Google Reklamları
3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri 24-27 Nisan 2009'da
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 24, 2012, 01:58:32 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 [3]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: 3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri 24-27 Nisan 2009'da  (Okunma Sayısı 18522 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #30 : Nisan 26, 2009, 23:48:00 ÖS »

  Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu olarak bu güzel etkinliklere imza atışınızı kutluyor, başarılarınızın gün be gün artarak devam etmesini diliyorum.

Teşekkür ederim Sevgili Emin.

Tüm yerel ve ulusal ve hatta uluslararası bazdaki etkinliklerde Ötekileriz Girişimcilerinin tümünü görmek istiyoruz, ama koşullar... Koşullar aşıldıkca, isteğimiz gerçekleşecektir.

Sevgili Emin, yeniden merhaba!
« Son Düzenleme: Nisan 26, 2009, 23:53:53 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #31 : Nisan 27, 2009, 10:34:38 ÖÖ »

3.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri programıyla Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi'ne tahsis edilen ve  25 Nisan 2009 günlü 18.30-19.15 saatlerinde gerçekleştirilen etkinlikde Kaplan Kozanoğlu, Aydan Yalçın ve Gülümser Çankaya ve Nazmi Bayrı yer aldı. Verimli geçen söyleşiden fotoğraflar :



Soldan sağa : Gülümser Çankaya, Aydan Yalçın, Kaplan Kozanoğlu ve Nazmi Bayrı





Nazmi Bayrı söyleşi esnasında...



ÖTEKİLERİZ ADANA ETKİNLİĞİNİN TÜM KONUŞMACILARINA, Adonis plaketlerinin, 3.Uluslararası Çukurova Sanat Günlerinin ana organizatörlerinden biri olan Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan tarafından verilmesi dikkat çekiciydi. İşte o andan iki kare :
























« Son Düzenleme: Nisan 30, 2009, 16:40:53 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Şeyda GÜNEŞ
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #32 : Nisan 28, 2009, 00:29:31 ÖÖ »

Bu önemli Uluslararası etkinliğe emek veren herkesi kutluyorum.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #33 : Nisan 28, 2009, 19:12:44 ÖS »

Bu önemli Uluslararası etkinliğe emek veren herkesi kutluyorum.

Teşekkür ederiz Şeyda hanım.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #34 : Nisan 28, 2009, 19:14:59 ÖS »




ŞİİR ve İMGE (*)                                                                                 

Şiir tanımsızdır.Varlığın ve olgunun sürekli değişimini ve dönüşümünü kabul ediyorsak, bir sanat kavramı olan şiirin tanımının yapılması zor, hatta olanaksızdır. Sanatçının bilim adamından farklı olan durumu, bireyselliğidir. İnsan, dış dünyayı duyumlarıyla algıladığı için duyumlarımız, nesnenin bilgisinin kaynağı olduğu anlamına gelir.Zihnimiz duyumlarla algıladığımız nesneleri ve görüngüleri (fenomen) yeniden üreterek tanıtacak biçimde gözler önüne serer.Bu işlev kavramlar yada imgelerle yapılır.Sanatçının görevi, okurunun zihinsel yaratıcılığını etkilemek, dağarcığında yeni ufuklar açmaktır.Bilim kanıtlarken, sanat yansıtır.Bilim, mantıksal açıklamalar getirip kanıtlama yoluna giderken, sanat imgelerle sezdirir, değiştirme ve dönüştürme istemi yaratır. Kısaca sanat öğretisi imgesel bir yansıtmadır.
O halde nedir imge? Öncelikle gerçekliği insan bilincine yansıtma araçlarından biridir.Bilmenin bir aracı olan kavramlar ve imgeler, her türlü görüngüde asal biçimde yer alır. Bizler, yaşamı, doğayı, toplumu kavramlarla yada imgelerle yansıtırız. Evrende yer alan her şey tek tek nesnelerden yada görüngülerden oluşmuştur.İmge, salt bir nesnenin yada yaşam görüngüsünün insan bilincine yansıması değildir. İmge, yansımış ve sanatçının bilincine yerleşmiş görüngünün türlü özdeksel araçlarla yeniden yansıtılmasıdır.Sanatsal imge, yaşamın yaratıcı tipikleşmesi, duygusallığı ve coşkusallığıdır.Ruhbilimsel bir terim de olan imge, dış dünyanın zihin tarafından algılanmasıyla elde edildiğinden bu imgenin gerçeklere dayanılarak elde edilmesi anlamına da gelir. Ruhbilim, imge yerine imgelem terimini kullanmayı uygun buluyor.İmgelem, geçmiş yaşantımızdan birleştirmeler yaparak sağladığımız eskilerin muhayyile de dediği zihinsel örüntülerdir.
 Bir varlık veya nesne hakkındaki zihinsel tasarımımız, düş gücümüzdür imge ve zihnimizde  bazen algı yoluyla, bazen de algının düşünülmesi, çağrıştırılması ve imgelemde kurgulanması yoluyla elde edilir.İmge, bir varlığı diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerin beynimizdeki iz düşümü olup, o varlığı tanıyıp anlamamıza yarar. Demek ki İmge, etkin bir gözlem, sanatsal yaratıcılık ve estetik gerektirir.Gerçeğin sanatsal ve estetiksel olarak dile getirilmesidir. İmge, şairin aynasının derinlerindeki gizemli yüzüdür, sessiz çığlıklarıdır.Burada şair, gerçekliği öznel işlemden geçirip imge olarak şiire işleyendir. Çağrışım gücümüzle imgeyi ele alırsak, bir görüngü içinde birbirine girmiş maddi veya manevi  tasarımlar yumağı olduğunu görürüz.
Herhangi birine “mavi ellerinden tuttum denizi“ deseniz size anlamsızca bakacaktır.Ancak şiir dilinden anlayan birisi incelikle gülümseyecektir.O halde imge bize varlıkların yada nesnelerin ilk akla geldiği şekliyle değil, hiç akla gelmeyen düşüncelere ve çağrışımlara neden olarak, onları herkesin bildiğinden farklı bir şekilde anlama olanağı vermiştir.Bir varlığı veya nesneyi rengiyle, şekliyle, kokusuyla bilsek bile, imgelem dünyamızda o gerçekliğin  daha önce hiç tanımlanmamış gizemli yönlerini görerek dillendirebiliriz.Gizeme yapılan naif dokunuşla sözcüklerin ani çarpışmasıdır imge.
Şiir, tanrıların yeryüzündeki dansıdır ve şair düşsel gerçekliğin yegane tanrısıdır ve şiir; kuralların, yasaların, baskıların olmadığı tanrısız bir dünya ister yeşermek için.Böyle bir dünyada imge, gerçekliği özgürce dillendirecek, rahatça soluk alıp verecektir. Şair bu özgür ortamda gerçekliğe yeni bir anlam ve şekil vermek için dilediğince kullanacaktır dili.Şiir tamamlandığında ise şairin sözcüklere yeni anlam ve çağrışımlar yükleyerek yaptığı öznel gerçeklik artık toplumun gerçeği olacaktır.Eğer şiirde kullanılan imge, biçimsel gerçeklikten uzaksa, şair karmaşık ve ulaşılmaz bir dil kullanmışsa o şiir ölü doğmuş demektir.Ünlü İngiliz Şair Eliot şöyle der: ” Şiir özellikle şair için yazılmış olursa, çok özel ve bilinmeyen bir dilde yazılmış olurdu; ve yalnızca şairine hitap eden şiire şiir denemez.” Şiirsel imge, büyülü ve etkili bir gözlem gerektirir ki bu şairin tanrısal soluğundaki ruhta gizlidir.

                                            
Aydan  YALÇIN


(*)3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (24-27 Nisan 2009) gazetesinde yayımlanmıştır.
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 12:36:45 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #35 : Nisan 28, 2009, 19:19:55 ÖS »






GÜLÜMSER ÇANKAYA

ŞİİRE VE YARATICI SÜRECE  İYİMSER BİR BAKIŞ (*)

Her şey baştan başlar yeni şairle…*
Bu söz bana ümit aşılıyor. Ben şiirden ve gelecekten ümitsiz değilim. Çünkü insandan ümitsiz değilim.Biliyorum bütün göstergeler ümitsizliği işaret ediyor. İnsani değerlerin her geçen gün biraz daha kaybolması, savaşlar, sömürüler, açlık, doğanın insan eliyle hızla yok edilmesi insanlığın geleceği konusunda endişe duymamıza ve ümitsizliğe kapılmamıza sebep oluyor. Fakat sürekli dönen ve her gün yeniden karşılaştığımız Dünya, her birimizle yeniden başlıyor. Gelecek, önümüzde beyaz bir sayfa gibi duruyor. O beyaz sayfaya istediğimizi yazma olasılığı bir hazine değerinde.
Platon’dan Haidegger’e, gerek felsefe, gerek bilim ve gerek sanatsal tarih açısından müthiş bir kültür birikimi duruyor ardımızda. Bu yandan bakıldığında çok şanslı bir çağda olduğumuz bile söylenebilir. Şaire kalan, dünya ile arasındaki kendi diyalektiğini kurup kendi özgünlüğü içinde yazmak. Kısaca söylemek gerekirse “başka olmak!”
İnsan dehasının her daim tam verimini  yaşadığına dikkat çeken V.Hugo yüzlerce kez öğütlediğini bir kez daha öğütlüyor bize;  Şu dâhiler yok mu  onları geçemeyeseniz bile onlara denk olabilirsiniz.
Nasıl?.
Başka olmakla.
Hayat dediğimiz süreci bir karşılaşmalar zinciri olarak tanımlayabiliriz. Yaratıcı edimdeki en önemli unsurlardan biri de karşılaşmalardır. Bize rutin gibi gelse de her an yeniden,  başka başka şeylerle karşılaşırız. Güneşin doğuşu, bir çiçeğin açışı, dalgaların kıvrılışı, bir bilgi, bir sanat eseri… Bütün bunlar kendi nesnelliğindeki tekliği ile sürekli tekrar olur bize. İnsan, karşılaşmalar anında yoğun bir farkındalık ve bilinç artışı yaşar. Varoluşçu Psikanalist Rollo May, bu duyguyu, mutluluk ya da haz duymaya paralel  kullandığı “coşku” kelimesi ile niteler. Sanatçı bu yoğun farkındalık, bilinç artışı ve coşku ile kendi gizil güçlerini gerçekleştirir. Şiir, içimizdeki soyut gerçekliği kurgulamanın, kendi dünyamızı tasarımlamanın yollarından biridir. Dünya; bir kişinin içinde varolduğu anlamlı ilişkilerin bir modelidir. Der Rollo May. Bazen iki kişi arasındaki ilişkiyi yada kişi ile doğa arasındaki ilişkiyi “bir dünya kurmak” olarak niteleriz. Düş kurarken bile dünyanın nesnel gerçekliği rehberlik eder bize. Aynı şekilde dünya tasarımlarken de düşlerimizin rehberlik ettiğini söyleyebiliriz. kısaca bu, biri olmadan diğerinin gerçekliğe ulaşamadığı iki kutuplu hem öznel hem nesnel bir ilişkidir. Şiir şairin durduğu yerden başlar. Şair şiirin gidebildiği en son noktada bulunmalıdır. May’ın sözleriyle devam edelim; Dünya ile ilişkimizin nesnel bir gerçekliği olduğu açıktır. Ama bu kadar da basit değildir. Dünya ile benlik arasında ve benlik ile dünya arasında kesintisiz bir diyalektik süreç süregider. Bu iki kutuptan her birinin varlığı diğerinin varlığına delâlet eder. Ve bunlardan birinin yoksanışı her ikisinin de anlaşılmasını olanaksız kılar bu yaratıcılığın hiçbir zaman öznel bir görüngü olarak sınıflandırılamayacak olmasının nedenidir; yaratıcılık asla basit bir biçimde kişide olup bitenlerin terimleriyle incelenemez. **
Şiirde konumlanan gerçeklik şairin yansıma ve yanılsamasının toplamıdır.. “Uyanık düşçü”der ozana gerçeküstü (sürrealizm) akımın öncülerinden Eluard. Şairin şiiri, bir varlığı düşlediği gibi düşlediğini söyler. Sanatçı yarattığı sanat eserleriyle bir anlamda kendini yeniden doğurur. Bu aynı zamanda mevcut gerçeklere bir tavır alış, politik bir duruştur. Dolaşımdaki şiir ötekinin dünyasında yarattığı kırılma ve aydınlatma oranında gerçektir.

*   V. HUGO
** Rollo May  (Yaratma Cesareti, Metis Yayınları)


(*)3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (24-27 Nisan 2009) gazetesinde yayımlanmıştır.
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 12:39:54 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #36 : Nisan 28, 2009, 19:33:48 ÖS »




NAZMİ BAYRI


           HAYATLARIMIZ  DEĞİŞİK OLSADA ÖYKÜLERİMİZ  KARDEŞTİR (*)

   ‘Öykü, insanla insanın öyküsü kuşkusuz. İnsanla toplumun, insanla doğanın serüveni.
Gerçeklerin, düşlerin, haksızlıkların, güzelliklerin ve çirkinliklerin karşısında, insanı anlatır.’
   İnsanlar, ekonomik, sosyal, kültürel farklılıklar içinde yaşasalar da  acı, sevinç, ihanet, cinayet, yoksulluk, işsizlik, hastalık v.b. anlar yaşamlarının ortak  paydalarıdır.
   Orhan Kemal, ‘Yağmur Yüklü Bulutlar’  öyküsünde: Hovardalık yaptığı için karısı tarafından horlanan küçük bir memurun, çocuklu, dilenci bir kadınla, kuytu bir yerde cinsel açlığını giderişini anlatır.
   Yaşar Kemal, ‘Sarı Sıcak’ da: Küçük bir çocuğun çektiği güçlükleri, ailesini,  çevresini, yoksulluklarını koyar ortaya.
   Adnan Binyazar, ‘Şah Mahmet’ de:  Töreleri yıkıp, genelevden kadın çıkartan ve onu kadını edinen  Şah Mahmet’in kardeşleri tarafından öldürülüşünü, ardından karısının doğurduğu bebeğin de doğum sırasında  ebe  kadına baskı yapılarak parça parça edilişini yansıtır destansı bir dille .
   Muzaffer İzgü, ‘ Dayak Birincisi’nde : Vergi borcu yüzünden karakola çağırılan kişinin karakol ve polis korkusunu  alaysı bir dille aktarır .
    Osman Şahin, ‘Kör Gülüşan’ da : İki kadın üstüne kuma getirilen  Kör Gülüşan’ın kıskançlık yüzünden  bir kuyuya düşürülerek öldürülüşünü işler.
   Sabahattin Ali, ‘Isıtmak İçin’ de : Yoksul, çamaşırcı bir kadının çektiklerini; soğuktan ve hastalıktan ölen kızının trajedisini anlatır.
   Sait Faik, ‘Uyuz Hastalığı Arkasından Hâyal’ de : Uyuz hastalığına yakalanmış bir sokak çocuğunun hastalık öncesi ve sonrası güzelliğini hâyal ederek, insanların ondan ürkmemelerini, onun bir kadın tarafından eve götürülerek tedavi edilişinin düşüyle bitirir öyküsünü.
   Bekir Yıldız, ‘Reşo Ağa’ da : Kızının, devecisi tarafından kaçırılıp, sonra serbest bırakılmasını gururuna yediremeyen dört karılı Reşo Ağa’nın törelere uyarak kızını öldürtmesini ve  bir bağa gömdürmesini  konu edinir .
   Hasan Ali Toptaş, ‘Yabu’ da : Suriye’ye gelin verdiği kızının ve torunlarının özlemiyle aklını yitiren babayı; çöpler de yemek artıkları toplarken ölen anneyi, özellikle umarsız kalan babanın dramını anlatır.
   Ferit Edgü, ‘İbramın Oğlu İbramın Öyküsü’ nde : Arazi anlaşmazlığı yüzünden komşularının oğlunu vurup hapse düşen İbram’ın karısının, kayınbabası İbram tarafından hamile bırakılmasını ve köyden göç edişlerini değişik bir kurguyla. anlatır
   Tahsin Yücel, ‘Haney Yaşamalı’ da : Şimdiki büyüklerin çocukluk aşkı olan Haney kadının, bugünkü yaşlı, perişan durumunu ve onun bu kötü durumundan kurtarılması için eski tanıdıklarının iç hesaplaşmalarını anlatır.
   Onat Kutlar, ‘ İshak’ da : İki arkadaşın ve İshak kuşunun gece karanlığında bir arada oluşlarını, birinin İshak kuşunu ve bunalım geçiren diğerinin de arkadaşını nedensiz yere öldürüşünü anlatır gizemli bir üslupla.
   Hasan Özkılıç, ‘Şerul’de Beklemek’ öyküsünde : İşsizliğin, yoksulluğun kol gezdiği Şerul’den başka kentlere göç eden insanları; barlara, pavyonlara düşen kadınları ve Yurdagül  kadının da  kötü yolun eşiğinden dönüşünü anlatır.
   Zafer Doruk, ‘Kaçak Elektrik’ de : Kaçak elektrik kullanan kişinin suçunun tespit edilişini; ceza kesmeye gelen  memurların rüşvet istemelerini ve sonunda  iki  samsun sigarasına anlaşmalarını değişik bir kurguyla yansıtır.
   Anton Çehov, ‘Memurun Ölümü’nde : Tiyatro oyunu izlerken önünde oturan generalin başına hapşıran yazı işleri memurunun, generalden  defalarca özür dilemesini ve general tarafından azarlanınca da üzüntüden kalp krizi geçirip  ölmesini anlatır sade bir dille.
   O. Henry, ‘Son Yaprak’ öyküsünde : Zatürreye yakalanan ressam Johnsy’in, evinin bahçesindeki duvarın yarısına kadar yükselen sarmaşığın son yaprağı düştüğünde öleceğine inanışını ve bunu sezinleyen, aynı hastalığa yakalanmış alt  komşusu ressam Behrman’ın  yağmurlu bir gecede bir fener ve merdiven alarak, tuğla duvara son bir yaprak çizdikten sonra ölüşünü; son yaprak düşmeyince iyileşen Johnsy’i ve bu resmin de sonradan  Behrman’ın başyapıtı oluşunu anlatır.
   Gogol, ‘Palto’ adlı öyküsünde: Geç saatte evine dönen  küçük bir memurun, hırsızlar tarafından dövülerek paltosunun çalınmasını ve memurun bu olayın ardından hastalanıp ölmesini anlatır müthiş betimlemelerle.
   Büyün bu öykülerde; şehvet , çocuk işçiliği, töre cinayetleri, korku, yoksulluk, hastalık, kıskançlık, özlem, ihanet, kadir bilmezlik, bunalım, fuhuş, hırsızlık, budalalık, ümitsizlik, adaletsizlik ve ölüm anlatılmıştır.
   Yazarlar, değişik  hayatları öykülemişler; ama öykülerinin teması insan hâlleri olmuştur sonuçta. Bir noktada öyküler aynılaşmış, birbirinin benzeri ya da kardeş olmuştur.



(*)3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (24-27 Nisan 2009) gazetesinde yayımlanmıştır.

« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 12:40:55 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #37 : Nisan 28, 2009, 21:13:50 ÖS »

Emek veren herkesi candan kucaklar, ben de çok çok kutlarım. Bu güne dek sessiz kalışım, ''iki satırcık olsun yazmalıyım emek verenlerine..'' düşüncemdendi. Fakat maalesef ne fiziki şartlarım yazabilmeye uygundu.. ne de sanırım ben yazabilmek modundaydım..

Bu vesileyle,

Sayın İlhan Kemal'i, Sayın Zeki Karaaslan'ı, Sayın Bahhattin Yıldız'ı, Sayın Mehmet Ak'ı, Sayın Kaplan Kozanoğlu'nu, Sayın Aydan Yalçın'ı, Sayın Gülümser Çankaya'yı, Sayın Nazmi Bayrı'yı ve Sayın Fuat Çiftçi'yi, defalarca saygıyla selamlarım.

Perihan Yakar       
« Son Düzenleme: Nisan 28, 2009, 21:18:17 ÖS Gönderen: zeyno » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sanat Dedektifi
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 209


« Yanıtla #38 : Nisan 28, 2009, 21:46:44 ÖS »

Etkinliğin açılış törenine katıldım, çünkü benim memlektimde yapıldı, Mersin'de. Çok güzel geçti. Ama diğer bölümlerine iştirak edemedim. Duyumlarıma göre onlar da çok güzel geçmiş, arkadaşlarımı ve emek veren herkesi ben de kutlarım.

Zehra YENİCE
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sahra
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 109


« Yanıtla #39 : Nisan 29, 2009, 00:22:15 ÖÖ »





NASIL ŞİİR? (*) / FUAT ÇİFTÇİ

Şiir yasalar geliştiren kalıplaşmış yöntemlerle ele alınabilir mi? Yoksa şiir tüm yasalara ve yöntemlere bozucu bir gözdağı mı vermektedir? Derin ve içe bastırılmış yapılarla, bir güç alanının parçacıkları olan deneysellikle şiir fabrikası oluşturulabilir mi? Parasal, küresel, toplumsal ve simgesel kalıtlarla yetke alanı oluşturup bunlar arasında, eylem, etkileşim ve sürtüşme ilişkilerini içine alır mı şiir? peki ama nasıl şiir?
Öyküyle özdeşleşmek, onun yerine geçmek… Bir başkası olmak için beslenen beklentiler… Öyküyle şiiri çiftleştirerek melez bir ürünün kasılmış töresi içinde iyimser bir düzenek ( dize söz konusu) oluşturmak ya da şiirde öykü nöbeti tutmak… Öykü ve şiir birbirleriyle uyuşmayan iki ayrı tür. Birini diğerine sömürterek karşılıklı yer değiştirme içinde, birbirinden kopuk evrenlerin oluşturulması, çift yanlı dışarılamayı sağlamaz mı? Şiir bağımsız nedenler sunar. Öyküyü şiire, şiiri öyküye dönüştürmek yan olasıları beraberinde getirir; derin uyuşukluk içinde ikisi de yiter. Öyleyse öyküden uzak bir şiire yazgılı olmalı şair, değil mi? Şiirin vardığı yer öykümsü yansılama asla olamaz… Katıksız şiir !
Kesinlikten uzak bir gerçekçilik olan şiir… Sınıflandırmayı hiç gören, tüm uzlaşımlara ve beğenilere ters düşen, ince eğlentilerin piyasasına ahlaksal bir öfke duyan bir şiir: Ne açıkça amacı, ne de kesin önderi bulunan, yerleşik tüm yazın düzenine meydan okuyan, boyun eğmeden oluşan ve köken, soy tanımayan büyük bir kopuş. Tersyüz edilmiş bir ekonomik dünyada, asla fiyatı olmamış, sıradan ekonominin sıradan mantığına çekilmemiş bir şiir: Her türlü gücün gizemli belirgesine, egemenliğine, tutkularına, küçük dayanışmalarına karşı pramit. Yozlaşmış evren içinde tek özgür kişiliktir şiir ! Özerk alanın oluşturucu özelliklerine dayalı bir düzende olmayan şiir ! (Şiirin daha önceden varolan kurallarla yöneltilemeyeceği ve aşkın hiçbir ölçütle değerlendirilemeyeceği, şiirin kendi kuralları içinde kuralsızlık olduğu, kendi değerlendirme ölçütünü kendi içinde taşıdığı anlaşılır ümidindeyim.)
   Teknik deneysel aranışlarla şiire varılabilir mi? Bireysel ölçeklerini mekanik betimlemelerle uyutucu etkiye taşımış, sözsüzlüğü resimle ayartarak görece ağırlık oluşturmuş sembolik dahi olamayan işlere şiir demek moda olsa gerek. Rastlantısal kullanımlarla, süreklilik ve kopuş içerisinde, resimlere kısırlaştırıcı bir üst söylev yığmak, sözü askıya almak olamaz şiir. üst olan sözü alt olan resimsel olana soymak şiir açısından tehlikelidir. Kurguya ilişkin söz tanımaz resimsel bir ayrıştırmadır deneysellik. ( Veysel Çolak, ‘bilinç biçimli şiir’ diyor deneysel şiir için.) kurgusal sembolik nesne olarak da tanımlanabilir… - Kurgu, kolaj vb. kaynaklardan yararlanarak, fotoğrafa multimedyatik bir biçim kazandırmak mıdır şiir?- Öyleyse sözsüz olmayan şiir !
   Kültürel sofuluğun ayinlerini, bilinçdışı algılama kategorileriyle, sözde kopuş gibi yansıtan izlenimlere, kusursuz yaratıcının baskın emirlerini indirgemeciliğin en kaba biçemiyle dizelere sokuşturmaya, kısacası kör nokta oluşturmaya, ne kadar şiir denilebilir ki... (Sofuluğu, zorunlu saygıyı dayatan ölü bir kültür olarak görmek mi gerekir?) Seçmeci gevşek bir bileşime dayandırılmayan şiir ! yöntemli ve sakınımlı gizemciliğin yüceltimini reddeden, boş inanca boyun eğmeyen, her türlü türdeşliğe kalkan olan şiir !
   “ Düş fabrikalarında siyasal ve sosyal bakımından gereksinim duydukları düşleri üretmesi için” şairlerin sulandırmayacağı şiir ! Sanal uygulayımsal dönüşümleri, tüm güç dengelerini, mutlakçı savları, kısacası kaba ve açıkça yetersiz göstergeleri altüst eden bir şiir !
   “Dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte imgeler ağı tarafından onaylanan yalnızlık” olmayan şiir !
   Bilinmeyen kaynakların bulucusu bir şiir ! Tüketim düzeni içinde aynı beğeniye eleştirim olan şiir ! Şeylere karşı bölünmeyen, şeylerin yönelmişliğini tez oyununa çevirenlerin karşısında aşkın bir merci; yerleşik tüm konumlara ve bunları ellerinde tutanlara korunan bir uzaklık, şiir.
   Kesin bilgilerle aydınlatmayan, derinleştirmeyen, aynı mantıksal kategorileri dayatmayan, kurulu uyumun geçmişine karşı, çıkardan arınmış, kehanet olmayan bir şiir !
   Zamanlaşmayan bir şiir ! Ne dünyadan kopuk, ne de dünya içinde yer alan uyumlu kılınmışlık içinde yer alır şiir. O, zamansızdır. (Yaşamın zamansal dizimine eleştirimdir şiir.)
   Aşırı medyalaşmış evrende, medya mekanizmaları karşısında kör olmayan şiir ! Gündeliğin estetiğine bulanmadan, cisimleşmiş anlamı reddeden şiir ! (Şiiri anlamlı pratiklerin bir bütünü olarak gören var mıdır?)
   Popüler kültürün kâr alanına indirgenmemiş, sermayeye dönüşmemiş şiir ! Şiir, iktisadın hizmetkârı olabilir mi hiç? Sermayenin mantığı olmayan şiir ! (Maddi kâr yasasına itirazdır da denebilir şiir için.)
   Nihilizm figürü olarak ele alınmamış şiir ! Muhafazakârlığın çimentosu olmayan şiir !
Soyut, kuramsal, kendi kendini düzenleyen dünyada, insanî şiir! (İnsanî bağları düzenleyerek evrenin gizini açınsayan şiir!) Yaşamı disipline etme ve onu yeniden düzenleme girişiminin kaynağı olan bir şiir ! ( Şiir için yaşamın enerji fabrikası denebilir kanımca. )
Aynı biçimlerde ortaya çıkmayan, dünyaya uyum ve tekbiçimlilik getirmeyen şiir ! Çok biçimli dünyanın taşrası da olmayan şiir !
Olanağı, belirsizliğe ve kuşkuya eviren şiir ! Geçici olana baskıcı şiir ! Ölü olduğunda bile canlı şiir ! Akılcı olmayan şiir ! İletişimsiz şiir ! Yasak içine daldırmak için okurunu büyüleyen şiir ! Kusursuzluktan ayıran şiir !
   Değişmez estetik ulamları, dogmaları yerle bir kılan, insandan insana şiir ! (Beynin insanı insan yapan kabuk tabakasını geliştirir şiir.) Eksiksiz bir dünya yaratan ama masala dönüşmemiş şiir! Didaktikliği içine sindiremeyen bir şiir! İnsan gerçeğini reddeden sanaldan kopuk şiir! (Sanalda daha düşü görmeden, onun görüntüsünü görebiliyoruz. Sanal, yağmacıdır…) Rahatsız eden, suç işleyen şiir! Hayır diyen bir şiir! Felsefi ahlâkı kabullenmeyen, metafizik düşünce nevrozlarını üretmeyen, asla şeye dönüştürülmeyen şiir! Bilgisiz şiir ! (Bilginin yol açabileceği sapkın etkileri içeren haber değildir şiir. Karmaşık öğreti özelliklerine sahip oyunun kurallarını reddeder zaten şiir…) Gerçek olmayan şiir! (Jean Baudrıllard’ın dediği gibi şiir ve düşünce yazınsal anlamda ele alınmalıdır, yoksa hakikat düzeyinde değil. Hakikat şeyleri berbat etmekten başka bir işe yaramamaktadır.)
   Düşünmeye bağımsız bakış açılarını sunmayan, risk almayan şiir! Dünyada olmanın anlamını şifrelemeyen şiir! Tüm anlatıların sonu olan şiir. (Anlamların çoğulluğu fikrini içinde yedirmez şiir, bu yüzden düz anlatıları içermez. Anlamın çok değerliliği felsefenin işidir.) Gerçek arayışı olmayan şiir! Bu dünyaya ait şiir! Dini, milli, ırkçı, gerici ve arkaik olmayan şiir! ( Beraberinde ölüm ve yıkım getiren ihtirasları şiir kabullenmez diye düşünüyorum.)
Yapma kuşlara uçmayı öğreten şiir! Günah olan şiir! “ tiksintiye aç ve vebaya hayran” çirkefliğine gömülmemiş bir şiir! Kutsal suyla yunmamış şiir! Yoklukla zenginleştiren, vazgeçişler zemininde bile insansal olanı tüm çıplaklığıyla dizgelerin en uç noktasına taşıyan şiir! İnsan zihnini köleleştirmiş tüm inşaları yerle bir eden, varlıkların iç sesi olan şiir!
Bilinçli bir bitki şiir! “baş dönmesi okulu” şiir ! Büyük güç şiir!  Burnu tıkanmış çöküntüleri , dona kalmış dönüşleri , öğretilemez olan ile zihni budayıp ayıklayarak, altüst eden şiir! “Evren formüle doğru değil, şiire gitmekte” der Cioran. Formül olmayan şiir! Öykünülemez şiir! Tüm renklerin rengi, tüm renklerin titreşimi bir şiir!
Ne bir sunak, ne bir haç, ne bir kutsal kitap, ne de bir mezhep… Ne işbirlikçi görme yetisi, ne doğulu, ne batılı, ne çizgilerin belirginliği, ne körlüğün ve hareketsizliğin bakışı, ne de gizli bir mazoşizm türü… Tanımlanamaz bir şiir! sınırların tanımlanmasıyla okunaklı kılınan bir uzam haline gelmemiş şiir! tenimizin özenle sakladığı damarda: Dilin içinde buyruk şiir!



(*)3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (24-27 Nisan 2009) gazetesinde yayımlanmıştır.
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 12:41:51 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #40 : Nisan 29, 2009, 10:42:02 ÖÖ »

Sevgili Perihan ve Zehra'nın içtenlikli kutlamalarına teşekkür ederim. Sevgili Perihan'a acil ve kesintisiz şifalar dilerim. Sevgi ve selamla.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Transferci
Yalçın Bozer
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 188



Site
« Yanıtla #41 : Nisan 29, 2009, 12:49:05 ÖS »

Yazılacak o kadar şey var ki, demiştim... Hele; yorgun bedenimin taşımakta zorluk çektiği kafamda mahsur bırakmak istediğim bir hadise, 'kendine hakim ol!' emrime riayet etmeyerek çırılçıplak ortaya çıktı ve sereserpe uzandı...

3.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri programıyla Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi'ne tahsis edilen ve  25 Nisan 2009 günlü 18.30-19.15 saatlerinde gerçekleştirilen etkinlikte Kaplan Kozanoğlu, Aydan Yalçın, Gülümser Çankaya ve sonrasında Nazmi Bayrı lezzetli söyleşilerde bulundular. Kendilerini bir kez de buradan kutluyorum.

İzleyiciler arasında bulunan ve ulusal bazda şiir eleştirmeni olarak tanınan Sabit Kemal Bayıldıran'ın, yurdumuzun tanınmış şairlerinden Gülümser Çankaya'nın gözlerine baka baka Şiirsaati dergisine yönelik olarak istisnasız 'derginizde yayımlanan şiirler vasat şiirler bile değil, hep vasatın altında' mesajlı açıklaması dudak uçuklatıcıydı...

Anılan derginin çıkan sayılarında şimdiye kadar yayımlanmış birçok nitelikli şairlerden süzülme şiirler adına içlendim bu sözlere...  Ve paylaşmak istedim...

Benim haddime düşmese de; 'şiir eleştirmenlerinin eleştirileri de eleştirilmeli' fikri canlandı kafamda... Şiir eleştirmeni olmasam da, ortada şiir eleştirisinden öte birşeyler duyumsamam nedeniyle cesaretle yazabiliyorum...

Sayın Sabit Kemal Baldıran'ın toptan reddiyesine, Sayın Gülümser Çankaya'nın verdiği karşılık duyulmaya değerdi ve 'sizin dediklerinize katılmıyorum, dediklerinizi ve sizi reddediyorum' anlamlıydı...

Güzel bir yanıttı, gereken ve gerekli bir karşılıktı... Az kalmış oksijenden doyasıya içime çektim ve sayın Gülümser Çankaya'yı için için tebrikledim... Ağzına diline sağlık Sayın Gülümser, gülümsedin, gülümsettin...






ELEŞTİRMENİ ELEŞTİRMEK:


Bazı bitkilerdeki öz suyun bazı canlı türlerine tuzak olması gibi, bazı insanlardaki bilgi suyu da bazı insanlara tuzak olabiliyor, hallere derinlemesine bakılmayınca… “Sabit Kemal Bayıldıran’a, kimi dergileri imkânsızın yüksekliğine çıkarmak için, iktidarın suyuna  kürek çekiyorsun,  eleştirilerinin yetersizliğinin ve çalımının ardındaki trajiği, yularından boşanan hegemonya olarak resmediyorsun, bir - iki dergi dışındaki tüm dergileri, saçma çatışkılar içine hapsederek, eleştirideki elektriği taşıyan tel olamıyorsun” diye karşısına dikilen olmadı, 3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nde yaptığı spontane konuşmaların ardından. Deklare ettiği şiir beğenisi ile beğendiğini belirttiği şiir dergilerindeki şiirlerin taban tabana zıtlık gösteriyor olmasını da hiç yüzüne vuran olmadı. Belli ki içindeki çığlığı rüzgâra dökmeyi seçmişti herkes. İşte o rüzgârdı gelip gelip vuruyordu erdem evinin camlarına şu cümleyi: İnsanlar tırnağı ile kazıyarak bir kule dikebilir, önemli olan bu kuleyi yine kendi tırnak dokunuşu ile yıkmaması...


                                                        ÖTEKİLERİZ KÜLTÜR SANAT GİRİŞİMİ
« Son Düzenleme: Nisan 29, 2009, 12:50:44 ÖS Gönderen: Transferci » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Bana da Transfer işi yüklendi.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #42 : Mayıs 01, 2009, 12:03:00 ÖS »

Fotoğraflar ölümsüzlüğü çağrıştırır.

3.UÇSG etkinliklerinin birinde verilen molada belki de ölümsüzlüğü yakalamak istedik...

Bahattin Yıldız




Soldan sağa : Gülümser Çankaya, Zeki Karaaslan, Mehmet Ak, Aydan Yalçın, İlhan Kemal ve Bahattin Yıldız




Soldan sağa : Zeki Karaaslan, İlhan Kemal, Aydan Yalçın, Gülümser Çankaya, Adnan Gül ve Fuat Çiftçi



« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 12:06:04 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
YILMAZ ESKİCİ
eskici
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6


« Yanıtla #43 : Mayıs 07, 2009, 10:55:42 ÖÖ »

Yirmi beş Nisan akşamı telefonum çaldı. Arayan Ötekileriz KSG'inin yöneticilerinden sayın Bahattin Yıldız'dı. Bana söylediği pazar günü İskenderunda bir söyleşi olacağı ama İskenderundaki sanatseverlerin bundan hiç haberi olmadığıydı.
Katılımcı olan sanatçıların bir kısmının gitmekten vazgeçtiğini gidenlerin ise orada bir muhatap bile bulamadığını anlattı.
Ötekilerizin bu etkinliği yapmaktaki kararlı olduğunu, İskenderun ve harbiyedeki dostlarla iletişime geçme konusunda katkımı istedi. Bu benim için onurdu, dostlarım yazılarındaki kadar tutarlı ve ilkeliydiler.
Ertesi gün gerçekten harika bir söyleşi gerçekleştirildi. Sayın Zeki Karaaslan, Sayın İlhan Kemal, Sayın Mehmet Ak ve Sayın Fuat Çiftçi ve Sayın Bahattin Yıldız'la tanışma ve sohbet etme olanağımız oldu.
 Tüm ısrarlarıma rağmen yemek davetimi kabul etmeyerek Fuat beyin göreve yetişme kaygısı nedeniyle, etkinlik sonrası hemen İskenderundan ayrıldılar.
En kısa zamanda biraraya gelip iki kadeh atmak için sözleştik.
Onlar Sanatın güzel çocukları, gittiler ama "hoş sedaları baki kaldı" burada.


sedalardan yankı toplayan eskici

« Son Düzenleme: Mayıs 07, 2009, 10:59:00 ÖÖ Gönderen: YILMAZ ESKİCİ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Pali Canon
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 35


« Yanıtla #44 : Temmuz 15, 2009, 18:44:36 ÖS »

Namaste Ötekileriz:

Ayubowan!

Ayna: Bir Ayna:

Şu an Yeşil bir hacı'yım:

bir antrakt aldım:

3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri jennete birstargate olabilir: olmakta:

Sri Lanka gibi Adanus'a karşı da süpa' bir sevgi duymaktayım:

İnceledim bazı durumları. değerlendirdim. bazı pozisyonlar değişim ihtiyacı duymakta:

bu süper potansiyeller taşıyan etkinlik ''tam almak'lı'' bir festivale dönüşeceğini tahayyül ediyorum 'İmgelem Çocukları' olarak:Bir BH olarak:  onun feyiz dolu bir paylaşımcısı ve katılımcısı bilinciyle:

Bir yayımcı ve şair olarak katkılarımız oluş'tadır:

Bu tip etkinlikler kentin bütün dinamiklerini sonuna dek açığa çıkaran bir ruhla yapıldığı zaman enerji süper açığa çıkacaktır.
Sinerji'si dünya çapında etkili olacaktır bu durumda. Ego'dan arınmış edebiyat ve sanat'ın enerjisini yüksek nitelikli ürünler ve anlayışlar merkezinden ışıldayacak bir dizayn:Bundan azı her zaman olduğu gibi paylaşımı değil almak , sadece kendin için almak yaklaşımıdır. Ve dünyamızın sorunu da budur zaten.Tek derdimiz almak, ilacımız ise paylaşmaktır. Aynı bir zamanlar Ötekileriz kurucularıyla çıkardığımız ortak dergi, İmgelem Çocukları'nın ilk sözünde belirtildiği gibi. O süper Sözü Supus Bahattin Avcu kaleme almıştı.

Önemli yanlışların rektifikasyonu için de aynı şiire verdiğim önem gibi operatif ve proaktif davranırım. Zaten oluş proaktifdir.Şu temel yanlışa dikkat çekip tedavisi için önerilerim olacaktır. Çünkü biz bir bütünüz. Tek.

Bu etkinlikten Bahattin Yıldız'ın şu aktarımına rastgeldim forumda:

''İzleyiciler arasında bulunan ve ulusal bazda şiir eleştirmeni olarak tanınan Sabit Kemal Bayıldıran'ın, yurdumuzun tanınmış şairlerinden Gülümser Çankaya'nın gözlerine baka baka Şiirsaati dergisine yönelik olarak istisnasız 'derginizde yayımlanan şiirler vasat şiirler bile değil, hep vasatın altında' mesajlı açıklaması dudak uçuklatıcıydı...
...

Sayın Sabit Kemal Baldıran'ın toptan reddiyesine, Sayın Gülümser Çankaya'nın verdiği karşılık duyulmaya değerdi ve 'sizin dediklerinize katılmıyorum, dediklerinizi ve sizi reddediyorum' anlamlıydı... ''

Ankara'da bulunduğum andada bununla ilgili sohbetimiz oldu bir şairle:

Analiz edelim:

Şimdi sevgili ve dost Sabit Kemal Bayıldıran hocam çok yanlış bir açılımda bulunmuş: Kendileri de hatırlarlar, Hilmi Yavuz Söyleşisinde ' Şuara Barışı Projesi'nden bahsetmişti üstaz Hilmi Yavuz.

Bu Şuara İç Barış'ına uymaz. Ki kendisi yakın zaman şiirini, eleştirilerden dolayı yazmadığını bize hep söyler. Herkesin poetikası kendinedir. Sabit Kemal'ın poetikası kendine, Gülümser Çankaya'nın poetikası kendine. Kimse kimseden daha üstün değildir. Yine  Sabit Kemal'e diyeyim ki, kimin eleştirileri gelecek yüzyıla kalır bilinmez. Ki bana göre gelecek yüzyıla kim kalacak, hangi şair kalacak şeklindeki, Sabit Kemal'ın sık sık yaptığı analizler yanlışlıklar içermektedir kanımca.Senin poetikana göre o kalacaktır, benim poetikama göre öbürü.Bu her zaman böyledir. Ve her poetikanın yeni sürümleri de olacaktır. Bu bir tür manipülasyondur, spekülasyondur.

Pali Canon der ki: Hepimiz kalacağız! Çünkü zaman bütündür.

Bu durumda Şiirsaati dergisini bu şekilde değerlendirmek üslup, ortam, poetika, nezaket ve ruh açısından eksikliktir, taksirattır ve sinerjiyi zayıflatan ve çöküntüye uğratmaya dönük bir yaklaşımdır. Ego'dur. Ego Işığın önünde perdedir. Şiirin önünde perdedir.

Yanıta gelince: Sizi reddediyorum dışında haklıdır. Sonuçta Sabit kemal Bayıldıran önemli bir kalemdir. Vazgeçemeyiz ondan.Yanlışlarını da kabul etmiyoruz elbette.

Elbette, önümüzdeki senelerde bu etkinliği daha derinlemesine analiz edeceğiz.


Çukurova ve Dünya Edebiyatı sanatı için yeni düzenlemeler yapmak gerekliliği de ortada duruyor.

Işıkolsun!













Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!