Google Reklamları
TÜRK ŞİİRİNİN BAŞI SAĞOLSUN: İLHAN BERK'İ KAYBETTİK
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 23, 2012, 12:21:36 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK ŞİİRİNİN BAŞI SAĞOLSUN: İLHAN BERK'İ KAYBETTİK  (Okunma Sayısı 832 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sanat Dedektifi
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 209


« : Ağustos 28, 2008, 21:42:50 ÖS »

Bu yaz yıllık izinlerimi güzel yerlerede değerlendirmek, yaylalara çıkmak, kekik kokuları arasınanda rüzgarlara şiirler okumak istemiştim. Bu yaz canımı sıkacak şeylere kapanmak istemiştim, başaramadım, izin vermedi hain yaz: 24 Haziran 2008 günü çok sevdiğim şair ve dilbilimci Ali PÜSKÜLLÜOĞLU'nun aramızdan ayrıldığı haberiyle yıkıldım. Günler ölüm denen sopasını eline almış kovalamaktaymış meğerse başka şairleri de, bu kez İlhan BERK'in başına indirmiş ve almış aramızdan bugün (28 Ağustos 2008) onu da. Yastayız. Türk şiirinin başı sağolsun. Ah lanet olsun keşe "üzgünüz"den öte yapabileceğimiz bir şey olsa, yok, yok, yok. Kahrol ölüm.

İlhan BERK ( 1916 - 28 Ağustos 2008)


İlhan Berk Necatigil'in deyimiyle "şiirimizin uç beyi", 1918'de Manisa'da doğdu. İlk şiirleri Manisa Halkevi dergisi, Uyanış, Varlık, Çığır gibi dergilerde çıktı. 1944 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Fransızca Bölümü'nü bitirdi. Destansı yönünün ağır bastığı, adeta bir Türk Walt Whitman'ı olarak adlandırıldığı dönemde İstanbul (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953) ve Köroğlu'nu (1955) yayımladı.

1953 yılına kadar çıkardığı kitaplarla gerçekçi bir şair görüntüsü veriyordu. 1953'te Yenilik dergisinde yayımladığı "Saint-Antoine'ın Güvercinleri", ileride İkinci Yeni adını alacak şiir akımının habercisi oldu. Bu özellik daha sonraları gelişerek sürdü ve İlhan Berk'in özgün tutumu durumuna geldi. Giderek İkinci Yeni şiirinin öncüsü ve en güçlü savunucusu olarak anılmaya başladı. Şiirlerinde cinsellik ve tarih ana temalar olarak belirdi. Çeşitli nesneleri, kent, sokak gibi olguları ayrıntılı bir "kimlik kartı" somutluğu taşıyan bir biçimde şiirleştirdi. Düzyazı şiirlerden aforizmalara harfleri, nesneleri ve semtleri sevmeye dek genişleyen çok kollu bir şiir ırmağıdır İlhan Berk.

Başlıca Yapıtları:

Şiir: Eşik (1947-1975) (Toplu Şiirler I, YKY, 1999), Aşk Tahtı (1976-1982) (Toplu Şiirler II, YKY, 1999), Akşama Doğru (1984-1996) (Toplu Şiirler III, YKY, 1999), Galata (YKY, 2000), Pera (YKY, 2000), Şeyler Kitabı (YKY, 2002), Toplu Şiirler (Delta, YKY, 2003), Requiem (YKY, 2004); Deneme / Günlük / Otobiyografi: Uzun Bir Adam (1982; YKY, 1997), Şifalı Otlar Kitabı (1982; YKY, 2004), El Yazılarına Vuruyor Güneş (1983; YKY, genişletilmiş baskı 1992), İnferno (YKY, 1994), Kanatlı At (YKY, 1994), Logos (YKY, 1996), Poetika (YKY, 1997), Kült Kitap (YKY, 1998); Çeviri / Antoloji: Başlangıcından Bugüne Beyit Mısra Antolojisi (1960), Güldeste (Başlangıçtan Bugüne Türk Şiiri Antolojisi) (2003), Seçme Kantolar-Ezra Pound (1969), Seçme Şiirler-Arthur Rimbaud (1962), Başlangıçtan Bugüne Fransız Şiiri Antolojisi (2004), Asılı Eros (YKY, 1996); Yabancı dillere çevrilmiş yapıtları: Estambul / İstanbul, (Madrid, 1988); Histoire Secrète de la Poésie / Şiirin Gizli Tarihi, (Paris, 1991); Poemas / Şiirler, (Madrid, 1992); Rio Hermoso / Güzel Irmak, (Madrid, 1995); Selected Poems / Seçme Şiirler, (New York, 2004).


Ödülleri :
Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü (1979)
Behçet Necatigil Şiir Ödülü (1980)
Yeditepe Şiir Armağanı (1983)
Simavi Edebiyat Ödülü (1988)



« Son Düzenleme: Ağustos 28, 2008, 22:35:04 ÖS Gönderen: Sanat Dedektifi » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Berrak BEHRAMOĞLU
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 63


« Yanıtla #1 : Ağustos 28, 2008, 21:54:08 ÖS »

Zehra dediğin gibi "üzgünüz"den öte yapabileceğimiz bir şey olsa. Ne yapalım ki insan ölüm karşısında çaresiz. İlhan BERK'i öldü sayamayız, çünkü o şiirleriyle ve türk şiiri adına yaptıklarıyla ölümsüzlüğe koca bir imza attı. Bu cümle tesellimiz.

Türk şiirinin başı sağolsun.

Nasıl söylerim öğrencilerime İlhan BERK'i kaYbettik diye...


Berrak BEHRAMOĞLU
« Son Düzenleme: Ağustos 28, 2008, 21:57:18 ÖS Gönderen: Berrak BEHRAMOĞLU » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Şeyda GÜNEŞ
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #2 : Ağustos 28, 2008, 22:16:22 ÖS »

Hakikaten ne desek eksik kalacak. Klavyeme düşen iki damla gözyaşımla, sonsuzluğun koynuna giden şairin ardından güle güle diyorum. Şairler seni asla unutmayacak. Yaptıkların edebiyatımızın altın sayfaları arasında parıldayacak, yıldızlarca.

Şeyda GÜNEŞ
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Nisa NUR
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 257


« Yanıtla #3 : Ağustos 28, 2008, 22:40:12 ÖS »

Türk şiirinin başı sağolsun. Ustayı o ölümsüz şiirleriyle ölümsüzlüğe uğurlamak en iyisi. Mekanın cennet olsun sevgili şair.
Atımı İstedim Evin Göğü Gerindi

(Rondo)

 

Atımı istedim evin göğü gerindi
Çin gülleri bir yerden ordan geliyordum
Öyle sular dağların üstüydü isminiz
Yeşil, o solukları gibi rüzgârların
Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım

Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım
Bir çağda seni bu beyazlığında tuttum
Ak, sabah kalyonlarım hep gökyüzündeydi
Ben rüzgâr değirmeninizde kaldım

İşte ellerin o dünya kadar Akdeniz
Hansı, gecenin pancurunda Berk kuşlarım
Ey benim sığlığım eskim karanlığım siz
Yitik gülüşünün açtığı sular şimdi
Ben o gecelerde saçıydım çocukların
Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım

 

 

Ben Senin Krallığın Ülkene Yetiştim

Ben senin krallığın ülkene yetiştim
Kaldım gölge tanımayan güzelliğinle.
Her sabah büyüten denizimizi böyle
Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.

Sen o çıktığım sularsın, zencim benim
Denize bakan evler gibiydim seninle.
Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle
Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara.
Güzelliğin balıkları gibi İstanbul'un.

Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
Yankımış denizlere öbür kadınlara
Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış.

 

 

Yavaş Yavaş Geçtim Kalabalıkların Arasından

Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden. Dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu, anladım nedir ağırlık
korkular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece.

 

 

 

Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını

Görmeye Gitmek

 

'Kağıtlar, kitaplar, dedi,  nereye elimi atsam.

Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir

Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi?

Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde

Gider gelirdi.

                        Böyle yaşayıp gidiyorduk.'

 

Sesi,

            Sanki çok ötelerden gelirmiş gibi

Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.

Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra

Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.

'Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,

Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.

Hepsi bu.'

            Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini

Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

 

(Deniz Eskisi'nden)

 

 

 

Güzel Irmak

 

Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak

Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm

Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin

Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin

Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların

Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle

Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın

Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra

Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm

Tüylerin, tay boynun, küçücük çocuk ellerin

Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni

Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarımız

 

 

Serseri Huylu Gemiciler

                          Sait Faik Abasıyanık'a

1
Aynalarında bir iklim hevengi sarkan kahvemiz
Geniş ve rahat evler kadar iyi arkadaşlar
Bir nefesle cama adlarını ve hikâyelerini yazdıklarımız
Saz benizli açlar, uzun boylu hırsızlar
Bol yemekli sofraların iştahasını taşırlar gözlerinde
Kimi sevdiği kızın fotoğrafını çıkarmıştır çerçevesinden
İhtiyar kızların oyalı mendillerini saklarlar koyunlarında


2
Alınlarıyla kahvelerden mermerin soğukluğunu çalan serseriler
Niçin konuşmazlar? şehri camlardan seyretmesini severler.
Niçin, şakır şakır rakıyla yıkanırlar rüyalarında?
Ve ihtiyar balıkçı duvara çivilenmiş vapurlara bakarak
Şehre her akşam sarhoş balıkların hücum ettiğini görür;
Güzel ve kuvvetli tayfalarını düşünür daima bir kaptan


3
Serseri huylu gemiciler, bir ayva büyüklüğündeki gözlerini
Pırıl pırıl bir balığın gözleriyle değişmişlerdir.
Denize uzanan kahvelerinin camlarına vurup kaçan çocuklara
Keskin bir balık kokusu sinmiş beyaz gümüş paralar hediye etmişlerdir.
Sarı, medar kuşları uçurmuşlardır komşu evlere
Diz dize, ağız ağıza olmanın saadetini tatmışlardır
Kimi düşünürler? Hatırlarında yaşayan kimlerdir? Bilinmez.
Işıklar, yüksek evler, büyük şehirler
Karınca gibi insan kaynaşan iskeleden
Bir mavna karpuzu nasıl kaçırdıklarını bilirim.
Şehri bir anda boşaltışlarını, sır oluşlarını bilirim.

 

 

 

Ben Uyandım Bir Aşk Demekti Bu Dünyada

(Rondo)

 

Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada

-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi.

Karaydım, kâğıt gibiydim yaşamalarda

Adım görseniz her gün o denizlerdeydi

Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.

 

Ben vurdum sevilere belli değil miydi

Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.

Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi

            Bir aşk demekti bu dünyada.

 

Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da

Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi

Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda

Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda

Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi

            Bir aşk demekti bu dünyada.

 

 (Çivi Yazısı'ndan)

 

 

Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum

 

Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz.

Şeylerin yalnız adı var. Ve: 'Ad evdir.'   (Kim söyledi bunu?)   Dün dağlarda dolaştım,  evde

yoktum.  Bir uçurum  bize bakmıştı,  uçurumun konuştuğu usumda.   Buydu  bizim kendine

sonsuz  olanı  duyduğumuz.  Nesneler  ki  zamanda   vardır.     Terziler  çıracısı  Hermüsül

Heramise'nin  pöstekisi  her  bahar   ayaklanırdı.     Yağmur  yağmamazlık   edemez.  Taş,

düşmemezlik.

 

            Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur.  Otların canı sıkılmaz.   Kurşunkalem

kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu.   Seni bilmem,  bir söylene dönüşmek içindir dünya.

Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz

budur.

 

            Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye,

çalışacağım.

 

 

 

                                                                    dün dağlarda dolaştım evde yoktum

 

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #4 : Ağustos 29, 2008, 06:03:00 ÖÖ »

dün dağlarda dolaşmıştı, evde yoktu bu yüzden..
bu gün neden olmasın!! Yarın! Ve öbürsü gün! Sonraki günler!..

*

inanmak güç olsa da kabullenmek şart bu gerçeği

yaşam bir düş
bir var bir yok
içine istemeden düşülen
ölümse geri dönülmeyen göç.

*

üzgünüm demek istemiyorum
-hiç bir göçün ardından-
diyeceğim üzgü sözcüğü
şairlerin göçüyle içimi döven sonsuz boşluğu doldurmadıkça uslamaz çünkü


py
« Son Düzenleme: Ağustos 29, 2008, 06:18:02 ÖÖ Gönderen: zeyno » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #5 : Ağustos 29, 2008, 12:03:13 ÖS »

AKŞAMA DOĞRU


ey güzel harf güzel kağıt güzel kalem.

sana nehirlerden rüzgarlardan söz ediyorum
benim için nehirleri eğit,su yolları aç.
ben ki daha ağzı lekeli bir çocukken
yürürken gördüm bir gün nehirleri
nehirlerin rüzgarların sözü yaşar

ben ağzının yaprağıyım,bir yere yaz bunu.

ey güzel el yazısı güzel mürekkep güzel uç.

beni küçük su birikintileri büyüttü.
beni anlamak için su birikintilerine sor
su unutmaz:daireler çizerek dikkatle çalışır.
benim için yapraklar topla,yatağını lekele.

ben bu akşam doğruyum,karıştır saçlarımı
.


Sonsuzluğa uyuyan şaiire selamlar, unutulmazlığa yürüdüğü yolu ışık dolsun.


 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
Sahra
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 109


« Yanıtla #6 : Ağustos 29, 2008, 15:17:19 ÖS »

Şiirimizin başı sağolsun. Hakikaten çok üzgünüz. Ötekileriz Grubu olarak edebiyat aleminine sabırlar diler, üzünçlerini paylaşırız.


Sahra MAVİ
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #7 : Ağustos 29, 2008, 15:53:30 ÖS »


                          "İlhan BERK'e"

ödev diye aldığım sualtı kentlerini
suyu bulandırsam da onaracağım

Gün yüzlü Gelincik

eski bir kuyucu
anlatmıştı masalını
toprakla suyun
günü görmüş de yüzümde
açıvermişti yüzüm

boynum iki taş arasında
incecik sapta bedenim
bir taşlıtarla gelinciğiydim
dili kekeme

kuyucu ;
kazmayı vurduğun toprağı tanırsan ötelerden
bulduğun su da benzemez demişti kimseninkine

ah demiştim ah dilim
dilim dilim çözül de
bir kuyu açmak
herşeyi yeniden aşka dönüştürmekse
suyla sevişmek gerek bilirim
bir kuyu açmadan önce

Siniras adlı bir kralın vardı
BYBLON kentinde
bir tapınak yaptırmış da o
söyleşirdi adaşı BAAL ile
CIBILIBINAN'da bir AFRODIT
ASTARTE derlerdi SAMİ dilinde
işte orada doğmuştun
o söylencede
toprak suyla buluşup sevişince
bakma şimdi yüzün kavruk
bu çağda gelinciksin
adın o zamandan AŞK senin
köklerimle beslenir
sular gibi bellerim de toprağımı
nafile
kaybolmakta sualtı şehirlerim
büyücüm ol kal benimle
bir kuyu açmak için
deryaya dönüşmeli
uçmayı öğrenmeliyim
anlat bana
yolda çöle varanın
kimsesi olmazmış yolda
varsam o suya
kimsesi olurum hiç kimsesizin
benzese de olurum
benzemese de

ah dilim dedim dilim
işitse beni

sıska dallarım
büyümese taşlıkta
yeşerecekti de belki yaprağım
kırılmadan bedenim
yitirmeden sesini kızılcık ağzım
vurup suya yüzümü yeniden
konuşacaktım

topladı masalını kuyucu
yürüdü suya
bi dilek astım yürek cebimden
yüzü gün yüzlü
gelincik
ıslık çalar o gün bu gündür
memleket gibi yangını suya

suu suuuuu suuuuuuu

Perihan Yakar
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sanat Dedektifi
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 209


« Yanıtla #8 : Ağustos 29, 2008, 22:32:01 ÖS »

Ustayı uğurlarken:

"topladı masalını kuyucu
yürüdü suya"

Ustayı uğurlarken bunları da söylemişsin Zeyno. Her dizen insanı berilemiş. Bakma sen Ötekileriz'in adına, bizlerin de kastı bu imge ile insancıllığı berilemekti, böyle söylemiştiler bana yönetimdeki arkadaşlar. Burada bu amaca uygun hareket edildi her daim. Bunu gördüm...

Uzunca bir dinlenmenin ardından bekleyişlerimi boşa çıkarmayan bir şiire imza atmışsın sevgili Perihan YAKAR, kutlarım. Bu şiiri kendi şiir sayfana da asmanı rica ederim.

Sevgiyle.

Zehra YENİCE
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!