BASIN AÇIKLAMASI
ÇUKUROVA ÖDÜLÜ NİHAT ZİYALAN'IN
3. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri kapsamında bu yıl ilk kez verilen “Çukurova Ödülü”nün ilk sahibi Çukurovalı Şair-Yazar, Eski Sinema Oyuncusu Nihat Ziyalan oldu. Avustralya'da, Sidney'de yaşayan Nihat Ziyalan, ödülün sembolü olan Çukurova ve Toroslar'a özgü kültlere çağrışımlarla yüklü heykelciğin de ilk sahibi oldu.
Ödül Neden Nihat Ziyalan'a Verildi?
"Çukurova Ödülü"nün Nihat Ziyalan'a verilmesinin gerekçesi, Etkinlik Eşgüdüm Kurulu üyeleri Çetin Yiğenoğlu, Mehmet Karasu ve Ziya Aykın'dan oluşan Seçici Kurul tarafından şöyle açıklandı:
"Dünyada yaklaşık 5500 dolayında dil bulunmaktadır... Bunlardan 2 bini aktif ve yaşıyor olmasına karşın, kimi disiplinlere göre her yıl, kimine göre her ay, kimine göre ise her hafta bir dilin ölmekte olduğu bildirilmektedir... Bunun yanı sıra dünyamız her konuda tek tipleştirme, kültürel erozyona uğrama tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır... Seçici Kurulumuz "Kültürler sanat köprüsü üzerinde yaşar ve yarınlara aktarılır" anlayışından hareket ederek bu ilk ödülü Sidney'de yaşamasına karşın, yazıları, şiirleri, öykü ve romanlarıyla Avustralya'da kurduğu Çukurova dünyasından Çukurova ekinine katkılarına karşılık Nihat Ziyalan'a vermeyi uygun bulmuştur."
Çukurova Ödülü'nün Gerekçesi
Uluslararası Çukurova Sanat Günleri kapsamında, bundan böyle “Çukurova Ödülü” adıyla bir ödül verilecektir. İlk kez 24 Nisan 2009 tarihinde verilecek ödül, özendirme ya da başarı ödülü değil, bir değerlendirme ödülüdür. Ödül, özel anlamda “barış ödülü” olarak da değerlendirilmelidir...
Çukurova, neolitik dönemden bu yana, Afrika-Ortadoğu-Anadolu, Sümer-Babil-Hatti-Hurri-Hitit-Anadolu, Uzakdoğu-Doğu Akdeniz-Grek-Latin dünyası arasında bir kültürel köprü, bir geçiş noktası olmuştur. Günümüzde, dünyada özgün geçmişe sahip ender bölgelerin başında gelen Çukurova’nın komşusu, kültürel kimliğinin bir parçası Doğu Akdeniz’in güney kıyılarından Irak’a Ortadoğu yer yer kan ve gözyaşına boğulmuş, bölgenin Transkafkaslardan Kafkaslar’a, Ortaasya’ya dek uzanan kısmı ise küresel emperyalizmin saldırı tehdidi altında inlemeye başlamıştır...
Bunun yanı sıra, Adana ve İskenderun kıyılarının öne çıktığı yeni bir yatırım ve ekonomik yapılanma programıyla Çukurova dünyanın yakın gelecekteki önemli çekim merkezi olmaya aday konuma gelmiştir. Bölgemiz adına olumlu karşılanması gereken bu durum bile, “kan içen topraklar” diye bilinen bölgemizde “kan, gözyaşı ve barut kokusuna yeni gerekçe yapılabilir mi” kaygısına yol açmaktadır. İşte, bu gelişmeler, Ortadoğu ve bölge insanını her zamankinden daha çok barışa gereksindirmektedir.
Bu gerçeklikler karşısında, ilerici, aydınlanmacı, emekten yana tavır koyan, insan onuru ve sevgisi aksı üzerinde yürüyen etkinliğimizin temel felsefesi tek sözcükle “barış” olarak seçilmiştir...
“Çukurova Ödülü” sinemadan tiyatroya, resimden müziğe, şiirden romana, makaleden fıkraya, röportaja, çeşitli alanlarda eser sahibi sanatçı, akademisyen, gazeteci, yazar, kültür-sanat, bilim ve edebiyat alanlarında emek ve ürün veren, kültür ve sanatla uğraşan, Çukurova'yı tanıtan, yücelten, bunu yaparken de Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'ya barış tohumları eken insanlara, tüzel kişilere verilir.
Ödülün değerlendirmesi, Çukurova'da Sanat Girişimi yönetimince yapılır ve her yıl etkinlik tarihinden en az 15 gün önce basın-yayın ve iletişim araçları aracılığıyla açıklanır...
Ödüle değer görülen kişiye/kuruluşa bu amaçla hazırlanmış özel bir plaket verilir.
Çukurova'da Sanat Girişimi
Nihat Ziyalan'ın Yaşam Öyküsü

Sevgili Atatürkümüzün öldüğü yıl Adana’da doğdum.
Çocukluğum seferberlik yıllarına rastlar. Askerdeki babamın yolunu gözlerken; yanyana on iki evden oluşan Dingin Avlusu’ndaki hayat mektebi, kişiliğimin temelini oluşturur. Çeşitli kentlerden göç ederek Çukurova’da kendilerine gelecek arayan bu insanlardan, arkamızda Kurtuluş Savaşı’nın rüzgarıyla komşuculuğu, paylaşmayı, dayanışmayı ve insanlığı öğrendim.
Şalgamcı Konyalı diye anılan Çerkes babamın, bir Kürt güzeli olan anamın, yoksulluk karşısında ezilmemek için verdikleri namuslu çaba, bana ve kardeşlerime hayatımızın yol haritasını çizmiştir.
Öğretmenim Vedat Bey’den okuyup yazmayı, İstiklal Marşı’nı her sabah kemanıyla çalan Ferit Kumbaracı’dan vatan-bayrak sevgisini öğrendiğim II. İnönü İlkokulunda çocukluk aşkım Ayçelen’i de buldum.
Tepebağ Ortaokulu’ndaki Türkçe öğretmenim Agâh Önen beni okumaya-yazmaya yönlendiren kişi oldu. Düzenlediği münazaralarla bilincimizi geliştirir, tartışmamızı sağladığı kitaplarla öğrenciliğimizi renklendirirdi. İşte o günlerde Sait Fak’in, Orhan Veli’nin ve Nazım Hikmet’in yapıtlarıyla tanıştım.
Ortaokulu bitirdiğim sıra ilkgençlik arkadaşlığının keyfini çıkarmaya başladım. Yılmaz Pütün (sonradan Güney), Özdemir İnce, Demirtaş Ceyhun, Ülkü Tamer ve daha niceleri.
Lise edebiyat öğretmenim Enver Mücen efsane yazarımız Yaşar Kemal’in arkadaşıydı. Alman eğitimiyle yetişmiş olan öğretmenim klasik yapıtları okumam için beni yönlendirmişti. O sıralarda okuduğum Kafka’nın Değişim’ini, Vedat Günyol’un Yeni Ufuklar’ında, Cemil Sait Barlas’ın Pazarpostası’nda çıkan şiirlerimi kendisiyle tartıştığım günleri sevgiyle anıyorum.
Öğretmenlerimin üstümde emeği çoktur.
Liseyi terkedip yaşımı büyüterek askere gittim. İzinde, şimdi Amerika’da yaşayan oğlumun annesiyle Zonguldak’ta evlendim. Askerlik dönüşü Adana Şehir Tiyatrosu’na girdim.
Şairlikle tiyatroculuk birlikte giderken Adana Şehir Tiyatrosu kapandı. Bu sıra Ankara Sanat Tiyatrosu’nun yönetmeni Asaf Çiyiltepe telefonla arayarak beni kadrosuna aldığını söyledi. Böylece Ankara günlerim başlamış oldu.
Ankara’da tanıdığım sanatçılar bana çok şey katmıştır. Onları burada yazmaya kalksam sayfalar yetmez.
Orhan Kemal’in 72. Koğuş’unda Tavukçu’yu oynarken o sıra Yeşilçam’da Çirkin Kıral diye ünlenen kankardeşim Yılmaz Güney, tiyatroyu bırakarak sinemaya geçmemi isteyince onu kıramadım.
Yılmaz’la birçok filmde birlikte oynadım. Yeşilçam ekmek paramı kazandığım on üç yıllık bir okuldur benim için. Seks filmlerinin çıkmasıyla bu okul kapandı ve Avustralya’ya göçmek zorunda kaldım.
İngilizce konuşulan bu ülkede anadilim, vatan, bayrak sevgisi ve otuz yılımın Adanası tek dayanağım oldu.
Çeşitli sanat dergilerinde yapıtlarım çıkıyor. Göçmenlikte ürettiğim iki şiir, iki öykü, iki romanımı çoğaltmak için uğraş veriyorum.
Sydney’in Blacktown semti nde tam bir Adanalı gibi yaşıyor, çırak ruhuyla edebiyat çalışıyorum.
Nihat Ziyalan