|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 27, 2008, 15:25:33 ÖS » |
|
Mektubu gönderen meçhul şahıs, Zeliha'nın bir düş oyunundan başka bir şey değildi...Zeliha karakteri ise benim yeni yarışmaya gönderdiğim öykülerin her birinin baş karakteri...Telefonum çaldı geçen gün. Bir öykü yarışmasında Zeliha adlı öyküm birinci seçilmiş. İlk defa ödül almanın şaşkın sevincini yaşadım.Artık öykü yazma zamanı.Yazmanın dışında herşey ürkütücü.Yaz arkadaş, yanmayı da göze alarak... (6)
Tabureye oturdu. Kaç zamandır olmadığı kadar mutluydu yüzü gülmüştü Zeliha'nın . Güle oynaya balıkları ayıkladılar. Akşam ezanı olmuş işleri de bitmişti. küçük kırmızı bir arabanın durduğunu, bahçeye bir adamın girdiğini gördüler. Adam: bitti mi hanımlar? dedikten sonra cebinden çıkardığı parayı kadınlara bölüştürdü.
Zeliha, sağ avucundaki bir miktar paraya baktı, gözyaşları tuzlu bir sevinç gibi dudaklarına iniyordu ve karnını çoktan bu doyurmuştu..Yarım günlük emeğinin karşılığı diğer avucunda bir kaptaydı. Sevinçle evine doğru koşmaya başladı.
Gördüğü herkese gülümsüyordu. kaç zamandır gülmeyen yüzü parlamış içini kıpır ettiren bir enerjiyle koşuyordu. Beyaz kireç boyalı iki göz odalı evine ulaştığında uzun süredir kasvetten boğulduğu çevre bile gözüne güzel gözüküyordu. Çantasından sarı metalden büyük anahtarı çıkardı.kapıyı açtı. Mektup orada duruyordu. üstüne kapıyı örtüp gittiğinden beri...''sanki uçacaktı..'' düşüncesi gülümsetti onu...eğilip aldı. kapıyı ayağıyla itti. (2)
kapının önünde onu bekleyen "beklenmedikler"den haberi yoktu. orta yaşa yakın saçlarına hafif kır düşmüş, yakışıklı sayılabilir, giysilerinden varlık ve ince bir beğeni okunan bir adamı gördü önce. elinde abartısız ama zevkli bir buket vardı. zeliha iki ev öteye parkedilmiş son model arabayı henüz görmemişti. (4)
Selim eski bir sınıf arkadaşından duyduğu dramı yerinde görmek, Zeliha'yı hiç haketmediği bu hayattan çekip çıkarmak, lise yıllarında şen kahkahalar atan ilk aşkını, nostalji bulutundan sıyırıp, hala aklından çıkaramadığı derin siyah gözlerde kendi aksini tekrar hissedebilmek umuduyla, Ankara'dan kaçıp gelmişti. Zeliha ile aralarında belli belirsiz doğan aşk, erken yaşlarında teyzekızıyla yaptığı evlilik nedeniyle noktalanmış, aile zoruyla girdiği bu beraberlik yüzünden, biricik aşkını o cahil Salih'e kaptırmıştı. (5)
Komşudan aldığı bir bidon suyla elini yüzünü yıkamış, kirli saçını ıslatarak taramış, saç tellerinden birçoğunu katleden tahta tarağı hınçla yere atmış, meçhul mektup da şerh düşülen randevu saatine beş dakika kala yola topuk vurmuştu...
Akşamın hafif aydınlığında düşüncelerinde de yürürken aniden durdu...
Az önce evinin az ötesinde gördüğü son model bir otomobilin kendisini takip etiğini fark etti.
Sürücüsüne yanaşıp, "Ne takip ediyorsun lan!'" demekten son anda vazgeçti.
Zaman kaybetmemeliydi, park da bekleyeni vardı... (1)
Zeliha, şimdiye kadar ağzını bozmamıştı. bundan sonra da kolay kolay bozmazdı...bozmayacaktı. kenar mahallede oturuyor olabilirdi, cahil Salih'le yıllarca aynı çatı altında kalmış, onun olmadık küfürlerine, ağza alınmayacak edepsizliklerine göz yummuş olabilirdi. Ona uymadığına göre elin adamlarına niye uysundu.
her fırsatta okur, yalnız kaldığında kendince birşeyler karalardı. belki de kendini kötülüklerden sıyırmanın yolunu bu şekilde bulmuştu. (2)
Kitaplara dalması Salih'le aralarında başlayan ilk uçurum olmuştu. Kültürü arttıkça, Salih'in ne kadar basit ve tekdüze bir adam olduğunu gözlemliyordu. Aslında kendisinin de suçu yok sayılmazdı. Salih'e hakaret etmeye başlamıştı. Yeni şeyler öğrendikçe, zevkleri ve arzuları da değişime uğruyordu. Salih'i istediği forma sokamayacağının idrakindeydi.
Bir şekilde elbise değiştirmek gibi bir şeydi bu; tabularını çöp bidonuna bırakıp, kitaplarda ona sunulanı almak. Aslında Salih'in hayatından çıkmasını o istemişti. İstemiş miydi? Erkeksizlik! Buralarda erkeksiz bir kadına iyi gözle bakılmazdı ki! Ya güzelliği İsis'ten içmişsen! "Allah'ın cezası Salih! Beni bırakıp nerelere gittin?" (3)
hakaret denilen şey de eve ekmek getirmekten aciz, akşam körkütük sarhoş küfe içinde getirilen Salih'e bir tas suyu kafasından aşağı boca etmesinden başka bir şey değildi işte. yere iki doksan serilen adamı uyansın diye.
içeri girerken sabahtan beri orada duran mektubu aldı içeri geçti. sarı bir zarftı bu, sinirden nasıl da dikkat etmemişti. kenarından dikkatlice açtı. mahkeme celbi! bir müddet dimdik kalakaldı. dışarıdan odanın ortasına pervasızca düşen sokak lambasının ışığı bile fazla gelmeye başlamıştı. (2)
Geçmişe baktığında kendisinin de o kadar masum olmadığını düşündü. Komşu oğlu Bekir'in delikanlılığa adım atar atmaz, kendisini isteyen şehvet dolu bakışlarına uzun zaman kayıtsız kalamamış, Salih'in arkadaşlarıyla balığa çıktığı bir gün uyduruktan bahaneyle kapısına dayanan Bekir'i içeri almıştı. İstanbul'da edebiyat tahsili yapan Bekir, Zeliha'ya ilk kez hoyratça sevişmemeyi öğretmiş, heyecandan dikilmiş vücut tüylerini, hoş bir ıslaklıkla rüzgarla yatmış buğday başaklarına çevirmişti.
Salih'in sigara katranı kokan, iğrenç nefesi, Zeliha'ya o günden sonra daha fazla dokunur olmuştu. (5)
"Bekir ne yapıyor acaba? Kesinlikle yanında bir aşifte vardır. Öyle erkek boş kalır mı? Şu an Bekir..."
Zil çaldı. Terliklerini giyereken bir yandan üstüne başına çeki düzen veriyordu. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Tam kapatıyordu ki yerde kırmızı bir zarf gördü. Gelişigüze dışarıyı kolaçan ettikten sonra, zarfı kaptığı gibi içeri girdi.
"Parka gelme. Peşimdeler. Ben seni fırsat bulunca ararım." (3)
Zeliha kendisini, televizyonda defalarca izlediği; pahalı arabalar, siyah çizgili takım elbiseler ve acımasızca kan döken silahların içine düşüren, gelişmelerin sırrını çözmeye çalıştı. Hayatını büyük bir bulmacaya dönüştüren sırları aralamaya çalıştığında kendisini de şaşırtan, bulmacanın anahtar sözcüğünü keşfetti. Sonu ölümle biten her hayat yolculuğunun arkasında serüven barındırdığını, Zeliha'nın yorgun beyni farkettiğinde, Güneş çoktan Dünyadan hıncını almış, ufukta öfkesi dinmiş yaşlı bir ihtiyar gibi batışını bekliyordu. (5)
Park'da ki uzunca bekleyişinden, kös kös eve dönüşünden sonra hafızasından geçenler ve olanlardı tüm bunlar...
Meçhul kişi parkda boşu boşuna beklettiği gibi, ürperten bir not atmıştı kapının altından evinin içerisine... Neler oluyordu?... O kişi neden beklememişti?... Bay Doğrucuysa, kim takip ediyordu, hem onu hem kendisini?... Onunla kendisinin ortak takipçisi kim ya da kimlerdi?...
"Allah'ım çıldıracağım"ı sesli verdi... (1)
Ilık bile olmayan bir güneş ışığı, pencereden küçücük odanın ortasına saydam sarartısını uçuk bir halı eskisi gibi yaydıkça, duvarları arkalarında kaybetmiş mavi desenli kilimlerin renkleri morumsu bir loşluk bırakıyor, soğuk bir gölge içinde bütün bütün koyu gözüküyordu. Zeliha düşdüğü durumun girdabında kendince güzelleştirdiği evinin, şüphe ve korkularına ortak oluşuna şaşıyor, çıkışsızlığın çaresizliğinde içini rahatlatacak ışığı arıyordu. (7)
Akşam saat sekiz sularında telefon çaldı.
"Alo! Buyrun!"
"Zeliha Hanımla mı görüşüyorum?"
"Evet benim, siz kimsiniz?"
"Sizi karakoldan arıyorum? Karakola kadar gelmeniz gerekiyor. Bir ekip arabasını sizi alması için gönderdim?"
"Ama... Ama neden? Ben ne yaptım ki?" (3)
Bu kadarına dayanamazdı artık. Bir akşamda bu kadar yükü kaldıramazdı. sedire attı kendini. Bütün bir günün verdiği sıkıntı, gelen mektuplar, aldığı haber...üstelik uzun zamandır görmediği salih'i görecekti belki. Boşanma kağıdı masanın üstünde duruyordu. kırmızı, sarı zarflar,telefondan karakola çağrılışı...boğazına düğümlenen sıkışmış koca bir dağın patlaması gibi bir sesle hıçkırmaya başladı. Ağlıyordu. hiç ağlamadığı kadar. kendi sıkıntısı yetmiyormuş gibi karşına dikilen mektuplar,adamlar, başka başka,başka...''Yeter.'' dedi ''yeter...'' (2)
Karakol ve gördüğü polisler, hele karakol amiri kendisini şaşırtmıştı...
Küçüklüğünde bir kez ifade vermek için gitmek zorunda kaldığı o karanlık karakol ve somurtuk polisler yerini ışıltılı sıcaklığa, güleryüzlü insanlara terk etmişti adeta...
Karakol amiri lafı dolandırmadı "Hanımefendi bu akşam Sırdaş Parkta bir ceset bulundu..."
"Benimle ne ilgisi var?" sorusunu soramadan yanıtını aldı.
"Cebinden size yazılı bir mektup çıktı..." duyumu zemheri ayında üzerine dökülen soğuk su oldu ... (1)
anlaşılan geceyi burada geçirecekti. "neyse evimden sıcak en azından" düşüncesiyle teselli buldu. o sırada çalan telefonu yanıtlayan polis hazırol vaziyetinde konuşuyordu: "tamam amirim, anlaşıldı amirim, gereken yapılacak amirim..." telefonu kapatıp zeliha'ya döndü: "serbestsiniz bayan." dedi. "katil kendiliğinden gelmiş, ve suçunu itiraf etmiş" aynı anda odaya getirilen son derece gösterişli giysiler içindeki, elleri kelepçeli kadının nefret dolu bakışlarını anlamlandıramamıştı zeliha... (4)
Gözlerinden okuduğu nefret ışınları olmasa, cam donukluğundaki bir manken yüzüyle yüzleştiği sanısına kapılacaktı.
Kelepçeli kadının anlık bakışının gözlerinden yol bularak yüreğine ve beynine yaptığı vuruş, tepkisini vermek de gecikmedi...
Korku'ydu bu... Korkuyordu... İlk kez bir kadının bakışı, hücrelerinin tümüne varıncaya kadar derin korkular salmıştı... Korku virüs olmuş, kendisini çoğaltmış ve hücrelerinin plazmalarında kulaç atıyorlardı...
Soluk soluğa kalmıştı... Soluk alışverişleri normal düzeneğini bozmuştu... Hırıltılı ve kesik kesik soluyordu... Karakolun oksijeni doyurucu gelmiyordu artık... (1)
korku!
kimden korkuyordu? Korkunun kokusunun üzerine sinmesine müsaade edemezdi. Tanımadığı bilmediği birinin kendine bu kadar kin ve öfkeyle bakmasına anlam veremedi. Başını dikleştirdi. Soran sorgulayan bir bakışla komisere döndü ''bu kadar demek, sadece bu kadar. bütün bir ömrümü alacak kadar korku yaşattınız bana... herşeyi öğrenmek istiyorum. En yakın sandalyeye oturdu. (2)
Komiserin, "Sizin ifadenize daha sonra başvuracağız, evinize dönebilirsiniz..." sözlerine verdiği karşılık; sandalyeye daha bir kurulmak oldu.
"Olanları öğrenmeden şurdan şuraya bir adım bile attıramazsınız..."
Polis memurlarından biri yanına yaklaşarak omuzuna dokundu.
Zeliha, omuzunu hafifçe sallayarak, memurun elini geri almasını sağladı.
"Ölen kim?... Bana neden mektup yazmış?... Öldürülmesinin benle alakası var mı?... Bunları öğrenmeye hakkım var..."
Komiser, parmaklarını saçlarının arasında dolaştırdı. Kızgınlıktan allanan yüzünün rengini sesine vermemeye çalıştı. "Karakolu hemen terk etmezseniz sizin hakkınızda işlem yapmak zorunda kalacağız."
Koltuğu hafifçe arkaya öteleyerek ayağa kalktı. Eliyle kapıyı işaret ederek, "Lütfen!... Bu akşam yoğun mesaide olacağız. Bir de sizinle uğraşmayalım," dedi. (1)
karakolun güleryüzü ,bir anda asık yüzlü bir aynaya dönüşmüş, bütün aynalar kırılmıştı bir bir. etraf sır kırıklarıyla dolu, yumrukları sıkılmış biçimde dişlerinin arasından tıslayan bir ses çıktı 'aynı eski zamanlardaki gibi...hiç bir şey değişmemiş...'' (2)
Tam çıkmak üzereyken Zeliha geri döndü. "Cesedi görmek istiyorum?"
Bir süre Komiser ve yanında ki polis memuru bakıştılar, daha sonra komiser bir baş hareketi yaparak onayladığını belirtti. Genç polis memuruyla bir ekip otosuna binerek kent morguna yollandılar.
Morga ulaştıklarında saat dokuz buçuk sularında seyrediyordu. Morg binasının loş koridorlarında yürürken Zeliha bir kabusun içinde hayaletin olduğu yere doğru yürüdüğünü hisseti.
Nihayet soğuk bir odaya geldiler. İçeride kesif bir kimya kokusu vardı. Polis memuru görevliye 13 numaralı ceseti görmek istediklerini söyledi. Saçları hemen hemen dökülmüş, orta yaşlı, beyaz gömeleği sararmış görevli metal bir fırını andıran orta bölmelerden bir kapağı aralayarak, içerideki kızağı dışarıya çıkardı. Solgun ve beyaza çalan cesedin sol ayak parmağında 13 numaralı bir etiket vardı.
Zeliha cesedi görür görmez korku ve şarşkınlık edasıyla ellerini yüzüne götürdü. Polis memuru, "İyi misiniz?" dedi.
"Bu... Bu adamı ben tanımyorum."
Gördüğü adam ne Salih'ti ne de bugün onu takip eden otomobildeki adam.... (3)
Bekir'di bu... Hani Salih'le yaşarken, kaçamak yaptıkları kendisine cinselliği tattıran, kadınlığını hissettiren adam...
Çığlığı, morgun kirli duvarlarına çarpıp, kulaklara sert vuruşlar yaptı...
Çığlığın ve yankısının bitimi, polis memurlarından birinin cep telefonundan çıkan çağrı ziline denk geldi...
Polis memuru, yanlarından uzaklaşırken, kısık sesle konuşma çabasını sürdürüyordu...
Zeliha, akan gözyaşlarını silerken, az önce cep telefonuyla konuşan polis memuru karşısına dikilmiş sorular soruyordu...
"Öldürülen kişiyle birlikteliğiniz oldu mu?..." (1)
"Önce siz cevap verin bana... O kadın Bekir'i niye öldürdü."
Polis memuru duraksadı. Kızaran yüzünü kaşıdı... Gözlerine çevreyi dolaştırdı.
"Söylememem gerekiyor, ama..."
"Aması ne?... Lütfen!... Merakdan öleceğim..."
"Meyesser, Bekir'in uzatmalı sevgilisiymiş... Son zamanlarda cinsel beraberlikleri gerçekleşmeyince... Bir de rüyasında 'Zeliha' adını sayıklayınca takibe almış..."
"Eeee?..."
"E'si... Geçen akşam size yazılı birkaç mektubu cebinde görüp okumuş, bu akşam parkda sizinle buluşmasını engellemek için Bekir'in cebini aramış... O da vazgeçtiğini söylemiş... Kadın inanmamış, ben gelip alacağım seni, demiş. "
"Peki, vazgeçmişse niye öldürmüş?..."
"Ağzı durmamış... Senle yaşadığı aşklardan söz etmiş..."
"Ondan da demek hevesini almış..."
"Orasını bilmiyorum. Bir daha kendisiyle aşk yaşamak istemediğini söyleyince, ben sensiz ne yaparım, diyerek bıçaklamış..." (1)
Zeliha'nın başı dolanıyordu. Ayakta durmaya daha fazla dayanamadı. Boş bir çuval gibi yere yığılacakken polis memurunun kendisini tutarak düşmesini önlediğini bile fark edemedi.
Gözlerinden önce kulakları açıldı...
"Doktor bey, demek gıdasızlıklıktan, açlıktan bayılmış?..."
"Evet!... İyi beslenirse bir haftaya kalmaz tamamen iyileşir..."
Polis memurundan çıkan ve kulaklarında çınlayan kahkahalar, Zeliha'nın gözlerini açtı...
Doktor, şaşkın bakışlarla, "Neden güldüğünüzü anlayamadım," dediğinde, polis memurunun verdiği, "Kimi cinsel açlıktan sevgilisini öldürür, cezaevinde yatar, kimi mide açlığından yataklara düşer..." karşılığı açlık sarısı yüzüne kan pompaladı... (1)
SON
Kolektif Öykü-1: AÇLIK’ın Yazarları
1 : Bahattin Yıldız
2 : Ayşe Keskin
3 : Mustafa Burak Sezer
4 : Asuman Atakuman
5 : Selim cem
6 : Taner Cindoruk
7 : Pelin X
Sıra: Elden geldiği kadar yazılanlar değiştirilmeden minumum düzeyde müdahalelerle bu öykü'yü olgunlaştırma da...
'Açlık' adı geçici olarak verilmiştir. Yazarları ortak ya da çoğunlukla verecekleri kararla başka bir isim bulabilirler...
|