|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« : Temmuz 21, 2008, 00:35:54 ÖÖ » |
|
Başlık, yazacaklarım okundukça anlaşılacaktır...
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 21, 2008, 01:59:02 ÖÖ » |
|
Burası Türkiye. Ak, Karadır, Kara da Ak!...
Aile, köy, sokak, mahalle, semt, ilçe ve kent insanları, yaşayan insana bir takım doneler, formüller verir. Önemli olan verileni, olanı, yaşanını algılayabilmek, özümseyebilmek ve çıkarımlarda bulunabilmektir.
Birde meslekte önemlidir; yaşam deneyimleri için... Şu veya bu meslekten kişiler nelerle, ne terslikler karşılaşmışlardır... Ah bir de yazıya dökebilseler... İnsanların yapısı hakkında az biraz daha ziyade bilgi sahbi olabilsek...
Kendi mesleğimden yakaladığım birçok örneklemeler varken, konuyu dağıtmamak için genel bir örnekle geçiştireyim: Açık açık suçlu olan ve mahkumiyetiyle bu durumu tescil olan kişinin anne, babası hatta kendisinin söylediği sözleri, dönüşüme uğratarak, 'Sütten çıkan ak kaşığım,' anlamında beyanda bulunmaları...
Konu neydi, ben neden söz ediyorum...
Türkiye'de ibret verici hadiseler oluyor...
İslamcı ve lideri olduğu cemaati olan biri, birileri 'aman çıplaklara bakmayın, deniz kıyısında ne işiniz var' vaazlarının sahibi olarak, yabancı bir adada kızıyla birlikte tatile gidebiliyor...
Sermayeye, kapitalizme karşı olduğunu ve bu amaçta kuruluş felsefesi olduğunu iddia eden illegal bir sol örgüt, kapitalist bir hesaplaşmanın taşeronu olarak, birinin, birilerinin canına kast edebiliyor...
1980 öncesi büyük bir gücü olan illlegal bir kürt örgütünün liderinin, devlet hesabına çalıştığı söylentisi ayyuka çıkıyor...
'Biz kaç kişiyiz' destekli Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicilerden biri, 'Aman irtica gelecek, Fethullah Gülen tehlikeli vs.' derken, SMS, finansal destekli belgesel çekimlere rağmen zordayım diyerek, güya karşı olduğu zihniyete bağlı bir firmaya televizyon kanalını satabiliyor...
Zamanında, 'Darbelere, militarizme hayır,' diyen siyasi partilerden ve sivil toplum örgütlerinden bazıları gün geldiğinde, 'Darbenin avukatlığına' resmen soyunabiliyor...
'Misyonerlik büyük bir tehlikedir' diyen bir güruhun içinde Kilise sözcüleri olabiliyor, kilisede toplantı yapabiliyorlar...
'Siyonizme hayır' diyenler günü geldiğinde, en sıkı siyonist işbirlikçisi olabiliyor...
'Haram lokma ağzımızdan geçmez, faiz haramdır...' diyenlere aldanarak para yağdıranları, paralarını geri alamadıklarını, açıkça dolandırıldıklarını ayan beyan gördük, görüyoruz...
Daha binlerce örnekler var; zaman zaman verilebilecek... Örnekler gözümüzün önünde, ayrıca bir kanıta gerek yok...
Burası Türkiye, aka kara diyenlere, karaya ak diyenlere güvenmeyiniz... Hatta aka ak, karaya kara diyenlere de... Günü, günleri geldiğinde birçok kişi ve kişilik tersini söylemekte, tersini yapmaktadır...
Birilerinin yüzünde İslam, birilerinin yüzünde Kemalizm, Solculuk, Marksizm, Etnisite, sosyalizm, liberalizm, demokrasi, ulusalcılık, militarizm vd. maskeleri var...
Maskeler düştükçe, yeni maskeler edinmektedirler...
Peki ne yapmalı?...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 11:40:42 ÖÖ Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 21, 2008, 02:13:56 ÖÖ » |
|
"Her kimden gelirse gelsin, her kime karşı olursa olsun, her ne için olursa olsun, 'yanlışa yanlış, doğruya doğru' demek lazım...
Bir de yapısalcı bakışla, kendi değerlerine aykırı davrananları deşifre etmek lazım...
Bu bir kuşbakışı bakıştır, yukarıdan, nesnel, doğrudan taraflı, yanlışa karşıt bir bakıştır... Kimlikleri müphem olanların, kendi değerlerine bile sahip çıkmayarak değersizleşenlerin arasında kalmayarak, tümden yukarıda, herşeyden uzakta, herşeyi gözleyen bir bakış...
Dayatılan veya ortaya konan kemikleşmiş, tartışma kabul etmez tüm görüşlere karşı; 'Putlara hayır, Putpererest değilim' diye haykırmak lazım...
Tartışmak, tartışmak lazım... Bireysel Özeleştiri, -varsa bir grubun- özgrupsal eleştiri de bulunmak lazım...
Birçoğunun kendi Tanrısını bile satmaya başladığı bugünlerde, dayatılan Tanrıları ve tanrısal söylemleri tartışmak lazım...
İşte, bu nesnel bakışın ve kuşbakışının kavramsal, tatmin edici karşılığı : ÖTEKİLERİZ olmaktır.
Birey ve toplumlar ÖTEKİLERİZ olmadan felaha, kurtuluşa eremeyecektir...
Hadi hep birlikte putlarımızı kırarak, ÖTEKİLERİZ'LEŞELİM.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 11:47:07 ÖÖ Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 21, 2008, 02:31:01 ÖÖ » |
|
Anımsıyorum; Filistinli bir gencin, İsrail askerleri tarafından kolunun darp edilerek kırılması hadisesini... Yer yerinde oynamıştır. Türkiye'nin özellikle İslamcı kesimi ayağa kalmıştır...
Şu veya bu gözle de olsa da, düşünce kaynağı ne olursa olsun, tepki haklıydı...
Geldik, hala devam eden ABD ve müttefiklerinin Irak işgaline, hala sürdürülen zulümlerine... Pek çıt yok... Birçok neden olabilir... O nedenlerden biri kendilerine yakın olan bir partinin iktidar olması olabilir mi?... Not edelim...
Özgürlük, demokrasi diyenlerden, militarizme karşı olanlardan bazılarının, güncel olaylara hukuksal anlamdaki tartışmalarını bir kenara bırakarak, siyasal ilke noktasında darbeciliğe ödün vermelerine, destek vermelerine... Neredeyse 12 Eylül'ü bile savunur hale gelmelerine, Aşık Mahsuni'nin bir türküsüyle '...' demek içimden geliyor...
Tartışılacak bir yönü yok... Maskeler düşüyor... Zaman iyi bir yorumlayıcı; sağcıyım, solcuyum, şucuyum, bucuyum diyenlerin birçoğunun kendi öznel değerlerine uygun davranmadıkları, samimi olmadıkları gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyor...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 11:50:05 ÖÖ Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 21, 2008, 02:39:43 ÖÖ » |
|
Demokrasiye aşığım, militarizme hayır, darbeler gündemimizden çıksın özlü siyasi iradenin teşebbüs aşamasında kaldığı iddia edilen ve hukuki süreci beklenen olaylara karşı bakışına sıcak baktığım belirtisini beyan ederek, çelişik bir durumu arz etmek istiyorum:
TBMM nin saygıdeğer milletvekillerinden Sayın Ufuk Uras'ın aşağıda sunduğum önerisine neden sıcak bakmadıklarını, desteklemediklerini merak içindeyim.
Altına büyük imzalar atılacak Öneri: ------------------------------------------------------------------------------------
Uras TBMM'de düzenlediği basın toplantısında yargı süreci başladığı gerekçesiyle önergeye destek vermeyen AKP'yi eleştirerek, "Şemdinli ve Susurluk durakları da hatırlanmalıdır. Her ikisinde de yargı süreci ile Meclis araştırmaları aynı zamana denk gelmiştir. Türkiye'de demokrasi karşıtı müdahaleler tarihiyle köklü bir hesaplaşmanın yaşanabilmesi, militarizm ve askeri vesayetin aşılabilmesi için bazı adımların atılması gerektir" dedi.
----
Araştırma kapsamı
Önergede komisyonun araştırması öngörülen konular şöyle sıralanıyor:
1. Türkiye'de geçtiğimiz yıllardaki darbe hazırlığı iddialarının doğru olup olmadığının araştırılması için, 2. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün 7 Nisan 2007 tarihli Milliyet'in manşetinden yayımlanan demecinde "İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri biliyoruz. Basında çıkmadan önce biliyorduk. Bunlar, devlette bilmesi gereken yerlere bildirilmiştir. Bilmesi gerekenlerin bilgisi vardır. Zaten savcılar da gereğini yaparlar" ifadesindeki, 'bilmesi gereken yerler'in neyi bildiklerinin ve 'gereğini yapıp' yapmadıklarının araştırılması için, 3. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün Anadolu Ajansı'na "Şimdi ne desem ateşe benzin dökmek olur. Böyle şeyler zamanı gelince açıklanır. Belki ben açıklarım, belki başkaları açıklar" ifadesindeki, 'açıklanması gerekenler'in neler olduğunun araştırılması için, 4. Bazı gazetecilerin, bakanlara ve üst düzey askerlere dayanarak darbe girişimi iddialarının gerçek olduğunun anlaşıldığı yönünde yaptıkları haberlerin doğruluğunun araştırılması için, 5. Emniyet tarafından hazırlandığı iddia edilen teknik rapordaki, darbe günlüklerinin eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığının kesin bir biçimde kanıtlandığı savlarının doğru olup olmadığının araştırılması; kamuoyunda oluşan şüphe ve endişelerin dağıtılması, haklarında kuşku bulunan kişilerin durumlarının aydınlığa kavuşturulması için.
"TBMM, ne kadar cesur ve kararlı davranabilecek göreceğiz... "
Uras, basın toplantısında "Türkiye'nin yakın tarihi 'kahraman' olarak ortalıkta dolaşan yargılanmamış darbecilerle, binlerce kanunsuz operasyonun sorumlusu olan siyasetçi ve devlet memurlarıyla doludur. Çoğu kez birlikte hareket eden bu güçler toplumun siyasete olan güvenini, sorunlarını siyasal yaşama aktif olarak katılarak çözme inancını da yok etmemiştir" dedi.
Toplumun karanlık ilişkileri açığa çıkarma fırsatını zaman zaman yakaladığını anlatan Uras, siyasilerin cesaretsizliği yüzünden köklü bir temizlik gerçekleştirilmediğini kaydetti. Uras, Ayışığı ve Sarıkız rumuzlu darbe girişimi iddialarının, Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nda gündeme gelmesi ve araştırılmasına milletvekillerininin karşı çıkmalarıyla tarihi bir fırsatın kaçırıldığını kaydetti.
"TBMM'nın öngerge konusunun araştırılmasını gündeme alıp almama kararını verirken, demokrasiyi koruma ve geliştirme konusunda ne kadar cesur ve kararlı davranabileceğini de gösterecektir. Tüm siyasi partiler ve milletvekilleri toplam önünde bir demokrasi sınavı vereceklerdir. Bu sürecin Meclis içinde ve dışında takipçisi olacağız" diyen Uras tüm yurttaş örgütlerini, demokratik örgütleri, sendikaları, meslek birliklerini de bu sürecin takipçisi olmaya çağırdı.
Uras, AKP'nin destek vermemesi, CHP Genel Başkanı Baykal'ın 12 Eylül ve Ergenekon'un avukatlığını üstlenmesinin savunulamaz bir durum, siyasetin siyasetsizleşmesini gösterdiğini de kaydetti. (EK-TK)
* Bu haberde Cihan Haber Ajansı'ndan yararlandık.
EVET, BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU!...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 12:16:52 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 21, 2008, 02:47:21 ÖÖ » |
|
Peki, tanıdığım, demokrasi savcısı olarak andığım Sayın Sacit Kayasu'nun Taraf gazetesinde çıkan haber-yorum yazısına ne demeli?... Teşebbüs aşamasında kaldığı iddia edilen bir darbe mi, gerçekleşmiş ve sonuçları halen süregelen bir darbe mi daha tehlikeli?... (Teşebbüs aşamasında kalanlarında soruşturulması gerektiği çekincemi yanlış anlamalara meydan vermemek için belirtiyorum.) Darbe karşıtlığında samimiyet de soruşturulmalı?... ------------------------------------------------------------------- Kaynak : http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=12646Adana’da savcılık yaptığı dönemde 12 Eylül darbesinin yargıya taşınmasını talep eden ve meslekten ihraç edilen Sacit Kayasu uyarıyor: Milli Güvenlik Konseyi 12 Eylül 1980 ile 12 Aralık 1980 arasında, yasayla korunmuyordu. O üç aylık dönem için dava açılabilir
Sacit Kayasu, Adana’da savcıyken 12 Eylül darbecilerinin yargılanması talebiyle hazırladığı iddianameyi Ankara DGM’ye verdi. Ancak, iddianame hakkındaki karar ‘takipsizlik’ oldu. Yani darbecilere dokunulmazken, ona dokunuldu. Darbe yapan generaller ‘görevini kötüye kullanmamıştı’ ama Sacit Kayasu ‘görevini kötüye kullandığı’ için meslekten ihraç edilirken, tıpkı Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya gibi avukatlık yapması da engellendi.
DARBECİLER YARGILANSIN • Paşaların darbe teşebbüsüyle tutuklandığı tam da bugünlerde, darbeyi teşebbüs halinden çıkarıp, gerçekleştirmiş paşaların yargılanamamasındaki ‘derin’ çelişkiye dikkat çeken emekli savcı Sacit Kayasu, “Eğer, teşebbüs halini yargılarken, yapanları yargılamazsan darbe tehdidinden asla kurtulamazsın” diyor.
MGK-ERGENEKON • 12 Eylül darbecilerinin yargılanmamasına gerekçe olarak gösterilen Anayasa’nın geçici 15. maddesinin engel teşkil edemeyeceğini savunan Kayasu, şu açıklamayı yapıyor: “Eylül 1980 ile bu maddenin geçerli olduğu Aralık 1980 arasındaki üç aylık sürede Milli Güvenlik Konseyi fiili olarak var, ama yasal olarak yoktur. Yani bugün nasıl kendilerine ‘Ergenekon’ adını vermişlerse, onlar da MGK adını vermişler. Dolayısıyla bu süredeki darbe icraatından yargılanmalarını engellemez. Örneğin Veli Küçük’ü teşebbüsten en ağır ceza istemiyle yargılarken, Talat Aydemir’i asarken, Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanamaması kabul edilemez. Suç işleyenlerin, işledikleri suçu kendi koydukları yasalarla suç olmaktan çıkarması ne hukukun ne de kamu vicdanının kabul edebileceği bir şeydir. Bir şeyin yasal olması hukuka uygun olduğunu göstermez.”
DARBECİLER YARGILANABİLİR • Kayasu, Millî Güvenlik Konseyi’nin 12 Aralık 1980’de çıkarılan 2356 sayılı yasayla kurulduğunu belirtiyor. Böylece 12 Aralık tarihinden önce hukuken böyle bir kurum olmadığına göre 12 Eylül ile bu tarih arasında geçen tam 90 günlük bir dokunulmazlık boşluğu olduğunu savunuyor. Kayasu, bu yöntem işletilerek yargı yolunun açılabileceği görüşünde.
ZAMANAŞIMI UYARISI • Darbeye teşebbüs eden veya darbe yapanların yargılanmalarına ilişkin zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu söyleyen Sacit Kayasu, bedeli ağır olsa da hazırladığı iddianame ile bu sürenin 2010’a kadar uzamasına neden olduğuna dikkat çekerek, “zamanın daraldığına” da vurgu yapıyor.
DENETLEME YOK • Kayasu bütün devletlerin kendini savunma mekanizması olduğunu kabul etmek gerektiğini, ancak hukuk devletlerinde bu görevi yerine getiren kurumların ‘denetlenebilir’ olduğunun altını çizerek, şunları söylüyor: “Ecevit ve Demirel başta olmak üzere pek çok kişi Özel Harp Dairesi’nden bahsetti ve pek çok şaibeli olay için burayı işaret etti. Ama bu kurumun yasalara uygun faaliyet yürütüp yürütmediği, örgütlenmesi, bütçesi gibi hiçbir yanı denetlenemiyor. Aynı şekilde Sayıştay TSK’yı denetleyemiyor, örtülü ödenekte olduğu gibi. Denetlenemeyen hiçbir yapı hukuka uygun olamaz.”
SAVCILARA MESAJ • Ailesinde yedi albay, bir orgeneral olduğunu belirterek, askere karşı olmadığını ama hukuktan yana olduğunun altını çizen Kayasu, “Burada önemli olan siyasi iktidarın tavrıdır” diye de ekliyor. Eğer siyasi iktidar arkalarında dursaydı eski savcı Sarıkaya’nın da kendisinin de meslekten atılamayacaklarına dikkat çekiyor. Halen Marmara Üniversitesi Kamu Hukuku bölümünde doktora yapan Kayasu, bir hukuk insanı olarak, savcıların mesleğin doğası gereği haksızlıkların karşısında olması gerektiğine vurgu yaparak, başına gelenleri bu ilke doğrultusunda davranmasına bağlıyor.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 12:15:55 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #6 : Temmuz 21, 2008, 03:02:07 ÖÖ » |
|
Başta ne demiştim?...
"Her kimden gelirse gelsin, her kime karşı olursa olsun, her ne için olursa olsun, 'yanlışa yanlış, doğruya doğru' demek lazım..." demiştim...
Birey ve gruplar, iyiniyetle kendilerince iyi bildikleri belirli sonuçlara varmak isteyebilir. Demokratik bir yapıda, bunun sınırları hukuki kurallarla belirlenmiştir. Amaçta hukuka uygun olmalı, amaca götürecek araçlarda...
Her ne ad altında olursa olsun, her ne amaçla olsun, her kime karşı olursa olsun, haklı olunsa bile kullanılan araçların meşruiyeti demokrasinin ve hukukun vazgeçilmezleridir...
Bu anlamdaki meşruiyette, yapan, yaptıran, muhatap, amaç, araç meşruiyete halel getiriyorsa meşru değildir.
Örneğin; benden taraf darbe, ondan taraf darbe... Bana dokunmamış, dokunmayan darbe bin yaşasın denilemez...
Türkiye'de yapılan önceki darbelerin A.B.D destekli olduğu kuvvetle muhtemel olarak yazılıp, çizilmektedir. ABD destekli olmayan darbelerin ise, hüsranla sonuçlandığı da...
Susurluk olayına toplumsal tepkinin (gerekli bir tepkiydi), bir şekilde dönüştürülerek A.B.D'ye yarar bir sonuca ulaştığını miyop gözlerimizle karınca kaderince gördük...
Darbeye karşı siyasi ve hukuki operasyonların, derinlemesine ve nereye giderse gitsin oraya kadar sürdürülmemesi, genişletilmemesi halinde sanırım...
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #7 : Temmuz 21, 2008, 03:22:32 ÖÖ » |
|
ULUSALCI, MİLLİYETÇİ OLMADAN DA, KÜRESEL GÜCÜN YANLIŞLARINA MEŞRU TEPKİ GÖSTERİLEBİLİNİR!...
Ulusalcılık ve milliyetçilik üzerine yaklaşık beş yıl önce yazmış olduğum bir yazım vardı... Bulamadım, bulduğumda üzerinde yeniden çalışarak yayımlayacağım.
Öz olarak ; Küreselleşme çağında, küresel güçlerle ulusalcılık, milliyetçilik bağlamında karşı koyuşun pek geçer akçe olamayacağı, belirtiliyordu...
Küremizde bulunan toplumlarla iletişim kurarak, bu anlamda küreselleşerek, küresel güce karşı bir karşı duruş varedilmesi gerektiği, vasıta olarakta internet nimetinden yararlanılabileceğini belirtmiştim...
Her neyse...
Günümüz Türkiye'sinde küresel gücün yanlışlarına karşı, daha fazla demokrasi ve özgürlük bağlamında açılımlar sağlanlması gerekirken, bir kesimin laiklik anlayışıyla baasçı, bir kesimin ise .... ılımlaşma, yumuşama anlayışıyla hareket etmesi hayal kırıklığı yaratmıştır...
Gelişen toplum ve birey anlayışında artık geriye dönüş, içe kapanma, Arnavutlaşma düşüncesi hiç mi hiç kabul edilir bir gerçeklik değildir.
Bu nedenle ulusalcılığın ve milliyetçiliğin halk nazarında prim yapmadığı açıkça görünmektedir.
Türkiye'mizde küresel güce karşı en net tavır sergileyen grubun, 'içimize kapanalım' anlayışında olan Ulusalcıların sadece olması da bir anlamda toplumun ve bireyin makus talihidir...
Aşağı sakal, yukarı bıyık çıkmazında bulunan toplum ve bireye 3.yolun olduğu biran önce izah edilmelidir...
3.yol: Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük... Irk, dil, din ayırımı gözetmeksizin küresel gücün yanlışlarına karşı ortak karşı duruş... Örneğin; Küresel güce karşı duran bir Yahudi'yi, küresel gücün emrinde olan ve yanlışlarına ortak olan bir Müslümana, bir Türk'e, bir Kürde, bir Araba karşı önceleme...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2008, 12:17:53 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 21, 2008, 03:30:25 ÖÖ » |
|
Konu darbeden, Demokrasi Ölçer Cihazdan ve Sayın Sacit Kayasu'dan açılmışken, konuyla ilgili olarak Istakoz Büyüsü adlı romanımda geçen aşağıdaki bölümü alıntılamasaydım midem ağrıyacaktı...
Sokak, hafızasını zorluyordu. Doğurmaya hazır, fakat doğuramayan bir kadının ızdırabını taşıyordu.
Nihayet doğum gerçekleşmişti. Bir soruydu sadece… Yeni doğan Soru, ağlamaklı bir sesle kendini seslendirdi.
‘Amerikanca demokrasi yerine, kesintisiz, sürekli İşkencesiz ve Açlıksız gerçek bir Demokrasi uygulamasını, ülkemizde görmek kısmet olacak mı?...’
'Soru', ortama seslenmişti. Muhatabı belirsizdi…
Sokak, muhatap olmayı, ‘Durumdan Vazife Çıkararak!’ kabullendi.
‘Demokrasinin gerçekten uygulanmaya başlandığının en önemli ölçütü; Geçmişte demokrasiyi hangi bahaneyle olursa olsun sekteye uğratanları, uğratılmasına yardımcı olanları, tarih kaydı olmaksızın ön ve son soruşturmalardan geçirip, fiillerine uyan cezalara çarptırılmaları sağlanarak, aynı eylemi yapacaklara ya da teşebbüste bulunacaklara caydırıcı bir örnek yaratmış bir Ülkede, en azından sıfırın üzerinde artılı demokratik uygulamalara başlanmış olduğu kanıtlanmış demektir...’ Uygulamalı Gerçek Demokrasinin ölçülmesi kolaylaşmıştı. Ölçer cihaz bulunmuştu. Sokak, nedense bu 'DemokrasiÖlçer cihazı' ile Türkiye Demokrasisi-ni ölçmeye başlamamıştı…
Sokak sessizleşmişti… Beti benzi sararmıştı… Kusmak üzere olan bir sarhoşu canlandırıyordu…
Bu sırada, sokağın katlanmak zorunda olduğu iki kişinin; Özdal’ın ve takip ettiği kadının ayak seslerinden bir şarkı sözü duyulmaya başlamıştı.
‘Bodrum!... Bodrum!...’
Şarkı sözü anımsatıcı olmuştu. Nihayet yakın tarihli bir dokümanı beyninden dışarıya pırtlatmış, etrafa saçmıştı… Rahatlamıştı Sokak… Nefes nefese kalmıştı…
<Kenan Evren hakkında, " '12 Eylül 1980 tarihinde varolan Anayasal düzeni yıkma, ihtilal yapma nedeniyle TCK 146/1-2, 147 maddeleri uyarınca, idam istemiyle' iddianame hazırlayan ve bu nedenle görevinden uzaklaştırılan, Adana eski Cumhuriyet Savcılarından Sacit KAYASU’ya, ‘GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANDIĞI’ gerekçesiyle 1 yıllık mahkumiyet çıktı... İdari soruşturmayla tedbiren görevinden uzaklaştırıldı..." >
Sacit Kayasu, ‘Savcı olarak görevimi yaptım. Aksi halde işlediği suç 20 yıllık zamanaşımına uğrayacaktı!...’ diyecekti...
Sacit KAYASU, ikinci ve en büyük cezasını özelde hukukçulardan olmak üzere çevresinden toplumdan alacaktı!!!... Bu; 'YALNIZLAŞTIRILMA ' cezasıydı… Ceza miktarı, Görevi Kötüye Kullanmanın karşılığı olan 1 yıldan ziyade… Yıllar oldu… Sokak, topluma seslendi: 'Bu haksız cezanın infazını sonlandırın!!!' Diğer sokaklara, 'Demokrasi havarisi…' diye başlayarak görüldüğü yerde selam verilmesini söyleyecekken vazgeçti… 'Yasanın suç saydığı bir eylemi övmek Suçtur!' kuralını anımsamıştı… Lafını yuttu… Ama birine selam vermeyi cezalandıran bir kural, daha icat edilmemişti… Herhangi bir nedenle birine selam verilebilir, selam gönderilebilirdi. 'Geçmişte Adana'da Cumhuriyet Savcılığı yapan SACİT KAYASU' ya tüm sokaklar adına, binlerce SELAM' denilmesi suç olmayacaktı… Ya olursa!... Birine selam göndermek suçsa bu kadarına da pes demek lazımdı. Sokak göze almıştı. Hatta bazı sokakların Türkçe bilmediklerini düşünerek, onların dilinde konuşarak, 'Sayın Sacit KAYASU'ya görüldüğü yerde, Selam verilmesini, Yalnızlığının paylaşılmasını!...' rica etti. ‘Tankların paletlerinden çıkan sesler’ duymaya başladı. Hatta bu sesler; ‘Tankları, o değil ben yürüttüm!’ ‘Ben yürüttüm o tankları!…’ tartışmalarına fon müziği olmuştu… 'Fon müziğiyle,' 'Tankları ben yürüttüm' tartışması kulaklarını rahatsız etmişti sokağın…
Kulaklarını dinlendirdi.
'Görevi kötüye kullanma ve karşılığı 1 yıl ceza...'
Bu suçu ve ceza rakamını ne kadar çok duymaya başlamıştı... (Istakoz Büyüsü sh. 149-151
|
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #9 : Eylül 20, 2008, 23:26:25 ÖS » |
|
Ötekileriz'i izleyenler bilirler... Hiçbir zaman olaylara, olgulara tek pencereden, at gözlüğüyle bakmadık. Ülkemizdeki keskin kutuplaşmalarda yer almadık... Kutuplardan birinin ekmeğine yağ sürmedik... Demokrasiye ve Laikliğe ayrılmaz ikiz kardeşler olarak baktık... Kendi ilkelerimize, düşünce ve görüşlerimize 'özde' aykırı yapıda olanların bile doğrularına, doğru dedik, yanlışlarına yanlış dedik. Daha yakınımızda olanlara karşı da aynı tavırlarımızı sürdürdük. Ötekileriz hakkında birçok dedikodular üretildi, kimi politik, kimi edebiyat, kimi felsefe anlamında... Üretilen, paylaşılan, fısıltı halinde dolaştırılan savların birçoğunun güme gittiğini zaman onlara ve onların söylediklerine inananlara göstermiştir, gösterecektir. Bu süreçte, iyiniyetli birçok insanın aklının karıştığı, ayağının biri Ötekileriz'e gelirken, diğerinin geri çekildiğinin değişik nedenlerini azbuçuk biliyoruz. İrdelenmesi gereken konulardan...
Aklıma gelenlerden bazıları:
*Şu görüşteler uzak durun... *Her alanda yazdıkları, öngörüleri doğru çıkıyor, bunlar tekin adamlar değil... *Ürünlerinizi Ötekileriz'den çekerseniz, size matbuatta, elektronikte kral dairemiz var... *Ötekileriz'e verdiğiniz her enerji, katkı; sizden birşeylerin yitmesi anlamına gelecektir... ve daha birçokları...
Şimdilik şu kadarını söylemek istiyorum; Bir gazeteyi aldığınızda kaç köşe yazarı görebilirsiniz, ya bir dergiyi... Kendi gücüyle, kendi ayakları üzerinde duramayan hiçbir yapı mevcudiyetini devam ettiremez. Ötekileriz'de bu güç ve duruş var... Son aylarda katkı sunanların adlarını tek tek saymaktan korkuyorum. Bir kez yaptığımda, unuttuğum isimler olmuş ve mahcup olmuştum. Bu değerli yazar ve şairlerin Ötekileriz'de bulunması bile Ötekileriz'in etkinliğini, az yazılan ama çok izlenen ve okunan kültür-sanat sitesi olması özelliğinin sürdürmesine yeterlidir. Diğer yazarların gelmesi ise ancak sevincimiz ve zenginliğimiz olacaktır...
Sanatçı dostları ve ürünlerini sadece sanalda değil, matbuatta da takip ettiğimizi, kendimizce değerlendirdiğimizin de (geçmişiyle, anıyla) bilinmesini isterim.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Eylül 20, 2008, 23:40:59 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #10 : Kasım 09, 2008, 00:35:46 ÖÖ » |
|
Darbelere, militarizme karşı duruşları, sivil anayasa önerileri ve benzeri demokratik düşünsel, eylemsel tepkileri nedeniyle bana sıcak geldiğini daha önce ifade ettiğim 'Genç Siviller' oluşumuyla ilgili olarak dün gece bir kuşku oluştu bende... Tıpkı; Tuncay Özkan merkezli 'biz kaç kişiyiz' sivil insiyatifine karşı duyduğum, tam ifade edemediğim negatif duygular benzeriydi. (her iki insiyatifin felsefesi farklı olsa da)
Bu duyguları bende oluşturan neydi?... Neydi, Genç Siviller hakkında zihnimde kara bulutlar var eden etken?... Darbeye karşı olmaları mı, 1982 Anayasası yerine demokratik, evrensel hukuk ilkelerine uygun bir anayasa isteğinde bulunmaları mı, insan hakları mı, kültürel haklara karşı duyarlılıkları mı?...
Hayır, hiçbiri değil... Dün akşam gece yarısına doğru, Kanal 24'de çıkan, isimlerini anımsamadığım, fakat genç sivillerin önemli sözcülerinden olduğu anlaşılan bir kişinin, hiç gereği yokken şu mealde laflar etmesiydi:
"Amerikan aleyhtarlığı, düşmanlığı neredeyse moda oldu, biz bu modaya uymuyoruz..." "Birçok ülkelerle karşılaştırıldığında Amerikanın demokratik yapısı, özgürlüğü tercih edilir..."
Bunları dinlerken, 'Üçüncü yol yok mudur kardeşim?' demişim kendi kendime...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 09, 2008, 13:44:43 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #11 : Kasım 09, 2008, 00:46:55 ÖÖ » |
|
Türkiye'de, Amerika'nın izin ve müsaadesi olmadan hiçbir darbe yapılamadığı bilinen, söylenen ve kabul edilen bir gerçekken, geçmişle muhasebeyi salt yerel düzeye indirerek, 'Bizim çocuklar darbe yaptı' diyenleri ihmal ederek, ihmal etmeyenlere 'Amerikan Düşmanlığı Modacısı' donu giydirerek, demokrasiye 70 adım değil, bir adım bile atamazsınız...
Bu mantıkla atacağınız adımlar; olsa olsa 'Amerikanca Demokrasi' adımları olur ki; Bush ve avenesinin, Dünya ülkelerinden birçoğuna; özelde Irak'a nasıl bir demokrasi götürdüğü kör olmayan gözler tarafından rahatlıkla görülmektedir.
Kanal 24 Tv 'de konuşan sözcünüz, insiyatifinizin görüşünü yansıtmıyorsa yalanlamak ve düzeltmek durumundasınız, aksi halde, aynı yanlışı kabulünüz anlamına gelecektir ki; bu halde ben ve benim gibiler, iyi güzelde üzerinizde görünür bulutlar var, demeyi sürdürecektir.
|
|
|
|
|
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 197
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 09, 2008, 13:00:36 ÖS » |
|
Merhaba Bahattin Yıldız,
Kimileri belki, sizin toplumsal / siyasal eksenli yazılarınıza "bu türden tezli yazıların bir edebiyat sitesinde ne işi var?" diye burun kıvırabilirler, kıvırsınlar. Doğru yoldasınız, iyi yoldasınız, güzel yoldasınız. Değerler Felsefesi'nin bu üç köşetaşını çok içtenlikli bir tarzda berkitiyorsunuz.
Yazılarınızın içkinleştirdiği argümanların niteliğini / içeriğini tartışmıyorum burda. (Kaldı ki beğeniyorum). O yönünüzü beğenmesek dahi, edebiyatın, toplumsaldan / siyasaldan soyutlanmaması gerektiği konusunda bizleri hassasiyetle uyarıyor ve onarıyorsunuz.
Sınıfsız(laştırılmış), felsefi bakış açısından yoksun, "kabuktan aşk şiirleri" ve "cılkı çıkarılmış bilmem kaçıncı sınıf aşk yazıları" arzuhalcilerinin, sizin yazılarınızdan edinecekleri nice bilgilenme olanakları var. Farkındalar mı bilmem!
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 09, 2008, 13:03:03 ÖS Gönderen: Bünyamin Durali »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 09, 2008, 14:40:03 ÖS » |
|
Sevgili Bünyamin Durali,
Yaklaşımlarıma yönelik övücü yazınızı lezzetle okurken, kendi adıma kıvanç duyarken, Ötekileriz Girişimi açısından yanlış anlamalara, anlamlandırmalara yol açmış olabilir miyim kuşkusu oluştu bende.
Sanatsal, kültürel yönleriyle değişik ses ve renklerin Ötekilerini bağrında barındırmayı da şiar edinmiş ÖKS girişimi, kuruluş felsefesini Ötekileriz Sanat Anlağında ortaya koymuştur.
Sanata ve Sanatsal ürünlere; toplumsal, politik, ekonomik vb. kaygılardan uzak, daha geniş bir vahada doğal gelişim ve özgürlüğünü tanıyarak, tanımlayarak, ‘ama’ lı sayılabilecek ilkelerle ortaya koyduğumuz ‘Ötekileriz Sanat Anlağı’nda geçen iki maddeyi aşağıya alıntılıyorum:
3. Arketiplerinde çağların birikimini taşıyan, sürekli değişen, gelişen ve önceline estetizmi koyan hiçbir ürün bağnaz ve derinliksiz olamaz.
8. Sanatı ticari bir meta olarak algılayan ve sadece kendi adlarına değil, sanat adına da ödünler veren kişi, kurum ya da kuruluşların duruşu ve âkıbeti, sanatın değil politik ideolojilerin ve etik bilimlerin konusudur. Onların adlarının zamanın belli noktalarında sanatla yanyana anılması, geçici bir illüzyon halidir. Tarih iyi tüccarlarla doludur. İyi sanatçılarla da. Ama iyi “sanat tacirleriyle” değil.
------ Ötekileriz sanat anlayışı; toplumcu, politik, mistik tavır ve öz barındıran ürünlerle, barındırmayan ürünlere eşit mesafede durmaktadır.
Gül, kuş, çiçek, aşk, cinsellik vb. temalı ürünlerle, politik, toplumsal vb. temalı ürünler arasında ki ayırımı, sanatsal estetizme uygun olup olmadığı yönüyle yapmaktadır. Ötekileriz’in Sanata Bakış açısını kendimce yorumlamaya çalıştım…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 09, 2008, 15:23:11 ÖS Gönderen: Bahattin Yıldız »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 09, 2008, 15:22:40 ÖS » |
|
Ötekileriz Kültür Sanat Girişiminin sanal alandaki birincil adresi otekileriz.com’da politik bir yazımdan dolayı, benimsemediğiniz "bu türden tezli yazıların bir edebiyat sitesinde ne işi var?" anlamında eleştiriler almıştım.
Bu eleştirilere verdiğim yanıtta, ‘Ötekileriz Kültür Sanat Girişimin’de yoğunluğu edebiyat; özelde şiir oluştursa da, sadece edebiyat sitesi olma iddiasıyla ortaya çıkmadığı, diğer sanat dallarına da yer vermek istediğini, girişimde ‘KÜLTÜR’ ünde geçtiğini, KÜLTÜR alanını geniş yorumlamak gerektiğini belirtmiştim.
İnsanlığın, insanların yaşamında görünen politik, sosyal, psikolojik, ekonomik yapıların, yaşam biçimlerin, görüşlerin, hatta sanatsal anlayışların ayrıştırılmış kendi bilimsel zeminleri dışında, KÜLTÜR zemini üzerinden de değerlendirilebileceğini savlıyorum. Bu nedenle mevzuata ve genel kurallara aykırı olmadan, dar partisel tartışmalara girilmeden Ötekileriz’de bu türden konularda yazılabilmeli, yazılmalı ve yazmalıyım diye düşünmekteyim.
Üretim araçlarının niteliği, değişimi, gelişimiyle, toplumlararası, bireylerarası, kamusal ve uluslararası ilişkilerin KÜLTÜRE olumlu olumsuz katkıları yadsınabilir mi?...
Sanatsal ürünlerde; toplumsal, politik gerçeklik ‘MUTLAK VAROLMALI’ ile ‘MUTLAK VAROLMAMALI’ görüşlerinden birinde kişisel olarak yer almamakla birlikte, ‘MUTLAK VAROLMAMALI’ diyenlere karşıda gözlerim kapalı değil…
|
|
|
|
|
|