- Biraz da gururun, balıkçılık gururun için yaptın. Balıkçısın sen. Onu canlıyken de beğeniyordun. Öldürdükten sonra da seviyorsun. Onu sevdiğine göre öldürmen hiç de günah değil! Ya da katmerli günah mı yoksa?
Yüksek sesle _ Ee, çok düşündün ihtiyar- diye söylendi.
- Dentuso’ yu öldürürken çok hoşnuttun. O da senin gibi başka balıkları öldürerek geçiniyor. Hem öyle leş kargalığı etmez. Öteki köpek balıkları gibi zevk için öldürmez. Güzel, soylu ve hiçbir şeyden korkmayan, gözü pek bir hayvandır”.
Ernest Hamingway savaş muhabiri olarak katıldığı savaşları gözlemleyip, sonucunda savaşın yaşamda var olduğunu, ancak bunun insana yönelmesinin yanlışlığını ve anlamsızlığını kısa, yalın ama derin anlamlar içeren sözlerle aktarma başarısını gösteren üstün yetenekli bir yazardır. Nobel edebiyat Ödülünü bileğinin hakkıyla kazanmıştır denilebilir bunun için.
Lillian Ross anlatısında, Ernest Hamingway’in ziyaretine gelen ünlü alman asıllı şarkıcı Marlene Dietrich’le karşılaşmalarına da yer vermiş:
“ Kendi görüşüne göre, yeni kitabının öbürlerinden daha değişik olup olmadığını öğrenmek istediğimi söyledim. Azarlar gibi baktı.
-Sen ne düşünüyorsun? Diye sordu.
- Yoksa Silahlara Veda’nın çocukları Adis Adaba’da, ya da Silahlara Veda’ nın çocukları bir hücum botunu zaptediyorlar, gibisinden şeyler yazma mı bekliyorsun? Kitap İkinci Dünya Savaşınındaki yönetimi ele alıyor. Varolmayan G.I(er) beni ilgilendirmez’ dedi kızgınlıkla.’ Ben körolası savaşın sanatıyla ilgileniyorum. Bununla Veda’yı aşacağım.’.
Biri kapıya vurdu, Hamingway hemen kalkıp açtı. Bayan Dietrich idi. Karşılaşmaları çok sevinçli oldu. Bayan Hamingway yatak odasından çıkıp konuğunu aşırı bir heyecanla karşıladı. Bayan Dietrich biraz geriledi, Hamingway’e şöyle bir baktı:
“Baba çok harika görünüyorsun” dedi.
Yemekte Hamingway’lerle Bayan Dietrich savaştan söz ettiler. Üçü de savaşı yakından görmüşlerdi. Londra’da Mary Welsh adıyla ‘ Times’in muhabiri olan Bayan Hamingway kocasını orada tanımıştı. Savaştan söz açılınca biraz hüzünlendi. “ Savaş değişikti” dedi” İnsanlar bugünkü kadar bencil değildiler, birbirlerine yardımcıydılar”.
Hamingway savaş yıllarında almanca sözlerle doldurduğu bazı amerikan şarkı sözlerini sordu, onları istediğini söyledi Dietrich’e “Alışveriş yapmak istersen yeni kitabımın elyazmalarını verebilirim”dedi.”
“Çantası yazı masasının yanındaki iskemlede açık duruyordu, al yazmasının sayfaları içinden fırlamıştı, sanki biri, dikkatsizce onları oraya tıkmıştı. Hamingway el yazmasını kısaltmaktaymış.
- Bir kitabın deneyi içinden atılan iyi malzemeye dayanır. Dedi:
- onu yazarken bir aslan kadar gururluyum. İngilizce’de kullanılan en eski kelimeleri kullanıyorum. Ela’lem beni on Dolar değerindeki kelimeleri bilmeyen cahil bir bok sanır. On Dolarlık kelimeleri biliyorum. Daha eski, daha değerli kelimeler var, bunları uygun şekilde yerleştirirsen birbirlerini tutarlar. Unutma seni bilgisiyle, terbiyesiyle uyutmak isteyen kişi bunlardan yoksundur. Üstelik unutma ki ben dört yaşımdan beri yatağıma oyuncak ayı sokmadım. Bugün 78 Yaşındaki büyükanneler bile Askeri kanunların boşluklarından yararlandıkları, altın madalyalı annelerin oğullarının eğitim haklarına sahip oldukları bir dönemde, bir burs uydurup kendimi Harvard’a göndermeyi düşünüyorum. Arabelle Teyze, kolej okumamış tek Hamingway olduğum için daima üzülürdü. Öylesine meşguldüm ki kolejin yanından bile geçmedim. Ortaokula gittim bir iki ders aldım, Fransızcayı, Fransız gazetelerinden okuyup, Amerikan Gazetelerinde çıkan haberlerle karşılaştırarak okumaya başladım. Sonradan cinayet haberlerine oradan da Maupassant’ a atladım. Gördüğüm ve anlayabileceğim şeylerden bahsediyordu. Dumas, Daudet, Stendhal, onu okuyunca o şekilde yazmak istediğimi anladım. Sonra Flaubert; daima düz, sert, yüksekten atar ve hedefi bulur. Sonra Baudelaire, topun nasıl tutulacağını ondan öğrendim. Gide’le Valery’den pek bir şey öğrenmedim. Sanırım Valery bana göre çok kurnazdı; Jack Britton ve Benny Leonard gibi.”
Söyleşinin üçüncü gününde Lillian Ross Hamingway’lerle New York Metropolitan Müzesi ziyaretinde de birlikte olur:
“ ‘ Bu şehirde kuşlar uçuyor’ dedi.
Müzenin girişine vardığımızda bir öğrenci dizisi yavaşça ilerliyordu. Hamingway sabırsızlıkla bizi öne geçirdi. Girişte durdu, paltosonun cebinden gümüş bir şişe çıkardı, kapağını açtı, uzun bir yudum aldı, şişeyi cebine koydu. Bayan Hamingway’e nereden başlamak istediğini sordu. Goya’lardan mı, Brueghel’lerden mi? Bayan Hamingway Brueghel’ler dedi.
‘ Yazı yazmasını, Paris’te Luxembourg Müzesindeki resimlere baka baka öğrendim’ dedi.
‘Liseyi bitirmiş değilim, karnın açsa müzelerde açıksa, müzeye gidersin. Bak! Hem Glorgione’ ye hem Titia’ a atfedilen –Erkek Portresi- önünde durdu. ‘ Bunlar da Venedik çocuklarıydı’
- Yazarken bunu yapmayı deniyoruz. Dedi Hamingway, dipteki ağaçları gösterdi;
- Yazarken hep bunları sokmaya çalışırız.”
“ Cezanne, Degas ve diğer empresiyonistlere yaklaştığımızda Hamingway bir hayli heyecanlandı; her sanatçının neleri nasıl yaptığını, onlardan neler öğrendiğini anlattı uzun uzun anlattı.
‘ Eskilerden sonra Cezanne en tuttuğum ressamdır. Harika harika ressam! Degas başka bir harika ressamdı. Kötü bir Degas görmedim şimdiye kadar. Degas’ın kötü eserlerini ne yaptığını biliyor musun? Yakıyordu.’
Yürürken bana döndü: “ Cezanne gibi çizebilirim” dedi. “ Aç karnına binlerce kez Luxembourg Müzesine dolaşa dolaşa çizmesini Cezanne’dan öğrendim. Eminim, çizdiklerimi o da beğenir. Kendisinden ders aldığım için memnun olurdu”
Johann Sebastian Bach’dan da bir hayli şeyler öğrenmişti.
“Silahlara Veda’nın ilk bölümlerinde evet kelimesini defalarca kullandım, bilinçli bir şekilde, Johann Sebastian Bach’ın müziğinde ‘contrepoint’ da bir notayı defalarca yinelediği gibi. Bazen onun gibi yazabiliyorum – Ya da beğeneceği tarzda. Böyle insanlarla anlaşmak kolaydır, hepimiz öğrenmeğe muhtaç olduğumuzu biliyoruz.”
Ernest Miller Hamingway 2 Temmuz -1961 Yılında Ketchum / Idoha’da bir tüfek kurşunuyla vurularak yaşama veda etti. Tıbben henüz nedeni tam olarak bilinmeyen Arteriyozkleroz- aysberg hastalığına yakalanmıştı. Bu hastalık: Yerleşimin beyinde olduğu durumlarda görme ve konuşma bozukluklan, ilerleyici bellek yitimi, anlık bilinç yitimleri, yer ve zaman kavramlannın bozulması, kol ya da bacaklarda kas gücünün ani ve geçici olarak zayıflaması belirtileriyle baş gösterdiğinden Hamingway’in ağır bir depresyon içinde olması kaçınılmazdı.
Bu yüzden özel bir klinikte elektro şok uygulanan Hamingway’in bu tedaviden hemen sonraya rastlayan, tüfeğinden çıkan bir kurşun sonucu ölümü onun intihar etmiş olasılığını arttırıyor.
Ailesi ve yakınları bu olasılığı reddederek ölümünün bir kaza olduğunu savundular.
“Hamingway – İhtiyarladığımda can sıkıcı olmayan, bilgiç biri olmak isterim.” dedi. Lilian Ross’a doğru dönüp; hafifçe başını eğdi…
“ Yeni boksörleri, atları, baleleri, bisikletçileri, kızları, boğa güreşçileri, ressamları, uçakları, orospu çocuklarını, salon hovardalarını, ünlü uluslar arası orospuları, lokantaları, şarapları, aktüalite filmlerini görmek, tanımak onlarla ilgili tek satır yazmamayı isterdim. Arkadaşlarıma mektup yazmak, onlardan cevap almak isterim. Clemanceu gibi seksen beş yaşıma kadar güzelce aşk yapmak isterim. İstediğim Bernle Baruch gibi olmak değil, park sıralarında oturacak değilim, her ne kadar arada sırada dolaşıp güvercinlere yem vermeği düşünüyorsam da…Shaw’a benzemeyen ihtiyar adam olsun diye koca bir sakal koyvermek isterim, Shaw’la hiç tanışmadım. Niagara şelalerine de gitmiş değilim.” Güldü, ilkin sessizce, sonra gürültüyle.
“Üzüntülere paydos!” dedi:
“Ölümden bir anlam çıkarmak, çok sağlam bir kişinin harcıdır.”
Sedef Kandemir 2008-07-23
Çalışma Alanları:
Yaşlı Adam ve Deniz ( İhtiyar Balıkçı)
Ernest Hamingway
Çeviren: Orhan Azizoğlu
Felsefi İntihar ve Ötesi -Cuci Han
Kora Yayın- Felsefe Dizisi 1
Alıntılar:
Ya Hep Ya Hiç- To Have And Have Not
-Hamingway Diye Bir Dev-
Yazan: Lillian Ross
Çeviren: Tarık Dursun
Ernest Haminway Biyografisi:
Vikipedi.com
www.kimkimdir.gen.trHer Şeye Karşın Edebiyat Sanat Düşün Dergisi
2008- 8. Sayı