Google Reklamları
MAĞMUM / Dize Dergisi - Nisan 2009/ E. BÜLENT YARDIMCI
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 24, 2012, 03:07:42 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: MAĞMUM / Dize Dergisi - Nisan 2009/ E. BÜLENT YARDIMCI  (Okunma Sayısı 716 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« : Mayıs 29, 2009, 17:58:51 ÖS »

MAĞNUM*

E.Bülent Yardımcı


Günümüzde, kitaplaşmış şiir pratiklerinin çok büyük bölümü, şairinin(!) şiir bilgisinden ne denli uzak olduğunun birer kanıtı gibi. Bilgi yoksunluğunun neden olduğu edebi bir kirliliktir giderek egemenleşen. Ne yazık. Tekrar tekrar söylemek gerekiyor; bilgiyle taçlanmamış yetenek - o da varsa - şair olmaya yetmez.
Gönderilmiş onlarca şiir kitabının arasında İlhan Kemal'in "Mağmum" isimli kitabı ilgi çekiciydi. Öz'de sağlam bir duruş, biçim'de bir aranışın sancısını yansıtıyordu kitap. Bazı yanlışlıklarına karşın bütünselliği bağlamında umut vericiydi.
İlhan Kemal, zor okunur bir şiir yazıyor; ama okuru ilk sayfalarda kitabı kapatmaz ve sabırla dizelerin arasındaki yolculuğuna devam ederse, onu yer yer yarattığı güzelliklerle buluşturabiliyor.
"Sis" isimli şiirinin bir dizesinde şöyle sesleniyor:
"yoksa köpüren dalgalar arasında başka yaşamaklar mı kurulur"
Kemal, yaşamak fiilini "yaşamaklar" biçiminde çoğul olarak kullanmış. Fiillerin çoğul kullanımı; yarattığı anlam katmanları bağlamında, bir zenginlik olarak görülmeli. Ama burada, hemen, Halit Asım'ı (1918-1941) anımsamak ve anımsatmak gerekiyor.
Halit Asım, yirmi üç yıl süren kısacık yaşamına "Ömür" isimli bir kitap sığdırabilmiş ancak. "Fal" isimli şirinin bir dizesi şöyle: "kalmak, içimizde gitmekler uçarken"
Asım, neredeyse 70 yıl önce gitmek fiilini "gitmekler" biçiminde çoğul kullanmış. "Mağmum"un ikinci bölümü "Yokşehir" başlığını taşıyor; yine Halit Asım'a döndüğümüzde onun "hayal şehir" isimli şiiriyle karşılaşıyoruz.
Neden üstünde duruluyor bunların; çok mu önemli bu benzerlikler? Elbette değil. Ancak şair, kitabının "B'aşka" başlıklı ilk bölümünde Mevlana'nın çok ünlü bir sözüne yer vermiş, kitabını, çabasını bu sözle özdeşleştirmiş: "Yeni bir şeyler söylemek lazım, cancağızım." Yeni, özetle, her anlamda özgünlük amaçlanmıştır,ama şair, "yeni şeyler" savında daha özenli olmalıydı.
Kemal, her şair gibi sözcüklerle oynamayı onları birbirleriyle vuruşturarak, seviştirerek imgeler yaratmayı, anlam katmanları oluşturmayı, onlarla yeni anlamlar yaratmayı seviyor, sevmeden öte, çabası bu yönde, zaten yazdıklarını şiir yapan da bu. Ama bu güzel ve yararlı çabasında zaman zaman göz ardı ettiği bir şey var; sözcük ekonomisi. Nedense şairlerimizin çoğunda uzun dize, hacimli şiir yazma gibi bir saplantı var. Böyle yazıldığında yazılanın daha ağır, daha oturaklı olacağı filan sanılıyor gibi.
Bir örnek vermek gerekiyor.
"gökkuşağı doğururdu kayalar çok güzel, neden olmasın" (Güneş Saati isimli şiirden)
Gökkuşağı zaten tek başına bir güzelliği yansıtır; bir de onu kayaların doğurduğu düşünüldüğünde bu güzellik bir anlam yoğunluk kazanır. Bunu "çok güzel" diyerek pekiştirmeye çalışmanın sözcük hamallığından başka bir anlamı yok. Bu yetmezmiş gibi şair bir de kalkıp "neden olmasın" diyor. Şaire sormalı. Kayaların gökkuşağı doğurabileceğinden şüpheniz mi var? "Gökkuşağı doğururdu kayalar" dediğinizde şiir adına yapılan yeterlidir ve imge yaratımı bağlamında başarılıdır.
Şiiri düzyazılaştırmaktan özenle kaçınılması gerekiyor. Octavio Paz'ın belirttiği gibi her düz yazı aslında şiir olmak ister.
"Mağmum"un arka kapağındaki şu tümce dikkat çekici: "İlhan Kemal, şiirlerinde sıkı bir sözcük işçiliği uyguladı." Sıkı bir sözcük işçiliğinden söz edebilmenin ilk şartı sözcük seçimlerindeki başarı ve tutarlılıktan geçer. Sözcük diye isimlendirdiğimiz o anlam atomları birlikte hem bir enerji açığa çıkarabilmeli hem de aralarında bir görevdeşlik yaratabilmelidir.
Kemal, ‘vampirzemheri, puşt, pranga, anka, cellat, münehhez, tebessüm, ihtimal, cüzzam, asude, kapris, mahcup, karnaval, ulvi, muhakkak, esrik, malül, muğlak,ketum, kezzap, mesih, çarmıh, mümkün…’ vb. kullanıla kullanıla posası çıkmış, anlam yoğunluğunu yitirmiş, yıpratılmış, anlamada okurun zorluk çekeceği ve günümüz şiirine hiç yakışmayan sözcüklere şiir pratiğinde yer vermemeliydi kanımca.
Ayrıca, "Pembemsi", "Kireç", "Kar'altı" isimli şiirlerinde "tebessüm" ; "Duman Çemberi", "Vira Vira" isimli şiirlerinde "gülümseyebileyim", "gülümsendir"; "Güle Çalışma" isimli şiirinde "dilekler sarhoş", "Sis" isimli şiirinde ise " vaktinde esrikliğimi" diyebilmiştir. Bir kitapta ya hep esrik ya da hep sarhoş; ya hep tebessüm ya da hep gülümseme dersiniz. Sözcükleri farklı yazılışlarıyla bir kitabın orasına burasına serpiştirmek kullanılan dili zenginleştirmez, yalnızca tutarsızlığa, kararsızlığa neden olur.
Dil ve onu oluşturan sözcükler şairlerin elinde neşeli ya da hüzünlü bir oyuncak değil, sürekli yenileşen, gelişen, güçlü bir silah olmalıdır.
Küreselleşerek daha da güçlenen finans-kapital'e karşı biz ve benzeri ülkelerin direniş gücü kültürlerinden gelecektir. Kültürün merkezi de dildir. Ve şairin bu konudaki sorumluluğu her zamankinden daha ağırdır.
İlhan Kemal'in "Restleşi" isimli şiirinden güzel bir kıtayla noktalayalım bu yazıyı.
"ama artık bitti deniz martılarını da sen düşün: oynaşmayız suskularla / çığlıklı dizelerimize sarar da kusarız asırlık yaralarımızı, dilimizde ateş ezeriz / ince sevdalar döşeriz tam ortasına: varolmak defterinin"

*MAĞMUM, İlhan Kemal, Kora Yayın 2006/İstanbul.


----
Dize Dergisi / Nisan 2009 sayısı
« Son Düzenleme: Mayıs 29, 2009, 18:19:24 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #1 : Mayıs 29, 2009, 18:16:29 ÖS »

Bir şiir eleştirmeninin bir eleştirisi için 'şiir eleştirmenlerinin eleştirileri de eleştirilmeli' diyerek kendimce birşeyler çiziktirmiştim yakın tarihte...

Ötekileriz Kültür Sanat Girişiminin kurucu-yöneticilerinden Sevgili İlhan Kemal'in MAĞMUM  adlı şiir kitabıyla ilgili olarak Türkiye'nin iyi şiir eleştirmenlerinden biri olarak tanımlanan Sayın E.Bülent YARDIMCI'nın Dize Dergisi-Nisan 2009 sayısında çıkan ve yukarıya alıntıladığım eleştirisine bir karşılık olan, aynı derginin Mayıs 2009 sayısında yayımlanan Sevgili Zeki Karaaslan'ın "MAĞMUM ODAĞINDA ŞİİRE DOĞRU BAKMAK" yazısını okuyunca, "şiir eleştirmenlerinin eleştirileri de eleştirilmeli" yargıma verebileceğim en güzel örneklerden birini buldum diyerek kendimce alkış tuttum.  

« Son Düzenleme: Mayıs 29, 2009, 18:22:56 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #2 : Mayıs 29, 2009, 18:18:51 ÖS »

ZEKİ KARAASLAN

MAĞMUM* ODAĞINDA ŞİİRE DOĞRU BAKMAK:

Kitabı kaçıncı defa okudum, dolaştım dizelerin sokaklarında bilmem hangi güzden kalma bir sarhoşlukla, unuttum. Ezber ettim bu kitaptaki her bir şiiri. Azdır böyle dönüp dolaşıp okuduğum kitaplar. Kitaplığımın kolay erişilebilir noktasında ayrı bir yer ayarlamışımdır, uzanıp alıvereyim diye bu kitaba da. Daha sayfalar arasına karışmadan insanı kafadan sarsan bir kapak selamlıyor: Başı elleri arasında, yüzü gize ve hüzne gömülü, önünde boş bir kahve fincanı, bir masada tek başına -yalnız mı demeliydim- oturup kalmış biri… Kim o? Bunun hiç önemi yok, belki de şairin karakterini, saflığını, yalnızlığını, iç dünyasını bize sunan bir figür, bir simge, bir imge… Duralım! Daha bitmiyor: Öylesine seçilmiş olabilir mi bu kapak? Hiç sanmam. Tam bir tasarım harikası. Çünkü: Kapakla içerik öylesine örtüştürülmüş ki. O kapalı, o örtük, o hüzüncü yüz şiirlerde vücut bulmuş: Mağmum.
Evet, nicedir bu kitap hakkında yazmak istedim, cesaretimi toplayamadım: Kıymetini ortaya koyabilmekte eksik kalırım, hakkını iade edemeyebilirim diye çekindim. Ta ki Dize’nin Nisan 2009 sayısındaki E. Bülent YARDIMCI’nın Mağmum’la ilgili yazdıklarını okuyuncaya dek: Hani bir özdeyiş vardır “bir hoyrat çıkar, kırar, öpmeye kıyamadığın gülü” der ya, aynen böyle oldu. Neresinden bakarsanız bakın linç duygusuyla kaleme alınmış, objektiflikten ve nesnellikten tamamen uzak karalamalar toplamı, beni yazmaya kışkırtan… Ama Dize gibi iki sayfalık bir dergide yerimiz sınırlı, özetleyelim şerhimizi:
Hemen değinmeli, Mağmum denmesi gerektiği yerde “Magnum” denerek, yazısının başlığının bile yanlış yazılması düşündürücü… E. Bülent YARDIMCI’nın İlhan KEMAL şiiriyle ilgili belirttiği çoğu noktalara katılamadığımı belirtmeliyim: Aslında yazının birçok bölümünde kurnazca bir taktik uygulanmış, Mağmum’daki şiirler olumlanıyor gibi yapılmış, ardından söz dolaylanarak yergiye geçilmiş. Örneğin; “Gönderilen onlarca kitap arasında İlhan Kemal’in Mağmum isimli kitabı ilgi çekiciydi… İlhan Kemal zor okunur bir şiir yazıyor; ama okuru ilk sayfalarda kitabı kapatmaz ve sabırla dizelerin arasındaki yolculuğuna devam ederse, onu yer yer yarattığı güzelliklerle buluşturabiliyor…” denmekte. Burada “gönderilen onlarca kitap” lafı inceden bir mesaj taşıyor: Yazar bizzat kendisi edinmemiş, kitap kendisine gönderilmiş. Şairi ezme duygusu var bu söylemde. Değilse böyle bir ifadeye ne gerek. “Gönderilen” lafını kullanmasan ne olur? “Onu yer yer yarattığı güzelliklerle buluşturabiliyor…” lafında da övgü maskeli, çelme takma gayesi, yahut bir yerlerden çekinme duygusuyla, kendini sağlama alma gayreti var. –Heeeyt n’apıyorsun? dendiğinde verecek cevabı vardır: “yer yer” dedim ya!... Bu tarz yarım ağız ifadeleri geçelim. Bir defasında Gültekin EMRE’de “Mağmum”la ilgili bir yazsında “şair farklı bir haritayı önüne almış gibi” demişti. Burada “gibi”ye dikkat. Şair farklı bir haritayı önüne ya almıştır, ya da almamıştır. Net olsak ne olur. Aslına “şair farklı bir şiir yazmış” diyecek ama ihtiyat payı bırakıyor... Hayır arkadaşlar, artık kimsesizlerin de kimsesi var, zaman değişti. İyinin önünde bent duramıyor.
Devam edelim…
Biiir: Benzetmenin zorlaması bu kadar olur. Neymiş efendim, Mağmum’un şairi bir dizesinin içinde “yaşamaklar” demiş, Halit ASIM‘da (1918-1941) bir şiirinde “gitmekler” demiş. Yani fiillerin çoğul kullanımı konusunda benzeşirlik var-mış… Pes!
İkiii: Halit ASIM’ın bir şiirinin başlığı “Hayal Şehir”miş, Mağmum’un şairi de kitabında bölüm başlığı olarak “yokşehir” demiş-miş….
Tüm bu benzerlikler olmasa imiş “Mağmum”da “yeni şeyler” söylendiğine, her alanda özgünlüğe imza atıldığına dair kani gelinecekmiş de… Bu iki benzerlik, ah!?
Şimdiii; Fiilin çoğul kullanılması her iki şaire de ait bir buluş değildir, birçok yazar ve şair tarafından da kullanılmıştır. Bula bula bu noktadan Mağmum’un şairini yüzde yüz oranında özgün olamamakla itham etmek, özgünlük oranında az da olsa kayma-düşme mevcudiyetinin varlığını savlamaya kalkışmak insaf dahilinde bir tutum değil. “Hayal Şehir”le “Yokşehir” arasında bağlantı kurmaya çalışmak ise kavak ağacında dut yaprağı aramaktır. Bu iki kavram, tanım, sözcük, ad -adına ne dersek diyelim- arasındaki benzerlik yabanıldır. Kaldı ki sözcükler kişilerin tekelinde değildir, öyle olsaydı kimse bir şey yazamazdı. Aslında Halit ASIM’la İlhan KEMAL arasında bir benzerlik var; ikisi de yenilikçi. Şiirleri arasında ise hiçbir benzerlik yok. Halit ASIM ikinci yeninin ilk taşlarını oluşturan şiirler, İlhan KEMAL ise ikinci yeniden tamamen bağımsız yeni ve farklı şiirler ortaya koymuşlardır. Yokşehir imgesine yeniden dönersek, bir başkaldırının kodudur bu. Mustafa FIRAT’ın şairle söyleştiği ve Mühür Dergisinin 13. sayısında yayınlanan “Aşkın ve Hüznün Şairi İlhan Kemal ile Söyleşi” başlıklı o bildiri tadındaki söyleşide bu kod’a dair çözümleme yapılmış, okur aklına takılan çoğu noktalar yanıtlanmıştır. Belli ki, YARDIMCI bu söyleşiyi de okumamış, ya da işine gelmiyor.
Devamla…
Şairin bir şiirinden bir dize cımbızla çekilmiş ve sözcük işçiliği yapılmadığı belirtilmiş, doğru değil. Koskoca bir kitapta bu minvalde bir iki küçük nokta bulunabilir. İyi şeyleri görmemeye şartlandıktan, kalp gözünü kapattıktan sonra güle diken demek çocuk oyuncağı… Fakat sözcük işçiliği noktasında söz söylenecek son şairlerdendir Mağmum’un şairi.
“Pranga, puşt, asude, karnaval, çarmıh, kezzap, ketum, mühim…” gibi eski sözcükleri kullanması eleştirilmiş… Önemli olan kullanılan sözcüğün eski ya da yeni olması değildir. Onu kullanma biçimidir. Kullanılmamış söz mü kalmış dünyada. Yerinde ve uygun biçimde kullanmaz isek en taze sözler bile ihtiyar durur dizelerde. İş herkesin bildiği sözcükleri bilinmedik biçimde örgütleyebilmektir,sır buradadır: Bir sözcüğün çok kullanılıp kullanılmaması ayrıntıdan ibarettir. Şair sözcüğe ruh katan virtüözdür. Bir sözcüğü bir dizede kullanırken kırk türlü halini hesap eder, ölçer-biçer, tartar, onu koklar. Örneğin bir dize içinde “mühim”, bir başka şiirinin bir dizesinde “önemli” demişse mutlaka bir bildiği vardır. Öylesine değildir yaptığı hiçbir şey. O sözcüğün tınısına, dizeye kattığı güce, şiire kattığı iç müziğe… hepsine bakılır. İşte İlhan KEMAL’de şiirinde tüm bunları hesap eden bir sözcük virtüözüdür. Yaptığı hiçbir şey nedensiz değildir.
Bir de, farklı şiirler içinde aynı anlama gelen farklı sözcükler kullanılabilir. Şaire bu noktada yapılan eleştiri de haksızdır. Aynı şiir içinde aynı anlama gelen sözcük kullansaydı şair ve bu eleştirilseydi, denecek bir sözüm olamazdı. Her şiir farklı ve ayrı bir dünyadır. Şair şiirinin birinde “esrik” bir diğer şiirinde “sarhoş” diyebilir. Bu onun sözcüklere gösterdiği vefanın bir yansımasıdır. İlhan KEMAL gibi değerler kolay yetişmiyor. O, şiire farklı bir ruh katan, hayatı ters-yüz ederek sözcüklerle seviştiren, şiirde dize anlayışını yerle bir eden bir başkaldırı ustasıdır… Devrimci romantizmin yeni temsilcisidir… Evet, zor şiirlerdir onunki. Neylersiniz hayat zor, insanlar zor. O şiirimizin genç, özgün, yeni, insancıl ve asi sesidir... Onları ve şiirlerini elbette eleştireceğiz, ama eleştireceğiz, hakkını iade etmekten korkmayacağız da yeri geldiğinde. Neticede ortada paylaşılamayan bir pasta mı var, şiirde para mı var, pul mu var? Yok, hiç biri yok. Öyleyse bu yürek işine baş koymuşlara biraz saygı, lütfen… Anlaşılıyor değil mi?
Aslında “Mağmum” gibi önemli bir yapıta daha farklı bir biçimde eğilmek isterdim, neyse, daha özenli eğilebilmelerim şairin ikinci kitabı “hiç, kimsenin bildiği”ne olsun diyelim.



*Mağmum, İlhan Kemal, Kora Yayın 2006 / İstanbul


-----
Dize Dergisi Mayıs 2009 sayısında yayımlandı.
« Son Düzenleme: Mayıs 29, 2009, 18:21:03 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!