|
Sanat Dedektifi
|
 |
« : Ekim 13, 2008, 19:09:09 ÖS » |
|
ÜCRA ŞAİRLER DURAĞI:
Hayat tuhaf bir yorgan: Örter üstümüzü karmaşanın göğü ile, bilinmezliklerle, hayâl kırıklıklarıyla, umuşların buharıyla, düş külleriyle, gazel olmuş bir gülden kalma yağmursuzluk sitemleriyle. Beter üşürüz temmuzun ortasında, delice terleriz zemherinin doruğunda. İnsanız, en mutlumuz bile biraz eksiktir hayatın karşısında. Parayı bulsa aşkı, aşkı bulsa parayı, ya da ne bileyim bulamadığı-erişemediği bir şeyleri olmuştur. Evet, aşağı yukarı birbirine benzer insan hâlleri, böyledir bu. Dünyanın bir ucunda atan kalp, buradaki ile benzeşiktir. Ora ile bura arasında sadece mesafeler vardır. Mesafelerse hepimize aynı sevinçleri, aynı hüzünleri toplar, kilerinde saklamak üzere. Doğrudur, çok saklıyız aslında. Sizin de olmuştur, saklı kalmasına razı olamadıklarınız: Bir değer, güzellik, yapıt… Bunları çoğaltabiliriz. Benim de oldu, saklı kalmasına razı olamadığım şairler oldu. Onun için açtım bu sayfayı. Süreç içerisinde onları gün ışığına atacağım, ısıtsınlar diye bizi. Burası “Ücra Şairler Durağı” olacak. Buyurun, bu durağa bir şair de siz indirin.
Zehra YENİCE
|
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #1 : Ekim 13, 2008, 19:12:08 ÖS » |
|
MİNEGÜL SOLANER
Şair Venüs isminde fanzin-dergi sentezi şiirli yapraklar savururdu o, Bursa’dan. 2003’lü yılardı. Bu şiirli yaprağın müdavimi olmuştum, arar bulurdum her sayısını. Pardon, bu şiirli yaprağı kim savururdu şairlerin gökyüzüne, onu söylemeyi unutmak hiiiç olmaz. Evet o adam şair Ali ERYÜKSEL’di. Ondan, yaptığı işten şunu öğrendim, içselleştirdim. Ne yaparsan yap, aşkla yapacaksın! Üstelik fotokopi ile çoğalttığı fanzin dergisi ile en cafcaflı dergilerde göremeyeceğimiz şairleri güne taşırdı. İsmihan TENGİRŞEK’i, Meltem DENİZERİ’ni, Minegül SOLANER’i ve daha nicelerini bana o tanıttı. Saklı şairlerim oldu onlar. Çünkü, akşamsefaları gibi açıp kayboldular. Bulamadım izlerini. Üstelik Minegül SOLANER’le meslektaş olduğumuzun duyumunu aldım. Tezgahtarmış, İzmir’de. Hayır, onunla meslektaşlığımız değil konu; şiiri:
MUMYA BEBEK(*)
En sevdiğim defter resim defterimmiş geç anladım güneş resimleri, güne veda ayinleri Haşim’in ızdırabındaki örtü çalar saatime kurgulu yorganım çekildi üstümden, tanıdık el, açıldım annemdi bana saçlarını bağışladı, ak sütünü verdi arkamdan su döktü vedalaştım, ardımda rüyalarım oralardan savruldum da geldim geldim de bulamadım turuncunun iksirini kloş akşamlar düşerken eteğimden bin parçaya ağardı sabahlarım yıldızlara çıktım, şiire düştüm kelebektim, bala duran arılardım ceplerimde akasya tozları hayatın değnekleri üstüme üstüme döküldü tozlarım,halı bendim, parladım açıldı sandığım, bitti sandığım rüya depreşti gözleriyle mumyalanmış bebeğimin
Minegül SOLANER
(*) Şair Venüs / Sayı 12-Kasım,Aralık 2003
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 20, 2008, 21:08:25 ÖS Gönderen: Sanat Dedektifi »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #2 : Ekim 14, 2008, 16:13:11 ÖS » |
|
Ah! Heyecana boğdu beni bu sayfa. Duyargalarıma dokundu, kalbimin teline bir mızrap vurdu. Köşedekiler hep ilgimi çekmiştir, onlarda saklı bir güzellik olduğunu hissetmiş, daha bir sıcak bakmışımdır. Sahici olanın, iyinin, giz'linin içinde konakladığını düşünmüşümdür. Şiiri damarında kan bilen nice şairlerin parlamaya bile fırsat bulamadan kayıp gittikleri gözlemlemişimdir. Elbette bunun bir çok nedeni olmalı: Köşe başı tutucularının şiirin yollarına koydukları taşlardan tutalım da, şair adaylarının kolay pes etmelerine kadar. Oysa, şairlik denen kimlik -İlhan Kemal'in deyimi ile, şayet varsa böyle bir kimlik- kolay kazanılmıyor. İnat etmek gerekiyor. Bu kimliği, bu ünvanı direnenler kazanıyor. Adı marka olan bir çok şaire baktığımızda hayıflandığımız olmuştur, şiirlerini pek de beğenmemişizdir, ama onlar bu yolda bir ömür harcamışlar, kendilerini şiire adamışlardır. Bundandır, adlarını kazımaları zamana. Azimle çalışmak gerekiyor. Hoş, insanın bir ünvan elde etmek gibi bir derdi olmamalı, o, yapılmışın dışında, özgün, başka bir şiire çalışmaya devam etmeli. Bunun manevi ederi vardır ve kendiliğinden gelir şiire direnen genç şairin avuçlarına dolar. Dolar mı? Bilmem.
Bu sayfa sığındığım duraklardan biri olacak tekrar belirteyim. Zehra YENİCE! Durup durup insanı yerinden zıplatıyorsun ya, aşkolsun sana.
Şeyda GÜNEŞ
|
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #3 : Ekim 14, 2008, 21:47:53 ÖS » |
|
NAİM KANDEMİR:
Kavram Karmaşa’nın Şubat 2001 Sayısında bir şiirin yanına çek işareti atmışım. Bu işarete “üstünde durulmaya değer şiir” anlamı yüklediğimi anımsıyorum. Şiirin altında Ali Rıza KARS imzası var. Derginin bir sonraki sayısında bahsettiğim şiirin Ali Rıza KARS’a ait olmadığı, yanlışlıkla-dizgi hatası sonucu şiirin altına onun isminin yazıldığı, sahibinin bilinmediği belirtilerek okurdan özür dilenmiş. Müthiş etkilemiş bu şiir beni. Ne yapıp edip şiirin kime ait olduğunu öğrenmem konusunda içimde müthiş bir bir istek büyütmüşüm!... Çalmadık kapı bırakmıyorum bu uğurda. Evet, hani derler ya; “arayan Mevla’sını da bulur, belasını da”, hayır, bulduğum ne Mevla, ne de bela. Şiirin kime ait olduğu: Naim KANDEMİR. Araştırmalarım sonunda onun emekli bir memleket emekçisi olduğunu ve Çanakkale’de yaşadığını öğreniyorum. Sonra, şiirlerini hep takip etmek istediğim şairler olarak ajandama kaydediyorum adını. Fakat ne çare. Uzun yıllardır birkaç defa imzasına rastlıyorum dergilerde. Bu kadar. Düşünüyorum şimdi, neler oldu bu alemde onu şiire küstüren. Ey şair, bize yine sızdır günlerden şiirlerini. İşte o şiir:
GÜNLERDEN SIZAN (*)
Sussam çevremde akbabalar dansı Konuşsam ses boğan barikatları köhnemiş sarayların Dönemeyeceğim kadar benden uzak avungan çocuk yıllarım Yanıtlanmayan sorularım hâlâ yanıtsız Ömürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm yine aynı hüzün Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı
Günlerin vahşetinde ezilirken güller içimde Kanırtan bir dildi ki ağzımdaki öncelikle çuvaldız Bir melodiyken kulaklara şafaktaki boynun çıtırtısı Dağıtamaz çenesuyu ustaları içime çöken avlu sessizliğini
Kılavuzdu ağdaya muhtaç yüreklere yağı bitmiş kandiller Yürüsem her yön uçurum dönsem her yanım inkârdı Ve birkaç kopuk yılda yaşadım hayatın tüm yaşlarını
Ey bana kuyular kazan dizginlenemez sözcüklerim Savrulan beş çaylarına kırık aynalar şenlensin Ey şair! Savur kendini sözcüklerine yaraların neşterlensin.
Naim KANDEMİR
(*) Kavram Karmaşa / Şubat 2001 / Sayı:17
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 15, 2008, 10:04:49 ÖÖ Gönderen: Sanat Dedektifi »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
K. Kozanoğlu
K.KOZANO?LU
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 50
ellerimde güller, ayaklar?m kül...
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 15, 2008, 12:50:33 ÖS » |
|
Bir arının en nadide çiçeklerden balözü dermesi gibi sevgili sanat dedektifinin bu güzel çabasını kutlarım. Her şair ne yazık ki-belki ne mutluluk- bir ücradır günümüz dünyasında. Tellerimizi kırmasa da buran bir duygudur bu. Lakin ne şair bırakabilir şiiri, ne şiir küsebilir şaire. Gün gelir sürgün verir yeni yeni şiirler açar. Sevgi ve selam ile.
|
k.kozano?lu
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 16, 2008, 13:35:05 ÖS » |
|
ALTAN DOĞAN:
Bende bir de kitabı vardı, araştırdım kitaplığımı, bulamadım. Diğer birçok kitabımın başına gelenler bu kitabın da başına gelmiş olmalı. Muhtemelen arkadaşlar tarafından bir bakalım diye alınmış geri verilmemiştir. Altan’ın kendi imkânlarıyla çıkardığı bu kitabını da sevmiştim, onun şiirinde yüksek düzeyli bir ışık olduğunu görmüştüm. Nereli, şimdi nerede, ne iş yapar?... Hakkında çok şey bilmiyorum, bildiklerim çok eksik: Aslen Sivas’lı olduğunu, bir süre Adana’da yaşadığını, siyasi dönemde arkadaşlarının ona “kurban” lâkabı taktıklarını, şimdi ise Tunceli’de öğretmenlik yaptığını, buralı bir kızla evlendiğini duymuşum, ne derece doğru bilmiyorum. Şimdi size onun 2003 yılında 6. Uğur Mumcu Şiir Yarışması Özel Ödülü’nü alan şiirini takdim edeceğim:
GÖZ SAATİ
anneme bir baktığım nereye gider o uzaklık diyelim kuşlardan ve sararmış gözlerim çarşıdaki acemi asker
yavuz vakitler varmış nerden biliyoruz ki şehir burada akşam burada işsiz İsmail burada saçları uzamış bir mevsim edinmişler
gözlerimi geri versin çarşıdaki o asker yüzüme gideceğim çocuğum ve kirliyim karanlık bir kilit midir yani devletler
anneme bir baktığım o deli karanfiller kime verecektim ki unuttum gitti şehir gitti akşam gitti işsiz İamail gitti o ahşap sevgililer
mart 2003, Tunceli
Altan DOĞAN
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 16, 2008, 13:38:50 ÖS Gönderen: Sanat Dedektifi »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 19, 2008, 21:45:36 ÖS » |
|
MARJE AYDIN:
Onu bir üniversite öğrencisi iken arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları edebiyat dergisi ile tanıdım. Birkaç şiir sevdalısı öğrencinin çıkardıkları bu dergi, dışarıdan bakıldığında renk vermemekte, içine girildiğinde ise geri çıkılamayan bir türden, oylumlu. Şiir üzerine yazılar, denemeler, gezi yazıları, ne ararsan var. Elbette benim gözüm ağırlıklı olarak şiirlerde, iyi bir şiir bulur muyum diye dört dönüyor… Bir şiir okuyorum, daha yazarına bakmamışım, şiir beni çarpıyor, bakıyorum kime ait diye; Marje AYDIN. Aradan yıllar geçiyor, tek tük dergilerde rastlıyorum adına. Bazı dergi editörlerinin onu aradıklarını fakat izini bulamadıklarını biliyorum. Bir gün İlhan Kemal’le sohbet ediyoruz, ona bu konuyu açtım. İlhan ve arkadaşlarının çıkarmakta oldukları İmgelem Çocukları’nda bu şairden bir şiir okumak beni çok sevindirirdi, aynen belirttim meramımı İlhan Kemal’e. İlhan gülümseyerek dert edindiğin şeye bak, sen son sayımızı okumamışsın galiba dedi. Bir utandım, bir utandım. Kem küm… Hayır hayır, senin bunda bir kusurun yok, elbette okuyamazsın çünkü yeni çıktı, “okumamışsın galiba” diye sana şaka yaptım, dedi. Ne diyorsun, kimselerin bulamadığı şairi bulduğunu söyleme sakın…
Evet İlhan Kemal gerçek bir editörlük örneği sergilemiş, onu taaa Kayseri’nin bir köyünde bulmuştu ve Marje AYDIN’dan bir şiir okuyacaktım biraz sonra:
ESKİ PABUÇLAR (*)
Sabahın en derin durakları, güneş Damla damla düşüyor pencereme Al beni bu bekleme peyzajından hayat Neşter at Pabuçlarımı yenile
Aralıklarla parıldıyor güneş Ötede gri boşluklar Hangi dostlardan kaldıysa unutmak
Bir serçe konuyor penceremin önüne Adres defterimde ertelenmiş yolculuklar
Uzun ayrılıklar sonrasında hayat Yorgun fırçanla diyorum, yeni pabuçlar Karalasan, düşsen önüme Yarım kalan tüm yolları yürüyeceğim.
Marje AYDIN
(*) İmgelem Çocukları Dergisi/ Sayı:6 / Ocak 2004
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #7 : Kasım 03, 2008, 20:14:00 ÖS » |
|
ALTAN DOĞAN:
Bende bir de kitabı vardı, araştırdım kitaplığımı, bulamadım. Diğer birçok kitabımın başına gelenler bu kitabın da başına gelmiş olmalı. Muhtemelen arkadaşlar tarafından bir bakalım diye alınmış geri verilmemiştir. Altan’ın kendi imkânlarıyla çıkardığı bu kitabını da sevmiştim, onun şiirinde yüksek düzeyli bir ışık olduğunu görmüştüm. Nereli, şimdi nerede, ne iş yapar?... Hakkında çok şey bilmiyorum, bildiklerim çok eksik: Aslen Sivas’lı olduğunu, bir süre Adana’da yaşadığını, siyasi dönemde arkadaşlarının ona “kurban” lâkabı taktıklarını, şimdi ise Tunceli’de öğretmenlik yaptığını, buralı bir kızla evlendiğini duymuşum, ne derece doğru bilmiyorum. Şimdi size onun 2003 yılında 6. Uğur Mumcu Şiir Yarışması Özel Ödülü’nü alan şiirini takdim edeceğim:
GÖZ SAATİ
anneme bir baktığım nereye gider o uzaklık diyelim kuşlardan ve sararmış gözlerim çarşıdaki acemi asker
yavuz vakitler varmış nerden biliyoruz ki şehir burada akşam burada işsiz İsmail burada saçları uzamış bir mevsim edinmişler
gözlerimi geri versin çarşıdaki o asker yüzüme gideceğim çocuğum ve kirliyim karanlık bir kilit midir yani devletler
anneme bir baktığım o deli karanfiller kime verecektim ki unuttum gitti şehir gitti akşam gitti işsiz İamail gitti o ahşap sevgililer
mart 2003, Tunceli
Altan DOĞAN
Sayın Altan Doğan, Zehra Yenice'ye ulaşamayınca beni cepten aradı, ayrıca otekileriz@gmail.com'a e-posta gönderdi... Ücra bir kentin, ücra bir ilçesinde üst düzey bürokratlardan biri olarak kamusal hizmetini sürdürmekte olan Sayın Altan Doğan, Zehra Yenice'nin yorumuyla ilgili kendisinde oluşan hoş duygularını ifade etti... Yakında şiir kitabı çıkacağını müjdeledi... Sevgili Zehra Yenice'ye ve nitelikli ürünlere yer veren Ötekileriz'e saygı ve sevgilerini sundu... E-mesajını ekleyebilmem için kendisinden izin istedim, lütfedip kabul ettiğinden aşağıya ekliyorum: "Şiirim hakkında değerlendirme yazan Sayın Zehra Yenice'ye teşekkür ederim.Selamlar. Altan DOĞAN"
|
|
|
|
|
|
Nisa NUR
|
 |
« Yanıtla #8 : Kasım 04, 2008, 16:33:04 ÖS » |
|
Zehra YENİCE'nin yaptığı çalışmayı çok önemsedim: İyi ve güzele dair yoğunlaştığımız hiçbir emek boşlukta kalmıyor... Burada bunun tanıklığını yapmak heyecan verici.
Nisa NUR
|
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #9 : Kasım 15, 2008, 21:48:24 ÖS » |
|
HASAN HÜSEYİN ANMAK:
Adana'nın Seyhan ilçesine bağlı Tepebağ Mahallesinde dünyaya geldi. Adana Gazipaşa İlkokulu ve Tepebağ ortaokulunda ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Ankara ilinde Polis Koleji ve Polis Akademisini bitirdi. Bugün itibarıyle 2. Sınıf Emniyet Müdürü olan Hasan Hüseyin ANMAK; Şükrü Balcı Polis Meslek Yüksek Okulu'nda Okul Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. 1978 yılında başladığı şiir serüvenini inatla devam ettirmektedir.
Yayınlanmış Şiir Kitapları:
- Kelebek Düşleri - İlk Aşkım - Gülümse Ne Olur - Sensiz Hüzün Var ve - Savrulur Giderim.
|
|
|
|
|
Berrak BEHRAMOĞLU
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 63
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 15, 2008, 22:40:38 ÖS » |
|
Çok anlamlı bir sayfa. Zehra YENİCE'yi kutlarım.
Berrak BEHRAMOĞLU
|
|
|
|
|
Ruşen Ergün
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 16
|
 |
« Yanıtla #11 : Aralık 02, 2008, 23:53:10 ÖS » |
|
Bu anlamlı sayfayı ilgiyle takip ediyorum... Sevgili Zehra Yenice'ye çok teşekkürler...
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #12 : Aralık 03, 2008, 01:33:43 ÖÖ » |
|
Şiircan insan Zehra Yenice'yi.. O, canlı kanlı, kırk ayaklı, şiir-şair kütüphanesi Zehra Yeniceyi, ben burada bu değerli emeğinden dolayı sadece kutlamıyor kendisine olan hayranlığımı da ilan ediyorum, bu vesileyle.. Sevgiler.
|
|
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #13 : Aralık 03, 2008, 17:22:33 ÖS » |
|
Sevgili Zehra'dan yeni "ücra şairler" beklemekteyim. Bu özenli çalışmalarından lütfen bizi mahrum etme, özletme. Neredesin Zehra?
Şeyda GÜNEŞ
|
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #14 : Aralık 22, 2008, 13:47:54 ÖS » |
|
FATMA NUR:
Bazı şairler kötü şiirler yazmalarına rağmen, bu şiirlerini öylesine bir maharetle görücüye çıkarırlar ki, şaşarız. Doğrusu, şiiri bilenler şaşar. Bilmeyenler ise sunumdaki ustalığın büyüsüne kapılarak bir yanılsama içine düşer, kötüyü iyiymiş gibi algılar. Hayır, Fatma NUR onlardan değildir. İyi şiirler yazmasına rağmen dinginliği, mütevaziliği elden bırakmaz. Bağırmaz, çağırmaz, ortalığı velvereye vermez. Bilir ki, iyiyi bir gören zaten olur. Hoş, olmasa ne olur. Onun adı bu sayfanın formatına pek uymasa da, yani, o kadar da ücra bir isim olmasa da, onu burada bu alçakgönüllülüğünden dolayı anmak istedidim.Bu defa birkaç sayı çıkarılarak yayın hayatına son verilen bşarılı bir şiir dergisi, Şiir Odası'ndan seçtim bu şiiri:
Kim Erken Giderse Bir Geç Kalan Bulunur
yaz iz bırakmaz bahçeleri saymasam marıları sayma yaz eksik bir iskele ayışığına tutunmasa yolu yok yazın
buluşmaları unutalım bir ilçe postanesi denli ıssız yaz aslında ama bir güzel herkesi aldatıyor. soakaları geç. yaz evsizliğini seven çocuk dönmeyi istemez kim eren giderse yaz o'dur
bir çantaya sığan yazdan en çok mazaretler bırakılır arkada güller? yaradaki ömrü kadar bir parça bezin
giderken içimde unuttuğu plasenta!
|
|
|
|
|
|