Hakan Kartal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 71
|
 |
« : Nisan 14, 2009, 02:25:50 ÖÖ » |
|
Şiirin sadece anlık döküm ol(a)mayacağı gerçeğini maalesef anlatamayacak kadar meşgul ülkemizin şatafatlı, isim yapmış edebiyatçıları. Dergilerde ahbap-çavuş ilişkileri, şiir dinletilerinde kadın-erkek cinsiyet avcılığı var iken, bizler burada sadece şiir okuyan, konuşan, "insan" olmanın ağırlığını seyircisiz bir ortamda sessizce kotaran topluluğuz.
Ben Ötekileriz bünyesinde bulunduğum ilk zamanlardan beri sessiz bir okuyucuyum. Kavgaların, bağırışların ortasında büyütmek istemediğim değerli bir zamanım var. Hepimizin zamanı kıymetli biliyorum. Ama bakıyorum ki yaşamın her yerinde olduğu gibi edebiyatta da bağıran kıymetli. Değer yargılarının ayaklar altına alındığı, günden güne teknolojinin esaretine daha da sarılan, sanatı, edebiyatı ve elbette şiiri önemsemeyen kalabalıklar çoğalıyor. Yazık!
Şair kimliğinin sessizliğin anahtarı olduğunu, şair'in aslında yeryüzündeki tüm sessiz kalışları dudaklarını ıslatmadan o kalabalıkların beceremediği isyanı tek bir dizeye sığdırarak, cesareti, özgürlüğü temsil ettiğini çok az topluluk görebiliyor.
Şimdilerde ucuz manifestolar, birbirini taklit etmeler, kişiliğe saldırmalar "şair" olmak demekse, şiirin emekçilerinin sessizliğini anlamalıyız. Şiirin yaşamın içinde en sessiz kalınması gereken yer anlamını tekrar kazanması için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız. İyi şiir, kötü şiir ayrımlarında bulunmayı "kıymetlilik" olarak nitelendiren tüm kişileri burada ayıplıyorum. Ve ekliyorum...
Şiirin insanlara ulaşmakta bir araç olarak kullanan, şiiri cinsiyet ayrımlarıyla o kalabalık masalarda bilinçsizce peşkeş çeken, özellikle sanal ortamda alınterini gasp eden tüm insanları lanetliyorum.
Sevgili İlker İşgören'in çok sevdiğim cümlesini de son söz olarak kabul edin.
Şiireısmarlıyorum sizi.
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #1 : Nisan 14, 2009, 04:07:02 ÖÖ » |
|
Can sıkıcı hiç bir şey yokken ortada!! Ne bu feveran?!! Doğru mu yazdım acaba ''feveran''ı? Ama tabii yok dimi dönüp hiç birimizde önümüzdeki yanlışa bile bakacak zaman.. Hal mi yok yoksa?? Neyse ne! Aman...
O zaman sana; bana gibi tıpatıp.. Şiirşiir Sevgili Şairim Hakan.
|
|
|
|
|
Hakan Kartal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 71
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 21, 2009, 18:55:20 ÖS » |
|
İlla bir olayı mı beklemeli bir şeyler konuşmak için. Hayat kurşunlaştıkça hafif zannetmeleri, pembe portreleri sıralamak hangi şiiri kurtarır o istediği yalnızlığından. Ki; kalabalıkları sorgulamadan yazılıyor şiir. Kalabalıkların kalbine dokunmak için, dokunulmadan yürümeyi, denizin bile unuttuğu kıyılarda. Sorgularla, diktelerle, salt kişiliklerin üstüne yağmur gibi yazılacaksa, hiç yazılmasın şiir.
Yazılmasın elbet, kimsesiz çocuklar varken, savaşlar varken, açlık varken, insanlık dışı zalimlikler ürüyorken bu dünyada, yazılmayıversin elbet!
Yaşadığımız coğrafyada "şair" kimliği sisli sokakların efendisi, pencerede beklenen güvercinlere giydirilen beyaz, uzaklığın temsiliyeti oldukça, halk kavramına inememeyi başka sebeplerde aramamalıyız. "Ben yazdım, anlamıyor" diyebilmek için, geldiğin yeri unutmayı seçenek yapacaksan, şiir seçmeyi, şiiri, şair'i seçmeyi bir ünvan göreceksen, "neden" yazıyorsun diyebilecek yürek, dimdik durmayı kavrayabilecek bir beyin var mı diye soracaklar bir gün sana, illa!
Kimseye demiyorum bunu, ama herkese söylüyorum. Söylemek yetmese de, almayı bilen olmak için çabalıyorum en azından, anlatabilmeyi öğrenmeye çabaladığım kadar.
...Şiirle.
|
|
|
|
|
Hakan Kartal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 71
|
 |
« Yanıtla #3 : Eylül 18, 2009, 00:44:59 ÖÖ » |
|
Şiir Ve Şair Kimliği Üzerine Düşünceler I
Edebiyatın günümüz Türkiyesinde topluma gittikçe uzaklaştığını söyleyerek başlayacağım sözlerime. Hepimiz farkındayız ki, Türk insanı gözüne sokulmadıkça, gündemine gelmedikçe hiç bir yazınsal dokümanı ya evine sokmuyor, ya da süs bitkisi olarak değerlendiriyor kütüphanesinin üst raflarında. Bunları söylemek ne kadar zor geliyor değil mi? Evet zor. Çünkü bu gerçeği söyleyebilme cesaretine sahip olmayan edebiyat dinozorlarının ağzına bakarak yaşıyoruz şu canım memlekette.
Nedir derdimiz? Neyi anlatamıyoruz? Neden ve nasıl kabullenebiliyoruz bu kadar fazla aksaklığı ve edebiyat gemilerinin dibe vuruşunu? Anlaşabileceğimiz, orta yolunu bulabileceğimiz bir olgu mudur edebiyat? Bir mal mıdır? Paraya, ödüllere, alkışlara bu kadar yakıştırdıktan sonra dönüp hangi aynada kendi elimizi sıkabiliriz, düşündünüz mü bunu? Bunlar soru değil, gerçek. Gerçeklerin cevapları reel birime dayalıdır, varsayımlara değil. Ama biz varsayımları dikte eden, çoğulluğun içinde azınlık kalabilecek, yerinde saymalarına alkış isteyenlerin küçük parmaklı çocukları gibi davranıyoruz. Hepimiz suçluyuz, eksiksiz hepimiz.
Biliyorum ki sessizliğinin incitilmesine rıza göstermeyen bir çoğunluk var. O dingin odada binlerce sözcükle uyuyan, susan, susayan, şiir adamı var. Konuşsalar, sözlerini anlayamayacak, kavrayamayacak sahnenin ışıklı tarafındakiler, biliyorlar. Çünkü, edebiyatın her sokağı kan, her sayfası yırtılmış, değiştirilmiş İncil yaprağı. Şiir seçicilerinin belirlediği yıllıkların tamamına yakının ahbaplarla, gecelik ilişki müsveddeleriyle doldurulduğunu haykırabilecek birileri var amma, illa! Hak edilişin, alın terinin anlamlarını değiştirmeye cüret eden kim varsa, kendi karanlığının fitillerini ateşlediğini bilmeden, bu sessiz tanıkları görmeden, bir telefonla yazdırdıkları şiirimsileri sahneye koyacaklar daha da. Koysunlar, alınlarının ortasına Nazımdan, Orhan Veliden, Yahya Kemalden, Asaf'dan, daha o şatafatlı sahnelerinden inemeden çırılçıplak gerçeklerle yiyeceklerini göre göre koysunlar.
İstiklalde turlayıp, akşamları şiir dinletilerinde boy gösteren ar, şarap düşkünü tayfa, hangi dergide kime yanaşacağını çok iyi biliyor. Burada maalesef demeyeceğim. Uygunsuz bir trenin katarları gibi denizi kirletemeden dökülecekleri bir kumsalları elbet vardır, dökülsünler. Nerede bir tartışma, nerede bir kavga orada bitiyor bu ayrıksı ot benzeşleri.
Şiiri sisli sokakların sahiplerine yazdıracaklarsa, şair kimliğini uzak bir adamın görünmeyen yüzünde sabitleyeceklerse boşuna uğraşıyorlar, boşuna kıvranıyorlar. Zaten toplum böyle bir düşüncenin esiriyken, şairi şiirin önünde kabul etmişken, öksürse şiir yazdılarla avunurken bunları yapmaya ne hacet!
Bu yazdıklarım belki kimsenin işine gelmeyecek kelimelerden ibaret. Ama inanınız ki yaşadıklarımdan binlerce kesidin ortalamasına denkler sadece. Bir kaygım var ise bundan sonra ve öncesindeki gibi şiir ve edebiyat adına olacak. Başka bir diyeceğim yok da demeyeceğim, elbette var. Devam edeceğim. Şimdilik eyvallah.
Şiire kalın.
Hakan Kartal (İzdiham Dergisinden alınmıştır.)
|
|
|
|
|
Hakan Kartal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 71
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 19, 2009, 01:05:40 ÖÖ » |
|
Şiir Ve Şair Kimliği Üzerine Düşünceler 2
Ülkemizin tüm yörelerinde özellikle yaz aylarında düzenlenen festivallerde şiirin ve edebiyatın gittikçe yer aldığını gözlemliyorum. Şimdiye kadar çok fazla iştirakım olmadı. Sadece Balıkesire bağlı Akkuyu beldesinde geçen sene düzenlenen 1. Zeus Şiir Şenliğine kardeşim kadar sevdiğim bir şair için gittim. Yüksek ihtimal bu gideceğim son festival olacak. Orada yaşadığım herhangi bir sorun olduğundan değil. Bu en iyi görüntüsü bile olsa böyle kalabalıkların, yine de en iyi ihtimalin bile içinde olmayı şiir adına kabul edemeyeceğim içindir.
Düşünün ki bir şair yıllarını edebiyata adamış, insanlar yetiştirmiş, toplumda kimliğini eksiltmemiş olsun. Dergilerde uzunca yazıları, şiirleri, düşünceleri basılsın. Lakin yazdıklarını okuyan zümrenin ondan istekleri olmalı. Şiirin ve edebiyatın verdiği şöhretle daha çok onların kucağında yaşamalı elbette! Yoksa bu çarkın içinde nasıl yaşayabilir ki?
Bir söz var, ilk ben söyleyeyim. Uzun ama.
" Eğer şair olmak istiyorsan, insanların gözlerine değil, ovuşturdukları avuçlarına sıkıştıracaksın kelimelerini. Önce senin yüzünü görecekler, sana dokunacaklar, Şiir gecelerinde boy göstereceksin, bir pipo, bir şapka-illa solcu ibareler taşıyacak ama-, koltukaltlarının birinde Cumhuriyet gazetesi olacak, İnancın olmayacak, Karl Marks senin tanrın olacak, Materyalist bir yüz ifaden olacak, ve ve ve yazdığın her şiir gece yatağını dolduracak. Artık insan kazanmanın anlamı da değişecek, değiştireceksin elbette, şair değil misin! "
Doğru zamanların ve doğru sözlerin insanı olmak için yaşayan çok az insan tanıyorum edebiyatın içinde. Eğer çok kişi tanısaydım o gün şiirden ve hayattan el çekerdim. Şiirin çok kalabalığa tahammülü olmayan bir yapıya sahip olduğunu, her sevişmeyi bir şiire dönüştüren, içkiyi şiirin damarı bilen güruhların varlığını bildikçe, gördükçe çaresiz çırpınışlarını, daha da sımsıkı kavrıyorum edebiyatın dar kıstaslarını.
Sözümün başında bahsettiğim festivallerde şiirin ve edebiyatın bir süs bitkisine dönüştürülmeden kotarılmasını dileyeceğim, eksik kalacak söz. Keşke diyeceğim, keşke şiirin sessiz yapısını bozguncu zihniyetlerden koruyabilecek kadar bağımsız olur şiir yazıcıları. Birbirlerini yüceltip, el etek öpmelerini şiirin çatısı altında yapmalarına mana yükleyen, alkış tutan edebiyat(çı)severlere de bir gün türk şiiri nereye gidiyor diye sormayacak bile zamanın gerçeklerle ördüğü şiir tarihimiz.
Öyle ya, insanoğlunun affettiği sapkınlıklar ve defolu sözümona düşünce devrimleri ve devinimleri teknolojiyle yoğrulup basit sonuçlamalarla bir edebiyat ganimeti gibi tekrar tekrar servis edilmiyor mu önümüze?
Soruyorum;
-neden yazıyoruz?
- hangi şiir baronlarının hegamonyasını ve çürük öngörülerinin tamamlayıcısı ya da yardakçısıyız, farkında olmadan?
-şiiri bir sır değil de, teslimiyet gibi algılayan, algılatan, öne süren bu güruhların hükümranlıkları hangi zaman dliminde son bulacak, bunun için çabalıyor muyuz?
Sonraki yazımda bu cevapları irdeleyeceğim. Şiirekalın.
(İzdiham'dan alınmıştır.)
|
|
|
|
|
|