına gitmek zaman kaybıydı onlar için... Ber, elektriğe tutulmuş gibi hissediyordu kendisini...
Bedenindeki tüm gücü kollarına vererek Med’i sarmalamasıyla aniden derin kuyuya düşüyor sandı kendisini... Geçici durum, diye düşünürken, halen düşmekte olduğunu fark etti.
Esintiden kımıldayan kavak yapraklarının çıkardığı sesler geldi kulaklarına...
Ani geçişler yaşıyordu...
Okyanusu gördü; kocaman dalgalarıyla kıyısında bulunan kentin binalarına saldırıyordu... Dalgalar, ikiz uçaklar şekline dönüştü; Büyük ülkenin, büyük kentinin en büyük ikiz binasının ortasından geçerek, her iki binayı zeminle, toprakla bütünleştirdi. Kilometrelerce yükseklikteki bina şimdi sıfır santimdeydi. Duruma uygun isim bulunmalıydı, bulundu. ‘Sıfır noktası’ dendi.
Bina enkazı içinde bulunan su, yerüstüne sızmaya başlamıştı. Bu; ikiz kulelerin ve ikiz kulelerle birlikte gömülen canlı cansız tüm varlıkların tümünün gözyaşlarıydı. Gözyaşları dillenmeye başladı. Sanki biriyle, birileriyle karşılıklı konuşuyordu. "Diğer ülkelerin yurttaşlarına nefretin o kadar büyümüş ki; doygunluğa erişemediğinden kendi insanlarına da yönelmeye başladın... Biz kardeş değil miyiz?..."
Gözyaşlarının, muhataplarından biri katil Okyanus’du. Katil Okyanus, onun sözlerine devam etmesini engelledi. Saldığı dalgalarla gözyaşlarını içine çekti, susturdu... Günahkar Okyanus; mazlum gözyaşlarını içseline alarak izole etmişti.
Gökyüzü; güneşi kapatan siyah yoğunluklu bulutlarıyla en kara gününü yaşıyordu...
Katil Okyanus’un nefretsel motifli üç ana görevi vardı. şimdi.
Biri; dışardan ithal ettiği dalgalarla gerçekleştirdiği eylemin toplum önünde günah sayıldığını biliyordu. Bu günahı gizlemeliydi. Kuleleri yıkan dalgaların, kendisi dışında ve yabancı denizin dalgalarından kaynak-lı olduğuna kıyısında bulunanları ve bulunmayanları ikna etmeliydi...
Diğeri; kendi nefretine kardeş nefretler doğmalıydı, kıyısında sakin bireylerde. Kendi nefretini onların nefretiyle örtmeliydi. Nefret günahsa; bu günah toplumun olmalıydı.
Üçüncüsü; kanlı günahlar çağını başlatmanın başlangıcıydı, olmalıydı bu yıkım. Geçmişte kalan kavramlar kullanılmalı, kullandırıl-malıydı... Uygun bir kavram bulunmuştu;   ‘Kan davası...’ Dünyanın geçmişte kalan töresine göre kan davası günah da değildi.
Geçmişte güzel günlerin geçtiği dişe diş; kana, kan dönemini yeniden başlatmanın sarhoşluğuyla; ‘Okyanus’, dalgalarını uzakta bulunan uzak namlı Irak ülkesine ve Irak’ın komşu ülkelerine yönlendirdi.
Yıkım başlamıştı.
Ber, yıkımın tanıklığını yapıyordu. Geniş ve düz bir ovada yer sarsıntısıyla toprak ikiye bölünüp kendisini içine çekti...”

Uzun süren bölümün sonundan bir alıntı daha yapmak istiyorum :

“İçinde oluşan minimize varlıkların tümü yoğunlaştı, yoğunlaşma da kendisini kopyalayıp, kopyasını dışarıya verdi. Ber’in karşısında gördüğü kopya şekil değiştirdi ve Med biçimini aldı.
Ber, içindekilerinin verdiği enerji ve tazyikle, Med’leşen yapıya tensel, duygusal, düşünsel yakınlaşma sağladı. Normal yaşamdan soyutlanmıştı sanki... Kendisini çok güçlü hissediyordu.
Tüm doğallığıyla Med’le birleşme sağlıyordu.
Doğanın barındırdığı tüm varlıkların değişik sesleri, aşırı hazlanan isterik kadın çığlıkları düzeyine ulaşmıştı. Ber, çığlık sesinden hiç hoşlanmazdı. Bu çığlıkların ise sonsuza kadar kulaklarında çınlaması için her zorluğa katlanırdı.
Bu arada Ber’inde altta kalır yanı yoktu.
Med ve Ber ikilisi; erotik sesli bir düet sunuyorlardı birbirlerine...
Son bir eylemle zevkten kısılmış gözlerini açtı. Med karşısındaydı.
Cinselliğe ilk kez tamamıyla ve tüm atomlarıyla doyuyordu.”
…………….

“Kavrayan kolların sahibine daha sıkıca sarıldı. Sımsıkı tuttu. Duygu boşalımı kendisinde Med’in akan gözyaşları gibi salgılandı. Her ikisinden yek diğerinin yüzüne akan gözyaşları boşa akmıyordu. Yararı olacaktı. Yüzlerindeki sıcaklıktan buharlaşan gözyaşları, gökyüzünde bulutlaşacak, yağmur olarak geri dönecek, içen insanların gözyaşı kaynağını oluşturacaktı. Gözyaşları, gözyaşlarını doğuracaktı. Ağlamak; su israfı değildi...”

Ve bu şekilde devam eden bölümde, Ber’in Med’le olan birleşim ortamında 11 eylül saldırısına ve ABD’nin Ortadoğu planlarına vurgu yapılmaktadır.


3.romanım KİMLİK NO 666’nın 149-158 Behram’ın Seniz’le olan birleşmesi seyrinde geçen politik erotizm harmanlı iç içe anlatılardan kısa alıntılar:

“Fosforlu bombalardan yanarak ölen ceset görüntüleri televizyon seyircisine ulaşırken, Seniz, aldığı negatif enerjinin kavruk sıcaklığını bedeninde, kazıklı ormanda yakılan cesetlerin acısını ise astral bedeninde duyarken uyandı.
Afganistan’da, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de patlayan bombalarla ilgili verilen haberler kulağının dışındayken, gözü Behram’ın gözlerine takılıydı.
Behram’ın dudaklarına yapışık dudaklarını geri çekti aniden…”

Kimlik No 666 ‘nın 263-273 sayfalarında geçen ve yine politikadan-erotizme, erotizmden politikaya mesajlar içeren anlatıdan alıntılar :

“Acılık ve tatlılık iç içeydi, karmaydı. Her ikisinden akan terler, romatizmalı bir bedene dökülen sıcak su etkisini, beyinlerinde yaratıyordu.
Behram, kazık gibi dikilmiş organını çıkardı… Dizlerinin üzerinde doğruldu.
İki elinin içini birbirine paralel yapıştırıp, uçlarını çenesinin altına  götürüp tutarak; "Diyalog Hoşgörü felsefemiiizzz; savaşımızaaaa!!!... Karşıtttt !!! olma makla, ses çıkar ma maklas küresel uygulamalarımızıııı hoşş görmeyleeee sınırlıdıııırrrr." diye tane tane bağırdı.
Duyuru sunar biçimli sözleri bitince yeniden Feray’ın bedenine abandı.
Boynunu, omuzlarını, bacaklarını  hafif-sert dişlediğinde, acıyı ve zevki aynı anda yaşatıyordu.
İki farklı sesi tek seste verdi:
"<Eğitim formatımıza uygun yumuşatılanlar, yumuşayanlar kardeşlerimizdir…>"
Bu ne güç?... Bu ne efor?... Bu ne susamışlık?...
Behram, eklem yerlerinin arasında aşırı bir ağrı hissetti. Kemikleri birbirine sertçe sürtünüyor gibiydi.  
 
Feray, her talimata boyun eğen bir savaş tutsağı gibi, Behram’ın etki ve tepkilerine uyumlu karşılıklar vermeyi sürdürüyordu.”
 ………………….
“Fırına sürülen bir et parçası gibiydi... Bir cıs sesi eksikti.
Karanlık bir çukura yarı baygın halde düşmekte olan bir insan gibiydi. Başı derinlerde dolanıyordu...  
 "Aaaaa!!!... Kont!.. Kontes.... Radu… Devşirme… Padişah… Başkan… Osmanlı… Amerika… Kan kardeş… Politika… Eğitim… Küresel sermaye… Şirketler… Ilımlaşma… Terörizm… "
 Bu kez asli sesine benzemeyen seslerle bağıran Feray’dı.  Sanki Behram’dan aldığı seslerin bazılarının kaydedildiği bir cihazdan çıkan parçalı sesler gibiydi.
Bütüncü cümle oluşturmayan, ama tek başına anlamlı sözcükleri birbiri ardına sıralıyordu.
Bu arada orgazm sürüyordu…
Behram ve Feray, doyumun üst tepesine aynı anda yükselerek sarsıldılar.”

Bu alıntılar üzerinden “romanda politik erotizm” irdelemeleri yapmak için zamanımız kısıtlı olduğundan bitiriyorum.

Bakir bir konuya ve kavrama vurgu yaparak, edebiyatın roman türüne bir katkı sunmaya çabaladım.


Çukurova 3. Kitap Fuarı
14.01.2010   

Bahattin YILDIZ


 
« Son Düzenleme: Ocak 22, 2010, 18:48:39 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!