Yarısı şiir bir adam
Sizler; insanları etten, kemikten yapılmış sandınız. Öyle değil mi? Ben salt bu nedenle bile o kadar çok uzağınıza düştüm ki. Sizin “ötekiniz” olmayı başarabildim sadece. Sadece bu kadarını hak edebildim. Şikayetim yok. Niye olsun ki? Şiirsizliğimizin, düşsüzlüğümüzün faturasını size çıkaracak değilim ya!
Sizin doğrularınız size doğru, benimkiler de bana... Olsun! Duygular doğrulardan daha gerçekmiş. Geçin onları! İnsanlar duygulardan yapılmış, duygulardan yaratılmışsa, size ne!
“Yaşadığımız kent, bir kültür ve sanat kentidir!” dediğimde, ben de inanmamıştım aslında. Ama olmasını istemiştim. İçtenlikle... Çocukça inanmıştım buna. Sağda solda burayı “şiirin ve sanatın başkenti” yapacağız dediğimde, “kıs kıs” gülmekte haksız değildiniz.
Dediklerime ses çıkarmayıp, yalanımı yüzüme vurmamanız, inceliğinizden! Anlamadım mı sanıyorsunuz? Yine burası için “bir tarih denizi ve bir kültürler müzesi” dediğimde de bu inceliğinizi esirgemediniz benden. Ayıplamadınız. Teşekkürler!
Yalnızlığıma sığınıp Körfez'in yüzüne karşı “yaşanır kentler, adil-demokratik ülkeler ve barış içinde bir yeryüzü” düşü kurmama ses bile çıkarmadınız. Daha ne isteyeyim ki sizden! Sağ olun.
Bu topraklarda bayrağın, dinin, yurdun ve daha pek çok şeyin kutsal sayılmasına karşın, insanların değer görmemesi, önemsenmemesi, savaşsız ve düşmansız yaşanmayacağına inandırılması hep yadırgadığım şeydi. Önemli işleriniz yüzünden bunu bir türlü konuşamadık. Bu da benim size iyiliğim. Boş yere zamanınızı almamışım.
“Başkalarının acılarına karşı duyarsız kalanlar kendi acılarıyla başa çıkamaz!” sözü ne kadar da boş aslında! Oysa “gemisini yürüten kaptandır” değil mi? Ben kaybedenlerin bayrağını gönlerde görebilir miyim diye gemi memi işine bakamadım. Böyle “çırılyaprak” kaldım işte. Akılsızlık! Kim ne yapabilir ki buna? Siz iyi ki benim gibi değilsiniz!
Sizin “aklı selimliğinizi” hep kıskandım açıkçası. Beni hiç yanıltmadınız! Peki benim sizi yanıltmak istediğimi biliyor musunuz? Ama siz de yanılacak göz yok.
Aranızda herkes derin. Ne iyi! Evet, evet! Herkes, hepiniz derin! Dünyaya kendi kuyunuzdan bakacak kadar... Ben mi? Ben hala o eski çocuk! Dönmeyenlerden! İmkansıza dokunmakla, sonrayla buluşmakla bozmuşum kafayı. Büyük sözü dinlememişim bir düşünsenize. Aşık bile olmuşum. Yenilmişim… Yanılmışım... Neyse!
Daha dün yaptığımı bir görseydiniz aklınızla bin kat daha övünürdünüz. Düğmeleri koptu, küçük bir çiçek bahçesine düşlerimi giydireyim derken! Ve ardından yarısı ısırılmış dünyamızla konuşmayı denedim. Şarabı ve üzümü denediğim gibi. Ama sözcüklerin kapıları kilitliydi.
Ha! Asıl konuya gelelim: İklimine bir türlü uyamadığım; kuşatıldığım, sınırlandırıldığım, kıstırıldığım şu dünyada; beni yalnız olmadığıma inandıran, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar da olsa dostumlarım var. Onlar her yerli, her düşlü, her inançlı, her yaşlı...Onların içinden kaybettiklerim de oldu. Bırakıp gidenler de… Sonsuz bir azınlığız anlayacağınız onlarla.
İşte onlardan birinin bir şiir kitabı çıktı geçenlerde: “Yüzlere Ters Yaşamak!” Kitabı yavaş yavaş ve birkaç gün içinde okuyup bitirince sizlere sataşma duygum depreşti nedense. Engelleyemedim kendimi. Katlandığınız için elimden teşekkür etmekten başka ne gelebilir? Özgürce huzursuzluğuma, mutsuzluğuma verin.
Evet, dostumun ilk şiir kitabı çıktığında, onun için: “Şiir halinde yaşayan bir adam!” demiştim. İnanmamıştınız. Şimdi onunla ilgili başka bir şeye daha tanık oldum: O, hayatın açtığı yaraları ilaç kullanmayıp şiirle, resimle iyileştirmeye çalışıyor. Hayatın acımasızlığına, bir tür karşı çıkma onunkisi.Yarısı şiir bir adam o. Ve toplumun “ötekisi” benim gibi. Dememe gerek yok yeni kitabının adından belli. Şimdi ona sesleneceğim aranızdan. Az müsaade!
Sen de benim gibi terk etme buraları sevgili dostum Nazmi Tirben! Çünkü ben bu duyguya her kapıldığımda, aklıma gelen sen ve birkaç kişi! Sizleri ve burayı yalnız bırakma korkusu…Zaman zaman birkaç yıldız ötede bir düşte konaklayabilirsin. Bir diyeceğim yok. Bunun zararı da yok! Başka türlü davranırsan, inan bana cennete bile gitsen peşinden gelir, seni orda bulup yüreğinden öperim.
Pardon sizleri unuttum bu arada! Teşekkür etmeme tenezzül eder misiniz? Sahi sizlere bir sözcük borcum vardı. Sonra versem! Çünkü sizler için de iyi şeyler büyütüyorum kalbimin iki yakasında.
hayrettingeckin@gmail.com