|
Oresay
|
 |
« Yanıtla #18 : Temmuz 04, 2009, 01:13:46 ÖÖ » |
|
Genel Sekreter Bay Teflon Tava İçin Dedikodu
- Ben, o büyülü gücün etkisi altında durup dinlenmeden yeniden anlam biçenim. Anlamsızlık da anlamın isyan yüzü değil mi? Kalem elimden düştüğü an, yazılı olanın anlamı dışarıya kapanır. Bu durumu kendisine kaç kere belirttim. Ama o tekdüze, bildiğini okuyor.
- Hayal gücünün oyunlarıyla kendine parlayan bir ışık yakarak, yarattığın objeler üzerinden dikkat çekmeye çalışıyorsun.
- Ne ilgisi var, sen de giderek ona benziyorsun. Oldum olası bu adamdan hoşlanmıyorum. Sinir oluyorum bu nohut kafalı herife. İddia ediyorum: Bu herif doğduğunda, zamanın ve mekânın kırbacı sevinçle üzerinde şaklamaya başlamış. Yaşam, ne kadar hayal kırıklığı varsa getirip bunun önüne koymuş, benliği örselenmiş bunun.
- Kendini rahatlatan cümleleri peş peşe sıralaman seni haklı çıkarmaz.
- Güldürme beni. Bunun yaşamında rüzgâr dinmiş. Bu, başka bir dünyanın insanı. An geliyor, bir yanardağ gibi sessiz yaşıyor zamanı. An geliyor, bir yanardağ gibi püskürtüyor geçmişinin acılarını. Gelgitlerin rutin bekçisi.
Bir gün buna dedim ki: Arayın bakalım kendinizi bulabilecek misiniz bu fırtınada. Yağmur için bulut olmak gerekli. Şaşırdı, afalladı, yutkundu! Bu, aynada kendini göremeyen tiplerden. Hep başka bir yüze bakıyor. İnanmıyorsun ama bu karanlık bir oda, belki yalnızca siyah beyaz bir fotoğraf. İyi bilirim bunun gibileri. Bunlar, bir pencere önü yalnızlığıdır. Bir iğde dalında asılı kalmış bunun çocukluğu. Kocaman bir yürek yanılgısı, döngüye yakalanmış bir suskunluk, belki de ölü bir şehir, renksiz bir gece yolculuğu. - Bir yerde yanlış yapıyorsun gibime geliyor.
- Nerede?
- Bence bir sorun var?
- Sorun nerede?
- Sorun: Bu eleştirinin içinde hepimizin olması. Hepimiz bu sürecin içindeyiz. Galiba ondan bir farkımız yok.
- O, sıradan işte. Yalnızlıktan alınmış bir sıra numarası, o kadar.
- Söylem farklılığı niteliği belirler mi? Nitelik, sözün farklı kelimelerle ifade edilmesinden mi doğar? Farklı kelime, kişinin söküğünü diker mi? Saklar mı içindeki çınlayan boşluğu?
- Sen de normların ve standartların öğüttüğü bir alışkanlıksın. İşlev ve yapı, seni aidiyet çemberinin duvarına vesikalık bir fotoğraf olarak asmış. İçinde bulunduğunu hissettiğin bu basamağa ilişkin geliştirilmiş modeli, saptanmış ilkeleri, yöntemleri uygularsan, yine de gerçeğe ve doğruya ulaşmayı becerebilir misin?
- Peki, kötü nedir? Kötü hakkında ne düşünüyorsun?
- İyi ne?
- Kelimelerle oynama. Hepimiz, saati geldiğinde, gün boyu karşılaştığımız olumsuzlukları, bize yöneltilmiş dayatmaları, iç cebimizde sakladığımız mini el süpürgesiyle içimize çekiyor sonra bilinçaltımıza döküyoruz. Bilinçaltımız epey dolu. Belki de o, bu olumsuzlukları yok etme konusunda sıkıntılar çekiyor olabilir.
- Kurgular, kurgular… Kurguları, gerçeğe nöbetçi dikiyorsunuz. Sizler kendinize farklı bir rol beğenmişsiniz. Farklı bir kişilik yansımasının iyi olacağını düşünüyorsunuz. Sonra da bu anlamsızlığa kılıf bulmaya çalışıyorsunuz.
Dikkat et. O yalnızca bir görüntü. Yukarıdaki bilgeler, onun varlığına bir anlam biçmiyorlar. Ona bir ofis eşyası gibi bakıyorlar. Üstelik yalancı. Kelimeleri, cümleleri hep yalan söylüyor. Çevresini yokluyor, kızdırıyor, kışkırtıyor. Kim olgunun içinden bir parçayı alıp, yalanla süsler ve bize okutmaya çalışır? Sonra yansıyan tepkiyi alıp, tekrar yaşamın içine katar?
Bunun yazıdaki bir virgüle bile tahammülü yok. Virgülü yazan zaman dilimini yaşamayı beceremeyen, farkına bile varamayan biri. Ayrıntıları görmek istemiyor, önem vermiyor.
- Anlayamıyorum: Neden bu kadar kızgınsın ona?
- Asıl o bana kızgın. Sevmiyor beni. Dün, “Sizin, sözcüklerimi derin bir boşluğa sürükleyip, orada bilen bakış açınızda presleyip; onlara, diktiğiniz yeni bir elbiseyi giydirmeniz, beni siz yapar mı?” Diye sordum.
Adam, burada çalışmak istemiyorsanız anlayışla karşılarım, demez mi! Artık karışmıyorum. Ne yaparsa yapsın. Doyursun bakalım teslimiyetçi boşluğunu.
- Boş ver çok fazla düşünme. Bak söylemedi deme, bu gidişle eylemin düşünürü olursun, başın belaya girer. Unutma: Biz, onların ürettiklerinin boyacısıyız. Komik ama, gerçek bu. Kendilerine göre anlamlı bir açılımları var. Anlamış gibi yapmak zor bir şey değil ki!
-Bu insan için bir tehlike değil mi?
-Evet ama bize bunun için para ödüyorlar.
- Artık, hiçbir şeyden korkmuyorum,
Bir süre odanın içinde dolandı. Dönüp düşüncelerini tekrar okudu. Gülümsedi. Işıkları söndürdü. Pencerenin önüne ilişti. Gecenin o insanın içini ürperten yüzünü içine çekti ve akıp giden yaşamı seyretmeye başladı.
|