Ekrem
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« : Haziran 14, 2009, 23:40:26 ÖS » |
|
"Ben kendime şair diyemem, bunu başkaları söylemeli," dedi İlhan Berk. Sanıyorum bunu söylediğinde yetmişli yaşlardaydı. Burada biraz soluklanmak gerekli... Demek ki, bu iş çok ciddi. Şimdi al bakalım soruyu; şiir nedir, şair kimdir? İstersen biraz daha ilerilere götür; iyi şiir nasıl yazılır? Bir söyleşide bu sorularla karşılaştım. "Çok zor sordun hocam; biz daha oraları okumadık," dedim, yerim dardı. Bir tesbitle işe başlamak gerekir sanırım; binlerce şairin olduğu bir ülkede, neden şiir kitapları biner adet basılır? Roman, hikaye kitapları çok daha fazla satılıyor ve neden romancı, hikayeci bu kadar az? Sanıyorum yanılgı, şiirin ne olduğunu bilmemekten ya da kolay olduğunu sanmaktan kaynaklanıyor. Yoksa bunca şairi olan bir ülke, dünyaya şiir ihraç ederek zengin olurdu.
Şiir, dünyada en zor yapılan üretimdir. Bunun içidir ki, sadece ülkemizde değil, dünyada da iyi şiir iyi şair azdır. Bu anlamda şanslı sayılırız; yaşadığımız toprakların şiir tarihi, bazı ulusların varolma tarihlerinden daha fazladır. Bu anlamda şiir yazan arkadaşlarıma kimi önerilerim olacak. Hem, söyleşide cevaplayamadığım okuru da cevaplamış olacağım. İki sayfadan uzun şiirini ezbere okuyan bir şair arkadaşa ön sırada oturan şiir sever; " İyi de kardeşim sen bunu neden yazdın?" dedi. Salonda hava buz ama okur haklı. Okurun sorduğu bu soruyu, yazdıklarını toplumla paylaşan herkes öncelikle kendine sormalı. Siz bu soruyu kendinize sorup cevaplayamazsanız, okur bu soruyu soracaktır, kuşkunuz olmasın.
"Ben ne diyorum?" Beni okuyan insanın hayatına ne katıyorum? Benim söylediklerim onun hayatına bir iz düşürebilir m? Onun insani derinliğine katkı sağlar mı? Hissettiği ama sözcüklere dökemediği duyguları, düşünceleri aşikar eder mi? Bütün bunların yanında ,yazdıklarımdan şiirsel bir tad alabilir mi? Gibi, pek çok sorunun cevaplanması gerek. Şiir, sadece güzel, birbirini bütünleyen sözcüklerin bir araya gelmesi değildir. En etkili söylem biçimidir. En dehşetli barış silahıdır. Şiir, diğer bütün söylemler tükendiğinde ortaya çıkar. Yani, bitirilmeden, tüketilmeden, biriktirilmeden şiir olmaz. Gelecekte yine bu konuda yazmaya devam etmek ümidiyle...
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #1 : Haziran 15, 2009, 04:56:15 ÖÖ » |
|
Bir cümleye takıldım. Ne dedirtti düşündürüp, yazayım hemen! Yoksa göçecek..
Demek tarih fazla diye azınlığın elinde kaldı gelecek! Şairinse; ne hikmetse.. azığı hala, yer yer tükenmez..
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 15, 2009, 04:59:14 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
Ekrem
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 15, 2009, 16:56:28 ÖS » |
|
Konuyu kavganın başladığı yerden ve daha genel anlamıyla "Sanat" olarak başlamalıydım diye düşünüyorum. Araya giren mesajdan bunu anlıyorum.
Aslında bu konu çok net anlatımıyla, emperyalizmle insan arasındaki kavgadır ve başlangıcı soğuk savaş yıllarına dayanır.
Bugün ürünlerini veren işin politikası daha o zamanlarda netleşti. Sanat, emperyalizmin başına belaydı ve yerle bir edilmeli onun yerine tüketime yönelik, para kazanılacak şeyler yapılmalıydı.
Kolları sıvayan CIA, Marilyn Monreo Elvis Presley gibi idoller yarattı. CIA'nın kültür-sanat seksiyonunu yöneten Brenda; tabii ki çok para harcadık, diyor. Doğrudur, çok para harcamışlar ve sonuçlarını da almışlardır.
Bu çabanın amacı ekonomik getiriden çok, içi boşalımış "Ben" i yaratmaktı. Buradaki "Ben," birey değildir; egosu şişirilip, içi bireysel çıkar kaygılarıyla doldurulmuş canlıdır. "Ben" in içi " en" lerle doldurulmuştur. En başarılı, en güzel, en özel... Falan markayı giyerseniz özel hissedersiniz! Bizi de her insanın zaten özel olduğunu unutturacak kadar aptallaştırmayı başarmışlardır.
Sanat, genel anlamıyla; insanlığın varoluşundan beri biriktire geldiği insani ve esteteik değerler toplamıdır. Yani, sizden önce varolan bu değerler toplamına yapacağınız katkı sanat ürünü olabilmekte, siz de sanat çı olmaktasınız.
Sarkı, türkü söylemekle, sinemada rol kesmekle sanatçı olunamayacağını ve hatta popüler müzik üreterek sanatçı olunamayacağını bilmek gerek. Örneğin; sezen Aksu bunu biliyor ve söylüyor.
Sanatın yerine böylesi malzemeler koyarak nereye mi varıldı? Irak'ta bir milyon insan öldürdüler ve kimsenin kılı kıpırdamadı. Çünkü, orada öldürülen bir milyon insan sıradan bir bir Amerikalının arbasına koyacağı benzinin beş sent daha ucuz olmasından önemli değildi.
Sanatın ve onun bir dalı olan şiirin, insandan yana hayata taraf olduğunu unutmamak gerek.( Yoksa göçer)
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 15, 2009, 17:42:22 ÖS » |
|
Hoşgeldiniz demeyi unutmuşum dün akşam.. Ya heyecandan, ya heyecanla yazayım derken.. Affedersiniz!. Hoşgeldiniz, diyorum.. Şimdi..
|
|
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 20, 2009, 11:04:36 ÖÖ » |
|
ilgiyle okuyorum.
|
|
|
|
|
Ekrem
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 20, 2009, 20:31:47 ÖS » |
|
Şiir neden önemliydi ve hayatımızın neresine düşerdi...
Bizim gezegende beş bin dil konuşulmakta ve ne yazık ki, her gün, her saat bu dillerden bazıları ölmektedir. O dilleri konuşan insanlar dilsiz kalmaktadır. Düşünün bir, ananızın sizi severken kullandığı dil yok artık...Hayatınızı başka hayatlara tercüme edeceksiniz demektir. "Oyy gidi Karadeniz" i nasıl tercüme edersiniz başka bir dile. Oradaki "Oyy" da saklı özlemi, hüznü, hasreti nasıl çevirirsiniz bir başka dile...
Neden ölüyor bu diller?
".. Bu ölüm o dilde şiir yazılmaz olmasından kaynaklanmıştır. Kuşkusuz Galiçyalı Macias, Kastilyaca'yı (İspanyolca) öne aldığı içindir ki, belki de Galiçya dili ölmeye yatmıştır." (Tuğrul Tanyol/İstanbul şiir Festivali.) Bu konuda Tuğrul Tanyol'un söylediklerine ne eklenebilir ki...
İşte bu anlamda dili genleştiren, güncelleyen ve kalıcı yapan şey şiirdir. Yazıyla çok sonraları tanışan bir toplum olmamıza karşın, dilimizin güzelliği ve derinliğini, Karacaoğlanlara, Yunus Emrelere, Pir Sultan Abdallara; günümüze yaklaştığımızda Ahmet Haşim, Nazım Hikmet ve diğerlerine borçluyuz.
Şiir ölüyor mu kaygısından önce, dil ölüyor mu kaygısını taşımak gerekir. Literatüründe binlerce türkü olan bir dili kıyamete kadar vursanız öldüremezsiniz. Türkçe, Osmanlıca karşısında bile bu sayede ayakta durmayı başarabilmiştir. Sarayın dili, sarayla birlikte çekip gitti ; toprağın dili, toprakla kaldı.
Dil; yaşamın kendi gerçeğinden doğar, özenti taşımaz. Yani dilimiz, içimizden gelen ses değilse bizi ifade edemeyeceği için zaman içinde yok olacaktır.
Bu arada, Osmanlıca yı temel alan Divan Edebiyatı gibi bir ganimeti de reddediyor değilim elbet. Şiirin kendi içindeki müzik yüklemine ciddi katkıları olmuştur.
Kimi entellektuel kesimlerin görmezden geldiği türkülerimiz, kimsenin bizden alamayacağı hazinemizdir. Bunu çok bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Söz dile gelmişken anlatmadan geçemeyeceğim. Televizyon kanallarının birinde (hangisi olduğunu şimdi hatırlayamıyorum.) Star yarışması var. Hangi star yarışması olduğunu da hatırlayamıyorum. (buradaki "star," bizim bildiğimiz "yıldız" anlamındadır.) Osmanlıca- Türkçe sözlüğü yanında taşıyan diva star hamfendi ; " Fevkaladenin fevkinde bir yorum yatınız efendim" dedi, şarkı söyleyen yarışmacıya. Kasıt aranmamalı tabii, sonuçta çok beğendiğini ifade etti diyelim. Diğer juri üyesi müzisyen bu beğeninin ifade ediliş şekli karşısında altta kalamazdı ... "Söylediğinde miskal zerresi kadar hata yoktu" deyi verdi mi? Diva star hamfendi bu yorumu beğenmediği gibi, yerel dille yapılmış bir değerlendirme olacağından bahisle önce sözlüğüne saldırıp " miskal" in anlamını bulamayınca telefonla profesöre bağlandı. Anlı şanlı profesör' umuz; " miskal zerresi" diye bir deyimin olsa olsa yerel, Urfa dolaylarından olabileceğini beyan ettiler. Neyse, uzatmayalım, bu fetvaya göre tartışma diva starın galibiyetiyle noktalandı.
Kendi kültürüne yabancı olmanın en uç örneği diye bu hikayeyi anlattım. Miskal, Osmanlıda kullanılan ve halen Mezopotamya'da kullanılmakta olan bir altın ölçü birimidir. Profesör un bilmediği, Harran Üniversite'si topraklarından gelen müzisyenin bildiği yer burasıydı.
( Bu iş beni biraz zorladı, devam etmek ümidiyle diyelim.)
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Haziran 20, 2009, 21:17:31 ÖS Gönderen: Ekrem »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 21, 2009, 01:33:10 ÖÖ » |
|
Korkirem
Mirza Alekber Sabir-Yavuz Top
Ay Balam Tek Başıma Çıkirem Ben Dağlara Bala Dağlara Bala Dağlara Dağlara Bala Dağlara Yangınlı Volkan Görirem Cin Görirem Can Görirem Mühtelif Elvan görürem Bin Türlü Tufan Görirem Korkmirem Korkmirem Bala Korkmirem
Ay Balam Şafak Vakti Düşirem Ben Çöllere Bala Çöllere Bala Çöllere Çöllere Bala Çöllere Çöllere Bala Çöllere Bin Türlü Elvan Görirem Kükremiş Arslan Görirem Kan yiyen Sırtlan Görirem Cin Görirem Can Görirem Bin Türlü İnsan Görirem Çok Tufan Elvan Görirem Bin Türlü Hayvan Görirem Dalgalı Umman Görirem Cin Görirem Can Görirem Kükremiş Arslan Görirem Kan Yiyen Sırtlan Görirem Dalgalı Umman Görirem Korkmirem Korkmirem Bala Korkmirem
Ay Balam Bu Korkmamazlığım İle Bu Korkmamazlığım İle Vallahi Bala Billahi Bala Tillahi Bala Harda Bir Yobaz Görirem Harda Bir Bağnaz Görirem Harda Bir Softa Görirem Harda Bir Molla Görirem Korkirem Bala Korkirem Bala Korkirem Korkirem Bala Korkirem Kandan Fikirlerinden Riyakar Zikirlerinden Korkirem Bala Korkirem Bala Korkirem Bala Korkirem Bala Korkirem Bala Korkirem Korkirem Bala Korkirem
*** 1 kısım zeyno
tam içinden sessizce mırıldanır geçerken..
-ko beni bu sokakta dile geleyim! -ko beni bu sokakta dile geleyim
O dedi, O dinledi.. O dedi, O dinledi..
Oldu olan sonunda, dayanamayıp emrine uydu.
E İçe gelen dile gelmişse dilediği her sokakta can bulmak can hakkı tabi..
***
güç iş hakkat cebelleşmek güç işler güç yazılarla bir tür değil, bir çok türlü güç ister.
başı sonu fark etmez
eni konu, enli boylu olsun olmasın, her bir iş gibi 'Kolay gelsin' demek de ister..
kısım 2 de zeyno
Çok kolay gelsin.
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 21, 2009, 15:20:29 ÖS » |
|
Öğreticiliğin o sıkıntı veren enerjisinden uzak, okunması hoş bir yazı dizisi olmuş.  Ben de ilgiyle izliyorum, miskal ha...Çok hoştu.
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
Ekrem
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 14, 2009, 23:07:51 ÖS » |
|
"Tire Melahat Aksoy İlköğretim Okulu 3-B sınıfı öğrencileri çektikleri kısa filmle yarışmalara hazırlanıyor."
Umarım bu çocukların yarışma hazırlıkları bitti ve biz de ilk sayfaya başka bir haber asarız.
|
|
|
|
|
Ekrem
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 30
|
 |
« Yanıtla #9 : Haziran 19, 2010, 01:11:46 ÖÖ » |
|
"İyi bir marangoz, bu Cash. Addie Bundren daha iyi bir sandık isteyemezdi içinde yatmak için. Ona güven ve rahatlık verecek bu sandık. Eve gidiyorum, ardımda, keserin Tak Tak Tak larıyla."
Bu dizeleri İlhan Berk, William Faulkner'in Döşeğimde Ölürken adlı kitabından alıntı yapmış, şiirin adı; tahta tabut. Şiirin adı biraz soğuk ama şiir güzel değil mi? Olgun bir insanın ölümü bütün doğallığıyla, sıranın belkide kendisinde olduğunu bilerek kabullenişi... Nasıl bir duygu? Addie Bundren rahat edecek mi bilmiyoruz ama William Faulkner dostu için kaygılanmayacak. Gereken yapılmıştır. Şüphesiz ki, bu duyarsızlık değil; biraz Knuts'un "içimde hem keder hem kabulleniş var," dediği türden bir duygu mu?
" Çiviler büyük geldi Annemin yüzüne değiyor
Söyledim onlara Gökyüzü bu yüzden dışarda kaldı."
Sayfanın gerikalanında bu şiir var. (Sözü ölümden açtıysak devam etmeliyiz.) Çocuğun gözlerindeki ölüm... Başka nasıl anlatılırdı? annesi orada emanet, çiviler yüzünden gökyüzü...
Ve başka bir şair Nazim hikmet " Koridorda sedyede öldü adam/ Bu iş bitti tamam." Bir başka şiirde ".. Gülmek ağlamak bitti çocuğum/ Ve tekrar başlayacak/görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat." Ömrünü bir kavgaya adamış adamın ölümü algılayışı bu da... Sanki, ölüm değilde, enejinin dönüşümü mü? Bir süreklilik mi? Meydan okuma mı yoksa? belki de hiçbiri değil, sadece "Elveda dünya/ Merhaba kainat" Bütün bu kederli işlerden sonra, konuyu Temel'in Fadime'ye yazdığı mektupla noktalayalım "Ölüm allahın emri/ Ayrılık olmasaydı."
|
|
|
|
|
|
Nisa NUR
|
 |
« Yanıtla #10 : Haziran 21, 2010, 13:45:14 ÖS » |
|
Evet, "öllüm" derin bir imge...
|
|
|
|
|
|