|
Transferci
|
 |
« : Ocak 15, 2009, 12:49:26 ÖS » |
|
Sevgili Ötekileriz, Gazze'de sürdürülmekte olan katliamlar herbirimizin malumu. Gazze'yle, savaşla ilgili şiirlerden oluşan bir ekitap çalışması yapmak istiyoruz. Bu foruma Ötekileriz'de yayınlamış olduklarınızda dahil bir veya birden fazla şiirle katkı sunmanızı bekliyoruz.
Savaşsız, katliamsız günlere selam olsun!
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 15, 2009, 19:32:45 ÖS Gönderen: Transferci »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #1 : Ocak 15, 2009, 15:36:07 ÖS » |
|
Kafamı toparlayabilirsem Gazze için bir şiir yazmak isterim. İyi düşünülmüş bir forum. Akıl edenler sağolsun.
Şeyda GÜNEŞ
|
|
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #2 : Ocak 15, 2009, 19:20:02 ÖS » |
|
en az tanrı kadar suçluyuz her birimiz
gazzeli annelerin masalları ne nasıl uyutuyorlar çocuklarını sabaha nasıl başlatıyorlar çocuklar ölürken biliyorlar mı tanrının gazzeyi unuttuğunu
ölüm yürekli bulutlar gazze üstünde arz-ı mev�uddan sulanıyorlar bulutlar gün ortasında, gece yarısı arap çocukları öldürüyorlar
bir adam eğilmiş kabeye doğru bir adam ağlıyor duvar dibinde kimi musa olmuş, kimi süleyman bulutlara ölüm dolduruyorlar çocuk cesetleri cebir hesabı akşam haberlerinde, gazetelerde
bulutlar, bulutlar, bulutlar� bulutlarda bizim yüreğimizin de kiri var en az tanrı kadar suçluyuz her birimiz ve melekler kadar günahkar�
ocak-2009 antalya engin akbaba
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 15, 2009, 19:33:05 ÖS Gönderen: Transferci »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 15, 2009, 19:27:14 ÖS » |
|
Üşürsem Bir Hırka Bırak Rahatından
gülümse..oyun bozulur..bir akşam vakti suyu çekilir yakamozların
gülümse ..yeni bir dünya kurulur büyük aşklar alır adını..yeryüzünün
başaklar bire bin verir..açlık bilmeyen çocuklar sevda büyür gökyüzüne annelerin ördüğü ..salkım saçak savrulur bisikletlerinde tozu rüzgârın
en güzel oyunlar oynanır kalplerde..filizlenir tahıl tozu göz kapaklarında aşklar hep çocuk kalır
çocuk bakar hayata düşüncelerin koyu atlası bir ülke çizer gözbebekleri ismi konmamış bir ülke
yaşayabilir varlığından habersiz
yaşayabilirsin bensiz havra ısıtabilir kalbini tanrı aşkına..sinagoglar üzerinde uçuşabilir feryadın camiler döşeyebilirsin tenin ıssızlığına ezanlar beş vakit konaklayabilir..yetim kuşlar sancı uzun yankılanan sevişler feryadı
her şeyi bağlayabilirsin ağırdığın konağa..bir ben düş fukarası hiç bir şeyi kesici bilmeden yalnayak söver giderim
belki yakabilirsin tanrılar adına..ruhumu sıkışıp bir istasyonda bekleşirken ölüm akı.. sayfalar dolusu kandığım bir yolculuk küsebilirsin damarımdan
savaşın bıraktığı kadar sessizim tankların kustuğu güvercin her yer dolu ayak atılacak bir ölüm bulmayan sessizliğin
sofistik hüzün besteleyen gölge içinde yüzen bir balon asılı durur yanağım beni bir ülkeye çiz... bir ülkeye sal gözlerin çukurunda kimdiğim belirmeden yaban düşleri taşıyan kovan..özgürlüğün çigan sesinde bir farisi kadar kapandır sınırlanan ceht
taşlaşmış bir yeri bulunur daim gökyüzünü unutan sec.. zevk verir tanrı kollarında
gülümseyin..bir dünya yıkılır bellemekten arzuyu..kurulur yeniden saati saf ve masum bir annenin
akşamı ipe serdiği
Hüseyin Bozkurt
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 15, 2009, 19:33:31 ÖS Gönderen: Transferci »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #4 : Ocak 15, 2009, 19:32:14 ÖS » |
|
İNSAN
İnsan diyecekler kendilerine; parçalanmış soydaşlarının bembeyaz kara düşen kanlı cesetlerine bakarak her yüzyılda bir avuç toprak adına silahlarıyla silahsızları parçalayanlar soysuz geçmişlerini bir zafer sarhoşluğuna çevirip, çocuklarına tarih diye öğretecekler.
Gökyüzü utançla kapayacak gözlerini, yağmurlar susacak kederle bir ananın emzirdiği çocuk vatan adına sırtından bıçaklarken bir başka ananın çocuğunu ve masumların gözyaşı üzerine kurulmuş uygarlığımız dalgalanırken bayrak niyetine babalar kahraman yetiştirdik diye öğünecekler.
Söyleyin: Bu vahşet coğrafyasında hangi güller açacak utanmadan kıpkırmızı ve savaşsız gün görmemiş bu dünyanın yüzüne nasıl bakacak biz insanız diyenler.
Yelda Karataş
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ocak 15, 2009, 19:33:53 ÖS Gönderen: Transferci »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #5 : Ocak 15, 2009, 19:36:57 ÖS » |
|
Ölümsüz Dans
Geldiler... çirkin aynaların karmaşasında yılgındı suretleri, kış'tı
Yabancı sonbaharı taşıdılar cüretli parmaklarında
Sakalları karanlık kan'la yıkanmış boğazları
Geldiler...
ad'ları toprağa bağlı uykulu ince bir kar yağıyor ölümlerine kıyımın alfabesi gözbebekleri
Parçalandılar, parçalarının içinde parçalandılar, parçalarının üstünde
Hakan Kartal
Kumru Sanat Temmuz 2007
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #6 : Ocak 15, 2009, 19:43:10 ÖS » |
|
BUYRUN
I. Görkemliydi gösterisi gecenin; şarap ve gökyüzüydü tema, başbaşaydım bu cümbüşle karışırken yıldızlara.
Bir elinde ölümdü bir elinde yaşam sunuyordu kozmik alan doyumsuz varlığıma açılırken iki gözüm.
‘Yapmayın! Durun, o daha bir piyon!’ Repliği ile başlarken oyun, kapkara sonsuzluğa yapışmış şaşkın bir nokta duruşuyum, ‘Mavi kuşlar mı?’ diye soruyordum. Şiir diyorlardı; yağdılar başımdan aşağı.
II. Binlerceydi, yüzlerce hatta onlarca… Bence artık hiç yoktular.
Kuzgunmuş kimi kargaymış, yeşilmiş gagaları, çer çöp taşımışlar, yuvalar yapıp, yuvalar bozmuşlar. Kırılganmış bu anakara. Baca / karası kapkara bir büyüye kapılmışlar.
Her şey söylenebilirdi efendiler, her alan tehlikeli ve tuzakmış. Adı, özgürlük olunca yasakmış şiirler.
Dur, davranma, ben yazacağım! Diyor. Susmalı herkes birbirine
"Dokunmayın" diyorum bana ya da dokunun. Etimden dolaşıp, geçin kemiğime, ruhuma gelin, korkmayın karanlıktan, alışır birazdan gözleriniz.
III.
Varoluşumun güdüsüyle önüne geçilmez tutkusu ürpertmesin sizi; işim yer göstericiliğe soyunan insanla.
Utançsız çelişkiler bağdaşıyor, birbirine yabancı yüzler Hadi, hangisi daha çok fırlatacak kendini kedere? Yarışalım! Yılın en maskeli yüzleri listesinde “İlk göze girebilirsiniz siz” diye bağırsın sunucu iftiharla.
IV.
Suskunluğun görüldüğü nerede duyulmuş? Sadece kuşlar mı uçar, bu ölü güvercin de ne? Ah! Uçuşan sorular…
Dolu hayaller kırmanın geçti modası kızım. Üniformalı takılmalı hayata. Heykeller dikilmeli şiirin dört bir yanına, kaleler, surlar çevirmeli, kanunlarla korunan hiçbir hayal sızmamalı aramıza.
‘Merhametli efendim ey!’ Acıyın bize. Ayrıcalık gerek engellilere. Yazabilir miyim izninizle, ulaşılmazlığınızdan bahsederek korkularınızın kuruntudan ibaret olduğunu?
V.
Hangi yüz anlatır şimdi gerçeği? Öteye gitsem ölüm, zulümdür ardımda kalan. Vaat edilen bu boşluk kıpırdatmıyor yerimden. İşgal altındaymış alanı da şiirin.
Kaybolun ortadan! Diye bağırırken yer gösterici, kim daha çok çarpıtabilirdi hayatı, anlamsızlığı dizeleyerek sözlere?
yıldızlar yağıyorken yokluğa tepinir itkisi içimde; burgudur yaşam dinmeyecek bilirim çekimi yerin yapış yapış ilerlerken bu zaman yalandır üstüme yalandır yıkılan.
bir sonsuzluk masalında biterken oyun bin hüzün ödüllü yalnızlıktan arta kalan cümbüştü, yaşamdı, ölümdü, şiirdi gece. Buyrun…
Gösteriye hoş geldiniz.
Sedef Kandemir- 2008 Urla İmece Dergisi -
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #7 : Ocak 15, 2009, 19:51:04 ÖS » |
|
REPLİK
Konular eksik roller değişmiş Sekiz beş nöbetlerinde Dizini döverken hayat Silindi ellerim
Çocuk barışı anlat Güller is kokuyor avuntular mecalsiz Bildiğim yolda kaldırımlar düşman Dalımda sonbahar cümlem söndü
Yollar kırılıp umuda kar yağmadan Uykular esmerleşmeden anlat Şefkat mayalasın nasır tutan gözler Masumiyet çürümesin köşe başında
Ambülans sirenine asılı kaldı sesler Sesler kararıyor çocuk gömütler hıçkırık dolu Çocukluğumu dövüyor dilek ağacında dudak izleri Gidersem intihar Sıyırdım bakışlarını gecenin Sildim büyüsünü duvarlardan Acını anlat acılarıma Bağır çağır Küfreder gibi bakma Gözlerimi gömecek bir yürek kalsın
Ay çürüdü güneş doğsun Yatılı okumak istiyorum ufuklarda Hadi, fırlat beni Annemin kanayan sesine…
Yaprak Ünvar
Anafilya Sayı 85
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #8 : Ocak 15, 2009, 19:52:51 ÖS » |
|
Vahşetin Çerçevesinde
Yüzüm aşktanken siliniyor gitgide artan kanla ateşten.
Ey! kalbi gibi kederi bile kadersiz taştan günah üreten suçlu kabristan!
Ey! Suç üreten kömürden kara kordan günahkar..
Kıramadıkça çenelerini yapacak yok pek bir şey pençelerine
Kuyuma sabır Tanrıma selam
Ne de olsa çocuklarıyla kendini yiyen yeryüzüyüm ben
*/
Kelam üstüne
*/
Elveda değil, aşka arş defa merhaba derken..
Perihan Yakar
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #9 : Ocak 15, 2009, 19:55:01 ÖS » |
|
Işık.. Bu nasıl bir ışıklık? Işık içinde gök yer kanarlık
Bu gün kendimi anlatacak ne bir kelimem ne bir cümlem yok!
Çünkü ortada O tek kelime, kötü kelime...
O tekliğiyle baskın olan insanlığın kelimesine cümlelerine O! War olunca�
Ellerimde barış dolu kelimelerle, cümlelerden inşa ettiğim bir kendim de yok.
Lügatimden sildirmekle silgilerime insanlığın lügatinden de sildirebilmem mümkün olsaydı keşke!
Perihan Yakar
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #10 : Ocak 15, 2009, 19:57:24 ÖS » |
|
SİYAH GÜVERCİN GÜVERCİN SİYAH
Gözlerinin göğünü saran kor bulutlardan gülü sönük yanaklarına yağmur düşerken yıldırımlar düşüyor ölgün şimşeklerinden minik kalbinin yaşam suyuna.
Sorumlusu kim selin söndürmediği çöl yangınının cevabını arıyorum yüzsüz yüzümde sana bakarken
Ve biçare kendimi yerine senin koymak denerken kirpiklerimden kemiklerime kavruluyor ateşinden içime çekiliyorum dehşet içinde.
Neden elinde kitapların kalemlerin defterlerinle şekerlerin yerine mendil var yine, bir top kağıttan beyazı bile acının kızıl renginde
Kim oturma izni vermiş ak bakışına iltica eden koyu korkuya?
Kim vermişse, haber vermeden vermiş olmalı, büst insanlığa!
Bu durumda, büstlerince aforoz değilse hakkı, nedir diye soruyorum, yeryüzünün insanım diyen üstinsanına!
Güvercinim yerine... siyah güvercin... güvercin siyah... Ummandan öte(r) güvence uma.. Perihan Yakar
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #11 : Ocak 15, 2009, 20:03:29 ÖS » |
|
haramidere'den söz ediyorduk ya; çekmeceler arasında sek sek oyanayan ceylanlara pusu kurmuş avcılar... yol yokuş yer kaygan, anbarlı'da gemileri dövüyormuş dalgalar...bu dem çiçekleri dem/et/mesen de olur... bu deniz, akdeniz değilmidir ki; tuzu kurumasın hiç... öbür yanında; şerit gibi gazze şeridine uzatılmış çocuk bedenleri ezberliyor gözlerim, yunuslar fırlıyor göğe, han yunus'ta yükselen al evlerden... yer ateş, gök ateş; gemiler, uçaklar, sıra sıra dizilmiş tanklar ölüm kusuyor çöle... ankara'da doğal gaz, filistin'de gazze... bütün yolları ortadoğu'nun; bac ödüyor sanki haramilere... bütün dereleri sanki dünyanın; aynı yere akıyor hep... aynı adı taşıyorlar üstelik: haramidere... ölüm ölümü bu kadar hasretle mi çağırır kara yere... kurşun olsun istedim bu gece çiçeklerin... saçılıp dört bir yana, yollarına sermek için; sol durulan bütün geleceklerin...
FİLİSTİNLİ ÖLÜ ÇOCUĞA
canımsın canım canımı almaya gel bu gece canın yandığınca yattığın yerde canımı yak ama şah damarıma sapla ellerini yakama değil kesilsin soluğum kanım ben ki isli cesedine "tren" tabelası eksik mekanik bir kutunun sisli gözlerinden bakanım anladım ki bu gece kanının aktığı yere akmazsa kanım olmayacak benim de çiçekli bir yurdum vatanım canımsın canım canımı almaya gel bu gece toprağını sulasın kanım ya çiçekler açsın mezarında ya birlikte yatalım
Recep Memiş
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #12 : Ocak 15, 2009, 20:08:47 ÖS » |
|
kime ne!..
sol mememi çıkartıp yerinden dünyayı yerleştiriyorum yerine tütmeye başlıyor aşkevim yanıyor kapı-baca-pencere... kötü giden nenlere inat israilli bir oğlan sevişiyor filistinli kara gözlü kız ile...
gönlüm böyle istiyorsa eğer kime ne! ..
mermeri mermi yapıp sıkıyorum cellatlar üstüne ipinden düşüyor ölü kuşlar dirilip uçuyorlar bulutlarla birlikte kanatlanıyor zaman hızı kesiliyor dünyanın ben sana bakıyorum öylece...
'hadi gel' diyorsam eğer bir bildiğim var elbet kime ne!..
Tayyibe Atay
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #13 : Ocak 15, 2009, 20:19:55 ÖS » |
|
hiç kızıl kundak olur mu
çığlık çığlığa analar kaç bebek doğdu şu an kaç bebek kundaklandı ak bezlerle biçim vermeli biçim eline koluna bacağına beline en çok da başına aklına aklına yaşama taşınabilen kolay bir biçim
çığlık çığlığa insanlar kaç insan öldü şu an bebek miydiler hâlâ kundaklandılar ak bezlerle biçim vermeli biçim ölüme taşınabilen kolay bir biçim çığlık çığlığaydı analar insanlar kendini tanrı sananlar anımsadılar prometheus�u ve çaldırdıkları ateşi kundakladılar� 19 Aralık 2000�in sabahını kundaklar ateş kundaklar alev alev kundaklar kan yetmedi yaşam ya da ölüm hiç kızıl kundak olur mu kundaklar aklanmalı biçim vermeli biçim dört duvar ak kundak yaşamla ölüm arasına kolayca taşınabilen bir biçim
hâlâ çığlık çığlığa analar insanlar en çok da analar
Nalan ÇELİK
19 Aralık 2006
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|
Transferci
|
 |
« Yanıtla #14 : Ocak 15, 2009, 20:23:49 ÖS » |
|
GÜLYAZI
vakitsiz girenlere başkaldırır toprak, sorgular yatak değiştiren nehri orağı ekine, örsü demire şikayet eder suçlar kumzambağına ihanet etmiş evrensel rengini
dağlar nasıl alçalır eteklerindeki bağ bozumlarında, bulutlar güneşi neden kıskanır durduklarında bir ceylanın ağladığı taşın üstünde
yağmur en çok mezarlık ağaçlarını sever yalnız onlara hüngürder kan sel toprağın kokusu bir başkadır ah, o sessizlik kırımında
vakitsiz girenlerin tırnak izi soğuk mermer yüzlerine düşer gülyazı olup
kefen, cebinde saklar çürütmez tapusunu o daracık yerin üşütmez sımsıkı sarıldığını
ateş nasıl bakar suya sönerken..
A.Uğur Olgar
|
Bana da Transfer işi yüklendi.
|
|
|
|