Google Reklamları
Bahattin Yıldız Öyküleri
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 23, 2012, 15:58:40 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 2 [3] 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Bahattin Yıldız Öyküleri  (Okunma Sayısı 5574 defa)
0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #30 : Aralık 05, 2010, 14:59:56 ÖS »

Şair, çalışıyordu şiir masasında...  Bir imge bulumu için harcayacağı zamana acımayanlardandı... Mesleği Şair'lik, katık ve suyu şiirdi. Kendisini Tanrı, dizelerini ise ayetleri bilirdi... O; hüznün, aşkın, sevdanın, börtü böceğin, gülün, sümbülün, bülbülün, Ay'ın, Güneş'in, Yıldız'ların şairiydi... "SosyoPolitik şiir; şiir değildir!" yargısını atasözü denkliğiyle belleğinde tutan, dilinden hiç düşürmeyen şairlerimizdendi. Şiir gözü görmezi, şiir kulağı duymazı, şiir dili suskunluğuyla can verecekti yeni dizelerine...

Kapı ziliyle dizelerinden sıyrıldı... Postacı olamazdı, zil üç kez çalmıştı... Beklenmeyenler; "Küresel Düzene Uyumsuz İmge Avcısı Polis" ekibindendi. Bir şiirinde, serzenişte bulunduğu hayali sevgilisinin gönül sertliğini vurgulamak için "Küresel Devlet" imgesini kullanmaktan soruşturulacak, kovuşturulacak ve bir yıl hapse mahkum edilecekti...

Şiir masası yoktu, defterini dizlerinin üzerine dayayarak dizelerini dizmeye başladı. Her geçen gün yazdığı şiirlerde bir tuhaflık seziyordu... Üç maymunu da oynayamıyordu... Kendisine ve şiirlerine birşeyler oluyordu... Bir şiirinin altına kendinden habersiz, "Özgürlüğün Şairi" imzasını attığında, "SosyoPolitik şiir; şiir değildir!" fikri sabiti belleğinden kanatlanarak uçup, hapishane duvarına çarpıp öldü.

Bahattin YILDIZ
5 Aralık 2010


 
« Son Düzenleme: Aralık 06, 2010, 02:04:10 ÖÖ Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #31 : Aralık 18, 2010, 17:06:44 ÖS »


Kendi başına yemek yeme olgunluğuna eriştiği andan itibaren çatal kullanma kültürünü edinmişti.  Lahmacunu bile bıçakla keser, çatalıyla yerdi. Ödülü verildiği gecede Ahmet Kaya'ya uygulanan çatallı linç girişiminden beri çatal kültürsüzü olmuştu Şenol. Eşinin tepkilerine rağmen, evdeki çatal takımını çöp bidonuna kendi elleriyle atmıştı. Ailesiyle birlikte elle yeme kültürüne ısınmıştı... Haftada bir akşam arkadaşlarıyla buluştukları lokantada servis tabaklarının yanında çatal bulundurulmasını bile yasaklamıştı...

Arkadaşlarıyla oturduğu bir akşam, Ahmet Kaya'nın ölümünün 10.yıldönümüydü ve yanında sanatçının CD'sini getirmişti. Garsona çalınması için uzattığı CD elinde kaldı.
"Şenol abi, lokanta el değiştirdi. Patron izin vermez!..."...
Şenol, kulaklarının içini oyan bir sesle irkildi. AYNA Grubundan bir parça çalınıyordu... Üstüne üstlük servis tabaklarının yanına NATO füzeleri gibi başı kalkık çatallar ekleniyordu...
"Arkadaşlar! Başka bir yere gitsek!..."
"Şenol!... On yıl oldu, bırak bu inadı!..."
Şenol, arkadaşının konuşmasını bitirmesini beklemedi... Lokantadan çıkarken Serdar ORTAÇ'ın sesine karnı tok kulaklarını işaret parmaklarıyla kapadı...
Otomobiline biner binmez, CD çaları başlattı...
Ahmet Kaya söylüyordu...:

"Vur sırtına vur sırtına
Dostun olam vur sırtına
Madem ki ben kaldıramam
Derdimi al vur sırtına

Duman kalır duman kalır
Ocak tüter duman kalır
Ben yanarım hiç tükenmem
Benden sonra kalan kalır

Kalan kalır kalan kalır
Giden gider kalan kalır
Ben giderim geri gelmem
Benden sonra kalan kalır

Ah ne fayda ah ne fayda
Kefen beyaz ah ne fayda
Bir hayına yaş dökersin
Kadrin bilmez ah ne fayda

Meydan kalır meydan kalır
Yiğit ölmez meydan kalır
Yere vurma hatırımı
Sana kahpe meydan kalır

Kalan kalır kalan kalır
Giden gider kalan kalır
Ben giderim geri gelmem
Benden sonra kalan kalır "


Bahattin YILDIZ
18 Aralık 2010

« Son Düzenleme: Aralık 18, 2010, 18:03:35 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #32 : Aralık 26, 2010, 21:58:09 ÖS »

"Ölüm esnasında yaşamımız bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçer..."




Halî; hal değildi bu akşam Kasım'ın... Dizikolik Kasım, her oyuncuyu gerçek yaşamından bildiği biri, birileri sanmaya başlamıştı...

"aynen, annem gibi söylenir oldu..."
"kızkardeşim gibi nazlı..."
"bizim bakkal gibi cin..."
"komşu kızı gibi cilveli...";
mırıldanmaları küllenmiş ve bu akşam yerini; "işte annem, bacım, komşu kızı, bakkal..." 'a bırakmıştı... Televizyon Dizileri, yaşamdan esinlenmeler değil, yaşamın tâ kendisi olmuştu...
O da ne?... Annesi, kendisini paylıyordu... Savunmaya geçti... Dizideki karakterden gelen sesle kendi sesi birbirine karıştı; tekleşti...
Her dizi, yaşamından bir kesitti ve elindeki kumandayla kesitlerarası seri geçişlerdeydi artık...
Bir başka kanala geçti...
Dizideki koma halindeki yaşlı karakter yine kendiydi ve son nefesini vermek üzereydi.... Otomatiğe bağlanmış parmak vurmalarıyla sürekli kanal değiştirip, koma halindeki yaşlı adamın rol aldığı dizide soluklanıyordu. Dizilerdeki gösterimlere göre, doğumunu, çocukluğunu, gençliğini ve anını zamanı sollayarak son sürat yaşıyordu...  
Araya atılan birkaç dakikalık reklam esnasında zihnine bir dip dalgası vurdu: "Ölmek üzereyim... 'Ölüm esnasında yaşamımız bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçermiş' derlerdi de inanmazdım..."
Dizideki yaşlı karakter terledikçe, Kasım'da terliyordu... O, kızardıkça kendisi de kızarıyordu... Her ikisi de sıklıkla soluyor ve kendi kalplerini tutuyorlardı...
"Anneeee!!!! Babama bişeyler oluyor," diyen; Kasım'ın on yaşındaki kızıydı... Yaşlı karakterin ölümüyle, genç Kasım'ın ölümü aynı salisedeydi... Diziler ve dizilerdeki karakterler yaşamlarını sürdürürken, Kasım'ın yaşamı noktalanmıştı.

Bahattin YILDIZ
26 Aralık 2010

 
« Son Düzenleme: Aralık 26, 2010, 22:09:11 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #33 : Şubat 08, 2011, 20:08:20 ÖS »


"Babasız çocuk olmaz!"; Meryem Ana'da nasıl bozuma uğramışsa, "Fiil failsiz olmaz" kuralı da Cibilliyetsiz Suç'da öyle bozguna uğramıştı. Ortada eteğini savura savura, kıçını sallaya sallaya dolaşan Cibilliyetsiz Suç, failsizdi. Ana ve babasını arar durur gayrısahih nesepli çocukların psikolojisinden çok uzaklarda, toplumla içiçe yaşar durur SUÇ, dolu vakti olmayan hep boş vaktini Maske İndirme hobisiyle taçlandırdı.  

İlk rastlaştığı Şeytan'dı, selamsız eylemi hobiseldi... O ne?... Şeytan'ın yüz maskesinin altından yine Şeytan çıkmıştı... Hobi gerilim isterdi ve de sürpriz... Şeytan'ın, "ayazda kalma, günah keçisi olan ben de, seni de barındıracak kıldan otağım var," önerisine gevrek güldü... "görünemeyeceğim saçta bit olmam!" diye söylene söylene uzaklaştı...

Lügatlarında, "İnsanlık, özgür yaşam, ortadoğuya demokrasi, ahlak, maneviyat, başımıza taş yağacak, Osmanoğlu" gibi söz ve kavramları çok geçer Melek Yüzlülerin maskelerine asıldı. İnen maskelerin çoğunluğunda ortaya çıkan Şeytan'ın yüzüydü. Kalan azınlığın ise alt maskelerine ulaşamamaktan bitap düşüp vazgeçti...

"Aslında hepimiz suçluyuz"u nakaratlı söylerken, adımları; üzerinde Mevla'nın herkesçe bilinir, "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!" giriş levhası olan Melekler Vadisi'ne yol alıyordu.

  
Bahattin Yıldız
08 Şubat 2011
« Son Düzenleme: Şubat 10, 2011, 15:04:53 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #34 : Mart 01, 2011, 19:50:41 ÖS »

Adana ili, Kenan Evren Bulvarı yerleşkeli haki renkli bir kafedeyim. Dışı ak renkli poşet çayı demleyeduran sarı fincandan yudumlarken, muktedir bir politikacının darbe karşıtlığını içerir demecini yeşile çalan bir gazeteye gömülerek okumaktayım.



Bahattin YILDIZ
KENAN EVREN BULVARI
28 Şubat 2011
« Son Düzenleme: Mart 01, 2011, 20:00:21 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #35 : Mart 01, 2011, 20:26:55 ÖS »

O, başına; tanklar yürüdüğünde fötr şapka, harman yerinde kasket, ilahi okunduğunda takke takardı... O; işinibilir bir medya mensubu, politikacı ve işinsanıydı...  

O, bir...

Bahattin YILDIZ
01 Mart 2011
« Son Düzenleme: Mart 01, 2011, 20:28:17 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #36 : Haziran 07, 2011, 12:35:56 ÖS »


12 Eylül İşkencehanelerinden Diyarbakır Cezaevinde aktif görevliydi... Eric From'ca "ŞİDDETİN VE SEVGİNİN KAYNAĞI", onda tek temelliydi. İşkenceci icazeti veren 12 Eylül Tanrıçası "yürü ya kulum!" deyince, işyerlerini "SEVGİ"yle tabelandırdı...

Bahattin YILDIZ
07 Haziran 2011
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #37 : Temmuz 05, 2011, 17:57:59 ÖS »


Duvarlar kirdi pastı, yerler salya ve sümük... Havada oksijen karaborsa yokunda, cigaradan dumanlar ciğer pohundaydı. Mezbeleyle ütülenmiş kıyafetli Sömürülenler, dekor salatasına maydanozdu. Gelen bir ses sur; çalanı İsrafil sanıldı ekseriyetçe... Kir, pas, salya, sümük, karaborsa oksijen, ciğer pohu, mezbele ve her bişey yeşile boyanmıştı... Velhasıl, değişim salt yeşillenmede ve bir de aktörlerindeydi, yani; kara düzen sağlıklı yaşamını kaldığı yerden sürdürmedeydi...


Bahattin YILDIZ
05 Temmuz 2011 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #38 : Ekim 02, 2011, 14:20:03 ÖS »

Adım ve ünvanım Aydın'dı. Bazıları ise bana 'Münevver' derdi. Haksızda değillerdi; iki başlıydım, bir başımın adı : Aydın, diğerininse Münevver'di. Düşün yolumun önündeki duvarları bir bir yıkarken, hem aydınlanıyor hem münevverleniyordum. Çevremi de Aydınlatıp, münevverlendirmek için az bir sayıda duvar kalmıştı... İşte o an gelmişti... Son kalan Duvarı yıkarken benliğimi bir Fil büyüklüğünde addediyordum. Yıkılan Duvar enkazından atlarken gördüklerime bakan gözlerim faltaşıydı. Başa dönmüştüm...
Duvar yıkma aletleri satan bir tezgahtar bana bağırdı: "Sanal görmüşsün, bırak duvar yıkmayı önündeki duvarlardan bir tuğla bile sökemedin!... Aletlerimden al!..."
Her iki başımın iki yüzünü ondan döndüm ve yanında bulunan içi kara yüzlü bir tezgahtarın çığırtmasına kulak verdim: "Aydın ve Münevver başlıkları ucuz yollu satılır!"
Yeniden başlamak, yorucuydu, maliyetliydi ve ömür kısaydı... İkinci tezgahtardan aldığım başlıkların üzerinde yazılı etiketlere uygunca birini Aydın kafama, diğerini Münevver kafama taktım...
Çerçiden aldığım bir sandalye de oturarak, kiralık bir masa üzerindeki kağıtlara köşe yazıları, şiirler, romanlar ve öyküler yazarak, televizyonlarda boy göstererek duvarın önünde kalan insanları aydınlatıyor, münevverlendiriyordum.

NE MUTLU AYDIN'ım VE MÜNEVVER'im DİYENE(!)...

Bahattin YILDIZ
02 Ekim 2011
« Son Düzenleme: Ekim 02, 2011, 14:39:59 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #39 : Kasım 22, 2011, 14:59:28 ÖS »


DEDE KORKUT'a HİÇLİK HİKAYELERİ

Birgün Dede Korkut yanıma geldi. Ona, "sen ölmemiş miydin?" sorusu israfa kaçardı, sormadım, karşımda capcanlı duruyordu işte! Yüreğinden dökülecek hikayelerinden birini tam anlatacakken, "lütfen!" dedim, "önceliği bana lütfet..." Ona, doğumu ve ölümü hergün tekrarlanan ve her yeniden doğuşunda her şeye sıfırdan başlayan Yitik Adamın (kendimin) günlük hikayelerini aktarmaya başladım. 1001 gece masalları gibi uzadıkça uzadı.... Dede Korkut, dayanamadı, ölümüne esnedi... Gözlerini yummadan önce sonu görünmeyen hikayelerime, genel bir ad koydu: "HİÇLİK HİKAYELERİ!" O ebedi istirahatgahına geri dönerken, Yitik Adam Hiçlik hikayelerini yaşamayı sürdürüyordu...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #40 : Kasım 23, 2011, 15:15:18 ÖS »


DİBİ KARA GÖLGELER

Sürek avındaki Deprem, yatakta bastı çiftesini ansızın…  Onlar, ölüm dallarıyla sarmaşıklaşırken, olana bitene üç maymuncu Dibi Kara Gölgeleri, sevişiyorlardı hâlâ dur bilmez duraksız… Olay mekanı; Cehennemin yedinci katı,  zaman ve rivayet anı “Ş” şi düşmüş _imdilerdi…

Bahattin YILDIZ
23 Kasım 2011
« Son Düzenleme: Kasım 23, 2011, 15:16:18 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #41 : Kasım 29, 2011, 12:15:30 ÖS »

NEO'lu BİR İSİM OLMAK

Savaş kokteylinin davetsiz misafiriydim. Dışı rengarenek desenli kadehlerde sunulan şarapların hammaddesi üzüm değil, insan kanıydı. Kanepelerin arasında ise insan eti parçacıkları vardı...

Bir yudum almak için kaldırdığım kadehimle kadehini tokuşturan Matrix'in NEO'suydu.
"Bah! Sıhhatine!..."
"Sıhhatine Neo'cuğum, güzel günlere!"

Kadehiyle kadehimi tokuşturan 2.isim NEO-CON'du... 3.isim; NEO-NAZİ... 4.isim; NEO-OSMANLI... 5.isim; NEO-TACİR... Kadehimi yalnız bırakmayanların ön isimleri hep NEO'luydu. NEO!... NEO!... NE O!...

Kenara çekildim, kadehimden ilk yudumu aldım, dudaklarımın kenarından sızan kan şarabını dilimle yaladım. Kanepeden iki tane lokmaladım.  2.kadeh, 3.kadeh... Kendime gelmiştim. Görmesem de, gözlerimin kurt gözleri keskinliği ve kırmızılığına ulaştığını hissedebiliyordum... "İnsan, insanın kurdudur"; sözleri iradesiz saçıldı çevreme...   Doğama dönmüştüm, sabık tarihime... Zamanı gelmişti... NEO'larla bütünleşmeliydim, ama  önce NEO'lu bir ardıl isim bulmalıydım kendime... NEO-BAH?!... Cık... cık... cık... Kokteylde bulunanların cemil cümlesinin (...) ardıl isimlerini kapsar, anlamlarını taşır bir isim bulmalı, vurucu ve yalın olmalı ve kulağa da hoş gelmeliydi...  

BULDUM: NEO-KOYKOYCU!... Silah, uyuşturucu, ilaç dışında isim hakkı da satan NEO-TACİR'e bulduğum ardıl ismi tescil ettirdim. NEO-TACİR'in çığırtkanı bay NEO-ÇIĞIRTKAN yüksek sesle ilan ettiğinde, NEO'ların tümü gıptayla bana bakıyorlardı...

Bahattin YILDIZ
29 KASIM 2011

« Son Düzenleme: Kasım 29, 2011, 12:56:13 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #42 : Ocak 06, 2012, 11:49:48 ÖÖ »



İBLİS GÜLERKEN MELEKLER AĞLIYORDU /ULUDERE KATLİAMI

Öyle veya böyle F-16 uçakları yoksul ve yoksun 34 kaçakçı insanı katlederken ve MUĞLALI'yla DERSİM olayları emektarlarından SAVAŞ İBLİS'İ kahkahalarla bombalarken İnsanlık Vicdanının BELALTINI; BARIŞ MELEKLERİ, kandan gözyaşı akıtıyorlardı ULUDERE'nin sisli yükseklerine...

Yalan Yazmaktan Memnu Kiramen Katibin Melekleri, Günah Defterine böyle yazdılar ve altına 21.y.y. başları, 2011'in sonları TARİHİNİ şerh düştüler.


Günahın ve Sevabın Yazıcılarına Selam Olsun!...
Bahattin YILDIZ
06 OCAK 2012

Fotoğraf kaynağı : http://www.bitlisnews.com/guncel-haberler/uludere-katliami-kiap-raporu-h1487.html
« Son Düzenleme: Ocak 11, 2012, 12:58:19 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #43 : Ocak 24, 2012, 12:48:06 ÖS »

KADAYIFLI DONDURMAYLA HİBRİT AŞK!...

İkindiydi; Çukurova yine yanıyor ve yakıyordu… Yeşilli Lokantası Bahçesinin gölgeli masasında üç kişiydik. Yaz bekârı gerginliğiyle evimde otururken, 50’lik Yaşar’ın cep telefonundan yaptığı, “hadi bir yerde oturalım!” önerisine gözü kapalı atlayarak buluşmuştuk... Bir buçuk saatte, sıcaklığın soğuk birayla harmanlanmasından mayhoş olduk. 35’lik Kamil’in çalan telefonu muhabbete ara durak oldu: “Yok canım! Arkadaşlar yabancı değil, sende katılabilirsin!...” konuşması, bulunduğumuz yerin tarifiyle noktalandı…

Çok geçmeden ticari bir taksi, bahçenin kapısına yanaştı. Taksi ücretini ödemek için atılan 35’lik Kamil’in bedensel davranışları asilceydi ve /ve Taksiden inen ise; az sonra adının Metruke olduğunu öğreneceğim “bir ahu dilberdi!”… Ayaküstü hoşbeşten sonra Metruke’nin lavaboya gitmesiyle, birkaç dakika sürecek boşlukta 35’lik Kamil’den yararlı bilgiler aldım… Yarar özü; Metruke’nin 35’lik Kamil’in özel arkadaşı olmadığıydı… Az süre sonra elektriklenme karşılıklıydı ve her ikimiz içinde pozitifti… Elektriksel diyalogu görür gibi bakan 50’lik Yaşar ve 35’lik Kamil’in gözleri kırpmalı mesajlardaydı…  Anlamıştım; bir bahaneyle masadan ayrılıp beni Metruke’yle baş başa bırakacaklardı. 35’lik Kamil, kendisine telefon gelmiş gibi konuşuyordu.  “Hemen geliyorum!” diyerek cep telefonunu kapatır kapatmaz, ağlayarak açıklama getirdi: “Abimin cinsel organı kırılmış, hastanede şimdi… Benim gitmem lazım.” Katıla katıla gülmemek için dişlerimin etini zorladım… Birçok bahane varken bula bula neyi bulmuştu… 50’lik Yaşar, “Bende seninle geleyim… Bilirsin abinle biz eski arkadaşız…” diyerek kalkışa ortak oldu…

Onlar ayrılır ayrılmaz, Metruke’yle “Vah! Yazık oldu, inşallah iyileşir!” ağıtlarımız pek kısa sürdü. Göz gözeydik, gözlerimiz dillerimizden daha gevezeydi. Psikoloji, sosyoloji, ekonomi, politika, tarih, coğrafya, uzay, kültür ve sanat tepelerini denk muhabbetlerle çabucak aşıp, zirvedeki Aşk Yanardağı’na ulaştık… Güzelliği; bilgi ve kültürüyle taçlıydı, her alanda azımsanmayacak birikimi vardı. Hem ekonomik durumu da iyiceydi, aybaşlarında; “faturalarımı ödeyemedim!” klasik hikayeyi de yaşatmayacaktı…

Saat:21:08’di, Çukurova’nın sıcağı artık yakmıyordu beni, aksine sıcaklığımızla biz ısıtıyorduk onu… Ağaç yaprakları kıpırdamasa da, birbirleriyle dans ediyor gibiydi… “Arabanla dolaşalım mı?” arzuladığım bir teklifti… Az dolaşıp, metruk bir yerde durdurdum… Tam dudaklarımız birbirini yakinen tanıyacakken, “Ya unutmadan, beni eve bırakırken yolda hatırlat, evdekilere dondurma, kadayıf sözüm var,” dedi… “Sen merak etme, unutmam,” diyerek az önce yaktığımız ateşi körükledik… Sanki otomobilde değil, bulutların üzerinde uçan üstü açık bir uçakta gibiydim…  “Eve gitmeliyim,” sözü hiç duymak istediğimdi, mecburen duydum. Aradığımı bulmuştum, unutmadan cep telefon numarasını kaydedip, büro kartımı verdim… “Araban benzinli mi?” sorusunu, “Evet!”ledim.  “Arabamı satıp, Hibrit araba alacağım, elektrikle çalışıyor, çok ekonomikmiş, çevreye de duyarlı..” Uyum sağlamam gerekiyordu, “bende, bende”yle dışavurdum… “Yedi kişilik dondurmayı, kadayıfı unutmayız değil mi?” Hay Allah, unutuyordum az kalsın, diye düşünürken, “Aklımda, merak etme!”yi seslendirdim.  “Bir de şimdi ATM’yle uğraşmayalım, kardeşime 100 TL verecektim. Sen verebilir misin?...” Tuzla buz oldum. Kadayıf, dondurma bir de 100.-TL’den toplam: 160,00.-TL… Hibrit otomobil almayı düşünene bak!... “Faturalarımı ödeyemedim”le para sızdırma yönteminin değişik bir versiyonuyla muhatap oluyordum. Oluşan sinerjinin içine hardal gazı eklemişti… “Tabi! Sorun değil,” dedim, gayet isteksiz ve kırgın… Ona karşı oluşmuş yüksek topuklu duygularımla oynamamalıydı... Aşkımı, aşkımızı hançerlemişti… Elden geldiğince ara cadde ve sokaklardan seyrederek, dondurmacı ve kadayıfçıya rastlamadan tarif ettiği ev adresine ulaştıracaktım…  Yol üzerinde yeni açılmış bir pastaneyi görünce içimden küfrettim… Metruke otomobildeyken, ben pastanedeydim. Pastane çalışanı, “her birinden 250’şer gr olsun,  ama kutuları büyük olsun,” isteğimi terslemedi, sanırım “Müşteri Velinimetimizdir!” diyen esnaflardandı.

Olması gereken ağırlıktaymışçasına hantalca taşıyarak otomobilin arka koltuğuna paketleri yerleştirdim. Evinin önüne vardığımızda, paketleri eline almış, 100 TL’ yi bekliyordu… “Özür… Nakit kalmamış!...” Karanlık bile kızgınlığını saklayamadı… “Olmadı!...” dedi sadece ve yol aldı.
Ertesi gün ve ikindi vakti muhasebe büromda Somali’de ki dramı TV’den izlerken, göndereni Metruke olan ödemeli bir kargo paketi geldi. İçinden boş bir dondurma ve kadayıf kutusuyla, Metruke'nin çıplak bir fotoğrafı ve kullanılmamış bir prezervatif çıktı. Prezervatifi balon yapıp, çıplak fotoğrafına sulak ağızla bakarken, elim cep telefonuma gitti… Açlık ve susuzluktan ağızları ve bedenleri kurumuş Somali halkına ulaştırmak üzere bir yardım kuruluşu numarasına 160.-TL’ye ulaşıncaya değin SMS’ler gönderdim…


Bahattin YILDIZ, 09.08.2011
« Son Düzenleme: Şubat 16, 2012, 19:01:48 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #44 : Mart 03, 2012, 14:39:26 ÖS »


KAHVERENGİ GÖZLER YEŞİLLENDİ

Mp3 playerden "kahverengi gözlerin" türküsünü dinlerken, sevgilisinin az önce inadına taktığı yeşilimsi lenslerine bakan gözleri nemliydi... Kahverengi gözlerle hemhal aşkı gecemsi kararıyordu...

Bahattin YILDIZ
03 Mart 2012
« Son Düzenleme: Mart 04, 2012, 20:23:56 ÖS Gönderen: Bahattin YILDIZ » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3] 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!