cigdemünal
Çiğ'dem
ÖKS Girişimcisi
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 113
Kaçağım, eşkiya aşklar yaşarım durmadan.
|
 |
« : Aralık 03, 2009, 23:53:56 ÖS » |
|
Kokun Öldürür Korkumu
"Her şey ve herkes kayarak duruyordu sanki bana yaz diyordu bir kadın erkek çoktan unutmuş ne kadar sevildiğini - belki sevmeyi biliyordu bir zamanlar karanfiller bile taşımıştı kucağında - çocuk: ah... oyuncak bir trenim olsa...
*** Kapat perdeleri, sesini azalt, coşkunu tut duymasın peygamberler soluğunda titrediğimi belki de benim o kuş tren camlarında bir görüp yitirdiğin belki de kanat vuruşlarımdır içinde uçuşan o sevinç, o ayrılık, o keder gitmekle kalmak arasında çoğalan hüzün yüzümdür belki dolunay...”
Zerrin Taşpınar (Anılarda Şimdi)
Bizim hikâyemizde bir 'o' var. İsmi yok adamın. Ömürlerce beklenilen "O" var yalnızca. Öncesi var elbet... Sonrası da mevcut mutlaka... Tam ortasından başlıyorum onu anlatmaya... Eski bir şarkıyı mırıldanmak gibi... Üstelik sözlerini unutmuşken; ...tralalalaaala... Oluveriyor dilimde.
Kırıldığında bunu söylemeden hissettirmek, ancak sorulduğunda inkâr etmek için sıradan bir yol bulmuştu son zamanlarda kadın. Erken saatlerde konuşmadan yatağına girip, yorganı kafasına kadar çekip, homurtular eşliğinde sevgilisi yanına gelip gönlünü alıncaya dek beklerdi. Bazen de ona sesini duyuracak şekilde ağlardı. Ağlamak kimi zaman içinden gelen bir şey olmamasına rağmen, ağlamak için onun öldüğü anı hayal eder; içinden “beni bırakma! Hayır” diye haykıracağı anı canlandırır sonra tutamaz kendini ve gerçekten ağlayamaya başlardı ya da onu başka bir kadın tenine dokunurken, aldatılmışken, yakalamışken düşünür yine ağlar fakat bu kez ağlamak için kurguladığı hayalden dolayı ona tüm gücüyle kızardı.
O, böyle zamanlarda bir sigara içer, evin içinde tek başınaymışçasına gezinir, elini yüzünü yıkar, ayna karşısında oyalanır sonra yatak odasına girerek kadına sımsıkı sarılır ve susardı. “Neyin var?” diye sormazdı artık. Kadını suskunlukla severdi. Hiç konuşmasınlar sadece aynı evin içinde nadir zamanlarda tesadüfen karşılaşsınlar ve böylece birbirlerini daha çok sevsinler isterdi. O, kadının ‘hep bir adım ileriye’ isteğini iyi bilir ve bundan korkar olmuştu. İlk başladıkları dönemlerde, saatlerce, günlerce, sonsuz an’larca ona anlatmaya çalışmıştı; korkmanın yersiz olduğunu, aceleyle tüketmemeleri gerektiğini ve fakat kadın ısrarla, her an, hep ve her saniye iliklerine kadar sevmek, nefes dahi almaksızın bunu hissetmek istiyordu. Nihayetinde adam, anlatmaktan vazgeçti. Sustu… Kadınında susmasını, sadece susmasını istiyordu. Sıkılmıyordu kadından çoğu zaman keyifle seviyordu kadınını, hayatından gitmesini istemiyordu ama konuşarak, bir şeyler yaparak yaşamak da istemiyordu. Büyü bozulmasın diye yalnızca dokunarak seviyordu. Sarılarak, koklayarak…
Ne var ki böylesi bir sevmek yetmiyordu kadına. Kadın onu hastalığa tutulmuş gibi titreyerek, kıvranarak sevmekten zevk alıyordu kimi zaman. Öyle ki, bazı zamanlar en olmayacak tartışmaların içine sokuyordu adamı. Onun suskunluğunu bozana dek, çıldırtana kadar sürdürüyordu bu bilinçli kavga hallerini. Sırf sonundaki hazzı hissetmek için en mahrem küfürlerini dilinin altında saklıyordu kadın ve böyle kıyamet anlarının en doruk noktasında altın vuruş yaparcasına yayıyordu içindeki bu zehri bir bir sevdiği bu adama.
Adam sabrını yitirip, kontrolünü kaybettiği anlarda kendine gel yapma demek için bile olsa usulca elini sıktıysa, kadını hafif sarstıysa başka bir perde açılıyordu oyun sahnesini andıran odalarında. Kadın çığlık çığlığa ağlamaya başlıyor sevmiyorsun artık beni, incitiyorsun ve hatta bana vuruyorsun sen artık bile diyordu.
O an adamın genzine bir şey düğümleniyor sessizce evden dışarı çıkıyordu. Kadın en başından beri kendi kurguladığı sorunlar yumağının içinde kendisini boğarak hıçkırıklarla ağlıyor ve uykuya dalıyordu. Saatler sonra adam, eve yeniden dönüp kadınının en güzel, en sevdiği halini sarıp sarmalayıp o an’a doyuyordu. Kadın bir daha hiç uyanmasın, kirpiklerinin ıslaklığıyla öylece yanında yatsın, bu aşkı sadece kokusuyla doyursun istiyordu.
Kadının kendince aşklarını bir adım daha yukarı taşımak, birbirlerine daha fazla kenetlenmek için kurduğu bu oyunları her adımıyla ezberine almıştı adam. Ancak her defasında bilmiyormuşçasına şaşkınlık belirtileri gösteriyordu içten içe ve artık yalnızca sessizlikle eşlik ediyordu oyuna.
(…)
Çiğdem Ünal
|