Google Reklamları
3.ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ / EKİM 2008
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 23, 2012, 12:59:56 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: 3.ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ / EKİM 2008  (Okunma Sayısı 2726 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #15 : Ekim 04, 2008, 20:56:37 ÖS »

3. ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR…

                 

      16-19 Ekim 2008 tarihinde Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneği tarafından organize edilen 3. ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ  hazırlıklar devam ediyor.
      4 Ekim 2008 tarihinde Adana’nın İnönü Parkında toplanan festival çalışanları basına ve kamuoyuna festival hazırlıklarını anlattılar ardından da festivalin broşürün de yazdıkları metini okudular.
      3. Çukurova Halk Kültür Festivali Basın Sözcüsü Mehmet Bıldırcın’ın okuduğu metinde şunlar ifade edildi.
         Sınırlı imkanlarımızla yola ilk çıktığımızda sadece inancımız vardı.Hedefimizin büyük,yükümüzün ağır olacağının bilincindeydik. Yozlaştırılan,yok edilmek istenen, bize ait olmayan kültüre karşı bir alternatifimizin olduğunu göstermek istedik ve bu nedenle geleceğe mütevazi bir katkıda bulunmak için tüm zorluklara, imkansızlıklara rağmen inatla yolumuza devam ediyoruz.
        Biliyoruz ki, bu ülkede yozlaşmanın bu kadar boyutlu olduğu bir dönemde alternatif olabilmek,(olmaya çalışmak) gerçekten zor.Ama bizim felsefemiz kolay olanı değil, zor olanı başarabilmektir.
       Çukurova toprakları ; Kürt,Türk,Arap halklarının iç içe yaşadığı ve yüzyıllardan bu yana
yoğrulup getirdiği zengin bir kültürü içerisinde barındırıyor.
       Biz her şeyden önce bu kültüre sahip çıkmalıyız diyoruz.
       Sırtımıza kene gibi yapıştırılmak istenen yozlaştırmaya karşı, kendi kültürümüzü korumak
ve geleceğe taşımak için mücadele ediyoruz.
       Yaşadığımız Adana ili ve Çukurova yöresinden bir ses olmak, geleceğe mütevazi bir katkıda bulunmak için gelin hep beraber bize dayatılan,her geçen gün yaşamımızın bir parçasını koparan yozlaştırılmaya karşı birlikte olalım.Dil,din, ırk ayırmadan kardeşçe yaşayacağımız bir ülke için türkülerimizi birlikte söyleyelim.
        Onların tek bir amacı vardır. "Köle" olduğunun farkında bile olmayan köleler yaratmak!
        Bunun için tek tip düşünmeyi, tek tip yaşamayı,kısacası "tek tip" ve tabi onların istediği tipte  olmamızı istiyorlar.
        BİZ HAYIR DİYORUZ !
        Siz de hayır diyorsanız, gelin birlikte olalım!
        Karacaoğlan'ın sevdasını kuşanıp, Dadaloğlu gibi dik durmak için; Orhan Kemal'in bereketli topraklarından bir ses olmak için; Yılmaz Güney'in "umut"uyla geleceğe bakmak için; Yaşar Kemal'in börtü böceğine varana dek dillendirdiği o güzelim toprakların bizim olduğunu göstermek için hep bir ağızdan söyleyelim türkülerimizi,  çekelim halaylarımızı. “
       Okunan açıklamadan sonra festival çalışanları hep birlikte Adana’nın merkezinde festival tanıtım broşürlerini dağıttılar.

 



Seyhan Sosyal ve Kültür Sanat Derneği



« Son Düzenleme: Ekim 04, 2008, 21:09:35 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #16 : Ekim 04, 2008, 21:48:00 ÖS »

Değerli Bahattin Bey,

16-19 Ekim 2008 tarihinde Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneği tarafından organize edilen,
3. ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ'nde sizlerle olabilmeyi çok arzulayan ancak arzuya rağmen bu yıl bu tarihlerde Adana'da olabilmesi çok güç olan biri olarak... 

Kalbim göğüs kafesimin altında benimle gezer kendi bildiği gibi atarken.. Gönlüm ve gözü bensiz de gezer çok şükür bilmezsiniz siz ne gezentidir..Benim yerime O sizlerle Adana'da olacak.. Bu tesellimdir.

Etkinlikte emeği geçen herkesi şimdiden kutlar, konuşmanızın başarılı bir konuşma olacağından şüphem olmadığı için sizi de elbet şimdiden çok çok kutlarım.   

Sevgilerimle.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #17 : Ekim 09, 2008, 21:49:53 ÖS »

Değerli Bahattin Bey,

16-19 Ekim 2008 tarihinde Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneği tarafından organize edilen,
3. ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ'nde sizlerle olabilmeyi çok arzulayan ancak arzuya rağmen bu yıl bu tarihlerde Adana'da olabilmesi çok güç olan biri olarak... 

Kalbim göğüs kafesimin altında benimle gezer kendi bildiği gibi atarken.. Gönlüm ve gözü bensiz de gezer çok şükür bilmezsiniz siz ne gezentidir..Benim yerime O sizlerle Adana'da olacak.. Bu tesellimdir.

Etkinlikte emeği geçen herkesi şimdiden kutlar, konuşmanızın başarılı bir konuşma olacağından şüphem olmadığı için sizi de elbet şimdiden çok çok kutlarım.   

Sevgilerimle.


Sayın sevgili Zeyno, inanmaz mıyım?... Sürekli-süresiz Trakya'da olduğu kadar, Doğu'da, Kuzey'de, Akdeniz'de ve Çukurova'da, kalplerde, kalbimizde, derin yüreğimizin en müstesna tahtında barındığını, barınır varlığını bilmez miyim!

O özgür 'Gönül Gözü' nün o gün, o saatte Kaktüs Tiyatroda olacağından, hem izleyicilerden hem de panelistlerden biri olarak göreceğimden, elini öpüp alnıma götüreceğimden o kadar eminim ki... 

Darısı; diğer ötekilerizle birlikte hep birden fiziksel gerçekliğimizle de aynı masada içecekli sohbetle demleneceğimiz günlere...

Çukurova'dan Trakya'ya yollar dolusu selamlar, sevgiler...


Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Şeyda GÜNEŞ
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #18 : Ekim 17, 2008, 14:43:23 ÖS »

Çok sevgili adminimiz, sevgili Bahattin;

Bugün sahneye mi çıkıyorsun, sahne dediysem biraz gülüseteyim için dedim, çünkü gerginsindir muhtemelen, eee kolay olmasa gerek o kadar edebiyatseverin karşısına çıkmak. Gerçi hiç böyle tecrübelerim olmadı ama tahmin edebiliyorum. Sizleri dinlemeyi çok isterdim, ama ne yazık ki siz bir ucunda ben bir ucundayım memleketin. İlhan da gelir mi söyleşinize, gelirse lütfen çok selamlarımı söyleyiniz, ne senle, ne onunla yüzyüze tanşmışlığımız olmadı ama bizim kalplerimiz tanışık öyle değil mi? Bu arada "Kimlik No:666" henüz elime ulaşmadı. Yanılmıyorsam görev yaptığım okulun adını bildirmiştim size. Yoğun anlarınıza mı takıldık acaba? Kucak dolusu selamlar, Artvin'den.

Şeyda GÜNEŞ
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sanat Dedektifi
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 209


« Yanıtla #19 : Ekim 20, 2008, 20:47:55 ÖS »

3. Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamındaki "Diziler ve Hayatımızdaki Rolü" başlıklı panele katıldım. Panel 17.10.2008 Cuma günü saat 18.00'da Adana'da Kaktüs Sanat Evi'nde yapıldı. Programın başlarına doğru birkaç kişi vardı, kimse gelmeyecek diye endişe etmeye başlamışken, salon tıklım tıklım doldu. Panelistler Yazar Bahattin YILDIZ, Şair Adil OKAY, Gazeteci Murat YILDIZ ve İstanbul İdil Kültür Mekezinden Veysel beydi. Adil OKAY oldukça akademik bir dille konuştu, Bahattin YILDIZ tam bir Süleyman DEMİREL yöntemi uyguladı doğrusu; dinleyicilerin nabzını tutmasını bildi, yer yer kahhkaha atacağım tuttu, zor frenledim kendimi. Burada beni sevindiren şeylere de tanık oldum. Örneğin Bahattin YILDIZ sitemiz üyesi Emin ESER'in bir sözününe de yer verdi konuşmasında. Bu sanalın ete kemiğie bürünebileceğine dair küçük bir örnekti, böyle algıladım. Verimli bir paneldi.

Zehra YENİCE
« Son Düzenleme: Ekim 20, 2008, 20:54:05 ÖS Gönderen: Sanat Dedektifi » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #20 : Ekim 21, 2008, 20:33:21 ÖS »

Çok sevgili adminimiz, sevgili Bahattin;

Bugün sahneye mi çıkıyorsun, sahne dediysem biraz gülüseteyim için dedim, çünkü gerginsindir muhtemelen, eee kolay olmasa gerek o kadar edebiyatseverin karşısına çıkmak. Gerçi hiç böyle tecrübelerim olmadı ama tahmin edebiliyorum. Sizleri dinlemeyi çok isterdim, ama ne yazık ki siz bir ucunda ben bir ucundayım memleketin. İlhan da gelir mi söyleşinize, gelirse lütfen çok selamlarımı söyleyiniz, ne senle, ne onunla yüzyüze tanşmışlığımız olmadı ama bizim kalplerimiz tanışık öyle değil mi? Bu arada "Kimlik No:666" henüz elime ulaşmadı. Yanılmıyorsam görev yaptığım okulun adını bildirmiştim size. Yoğun anlarınıza mı takıldık acaba? Kucak dolusu selamlar, Artvin'den.

Şeyda GÜNEŞ

Sevgili Şeyda, o gün gerçekten 'sahneye' çıktık, evet... Mekan olarak da sahnedeydik; masamız, sandalyelerimiz Kaktüs Tiyatronun sahnesine kuruluydu. Eh birazcık tecrübemiz var... Lakin, 'heyecan var mıydı?' diye sorarsan, vardı ama, tatlı bir heyecandı...

İlhan Kemal, Zeki Karaaslan abim, Zehra Yenice ve diğer arkadaşlarla, ülkemizin değişik yerlerinden konuklar vardı...
İlhan'a selamınız başım üzerine, iletirim.
Kalplerimiz tanış olduğu kadar soyadlarımızda (Güneş- Yıldız) tanış, birbirine yakın...
Kimlik No 666 yakında elinize ulaşacaktır, saygı ve sevgilerimle.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #21 : Ekim 21, 2008, 20:48:24 ÖS »

3. Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamındaki "Diziler ve Hayatımızdaki Rolü" başlıklı panele katıldım. Panel 17.10.2008 Cuma günü saat 18.00'da Adana'da Kaktüs Sanat Evi'nde yapıldı. Programın başlarına doğru birkaç kişi vardı, kimse gelmeyecek diye endişe etmeye başlamışken, salon tıklım tıklım doldu. Panelistler Yazar Bahattin YILDIZ, Şair Adil OKAY, Gazeteci Murat YILDIZ ve İstanbul İdil Kültür Mekezinden Veysel beydi. Adil OKAY oldukça akademik bir dille konuştu, Bahattin YILDIZ tam bir Süleyman DEMİREL yöntemi uyguladı doğrusu; dinleyicilerin nabzını tutmasını bildi, yer yer kahhkaha atacağım tuttu, zor frenledim kendimi. Burada beni sevindiren şeylere de tanık oldum. Örneğin Bahattin YILDIZ sitemiz üyesi Emin ESER'in bir sözününe de yer verdi konuşmasında. Bu sanalın ete kemiğie bürünebileceğine dair küçük bir örnekti, böyle algıladım. Verimli bir paneldi.

Zehra YENİCE

Panelde beni yalnız bırakmayanlardan, pozitif enerji salanlardan sevgili Zehra Yenice'ye teşekkür ederim.

Çiğdem Ünal, duy sesimi, hani gelecektin?... Mersin'den sevgili şair Adil Okay'a da seni sordum, geleceğini söylemişti...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #22 : Ekim 21, 2008, 20:53:56 ÖS »


3.ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ
  ÖYKÜ - ŞİİR YARIŞMASI SONUÇLARI


   Seyhan Sosyal, Kültür ve Sanat Derneğinin, 16,17,18,19 Ekim 2008 tarihli 3.Çukurova Halk Kültür Festivali kapsamında gerçekleştirdiği öykü ve şiir yarışmaları sonuçlanmıştır.
   Hasan Biber, Bahattin Yıldız ve İdil Kültür Merkezini temsilen Gamze Mimaroğlu ile Veysel Şahin’den oluşan şiir ve öykü seçici kurulu ürünler üzerinden yapmış oldukları değerlendirmelerle şu sonuçlara varmışlardır:

   I-ŞİİR DALINDA ; birinciliğe, ikinciliğe, üçüncülüğe değer ürün  olmadığına, özendirme ödülünün ise Mersin’den katılan Afet Kırat’ın ‘Halıcı Kızın Düşleri’ şiiriyle, Adana’dan katılan Kubilay Aksın’ın ‘Nefes Nefese’ şiiri arasında paylaştırılmasına karar verilmiştir.

   II-ÖYKÜ DALINDA ; birinciliğe, ikinciliğe, üçüncülüğe değer ürün  olmadığına, özendirme ödülünün ise Adana’dan katılan Bekir Dağsever’in ‘Geçim Derdi’, Afyonkarahisar ili, Başmakçı ilçesi, Çevlik köyünden katılan Hüsamettin Tat’ın ‘Benim Adım Alı’ ile Adana’dan katılan Adil Kurt’un ‘Ekin Zaman’ı öyküleri arasında paylaştırılmasına karar verilmiştir.




   


      
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #23 : Ekim 21, 2008, 21:04:02 ÖS »

3.ÇUKUROVA HALK KÜLTÜR FESTİVALİ kapsamında,17.10.2008 T.de Kaktüs Tiyatroda gerçekleştirilen 'Diziler ve Hayatımızdaki Rolü' konulu panelin panelistlerinden biri olarak yaptığım konuşmama kaynaklık eden doküman aşağıdadır.



Panelistler (Soldan Sağa doğru):

Adil Okay (Şair-Yazar), Murat Yıldız (Gazeteci), Bahattin Yıldız, Veysel Şahin (İdil Kültür Merkezinden)


İzleyiciler...







« Son Düzenleme: Mayıs 02, 2009, 18:08:16 ÖS Gönderen: Transferci » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #24 : Ekim 21, 2008, 21:08:39 ÖS »


Diziler Ve Hayatımızdaki Rolü


Kitle iletişim araçlarına yönelik değerlendirmelerin, eleştirilerin, kitle iletişim araçlarından en önemlisi olan televizyonda boy gösteren dizileri de kapsadığı, kapsayacağı izahtan varestedir. 

Kitle İletişim Araçları çatısı altında değerlendirilen, diğerlerine göre daha keskince etkileşim sağlayan televizyon kanallarında gösterilen dizilerin önemini göz önüne alarak, ‘3.Çukurova Halk Kültür Festivali’ kapsamında düzenlenecek panelin konusunu, ‘Diziler ve Hayatımızdaki Rolü’ olarak seçmiş bulunan festival organizatörü Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneğine, tümden organizasyonu destekleyenlere teşekkür ediyorum.

Son yıllarda, değişik televizyon kanallarında toplamı üçyüzleri aşkın sayıda arzı endam etmiş-eden dizilerin toplum ve toplumu oluşturan bireyler üzerinde doğrudan veya dolayısıyla güçlü bir etkisi olduğu sosyologlarca, psikologlarca ifade edilmekte, araştırmalarına konu olmaktadır. 

Dizilerin, gerçek yaşam üzerinde doğrudan etkilerine ilişkin verilen yüzlerce somut örneklerden birkaçı : 

1. "Kurtlar Vadisi" dizisinde Çakır'ın ölmesinden sonra; bir gazeteye verilen başsağlığı ilanı, yapılan saygı duruşu, yönetmeni eleştirme hadisesi,

2. Polat Alemdar’ı örnek alan Kırıkkale’li bir genç, 9 YTL alacağını kendisine ödemeyen arkadaşını kaçırıp öldürmesi,

3. Asmalı konak dizisinde Seymen Ağa'yı iyi eden merhemin adını öğrenme çabaları,

4. “Çocuklar Duymasın"ın psikologundan günlük hayatta da randevu talep edilmesi,

5. İçinden sihir fışkıran diziler sayesinde, babalarını  köpek ya da ayı yapmaya çalışan, sonuç alamayınca bunalıma giren, öfkelenen, komplekse giren çocuklar,

6.  Çocukların oyun oynarken takma isim olarak Polat, Kılıç, Çakır gibi isimleri, rolleriyle birlikte çoğunlukla seçer olmaları,

7.  Dizilerde geçen ‘Lanet olsun şu içimdeki insan sevgisine’, ’Light erkek’, ‘taş fırın erkeği’ gibi daha birçok sözün günlük konuşmalarda, diyaloglarda kullanılır olması, 

8. "Kurtlar Vadisi" dizisi eski sponsoru Romansan saatlerinin satış patlaması yapması, "Deli Yürek"le birlikte balıkçı yaka kazakların, uzun siyah paltoların tercih edilmesi, bir takım şirketlerin, odaların örneğin; Erzurum kuyumcular odasının oltu taşı tespihlerini daha geniş kitlelere pazarlayabilmek için dizilerin yapımcılarıyla temasa geçmesi,

bunlar ve zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle sunamadığım daha birçok somut örnekler, yapay yaşam içerir dizilerin, gerçek yaşam üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir.

 Dizilerde geçen olaylara ve kişilere; üzülen, sevinen, destekleyen, öven, yeren, nefret eden, öfke duyan, lanetleyen, dizideki kahramanı öldüğünde yas tutan, gerçek yaşam planını dizi saatlerine göre ayarlayan, evine misafirliğe gelmek isteyenlere ‘bugün olmaz dizim var’ diyecek boyuta gelen, gerçek dünyalarından koparak dizilerdeki yapay dünyayla ilgilenmeler sonucu, kendinin ve toplumun sorunlarını, sıkıntılarını unutan, başkalarıyla olan sosyal ilişkilerine diziden kaynaklı etkileri taşıyan, öngörülerini ve kendince çözüm yollarını paylaşan, en heyecanlı yerinde kesilen dizinin sonraki bölümüne kadar bunu sürdüren ve sonrasında yeniden sürdüren, böylece çıkışı olmayan fasit dairelerde ömür törpüleyen… Dizilerde geçen mekanlara, kullanılan eşyalara, otomobillere, giyim kuşamlara, yaşam biçimlerine özlem ve özenti duyan, elde edemeyince mutsuz olan, hatta aile içi dahil sosyal ilişkileri olumsuz yönde derinden etkilenen izleyici profilleri dudak uçuklatacak denli çoktur…

İnanmazsanız yakınlarınıza, akrabalarınıza, sosyal ve mesleki çevrenize bakınız…

Ben bakıyorum… Bir örneğim; boşanma davasına birlikte girdiğim müvekkilem, duruşma çıkışı neden uzun uzadıya konuşmadığımı ve kendisinin konuşturulmadığını sorguluyor. Usulün böyle olduğunu, olayları saatlere yayamayacağımı dilimin döndüğünce anlattığımda, aldığım yanıt: ‘ama x dizide geçen mahkemede saatlerce konuşuyorlardı, hemi de türkü bile çığırıyorlardı’ olmuştu.
İkinci örneğim: Asmalı Konak gibi dizilerin müptelası olan komşu kızı, dizideki şatafatın, lüks yaşamın doğu illerindeki tüm yaşamlarda var olduğu sanısıyla illa doğulu biriyle evleneceğim diye tutturmuştu. Mardin’li olmam nedeniyle memleket çevremden bekar birileri olabileceği düşüncesiyle bu isteğini annesiyle birlikte bana da açtılar. Dilimin döndüğünce, dizilerdekiyle gerçeğinin farklı olduğunu, doğu illerinde işsizliğin, yoksulluğun birçok hanede başat sorun olduğunu anlattım. Sonraki günlerin birinde yine çıkageldiler… Mardin’in bir köylüsünden evlenme teklifi aldığını iştahla anlattı bana… Aday genç ve köyü hakkında ayrıntı istedim... Köyü biliyordum; ekonomik sıkıntılar içinde yüzen bir köydü… ‘İstediğiyle, bulacağının aynı olmadığını açıklayarak, ‘bunları gözönüne alırsan, sorun yok’la bitirdim. Kız, annesini  olumsuz yönde etkilediğime kızıyordu. ‘Ama kuyusu da varmış!’ deyince ben koptum… ‘Canım! O kuyu, petrol kuyusu değil, köyde çeşme ve su şebekesi yok… Suyu kuyudan taşıyorlar. O kuyu, su kuyusudur,” deyince dizilerle çevrili dünyası yıkılmış gibiydi…
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #25 : Ekim 21, 2008, 21:10:26 ÖS »

Bu türden örnekler: çoğunlukla gerçek yaşamdan, yaşamsal biçim kesitlerinden yararlanılarak, dönüştürülerek, değiştirilerek ekrana yansıtılan dizilerin, ‘yaşamdan-dizilere’ okunun, -dizi tutkunu olan bazı kişilerde daha yoğun olmak üzere-  ters dönerek ‘dizilerden-yaşama’ yönüne de çevrilebileceğini kanıtlamaktadır.

 Diziler, inorganik bir kişilik elde ederek, egemenliğini kurma, özgürlüğünü ilan etme, kendisini yaratan, vareden ‘Gerçek Yaşam’ın ‘Frenkestan’ı olur hale gelme aşamasında gibi…

Bilim-kurgu yazarlığıyla ünlü Asimov’un romanlarında geçen; yaradılış kurallarını hiçleyerek kendisini yaratan insana, gerçek yaşama başkaldıran, kendi bağımsızlığını ilan eden, robot egemenliğini başlatan ‘Yönetici Robotlara’ dönüşmekte olduğunu iddia etmek mübalağa sayılacaksa, kısaca; “yaşam-dizi” etkileşiminde, ‘olan/olmayan yaşamlardan-diziye’ karşın, ‘diziden-yaşama’ yönünde de grafiksel bir eğrinin yükseldiği, dizilerin kendi lehine küçümsenemez bir ağırlık elde etmeyi başardığını söyleyebilirim. 

Dizilerin, kendine bağımlı insanları yönetmeye, kendi egemenliğine almaya çalıştığı, sanal bir güç haline gelmeye başladığı kuşkusunu konu uzmanları da duymuş olmalı ki, ‘tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan’ özlü geleneksel soruyu uyarlayarak, ‘Diziler mi yaşamdan etkileniyor, yoksa yaşam mı dizilerden etkileniyor?’u tartışır hale gelmişlerdir.

Varedenler isteseler de istemeseler de, kabul etseler de etmeseler de, politik, ekonomik, sosyal, kültürel yönlerden iyiden iyiye toplumu biçimlendirmeye ve yönlendirmeye başlamıştır; diziler…

Yapay yaşam içeren dizilerin, abonmanlarının az-çok gerçek yaşamını ele geçirdiği, kendine, ailesine, çevresine yabancılaştırdığı durum ve sonucunun en veciz ifadesini, Ötekileriz Kültür Sanat Girişimcilerinden öykü yazarı Sayın Emin Eser’e ait, “Tüm dizileri izliyorum, o halde yokum.” sözünde buluyorum. 

Yaptığımız, yapılan genellemeler ister istemez “Diziler, izleyicilerinde hep aynı olumsuz ya da olumlu etkiyi mi sağlar?” sorusunu sormamızı getiriyor. 

Klinik Psikolog Neşe Özkarslı, “özellikle kimliğini bulmamış, 'bağımlı' yaşayan seyircilerin bir müddet sonra dizilerdeki bu tarz 'terslikleri' benimsediğini” ifade ediyor.

Sosyolog Nilüfer Narlı ise, "Eğer aynı mesaj çok yaygınsa, yani ailedeki sosyalleşmeden aldığı mesajla, okulda, arkadaş çevresinde aldığı mesajlarla televizyondaki mesajlar hepsi birbirini destekliyorsa, medyadaki o mesajın etkisi daha güçlü olur." diyor. Narlı, “aksi takdirde televizyonun sanıldığı kadar güçlü olamayacağı” kanaatinde…

Bu görüşleri, ‘İzleyicinin kişilik kodlarıyla dizilerin barındırdığı kodların benzerliği ya da izleyicinin kodlarındaki boşluklar veya gevşek kodlarının varolması halinde dizilerden daha çok etkileneceği yönünde olacaktır.’ sözlerimle destekliyorum.

Gerçek yaşamımızda bu kadar önemli konum edinen dizilerin olumsuz yönleriyle sorumluluğunu yükletebileceğimiz tırnak içerisinde ‘günah keçilerimiz’ kimlerdir?...

Senaristi, yönetmeni, yapımcısı, televizyon kanalları, aktörleri, reklam verenlerinden hangisi, hangileri?...

Senarist Nuran Devres’in "… yönetmen, denetleme mekanizması değildir… Yapımcıların tek bekledikleri şey reytingdir. Başka hiçbir talepleri yoktur. Parayı reyting sayesinde kazanırlar." diyerek neredeyse tüm sorumluluğu yapımcıların üzerine yıkmaktadır.

Buna tam olarak katılmıyorum. “Halk Böyle İstiyor…”  kolaycılığının, “Yapımcı böyle istiyor” çevriminden başka bir şey değildir… Senarist Nuran Devres, ‘Halk’ yerine ‘Yapımcı’yı koyarak, senaristleri, oyuncuları ve yönetmenleri bir anlamda  paklamaya çalışmıştır.

En büyük payın dizi yapımcıları olduğu gerçeğini inkar etmemekle birlikte, dizilere hayat ve kan veren herkesin, olumlu ve olumsuz yönleriyle katkılarına göre az ya da çok sorumlu sayılmaları gerektiğini düşünmekteyim.

Bazı sanat çevrelerinin genel anlamda söylediği, ‘Halk Böyle İstiyor’, savunmasını, “Yapımcı, reklamcı, reklam vereni, TV kanalı böyle istiyor ”un üzerine monte ederek, diğer eleştiriler yanında dizilerin sanatsal yönüyle de, anılan görüş üzerinden benzer  tartışmalar yapılabilir...

Kendimce sonucumu bildiriyorum; halkın önüne değişik seçenekler sunmaksızın ve sanatsal bilinci sıçratma çabası olmaksızın, bazen halkın sanatsal anlayışından daha düşük seviyede bile yapılan çalışmaların sanata ve sanatçılığın ruhuna aykırı olduğunu söylemek istiyorum.

Dizi zinciri sırasıyla ve sadece ‘izlenebilirlik-reklam-para-ün-şan’ halkalarından oluştuğu takdirde, sanatsal kaygı taşımayacağı muhakkaktır. Bu amaçlı dizilerin, bir sanat eseri değerinde olamayacağı ve kendisini geleceğe bu anlamda taşıyamayacağını yaşadıkça göreceğiz. 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #26 : Ekim 21, 2008, 21:12:42 ÖS »


Benimde girişimcisi olduğum otekileriz.net sanal adresli Ötekileriz Kültür Sanat Girişiminin kuruluş felsefesini ortaya koyan sanat anlağının 8.maddesinde bu türden ürünler için yapılan tespiti anmadan geçemeyeceğim : 

“Sanatı ticari bir meta olarak algılayan ve sadece kendi adlarına değil, sanat adına da ödünler veren kişi, kurum ya da kuruluşların duruşu ve âkıbeti, sanatın değil politik ideolojilerin ve etik bilimlerin konusudur. Onların adlarının zamanın belli noktalarında sanatla yanyana anılması, geçici bir illüzyon halidir. Tarih iyi tüccarlarla doludur. İyi sanatçılarla da. Ama iyi “sanat tacirleriyle” değil.”

Birçoğu ‘Sanat Tacirleri’nin ürünü olan dizileri hepten olumsuzlamak doğru mu?...

Ötekileriz Sanat Anlağının 3. maddesinde geçen, “Arketiplerinde çağların birikimini taşıyan, sürekli değişen, gelişen ve önceline estetizmi koyan hiçbir ürün bağnaz ve derinliksiz olamaz.” anlayışını bir ölçü yaparak, bu ölçüye uyan ağırlıklarına göre bir değer  ifade edebileceklerini savlıyorum ve yapayda olsa neredeyse hayatımızın bir gerçeği halini alan dizileri ‘hepten ret, hepten kabul’ etmek zorunda kalmadan, dizileri genel anlamda değerlendirmek yanında, her diziyi kendi barındırdıklarıyla da irdelemeli ve ‘Sezar’ın hakkını Sezar’a vermeliyiz.’ diye düşünüyorum…

   Şimdiye kadar ifade ettiklerimle yanlış anlaşılabileceğimi düşünmeye başladım. Dizilerde, şiddet sahneleri, mafya ilişkileri, ahlaksız teklif, mazlumun sessizliği, ılımlı-radikal Müslüman tiplemesi, sihirler, toplumsal yaşamdan çok farklı konular, kültürler vesaireler olmasın savını ileri sürdüğümü, dizilerin toptan başdüşmanı olduğumu, öcü olarak gördüğümü ve göstermeye çalıştığımı düşünüyorsanız açıklamalarımı geri alıyorum, lütfen unutunuz…

   Zıtlıklarla gerçeği bulma, tanıma, her etkinin bir değer olduğu; hatta olumsuzun olumlu bir değer ifade etmese de olumluyu daha anlaşılır kılması yönüyle olumlu bir değer olduğu, her değerin karşıtını doğurduğu ve senteze böyle ulaşıldığı kabullü gerçekliğimden fedakarlıkta bulunamam. Aksi halde, tüm sanat eserlerinde özellikle; edebiyatta, romanda da bu türden konuların işlenmesini bireysel vicdanımda mahkum etmiş olacağım.

   Peki ne demek istiyorum, neye göre eleştiriyorum, ana ölçüm nedir?...
Olumsuzu olanca çıplaklığıyla göstermelerine karşın, olumsuzu değil olumlu kişilerin, kişiliklerin, eylemlerin, düşüncelerin, mesajların yüceltilmesinin doğrudan ya da alt kodlarla izleyiciye verilmesi gerekirken çoğunlukla tersinin yapılmasıdır… Sanırım toplumsal tepkinin odaklanması gereken ana nokta burasıdır…

Olumsuzu gösterip yererken, olumlu görünmeye çalışan, alttan alta yeni bir olumsuzluğu zihinlere nakşetmeye çalışan dizilerle ilgili yorumlarım meramıma katkı sunacaktır… 

İlk örneğim
Kurtlar Vadisi; derin devleti ve yardımcılarını, ulusal-uluslarası çıkar örgütlerini, mafya ilişkilerini az-çok gözler önüne sermeye çalışırken, bu yönüyle belki de övülebilecekken, köhnemiş, küflenmiş derin devletin üzerinden ikinci bir derin devlet yapılanmasını sanki benimsetmeye çalışıyor olması, hukuk dışı araçları, eylemleri, kişileri ‘iyi’ örnek olarak özendirerek sunması, Polat Alemdar kişiliğinde ‘Çatlı’msı kişilerin cilalanması, bir anlamda iadei itibarda bulunması, kaba milliyetçiliği pompalaması, sorunları minimize etmesi, karikatürleştirmesi, neredeyse her taşın altından çıkan A.B.D’nin kötü yüzünü Shoren Stone’nin güzel bacaklarıyla göstermekten, daha doğrusu kapatmaktan öteye gitmemesi, gidememesi…
Hatırıma Dansöz Kıvırmaları romanımda geçen şu sözler gelmektedir :
“Efsane gerçekleşiyordu; "Su, suda; ateş, ateş de; toprak, toprak da; hava, hava da gizleniyor ve temizleniyordu"…

Cüneyt Ülsever’in çok satar romanından uyarlanarak dizileştirilen ‘Hacı’ dizisi de sosyal, ekonomik, politik yönlerden sanki çok iyi, etik mesajlar veriyor gibi görünürken, barındırdığı kodlar iyi bir incelemeyi, eleştiriyi hak ediyor.
Anadolu kaplanlarından diye vasıflandırılabileceğimiz zengin ve dindar bir adamın yaşam biçiminde dini hassasiyetler mızraklı ilmihal seviyesinde seyrederken, oğlu, A.B.D’nin Ortadoğu siyasetine, işgallerine karşı protestolarla yetinmeyerek, bombalama dahil her türden terör eylemlerini araç olarak benimsemiş illegal dini bir örgütlenme içerisinde de yer alıyor.
İllegal faaliyetleri ve ailesine karşı davranışlarıyla izleyicilerin beyninde kötü adam kodu oluşturan oğulla, kendi işine bakan işletmelerini çalıştıran, harama el uzatmayan, sistemle barışık olan, ismi diziye verilmiş ‘Hacı Baba’ arasında geçen diyaloglar ilgi çekici… ‘Hacı baba’, “bize ne elin Amerikasından, Irakından…’ anlamlı sözler sarf ediyor.
‘Amerika’nın zulmünden’ söz eden oğlun söyledikleri kötü adam imajının altında sündürülürken, Amerika’ya sözsel anlamda sessiz kalan, suskun kalınmasını isteyen, sessizliğiyle zalimlerin zulümlerine bir anlamda ortak olan Hacı Baba’nın söyledikleri iyi adam kodlarıyla izleyici nazarında yüceltilmeye çalışılıyor gibi… (bana göre gibisi fazla…)
Namaz kıl, orucunu tut, hacca git, evlen yuva kur, paralan ama, politikayla uğraşacaksan da boyundan büyük işlere kalkışma, hele A.B.D Irak’ta cami bombalamış, kadınlara tecavüz etmiş, şunu bunu yapmış ‘sanane müslüman kardeşim’ alt temelli ABD menşeli Ilımlı İslam Modeli… Bu dizi üçüncü bir müslüman profilini ortaya koymamakla, normal izleyiciyi A.B.D’nin ve yerel uzantılarının kendi yararlarına içini doldurmaya çalıştıkları radikal İslam-Ilımlı İslam modelleri arasında sıkıştırmaya, politik anlamda ılımlılaştırmaya çabalıyor sanki…

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #27 : Ekim 21, 2008, 21:31:47 ÖS »


İkinci örneğim: 
‘Ahlaksız Teklif’ filmini izleyenlerimiz, en azından duyanlarımız olmuştur.  Kumara düşkün bir adamın, varını yoğunu kaybetmesi sonrası, rakip kumarbazdan gelen eşiyle bir kez yatmasına izin vermesi halinde kumar oynayacağı teklifiyle karşılaşması üzerine temellenmiş bir film.
Bu film ülkemizde de çok tartışılmıştı…
Benzer bir teklifi, ‘Binbir Gece’ dizisinde de görmekteyiz. Çocuğunun ameliyat, tedavi masraflarını karşılamak için para bulamazken, patronunun seks karşılığında ameliyat masraflarını karşılayacağı teklifiyle karşılaşan annenin; annelik içgüdüsü ve çocuk sevgisinin ağır basmasıyla bu teklifi kabullenmesi temelli bu dizide çok tartışılmıştı… Hatta oyuncularından birkaçı bu tartışmanın içinde yer alarak, ‘Allah Aşkına büyütmeyin. Bu sadece bir dizi…’ demişlerdir. 
Eşi karşılığında bir el daha kumar oynayan adamla, çocuğu için patronuyla yatan kadın arasında ilk görünürde büyük bir uçurum olduğu düşünülebilir, ki doğrudur… Biri, toplum nazarında kabul görmeyen kumar için eşini, diğeri ise çocuğu için kendisini (kendi bedenini) feda etmiştir. 
Ama, ‘zorunluluklar’ genel kabuller dışında kişiden kişiye değişen motivasyonlar barındırır. Kumar oynamayı bir zorunluluk olarak gören filimdeki adamca eşini kumar masasına bir meta gibi koyması kendince bir zorunluluktu…
İkinci bir yolu göstermeyen, mücadele etmeyen Binbir Gece dizisi, kadının zorunluluk nedeniyle yaptığı davranışı izleyici zihninde yüceltmeye çalışmak için elinden geleni ardına koymamış… Bu etki; zayıf kodlara sahip bazı kadınlarda, ‘Zordayım para bulmam lazım, ev, araba almam lazım,’ a dönüşebilir mi?... Ve başka  çıkış yolları bulmayı bırakıp, gelecek/gelebilecek, ‘Ahlaksız Teklifleri’ kabul etmelerinde etmen olabilir mi?…

Üçüncü örneğim :
Etik değerleri ortaya koyma çabasında olan diziler de var… ‘İyiliği emret, kötülükten sakın’ mesajlı dizilerimiz… Mazlumla zulmedenleri karşı karşıya getiren, maruz kaldığı zulümler karşısında izleyicilerini de ağlatan bu gözü yaşlı mazlumlar, ‘Kötülüğe karşı iyilikle karşılık ver’, ‘sen sabret kötü belasını bulur’ prensiplerine sıkı sıkıya bağlılar…  Elle tutulur en somut örnek : ‘Sırlar Dünyası’ isimli dizi.

İzleyiciye ahlak dersi verilme amacıyla yapılsa da, aslında verdiği mesajlar keskin riskler taşıyor… ‘Bir tokat yediğinizde diğer yanağınızı çevirin’ Hıristiyan kuralına uygun olsa da, ‘Eşeğini sağlam kazığa bağla sonra Allah’a tevekkül et’, “Sizden kim, bir kötülüğü görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, bunu da yapamazsa kalbiyle buğzetsin. Ancak bu, imanın en zayıfıdır.” gibi İslami prensiplere de aykırı… Aslında doğayla da pek uyuşmuyorı…
İzleyiciye göre değişse de, ‘koca dayağına sabır, komşu zulmüne sessiz kal, hakkını arama, kendini ve yakınlarını savunma, bekle-gör politikası izle, zalimin sana muhtaç hale gelmesini bekle, af dilemesi halinde affedici rolü oyna gibi kodlar; ılımlaştırma kodları yerleştirmeye çalışılıyor gibi… .
Ayrıca kötü huylularda, ‘Dünya da böyle iyi insanlar varken kötülüklerim yanıma kar kalır,’ anlayışının oluşmasını sağlama riski taşıyabilecek kodlardan…
Bu türden diziler, gerçekten eli kolu bağlı olanlar için rahatlatıcı görülse bile, uğraşsa çıkış yolu bulabilecek kişiler için atıl kalmayı doğurmaz mı?...
Örnekler çok, zaman kısa…

   Komedisi komedi olmayan, ses efektlerden yardım alarak izleyicilerini güldüren-güldürmeye çabalayan, köy yollarını lüks jiplerle, süslü kadın ve erkeklerle dolduran, parayla aşkı bir tutan, askerlik, eğitim, hukuk gerçeğiyle uyuşmayan, politik gerçekleri tersyüz eden yapay dünya mahsulü dizilere karşı ne yapmalı?...

   Elimize telefonu alarak, klavyenin başına geçerek yasal mercilere; RTÜK’e sürekli şikayette mi bulunulmalı?... Yoksa diziler için sansür yasaları çıkartılması için kamuoyu oluşturup, milletvekillerini etkilemeye mi çalışmalı?...

   Hayır!... Bazı kesimlerin, bakış ve yorum açılarına göre olumluluğu-olumsuzluğu değişken yapılar içeren dizilere karşı böyle bir kamusal tepki oluşturulması, ‘durumdan vazife çıkarmaya’ hazır erklerin ekmeğine yağ sürerek, kızla erkeğin bankta elele tutuşarak oturma sahnesini  bile toplumsal yapıya, milli kültüre ters düştüğünden bahisle yasaklanmasına kadar götürme ihtimalini güçlendirecektir…

   Olumsuzluğu, olumsuzları yücelten dizileri, bu dizilerin yönetmenlerini, senaristlerini, oyuncularını, televizyon kanallarını ve yapımcılarını, tümden kan verenleri internetle, yazılı basınla, kurulmuş ve kurulacak sivil toplum örgütleri kanalıyla kamuoyu oluşturarak sürekli eleştirmeli, teşhir etmeli, hatta bu neviden diziler için izlememe kararı alınarak reytinglerini düşürmeyi bile tartışmalı…
   Alternatif dizilere yönelerek, işlevsel, nitelikli dizilerin yapılmasının özendirilmesi…
İzleyicilerin entelektüel bilgi birikimlerini, olayları analiz etme kapasitelerinin artırılmasına katkı sunacak yolun açılması…
Niteliksiz dizilerle köreltilen, dünyaya kendi gözleri ile bakamayan birey ve toplum haline gelinmemesi için gereken her türlü duyarlılığın hakim kılınması gerektiğini düşünüyorum.


Bahattin Yıldız
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimcisi
        www.otekileriz.net
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #28 : Ekim 31, 2008, 20:25:29 ÖS »

Türkiye'nin birçok kenti; özelde Çukurova; kültür ve sanat festivallerine doyamıyor.
Sayın Çetin Yigenoğlu'nun merkezinde olduğu görkemli II.Uluslarası Sanat Günleri'nin buhuru tüterken, 3.Çukurova Halk Kültür Festivalinde bulduk kendimizi...

Maddi zorluklara dirsek göstererek organizasyona imza atan 'Seyhan, Sosyal Kültür ve Sanat Derneğine,' sponsorlarına, katkı ve katılım sunanlara, ses, söz ve enstrümanlarıyla kulaklarımıza sihirli üfleyen Grup Yorum'a ve diğer müzik yorumcularına, yurdun dört bir yanından davete icabet eden aşıklara, ozanlara, şairlere, yazarlara ve sergiledikleri oyunlarıyla birçoğumuza "tiyatro daha tüketilemedi" dedirten İdil Kültür merkezine, sendika başkanlığı döneminde tehditlere, şantajlara boyun eğmeden işçi yararına görevini yerine getirmiş, şair-yazar Hasan Biber'e yeniden teşekkür ederim...

Festivalde aşıkların yer almasını sağlayama yönüyle Seyhan, Sosyal Kültür ve Sanat Derneğine katkı sunanlardan Sayın HALİSE TEKBAŞ'a da teşekkür ederken, kendisinden kaynaklı olmadığına inandığım bir yanlışın düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum:

3.Çukurova Halk Kültür Festivali, Seyhan, Sosyal Kültür ve Sanat Derneği tarafından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen bazı internet sayfalarında,  HALİSE TEKBAŞ tarafından gerçekleştirildiğine dair yazılar görmekteyim, hayır; 'SEZAR'IN HAKKI SEZAR'a...'
« Son Düzenleme: Ekim 31, 2008, 20:46:28 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Bahattin YILDIZ
Bahattin Yıldız
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 603



Site
« Yanıtla #29 : Ekim 31, 2008, 20:42:35 ÖS »


Hani derler ya ; 'on parmağında on marifet'... İdil Kültür Sanat Merkezinden ve Tavır Dergisinden festivale katılanlar da bunu gördüm... Tiyatro oyunculuğu var, yazarlık var, inceleme, araştırma var ve en önemlisi; kendilerine özgü bir duruşları var...

Aynı zamanda öykü-şiir yarışması jürisinden olan Tavır Dergisi (Aylık Sanat Dergisi) genel yayın yönetmeni Sayın Gamze Mimaroğlu ile İdil Kültür Merkezinden tiyatro oyuncusu-yazar, 'diziler ve hayatımızdaki rolü' panelistlerinden Sayın Veysel Şahin'le, isimlerini şu an anımsayamadığım (yaşlılığıma verin) arkadaşlarla, bu festival kanalıyla tanış oldum...

Bayan Güleç, bay güleç desem haksız sayılmayacağım kadar güleç olan bu insanlardan ayrılıncaya kadar, karşılıklı yaptığımız espirilerle gülmeye doyduk...

Tavır Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Gamze Mimaroğlu'na, Ötekileriz'den söz ettim... festival yoğunluğunda erinmemiş, rastgeldiği bir kafede ziyaret etmiş, bana sanatsal memnuniyetini ifade etti... Ötekileriz Girişimcilerinin, Tavır Dergisine de ürün katkısı sunmasına dair arzusunu belirtti. 

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!