|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #2 : Mayıs 29, 2009, 18:18:51 ÖS » |
|
ZEKİ KARAASLAN
MAĞMUM* ODAĞINDA ŞİİRE DOĞRU BAKMAK:
Kitabı kaçıncı defa okudum, dolaştım dizelerin sokaklarında bilmem hangi güzden kalma bir sarhoşlukla, unuttum. Ezber ettim bu kitaptaki her bir şiiri. Azdır böyle dönüp dolaşıp okuduğum kitaplar. Kitaplığımın kolay erişilebilir noktasında ayrı bir yer ayarlamışımdır, uzanıp alıvereyim diye bu kitaba da. Daha sayfalar arasına karışmadan insanı kafadan sarsan bir kapak selamlıyor: Başı elleri arasında, yüzü gize ve hüzne gömülü, önünde boş bir kahve fincanı, bir masada tek başına -yalnız mı demeliydim- oturup kalmış biri… Kim o? Bunun hiç önemi yok, belki de şairin karakterini, saflığını, yalnızlığını, iç dünyasını bize sunan bir figür, bir simge, bir imge… Duralım! Daha bitmiyor: Öylesine seçilmiş olabilir mi bu kapak? Hiç sanmam. Tam bir tasarım harikası. Çünkü: Kapakla içerik öylesine örtüştürülmüş ki. O kapalı, o örtük, o hüzüncü yüz şiirlerde vücut bulmuş: Mağmum. Evet, nicedir bu kitap hakkında yazmak istedim, cesaretimi toplayamadım: Kıymetini ortaya koyabilmekte eksik kalırım, hakkını iade edemeyebilirim diye çekindim. Ta ki Dize’nin Nisan 2009 sayısındaki E. Bülent YARDIMCI’nın Mağmum’la ilgili yazdıklarını okuyuncaya dek: Hani bir özdeyiş vardır “bir hoyrat çıkar, kırar, öpmeye kıyamadığın gülü” der ya, aynen böyle oldu. Neresinden bakarsanız bakın linç duygusuyla kaleme alınmış, objektiflikten ve nesnellikten tamamen uzak karalamalar toplamı, beni yazmaya kışkırtan… Ama Dize gibi iki sayfalık bir dergide yerimiz sınırlı, özetleyelim şerhimizi: Hemen değinmeli, Mağmum denmesi gerektiği yerde “Magnum” denerek, yazısının başlığının bile yanlış yazılması düşündürücü… E. Bülent YARDIMCI’nın İlhan KEMAL şiiriyle ilgili belirttiği çoğu noktalara katılamadığımı belirtmeliyim: Aslında yazının birçok bölümünde kurnazca bir taktik uygulanmış, Mağmum’daki şiirler olumlanıyor gibi yapılmış, ardından söz dolaylanarak yergiye geçilmiş. Örneğin; “Gönderilen onlarca kitap arasında İlhan Kemal’in Mağmum isimli kitabı ilgi çekiciydi… İlhan Kemal zor okunur bir şiir yazıyor; ama okuru ilk sayfalarda kitabı kapatmaz ve sabırla dizelerin arasındaki yolculuğuna devam ederse, onu yer yer yarattığı güzelliklerle buluşturabiliyor…” denmekte. Burada “gönderilen onlarca kitap” lafı inceden bir mesaj taşıyor: Yazar bizzat kendisi edinmemiş, kitap kendisine gönderilmiş. Şairi ezme duygusu var bu söylemde. Değilse böyle bir ifadeye ne gerek. “Gönderilen” lafını kullanmasan ne olur? “Onu yer yer yarattığı güzelliklerle buluşturabiliyor…” lafında da övgü maskeli, çelme takma gayesi, yahut bir yerlerden çekinme duygusuyla, kendini sağlama alma gayreti var. –Heeeyt n’apıyorsun? dendiğinde verecek cevabı vardır: “yer yer” dedim ya!... Bu tarz yarım ağız ifadeleri geçelim. Bir defasında Gültekin EMRE’de “Mağmum”la ilgili bir yazsında “şair farklı bir haritayı önüne almış gibi” demişti. Burada “gibi”ye dikkat. Şair farklı bir haritayı önüne ya almıştır, ya da almamıştır. Net olsak ne olur. Aslına “şair farklı bir şiir yazmış” diyecek ama ihtiyat payı bırakıyor... Hayır arkadaşlar, artık kimsesizlerin de kimsesi var, zaman değişti. İyinin önünde bent duramıyor. Devam edelim… Biiir: Benzetmenin zorlaması bu kadar olur. Neymiş efendim, Mağmum’un şairi bir dizesinin içinde “yaşamaklar” demiş, Halit ASIM‘da (1918-1941) bir şiirinde “gitmekler” demiş. Yani fiillerin çoğul kullanımı konusunda benzeşirlik var-mış… Pes! İkiii: Halit ASIM’ın bir şiirinin başlığı “Hayal Şehir”miş, Mağmum’un şairi de kitabında bölüm başlığı olarak “yokşehir” demiş-miş…. Tüm bu benzerlikler olmasa imiş “Mağmum”da “yeni şeyler” söylendiğine, her alanda özgünlüğe imza atıldığına dair kani gelinecekmiş de… Bu iki benzerlik, ah!? Şimdiii; Fiilin çoğul kullanılması her iki şaire de ait bir buluş değildir, birçok yazar ve şair tarafından da kullanılmıştır. Bula bula bu noktadan Mağmum’un şairini yüzde yüz oranında özgün olamamakla itham etmek, özgünlük oranında az da olsa kayma-düşme mevcudiyetinin varlığını savlamaya kalkışmak insaf dahilinde bir tutum değil. “Hayal Şehir”le “Yokşehir” arasında bağlantı kurmaya çalışmak ise kavak ağacında dut yaprağı aramaktır. Bu iki kavram, tanım, sözcük, ad -adına ne dersek diyelim- arasındaki benzerlik yabanıldır. Kaldı ki sözcükler kişilerin tekelinde değildir, öyle olsaydı kimse bir şey yazamazdı. Aslında Halit ASIM’la İlhan KEMAL arasında bir benzerlik var; ikisi de yenilikçi. Şiirleri arasında ise hiçbir benzerlik yok. Halit ASIM ikinci yeninin ilk taşlarını oluşturan şiirler, İlhan KEMAL ise ikinci yeniden tamamen bağımsız yeni ve farklı şiirler ortaya koymuşlardır. Yokşehir imgesine yeniden dönersek, bir başkaldırının kodudur bu. Mustafa FIRAT’ın şairle söyleştiği ve Mühür Dergisinin 13. sayısında yayınlanan “Aşkın ve Hüznün Şairi İlhan Kemal ile Söyleşi” başlıklı o bildiri tadındaki söyleşide bu kod’a dair çözümleme yapılmış, okur aklına takılan çoğu noktalar yanıtlanmıştır. Belli ki, YARDIMCI bu söyleşiyi de okumamış, ya da işine gelmiyor. Devamla… Şairin bir şiirinden bir dize cımbızla çekilmiş ve sözcük işçiliği yapılmadığı belirtilmiş, doğru değil. Koskoca bir kitapta bu minvalde bir iki küçük nokta bulunabilir. İyi şeyleri görmemeye şartlandıktan, kalp gözünü kapattıktan sonra güle diken demek çocuk oyuncağı… Fakat sözcük işçiliği noktasında söz söylenecek son şairlerdendir Mağmum’un şairi. “Pranga, puşt, asude, karnaval, çarmıh, kezzap, ketum, mühim…” gibi eski sözcükleri kullanması eleştirilmiş… Önemli olan kullanılan sözcüğün eski ya da yeni olması değildir. Onu kullanma biçimidir. Kullanılmamış söz mü kalmış dünyada. Yerinde ve uygun biçimde kullanmaz isek en taze sözler bile ihtiyar durur dizelerde. İş herkesin bildiği sözcükleri bilinmedik biçimde örgütleyebilmektir,sır buradadır: Bir sözcüğün çok kullanılıp kullanılmaması ayrıntıdan ibarettir. Şair sözcüğe ruh katan virtüözdür. Bir sözcüğü bir dizede kullanırken kırk türlü halini hesap eder, ölçer-biçer, tartar, onu koklar. Örneğin bir dize içinde “mühim”, bir başka şiirinin bir dizesinde “önemli” demişse mutlaka bir bildiği vardır. Öylesine değildir yaptığı hiçbir şey. O sözcüğün tınısına, dizeye kattığı güce, şiire kattığı iç müziğe… hepsine bakılır. İşte İlhan KEMAL’de şiirinde tüm bunları hesap eden bir sözcük virtüözüdür. Yaptığı hiçbir şey nedensiz değildir. Bir de, farklı şiirler içinde aynı anlama gelen farklı sözcükler kullanılabilir. Şaire bu noktada yapılan eleştiri de haksızdır. Aynı şiir içinde aynı anlama gelen sözcük kullansaydı şair ve bu eleştirilseydi, denecek bir sözüm olamazdı. Her şiir farklı ve ayrı bir dünyadır. Şair şiirinin birinde “esrik” bir diğer şiirinde “sarhoş” diyebilir. Bu onun sözcüklere gösterdiği vefanın bir yansımasıdır. İlhan KEMAL gibi değerler kolay yetişmiyor. O, şiire farklı bir ruh katan, hayatı ters-yüz ederek sözcüklerle seviştiren, şiirde dize anlayışını yerle bir eden bir başkaldırı ustasıdır… Devrimci romantizmin yeni temsilcisidir… Evet, zor şiirlerdir onunki. Neylersiniz hayat zor, insanlar zor. O şiirimizin genç, özgün, yeni, insancıl ve asi sesidir... Onları ve şiirlerini elbette eleştireceğiz, ama eleştireceğiz, hakkını iade etmekten korkmayacağız da yeri geldiğinde. Neticede ortada paylaşılamayan bir pasta mı var, şiirde para mı var, pul mu var? Yok, hiç biri yok. Öyleyse bu yürek işine baş koymuşlara biraz saygı, lütfen… Anlaşılıyor değil mi? Aslında “Mağmum” gibi önemli bir yapıta daha farklı bir biçimde eğilmek isterdim, neyse, daha özenli eğilebilmelerim şairin ikinci kitabı “hiç, kimsenin bildiği”ne olsun diyelim.
*Mağmum, İlhan Kemal, Kora Yayın 2006 / İstanbul
----- Dize Dergisi Mayıs 2009 sayısında yayımlandı.
|