serkanturk
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 23
|
 |
« : Nisan 14, 2009, 00:09:04 ÖÖ » |
|
Bir Oyun: İş İşten Geçmeden
Televizyon hemen hemen her evin içinde başköşeye kurulmuş bir büyükbaba, büyükanne gibi hayatımızda. Ekrandan yansıtılan her kare görüntü bize yeni dünyalar kazandırır mı bilemem. Elimizdeki teknolojiyi ve imkânları kullanarak sayısız bilgiye ulaşabilmemizin mümkün olduğu bir dünyanın var olduğu gerçeğini görmezden gelmek pek mümkün değil. BBC’de devam eden bir programın varlığını Elif Şafak’ın gazetedeki köşesine taşımasıyla öğrendiğimi söylemeliyim. Birkaç senedir televizyon hayatımda esas işlevini görür oldu. Yalnızca bazı haber programlarını takip ediyorum. Burada kendi televizyon kültürümden bahsedecek değilim. İngiltere’nin çeşitli kentlerinde yaşayan İngilizler evlerinde bulunan eski eşyaları bu program aracılığıyla müzayedeye getirip uzmanlara gösteriyor hem de tarihlerini öğrenme fırsatını yakalıyorlar. Ülkemizde bu tür bir program önümüzdeki günlerde yapılabilir mi bilemiyorum. Ama programdaki insanların aile hikâyelerini öğrenmek için çaba göstermelerini anlamlı buluyorum. Yeterince kendi geçmişimizle yüzleşmediğimiz gerçeğini gözler önüne sermesi açısından bu program örnek teşkil edebilir. Aile kökenlerini merak eden, araştıran kaç kişi var acaba aranızda? Dedesinin dedesinin nerede doğduğunu ve yaşadığını kaç kişi biliyor? Hangi işlerde çalıştığını, neler sevdiğini? Geçmişimizi çok merak ediyor olsak, tarih üzerine yazan bazı araştırmacılarımızın kitaplarının çok satması gerekmez miydi?
“Dünya nereye gidiyor kardeşlerim” demiş miydi hiçbir şair bilinmez ama giderek birbirine yabancılaşan bir toplum olacağımızı bugünden kestirmek mümkün. Yirmi yıl sonra bugünkü aile tablomuzdan geriye hangi görüntüler kalacak acaba? Bayramlarda, özel günlerde birbirini arayan ailelerden, senede bir babasını ve annesini görmeye gelen çocuklardan kim şikâyetçi olabilecek. Yaşam koşullarının giderek zorlaştığı dünyamızda sürdürülmeye çalışılan ilişkiler giderek pamuk ipliğine bağlanacak ve ansızın kopacak. Büyük kentlerde yaşam mücadelesi veren insanlarımız doğdukları kasabaları rüyalarında görünce bile mutlu olacak. Belki bahsini ettiğim televizyon programındaki gibi eski bir şal, deden kalma tütün tabakasıyla geçmişin tozlu anılarını hafızamızda diri tutmaya çabalayacağız. Babamızın yaşadığı köy, annemizin bize sancılandığı harman yerleri çocukluk anısı olmaktan öteye geçemeyecek.
Trabzon Sanat Tiyatrosu’nun Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde Pazartesi ve Cuma akşamları saat 20:00’de sahnelediği İş İşten Geçmeden adlı oyun benzer bir konuyu irdeliyor. İş İşten Geçmeden adlı trajikomik oyunda aslında toplumumuzun hiç yabancı olmadığı sorunlar işleniyor. Bir tarafta köyde yaşamını zorlukla sürdüren anne ve baba, diğer tarafta okumuş büyük şehirlerde önemli mevkilere gelmiş çocuklar ve onların lüks içindeki yaşamı. Aileden aldıkları bir telgraf sonucunda köye dönen çocuklar beklemedikleri bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalırlar. Köyde kaldıkları iki gün sonunda baba evini yağmalayıp kentteki yaşamlarına dönerler. Gerideyse gözü yaşlı büyükler ve anılar kalır.
Trabzon’da özel tiyatroların varlığından bahsederken, 16 yıllık geçmişiyle özel bir yere sahip olan Trabzon Sanat Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmenliğini Necati Zengin yürütüyor. Anadolu’nun küçük kentlerindeki özel tiyatroların oyuncu seçiminde yaşadığı genel sıkıntılar Trabzon Sanat Tiyatrosu’nda da yaşanıyor sanırım. Bu oyunun oyuncu seçiminde yeterince titiz davranılmadığını düşünmekle birlikte özellikle Songül Nadir, Süleyman Sırtkaya ve Nursel Çeliktürk’ün performanslarını beğendiğimi söyleyebilirim. Gürcü yazar Otia İoseliani’nin yazdığı, Varlam Lali Nikoladze’nin çevirip yönettiği iki perdelik oyunda on iki oyuncu rol alıyor. İş İşten Geçmeden adlı oyun bugünlerde Türkiye’nin başka kentlerinde de tiyatro meraklılarıyla buluşuyor.
Serkan Türk
|