Google Reklamları
Söke Öykü Roman Dergisi Adana Buluşması
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 24, 2012, 11:42:09 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Söke Öykü Roman Dergisi Adana Buluşması  (Okunma Sayısı 1637 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« : Aralık 16, 2009, 20:01:35 ÖS »



Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Şeyda GÜNEŞ
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #1 : Aralık 17, 2009, 14:16:45 ÖS »

Güzel bir etkinkik olacağa benzer... Keşek mesafeler bu kadar ırak olmasaydı, sizleri dinleyebilseydik...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #2 : Ocak 22, 2010, 18:39:23 ÖS »

Söke Öykü Roman Dergisi Adana buluşması gerçekleşti...



Edebiyatçı Güven Pamukçu, öncülüğünde Söke Öykü Roman Dergisi’nin birinci sayısıyla birlikte ilk etkinliğini Adana’da yapıldı.
Edebiyatçı Güven Pamukçu, Adana'da öykü ve roman buluşmasında şunları söyledi; "Söke Öykü Roman Dergisi’nin birinci sayısıyla birlikte ilk etkinliğini Adana’da yapmak şunun için de önemli; Akköy’ü, Söke’yi büyük bir kentle buluşturmak… Bu izlencenin haberi, dergimizi karşılıksız basan matbaanın yayın organı olan Söke Ekspres Gazetesi’nde, Didim’de; Mavi Didim ve diğer yerel gazetelerde çok kez yapıldı. Akköy’deki köy kahvelerine afişi asıldı. İnternet ortamında binlerce kişiye duyuruldu. Şimdi aynı afiş Adana’da da var. Yaşadığım yerlerdeki insanlara “gönül gücü” vermek, yerel tarihini oluşturmak; düşleri gerçekleşen mutsuz bir “düşekicisi” olarak, edebiyat ortamına nitelikli, kalıcı ürünler toplamak için, burada olmak önemli…
Söke Öykü Roman Dergisi’nin İlk sayısının izleği; “Söke’de Öykü, Roman”dı. İkinci sayımız, İstanbul’da Öykü, Roman. Üçüncü sayısının izleği: “Adana’da Öykü, Roman”. Roman, öykünün başkenti olarak gördüğüm Adana’yı; adresi köy fakat merkez dergileri kadar yaygın bir dergiyle edebiyat-sanat belleğine eklemek, belki de geliştirilip, derinleştirilerek bir “ADANA ÖYKÜ, ROMAN ANTOLOJİSİ”ne ön olmak; burada yaşayan, yaşamayan Adanalı edebiyatçılarla sonucu basılı bir kaynak haline gelecek bu izlencede buluşmamızı sağladığı için bir de… …evet, Gökçelik’e bir de, bunun için teşekkür ederim.
Ayrımındaysanız bu sunuşun içinde farklı dergi adları öyle doğal bir sarılışta geçiyor ki; sanki var olan ama unutularak karıştırılmış, “ad”lar gibi… Öyle… Dünyanın tek köy adresli edebiyat dergisi olan Akköy Dergisi, artık dünyanın ilk köy adresli edebiyat dergisidir. Çünkü: 3. sayısını çıkardığımız AKBÜK ŞİİR GEZİ ÇEVİRİ DERGİSİ, SÖKE ÖYKÜ ROMAN DERGİSİ aynı adresten yayınını sürdürüyor. Köy merkezli bu üç dergi ne görsellikleri ne içerikleriyle birbirine akraba… Yazdığım “önyazı”lardaki anmaların dışında farklı bir benzerlikleri yok; adreslerinden başka. Bu, dergicilik tarihinde şimdiden yerini alan nitelikle birlikte tüm dergilerimiz “yayını yönetenler” “eşgücü”yle kotarılıyor. Ne iyi ki:
“Köy dergileridir,” “Kır dergileridir” diye surat eskitmiyorlar bizim dergilerimize. Şunu yinelemek gerek ki; dağıtımı yapılan dergilerden çok yaygınız. Dış ülkelere de posta yoluyla ulaştırdığımız dergiler 1000 adet, bazen 2000 adet basılıyor. Böylece kasaba-köy-merkez buluşmasını sağlayarak: genellikle, 300–500- 1000 adet basılan kitapların yazarına da okur yaratıyoruz, yaşadığımız yerlerde. Bir kişide, yazar ad belleği oluşturmamız, bir kitabın okura ulaşmasıdır ki; 500 de bir, iyi bir orandır, değil mi?
Sevgili arkadaşlar, bu izlenceyi hazırlayan Aysel Gökçelik Yenidoğanay’a, izlencemize katkı sunan dergi yazarlarımızdan şimdi burada olan; Mustafa Emre, Bahattin Yıldız, Mehmet Taşer, İlkay Tuna, Adnan Gül, Demirel Babacanoğlu’ya; bize “mekan”ını açan TAŞMEKAN’ın sahibi Bülent Mühür’e, Akköy Kültür Sanat Edebiyat Turizm ve Geliştirme Derneği  Yönetim Kurulu Üyesi, Akköy-Söke dergilerinin Yazıişleri Müdürü Hatice Gencay, Dernek Denetleme Kurulu üyemiz-Didim Belediyesi meclis Üyesi Özlem Girgin Aydın ve diğer yöneticilerimiz adına teşekkür ederim." dedi.

Kaynak : http://www.sokeekspres.com/Haber/522-soke-oyku-roman-dergisi-adana-bulusmasi-gerceklesti---.aspx
« Son Düzenleme: Ocak 22, 2010, 18:49:52 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #3 : Ocak 22, 2010, 18:43:52 ÖS »










« Son Düzenleme: Ocak 22, 2010, 19:10:37 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #4 : Ocak 22, 2010, 19:17:01 ÖS »

"1995-2010 ADANA’SINDA ROMAN VE ÖYKÜ", "Şiir, Roman ve Öykü…   ", "Politik-Apolitik Duruş…", alt başlıklara sahip "ADANA’DA ROMAN VE ÖYKÜ" ana başlıklı konuşma metnimi, Söke Öykü Roman Dergisinin 3. sayısında yayımlanacağından şimdilik foruma eklemiyorum.
« Son Düzenleme: Ocak 22, 2010, 19:18:45 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Nisa NUR
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 257


« Yanıtla #5 : Ocak 26, 2010, 14:35:11 ÖS »

Böylesi güzide etkinliklerin sanatın beşiği şehirlerden biri olan Adana'da daha da yaygınlaşması güzel olur elbette.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #6 : Mayıs 10, 2010, 11:35:13 ÖÖ »

ADANA’DA ROMAN VE ÖYKÜ


   
Tarihi araştırmalardan elde edilen bilgilere göre, Adana, Yontma Taş Devrinden bu yana yerleşim yeri olmuştur. Verimli toprakları ve coğrafi konumu nedeni ile tarih öncesi çağlardan başlayarak değişik ulusların akınına uğramış bölgede birçok kültürün izlerini bulmak olanaklıdır. Araplar, Selçuklular, Ramazanoğulları ve Osmanlıların (Türkmen ve Yörük Aşiretleri), Göçmenlerin, Ermenilerin ve Kürtlerin yöre kültürünün çeşitlenmesinde önemli katkıları olmuştur. Çukurova kültürünü bu uygarlıkların tuğlalarından oluşturulmuş bir yapı olarak tanımlamak da mümkündür.
Günümüz Çukurovası; yayla, deniz ve ova kültürü ile değişik ses ve renklerinin karışımından yeni bir kent kültürü meydana getirmiştir.
   1930-1940 yıllarında tarıma ve tüketime dayalı sanayileşme ile başlayan sanayi faaliyetleri 1940 yılından itibaren büyük ölçekli fabrikaları doğurmuştur. Adana uzun yıllar altın çağını yaşamış, genel ekonomiye önemli katkılar sunmuştur..
Bu zengin yapı; can güvenliği, eğitim kaygısı, sağlık nedenleriyle ve/veya çoğunlukla geçim sıkıntısı çeken güneydoğu ve doğuanadolu bölgesindeki insanlar için cazibe merkezi olmuş; Adana’nın nüfusu 1950 yılında 117 bin iken 1990 yılında 916 bine ulaşmış, günümüzde ise 2 milyonu geçmiştir. Hazırlıksız yakalanan Adana, çarpık kentleşme, suç oranlarında ki artış, aşırı nüfus yığılması,  gettolaşma, sağlıksız yaşam, düşük eğitim, yetersiz istihdam ve yoğun işsizlik, işportacılık ve sokak çocukları, konut açığı, altyapı yetersizliği gibi sorunlarıyla, kavgalı yaşamını günümüze değin sürdüregelmiştir.
   Kültürel grupların her biri küçük kentlerdeki gibi katı olmasa da kimliklerini nispeten korurken, birbirleriyle olan iletişimlerini ortak kent kültürüyle sağlamaya çabalayacaktı... İstanbul gibi daha büyük kentlerde gözlenmesi zor olan bu durum, Adana için daha kolaycı olacaktı… Üretim araçlarındaki değişim, sosyal yapıdaki dönüşüm, bundan doğan sancılar gibi ana başlıklara sahip, açıklanması uzun sürecek yaşam halleri, zamanının seyrine uygun sanatçıları yaratmakta da zorlanmayacaktı… Kent kültürü; olmazsa olmazı roman ve öyküleriyle ödüllendirecekti gelişiminde payı olan toplumu ve onu oluşturan bireyleri…

ADANA’NIN SAPSARI SICAĞINDA; KEMALLER, GÜNEYLER, İZGÜLER DOĞACAKTI…

İşçi-işveren çelişkisini vurgulayan, kendisi Adana’lı olmamasına rağmen Çukurova’nın yapısından etkilenerek toprak sorunlarını dile getiren, sorgulayan ve bu yönüyle ülkemizde ilklerden biri olan Reşat ENİS’in, özellikle ‘Toprak Kokusu’ romanı o dönem Çukurova’sını daha bir deruni koklatmakta bizlere…
Zalim derebeyin karşısına çıkan İnce Memed; Yaşar Kemal’in eşsiz anlatımlı romanıyla bir kez daha destanlaştırılacaktı yüreğimizde…
Tarımsal üretim, sanayileşme ve kentsel dönüşümü, fabrika ve ırgat işçilerinin yaşamsal kesitlerini Orhan Kemal’in üç boyutlu gözlüğüyle daha net bakan ve görenlerden olacaktık…
Topraksız babanın oğlu Yılmaz Güney, öykülerinde-film senaryolarında örneklediği olaylarla sınıf çatışması kavramını çözümleme uğraşımıza katkı sunacaktı gelişmekte olan düşünsel  dünyamızda…
Mayası Çukurova hamurundan Muzaffer İZGÜ’nün yazdığı mizahi roman ve öykülerle, sosyal çarpıklıklara, bürokratik çıkmazlara, çelişkilere  Leonardo Vinci’nin Monalisa tablosundaki kadın gibi, bir yüzümüzle gülerken diğer yüzümüzle hüzünlenecektik…  

1995-2010 ADANA’SINDA ROMAN VE ÖYKÜ

   1980-1994 dönemi Adana’sı, roman ve öyküde genel sessizliğe büründüğünden 1995-2010 dönemine yer verilmiştir.  
Adana’nın en altın yılları bakırlaşmaya başlayacaktı. Tarım, Sanayi ve Ticaret eski havasında değildi artık…
Tarımsal üretimin durma noktasına geldiği, aralarında kadına-kıza dolananların da bulunduğu toprak ağalarının havasının söndüğü, çiftçiliğin işsizlik gibi algılanmaya başlandığı yaşamsal geçişe; üslubu, anlatım tarzıyla Yaşar KEMAL’i, ismiyle Son Samuray’ı, temasıyla Züğürt Ağa’yı çağrıştıran ‘Son Feodal’ romanıyla gönüllü tanıklık edecekti Zeki YÜCEL…
Kentsel yaşamın ırgatlığı ötelediği, fabrikalara torpilsiz işçi alımının durduğu, işyeri olmayan, iş bulamayanların kaderlerine küstüğü, işportacılık yapanların çoğaldığı Adana cadde ve sokakları kendisine lisan olacak öykücüsünü bulmakta gecikmedi… İşçilik yaptığı dönemin Orhan KEMAL’e verdiği öyküsel gözlem, deneyimin benzerini bir özel okul kütüphanesinde iş buluncaya kadar işportacılıktan geçimini temin eden Zafer DORUK’da yakalayacaktı. DORUK, garibanların, başat sorunu açlık olanların sesi olacak, en verimli -bir kısmı ödüllü- öykülerini bu süreçte yazacak, sonrasında yine bu geçmiş deneyimlerinden yararlanacaktı…
Sıkı bir Adana’lı olan, ama; uzun süredir Ankara’da yaşayan Edebiyatçılar Derneği kurucularından, birçok öykü kitabına imza atmış Özcan KARABULUT, bende her nedense otel odasını, Fransa’nın Paris’ini çağrıştıracaktı, onun adı ve yazdıkları…
Özel nedenlerle birkaç yıl önce Adana’dan başka bir kente taşınan Tuncay DAĞLI’nın edebiyat ortamına sunduğu öykü kitapları, "’zamanla ikinci bir Muzaffer İZGÜ’müz mü olacak ?’ sorusuna olumlu bir yanıt olmaya çabalayacaktı.
Çukurova Edebiyatçılar Derneği kurucularından, öykü yazarı M. Demirel  BABACANOĞLU’nun "O, arkasızların ve hırkasızların yazarıydı, kahramanları sıradan, sade, yaşayan tiplerdi... " diyerek nitelediği 2005 yılında aramızdan ayrılan Turan ALTUNTAŞ’ı; roman ve öykülerinde cinsel ve ruhsal konulara farklı yaklaşımları esas alan, aynı zamanda toplumsal gerçeklerin kökenine inen inceleme yazarı olan geçen yıl kaybettiğimiz Demirtaş CEYHUN’u rahmetle anıyoruz.
 Şair olarak tanınan Salih BOLAT’ın öykü sanatına hediye ettiği 2004 basım tarihli ‘Öykü yazma teknikleri” bu alandaki eksikliği kısmen de olsa doldurmaktadır…
   Öncesini de yaşamış 1980 dönemi gençlerinden birinin bunalımlarını, yerleşik değerlerini kör kuyuya atarak parayı ve aşkı tek değer olarak gördüğü bir yaşama nasılda usulca kaydığını şiirsel bir anlatımla aktaran 2007 basımlı ‘Mırıltılar Kuşağı’ romanının yazarı, aynı zamanda birçok öyküleri de olan Mehmet AK;
   Kırsalı tasvirde Yaşar Kemal’e uzak düşmeyen, klasik anlayışla naif öyküler yazan ve aynı zamanda bir halk şairi olan Bekir DAĞSEVER;
   Adlarını değiştirmiş olsa da, 20.yy. son çeyreğindeki Adana’mızın belirgin mahallelilerine gençlerin gözüyle bakan, o dönemin sosyal yapısından, bireysel ve toplumsal psikolojisinden bize duygusal ezgiler dinletecek olan, okuduğum ve basıma hazır ‘Aşağı Güneşsiz’ romanıyla ve çocuk öyküleriyle Kemal OLCAY;
40 yıllık İcra memurluğu süresince Adana’da gördüğü değişik ortamlardan, olaylardan süzerek, esinlenerek ortaya çıkardığı trajikomik öykülerden bir kısmını topladığı 2009 basımlı ‘İcracı Amca’ kitabının yazarı İbrahim BANLI;
Darbelerin postalları altında ezilen yaşamları, uzun ölümleri, çelişkilerin ve düş kırıklıkların boy verdiği kalabalıklar içindeki yalnızlığı duyumsayacağınız öyküleriyle 2009 basımlı ‘Miş’li Geçmiş Zaman Söylenceleri’ kitabının yazarı İlkay TUNA;
Öykü üzerine bir çok deneme, inceleme yazıları olan aynı zamanda birçok öykünün yazarı Süreyya KÖLE;
   Akıcı, yürekli, içtenlikli, sevgi dolu anlatımını dil ustalığıyla perçinleyen, kent ve emekçi kadınlara, kırsal kesimde yaşayan töre sultası altında inleyen kadınlara ve varoş kadınlarını öykülerinde yer veren, ara sıra erotizmi anlatımlarını vurgulamada aracı koyan  1997 basımlı Ölmeyi ‘Öğret Bana’, 2005 basımlı ‘Kanatılmış Karanfiller’, ve son 2009 basımlı ‘Annemin Aynası’ öykü kitaplarının yazarı Aysel Y.  GÖKÇELİK;
   Son Meyhaneci adlı öykü kitabından sonra, ‘Gasteci’ ve ‘İnokin’ adlı romanlarıyla adından söz ettiren, Torosları, Torosların diliyle yazdığı ‘Haydarı Öldürmek’ ile romanlaştıran içerik olarak klasik roman ilkelerinden uzaklaşmadan Modernist- post-modernist tekniklerle kaleme aldığı ‘Kırmızı Koku’ romanlarıNIN yazarı ve Adana’nın acılı ezgisini, Çukurova’yı ve Torosları, Orhan Kemal ve Yaşar Kemal’den sonra en çok yazan yazar olarak anılmayı hak eden  Çetin YİĞENOĞLU;
    1998 basım tarihli ‘Türk-Ermeni Öyküleri’ kitabının yazarı Ali Ozan EMRE;    ‘Adresini Açık Yaz’, ‘Düşlerim Üşümesin’ öykü kitaplarının yazarı Mehmet TAŞER;
    Uzun yıllar Adana’da yaşadıktan sonra 12 Eylül’ün ardından yurt dışına çıkmak zorunda kalan, askeri darbe, cezaevi ve sürgüne kaçış döneminde yaşadıklarını ‘İki Dikenli Yol’ adlı yeni romanıyla aktaran Lokman ÖĞÜLMÜŞ;
   “Dünyanın Uğultusu,” romanıyla, “İki Deli Derviş”, “Yazyalnızı”, “Herkes Kadar”, “Düğün Birahanesi”, “Gün Ortasında Arzu” öykü kitaplarıyla Behçet ÇELİK,
   “Keman Sesleri”, “Bülbülün sonu”, “Tepedeki Ev” çocuk öykü kitaplarıyla M. Demirel BABACANOĞLU,
   Şebnem Sema TUNCEL, Celal GÜR, İbrahim ALP, Mehmet USLU, Veli CUMA, Halil ÇETİN, Meray SAKAR, Arslan BAYIR, Mustafa EMRE, Hasan Hüseyin ÇABUK, Nihat ZİYALAN, Feryal TİLMAÇ, Alişer AVCI, Ebru KIŞ  Halit GÖKMEN, Özlem ERASLAN ve adı geçmeyen daha niceleri Adana öykü ve/veya roman yazarları olarak karşımıza çıkmaktadır.
   Şiirin yanı sıra, deneme, roman incelemesi ve öykülere yer veren, bir kısmı yayımını durdurmuş olan Tını, Salkım, Şölen, Akdeniz, Aykırı Sanat, A Edebiyat, Lül Sanat, İmgelem, İmgelem Çocukları, BH Sanat, Heves, Yom Sanat, Düzyazı Defteri, Karayazı, Akkapı, Tersakan Toros, Ardıç Kuşu, Kadirli, Özgür Pencere,  114. sayıya ulaşarak rekora koşan Söylem gibi dergileri; kurucuları arasında Adana’da yaşayan İlhan KEMAL, Zeki KARAASLAN, Mehmet AK ve benimde bulunduğum kültür-sanat oluşumu Ötekileriz’e ait www.otekileriz.net, Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneğinin www.ozgurpencere.com web adreslerini Adana’da ve ulusal düzlemde edebiyat ortamını zenginleştiren kazanımlar olarak görebiliriz.  

Şiir, Roman ve Öykü…         

Baskı altındaki toplumlarda olan ülkemizde de olacak ve bunun yansıması edebi ürünlerde de görülecekti…1980 darbesinin kara gölgesinin hala hissedildiği dönemde; kapalı anlatım, imgeci aktarım yönünden münbit olan ve aslında her zaman varolan şiir, başka yerlerde olduğu gibi 2000 sonrası Adana’sında  da iyice şaha kalkacak, öyle ki; nitelikli şiirleriyle İlhan KEMAL, Zeki KARAASLAN, Hüseyin FERHAD, Kusey TANGÜLER, Adnan GÜL, Ersun ÇIPLAK, Aslı SERİN, Mehmet ÖZTEK ve Hasan Hüseyin GÜNDÜZALP gibi birçok şair, yerel ve ulusal dergilere, yazın ortamına damgasını vuracaktı. Bu süreçte, Adana şairlerinin bazılarında Lale MÜLDÜR gibi işi yazdıkları şiir dizelerine ayet demeye kadar vardıracak benmerkezci anlayış oluşmaya başlayacak, birbirlerini yan gözlerle süzen Pagan Tanrıları edasında olanların azımsanmayacak sayıya ulaştığı şiir etkinlikleri yapılacaktı. Verimli şiir ortamında, ‘edebi ürünler, birbirini besler’ den ötelere geçenler olacak, ‘şiirsel dille yazılmayanlarına roman ve öykü denemez’ eleştirisi hassas kulaklara acılı nağmeler olacaktı. Şairlerden bazıları roman, öykü yazmaya soyunacak (soyunabilirler), öykü roman yazarlarından bazıları da şiirsel dili başat koşul görüp tapınacaklardı (tapınabilirler). Modern roman, öykü anlayışının salt şiirsel dille olacağına yönelik düşünceye karşı çekincelerimi saklı tutarak somut örneklerle devam edeyim:
“Şiirimsi roman mı, yoksa; romansı şiir mi demeli?” tartışmasına her zaman açık 2007 basım tarihli YUĞ adlı roman, tanınmış şairlerden Hasan Hüseyin GÜNDÜZALP’ın imzasını taşıyacak ve eleştirmen Ali AKDEMİR’e; “Anarşist duruşlu bir yazar”ı gördüğünü ifade ettirecekti. Oysa, romanda; ‘anarşist  duruşlu bir yazar’ izini  biçim, kurgu anlamında kabullenebilsek bile, Anarşizm’in kural, kurum tanımaz erg reddiyeli felsefesiyle, güç erkinin merkezine romandaki kahramanın (yazarının) oturtulduğu YUĞ romanı çelişir. Öyle ki; Hegel’in idealizmi ile Marks’ın materyalizmi arasındaki kadardır bu çelişki… Evet, ‘Yuğ’ için farklı bir deneme, içinde aykırı soluklar buğulandıran edebi şölen diyebiliriz. Bir de, narsizmin doruklarına dikilen söz bayrağını görürüz bu yapıtta. Ayrıca, toplumsal gerçekçiliğe önem  veren yönünü kitabına aktarmadığının tanıklığını da yaparız yazarın…
Aynı zamanda roman-öykü eleştirmeni de olan Saba Kırer’in 2008 tarihinde yayımlanan ‘Jako’ adlı romanı; tanıtım yazısındaki alıntı da alt başlık açıklamasına uygun örneklerden biri olduğunu kanıtlamaktadır: “Şu anda elinizde tuttuğunuz kitabın her bölümünde Jako'nun suretinin bir parçası açımlanırken, size, şiir, öykü ve roman formlarını bir arada sunuyor. İster roman olarak, ister öykü ya da şiir olarak okuyacağınız bu metin, aşkı, derinliği, dipleri, girdabı edebiyatla yeniden var etmeyi deniyor.”
Toros eteklerindeki güzelim bir köyde çocukluğunun, kent yaşamında yetişkinliğinin anlatıldığı roman kahramanın çevresinde gelişen olayları, olaylar karşısındaki iç seslenişlerini şiirsel anlatımla aktaran  2009 sonu baskılı, birçok şiir kitabına imza atmış Zeki KARAASLAN’ın ‘Çürük Hayat’ romanı da şiirsel roman için örnek verilebilir.  

Politik-Apolitik Duruş…

2000 sonrası Adana’sında, “Sanatta politik düşünce hiç olmamalı” ;  ve hatta “Irak’ta yapılan katliam sanatçıları ilgilendirmemeli, salt kültüre, kültürel varlıklara yönelik katliamı eleştirmeliyiz” düşüncesini taşıdıkları ve bir de bunu açıkça dillendiren bir kısım şair ve öykücülerin de varolacağı, Orhan Kemallerin, Ahmet Ariflerin, Yılmaz Güneylerin kemiklerinin sızlatılacağı bir döneme rastlayacağız…  
Sanat ve sanatsal platformların politikadan ayrışmasının sıkı savunucularından öykü yazarı Bünyamin HAZAR, sanatsal duruşuna ve yaşam felsefesine uygun öyküler yayımlayacaktı; dergilerin bir kısmında…  Genelde iç monologlar tarzında yazılı öykülerinde, bireysel yalnızlığı, endişeyi, hüznü ve aşkı konu edinecek, 2007 basım tarihli ilk kitabı Şekilsiz Korku’su bu rayda öykülerden oluşacaktı…
Ben ise bu görüşlerin karşısına insanlığı, insancıllığı, çağa tanıklığı çıkaran, ‘Dansöz Kıvırmaları’, ‘Istakoz Büyüsü’ ve ‘Kimlik No 666’yı koyacak, farklı bir iz düşmeyi hedefleyecektim:
Politik, sosyal, hukuki, ekonomik yapıların, grupların ve bireylerinin çoğunlukla yozlaştığı, dansöz gibi kıvırdıkları, kurumsal görüş ve düşünce etiketlerinin birbirine karıştırıldığı, 12 eylül, 28 şubat süreçlerinin, Ortadoğu sorunu dinamizminin sürdüğü, bilişim ve internet çağının başladığı bir dönemde yazılan ve bunlara da değinen ekitap olarak yayımıyla Türkiye’de ilklerden, Adana içinse ilki sayılabilecek ‘Dansöz Kıvırmaları’ romanımda; toplumların ve dolayısıyla bireylerin psikolojilerini elinde tutan ulusal düzeyde derin devletin, uluslarüstü Derin Dünya Devletinin uydusu olduğu, okyanus ötesinden atılan bir taşın başka ülkelerde, kentlerde nasıl bir tusunami  oluşturduğunu, artık mücadelenin elektronik ortama ağırlıkla kayacağına işaret ederek, yepyeni kavramlar ortaya koyacak, çağın çok sesliliğine uygun birçok tema ve biçim deneyecektim bu romanımda…
Afganistan’dan sonra Irak’la devam eden Ortadoğu işgalinin başladığı bir dönemde, Irak’ın şer güçlerince ele geçirilmesini savunan bir kısım medyayı; ABD’den aldığı para karşılığı iş çıkaran Körebe Medyasında, bir kısım yazarları, gazetecileri; Özdal ve Cesi’de somutlaştırarak psikolojik savaş lejyonerliğini, lejyonerlerini kıyasıya eleştirirken, Koalisyon güçlerinin uygulamalarıyla; Saddam dönemi Irak’ı ve 12 Eylül Türkiyesi arasında bazı paralelliklere vurgu yapan ‘Istakoz Büyüsü’ romanımda, ‘Dansöz Kıvırmaları’ndaki gibi kapalı, imalı anlatım tekniğini kullanmayacaktım. Bu romanım, A.Ömer TÜRKEŞ gibi önemli roman eleştirmenlerince irdelenecekti…  
Küresel gücün, tüm görüş ve yapıları kendi yararına kullandığı gibi eğitim alanında da bu amaçla hareket ettiği ana düşüncesinden hareketle, ‘Kimlik No 666 ‘yı yazmaya başlayacaktım. Adana’da bulunan hayali; varoluş felsefesi ılımlı İslam olan Zihdar Koleji ile Uluslarası Küremperist Eğitim Birliği arasındaki organik bağ; Osmanlı’nın devşirme sistemi arasında yer yer karşılaştırma yapılırken, Fatih Sultan Mehmet’le çocukluk döneminde onunla birlikte eğirim alan zalim Kazıklı Voyvoda’yla kardeşi Radu, ABD’nin önceki dışişleri bakanı Condoleezza Rice ‘ı çağrıştıran Kontes Princ, olumsuz eğitim enerjisini istem dışı yüklenmiş Behram ve Hacı Bektaş-i Velinin ″Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyi iyidir…″ sözünü temel yaşam felsefesi yapılmış Akil ana karakterlerine yer verilmiştir bu romanda…

                  09.01.2010-Adana-Söke Buluşması
                  Bahattin YILDIZ



---------------

Bu sunumum, Söke Öykü Roman Dergisi'nin Mayıs-Haziran 2010, 3. sayısında, "Adana'da Öykü, Roman" adlı dosya kapsamında yayımlanmıştır.
« Son Düzenleme: Mayıs 10, 2010, 11:44:00 ÖÖ Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Nisa NUR
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 257


« Yanıtla #7 : Mayıs 13, 2010, 10:58:57 ÖÖ »

Kapsamlı bir yazı olmuş. Adana'da öykü roman dendiğinde akla gelebilecekler inceleme dahiline alınmış. Kaynak niteliğinde bir yazı. Kutlarım.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!