Google Reklamları
FY Yazı Makarası
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 23, 2012, 11:03:41 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: FY Yazı Makarası  (Okunma Sayısı 708 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fatihyavuz
Telve
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 87


?iirler ya?ama benzer


Site
« : Haziran 23, 2008, 11:10:41 ÖÖ »

Şiir ve Sivil İtaatsizlik

Geçenlerde yeni görev yerine tayin olan eski bir dostumu ziyaret için gittiğim işyerinde tesadüfen edebiyat öğretmeni olan başka bir  arkadaşımla karşılaştım.Gündelik yaşamın sürprizlerinden biridir.Çünkü insan hayatını göçebe gibi sürdürüyor.İşiniz gereği aynı gün içinde birbirinden farklı yerlerde ummadığınız kişilerle karşılaşma fırsatınız oluyor.Biz de bu vesileyle karşılaştığımız arkadaşımızla uzun uzun şiir ve edebiyat üzerine konuşma fırsatı da bulduk.

Bu konuşmada özellikle edebiyat öğretmeni dostumun,dil bilgisi kurallarına uygun yazılmayan günümüz şiirlerini eleştirmesi ve dizelerin büyük harfle başlaması gerektiği yönündeki görüşlerine kural ve sınır tanımazlığıyla geleceğin sınırlarını genişleten ünlü Fransız şair Guillaume Apollinaire’yi örnekleyerek şiirin ve şairin muhalifliğini anlatırken ısrarla vurgulamaya çalıştığım bir kavram onu şaşırttı.”Sivil İtaatsizlik”

“Sivil İtaatsizlik” kavramı ilk bakışta boyun eğmeme,başkaldırı,söz dinlememe gibi olumsuz çağrışımları akla getiriyor olsa da özellikle batıda sağladığı teorik ve felsefi birikimle toplumsal-siyasal sorunların çözümüne önemli katkılar sağlayan bir açılım olarak değerlendiriliyor.

Şiddet içermeyen,meşru düzeni ihlal etmeyen,sonsuz uyumculluğu kabul etmeyen, haksızlıklara karşı başka hangi yollarla durulabileceği arayışı ve özellikle Gandhi ile  pratik uygulamasını bulduktan sonra da bütün dünyanın dikkatini çeken sosyolojik bir gerçeğin adıdır “sivil itaatsizlik” ve bu içeriğiyle şiirde kendine yer bulması da şaşırtıcı olmamalıdır.

Halim Şafak “Geçmiş, “Sivil Şiir” ve Ece Ayhan” başlıklı yazısında “sivil şiir” ve “aykırı şiir” tanımını “verili şiir”in dışında başka bir şiir olarak görmemiz mümkündür. Ayhan’ın “sivil”lik  olgusunun yazdıklarına bakıldığında şiirle ve şiir yazanla sınırlanmadığını görüyoruz. Bir bakıma gündelik hayatın içinde Ayhan’ın bakış açısına göre (ki, doğru bir bakış açısıdır.) aykırı duran herkes “sivil”dir. Bu sanat-edebiyattan, politikaya kadar geniş bir alanı çerçevesi içine alan bir sivillik anlayışıdır.

Üstelik Ayhan sivilliği büyük ölçüde aykırılıktan çok muhaliflik ve karşılık  olarak anlamaktadır. Bu bağlamda itiraz hakkımı saklı tutmak kaydıyla sivilliğin Ece Ayhan’a ilişkin bir terminolojinin  en önemli sözcüklerinden/kavramlarından  biri olarak gördüğümü, Ayhan’ın çizdiği çerçeveye bağlı olarak doğruluk payı taşıyan bir kavram olduğunu  belirtirim. Ben ya da bir başkasının da  rahatlıkla onun sivillik dediği şeyi aykırılık, muhaliflik, asilik, karşılık olarak anlaması mümkündür.” derken bir yerde sivil itaatsizliğin şiirin içinde bulacağı karşılıkların neler olabileceğini de açıklamaktadır.

İnsani bir eylem olan şiiri oluşturan sözcükler işte tam bu noktada içerdiği söylemle şairin çevresinde gelişen olaylar karşısında gördüğü haksızlıklara kendi takındığı bireysel tutumunun sanatsal yansımayla özgürce ve meşru dışa vurumu olarak değerlendirebilir.

Yaşanan bir gerçek olarak şairin içinde bulunduğu toplumdan uzak olması düşünülemez. “Toplumsal Gerçekçilik” olarak nitelendirilen akımın doğuşunun özünde de bu vardır ve bu nedenle toplumcul şiirler gerçeği ve doğayı değiştirmeden, olduğu şekilde yansıtan  şiddet içermeyen, aykırılık sivil itaatsizliğin başka bir boyuttan çekilmiş resmine benzemektedir.

İtaatsizlik bir anlamda,kötülüğü ve adaletsizliği inkar edip,bunların yerine iyiliği,adaleti-hukuku  yerleştirme anlamını da içermektedir.Rousseau gibi bir dahi,kendisini anlatırken şöyle demektedir : Bende,izzet-i nefs (özsaygı) adaletsizliğe başkaldırmakla başladı; izzet-i nefs,mukayeselerden,tercihlerden vazgeçerek kendi iyiliğini istemekle yetindi.

Sivil İtaatsizlik ve özgürlük arasındaki ilişkide,”farkında olma” ilk adımdır.İnsan ancak kendisini belirleyen doğal,psikolojik,çevresel faktörlerin farkına varıp,onlar karşısında tutum almasıyla ;beğenip beğenmemesi ve onları değiştirmeye kalkmasıyla özgürlük yolunda bir adım atabilir.genel olarak bir itaatsizlik ,ön bir bilinçlenmeyi şart koşar.Köle efendisine karşı “hayır” diyorsa,hem kendisinin hem efendisinin konumunu reddetmektedir.Bilinçli bir itaatsizlik,kinden farklıdır; zira örneğin kinden hareket eden bir köle,efendisiyle aynı olmayı değil,onun varlığını da ortadan kaldırmayı deneyebilir.İtaatsizlik ,amaç ve muhteva değiştirip saldırganlık biçimine dönüşebilir,böyle bir değişime paralel ahlaki özelliğini kaybeder.Bundan da anlaşılıyor ki olumlu bir değeri yerleştirmek isteyen itaatsizlik eylemini,sivil itaatsizliği,bilinçsiz saldırganlık olan anarşizmden ve onun versiyonlarından ayırmak gerekir.Değil mi ki sivil itaatsizlik de belirleyici olan bir bilinçtir.(1)

Bu açıdan bakıldığında aykırı dille yazılan şiirleri bilinçli bir sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirmek sanırım yanlış olmayacaktır.Hakkında çok yazılıp söylenen 80’li yılların şiirleri o günün koşulları incelendiğinde seçilen sözcüklerin dizilişinde mevcut düzene karşı özenle kurulmuş sivil bir karşı duruşun sergilendiğini görürüz.
Nitekim Arif Damar Hayal Kültür Sanat Edebiyat Dergisinin  23.sayısında Nilay Özer’le yaptığı söyleşide “ Algılarımı birazda sansür biçimlendirdi diyebilirim.İki dizemi hatırlatmak istiyorum : “çektim kahve değirmenlerinden çok inci ama kahve değil/Vız gelir değirmen taşı öyle bildiğin gibi değil”.Yani ben yine toplumsal bir mesajı diri tutmaya çalışıyorum,sansüre ve şiirden ödün veren bir toplumcu anlayışa karşı direniyorum.Bunu yaparken de şiirin nasıl olması gerektiğiyle hep meşgul kafam.” demektedir.

Şiirin bu direnen muhalif özelliği estetikle birleşerek sözcükleri güçlü ve sivil bir mesaja dönüştürmüştür. Asırlardan beri şiir gizemli büyüsünü aykırı yönüyle sürdürürken devamlı yeni ve dinç kalmış topluma yön veren en önemli yazım sanatlarından biri olma işlevini korumuştur.

Mehmet Emin Yurdakul “Bırak Beni Haykırayım” başlıklı şiirinde şairin yaşadığı çağ ve çevresinde gelişen olaylar karşısında tanıklığının nasıl olması gerektiğini en güzel ifade eden dizeleri yazarken sanki “sivil itaatsizliğin” fotoğrafını çekmiştir.
 
“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et;
Unutma ki şâirleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;”

İşte bu yüzden şiir ve şair hiçbir dönemde susmayacaktır.

FYÇ

(1) Sivil İtaatsizlik Dr.Şükrü Nişancı-Okumuş Adam Yayınları
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Ki?inin hayali dü?lerinin rengine boyanm??t?r
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #1 : Haziran 23, 2008, 18:46:07 ÖS »

'İNKAR' sözcüğü hariç..

Şiirlerini şiir olmak adına başarılı bulduğum ve kişisel beğeni ve ilgiyle takip ettiğim Fatih Yavuz Çiçek'in, Şiir ve Sivil İtaatsizlik başlığını taşıyan, bu iyi mi çok iyi mesajıyla net mi net, başarılı mı başarılı yazısının ışıl ışıl her cümlesinin her sözcüğüne katılıyorum içerdiği düşüncesinin aydınlatıcı manası ile..

Ancak söze girişte de dediğim gibi, bir tek İNKAR sözcüğü hariç.

Hepimizin gerçeği madem apayrı, ama gerçeklik, ayrı ayrı gerçekleri yaşıyorsak da hepimizce tek...

Ve o tekliğin içindeyiz madem hepimiz! Bu nasıl ki hepimiz biriz demekse, birimiz de hepimiziz demek.

o gerçeklik hepimizin dışında açan kabak çiçeği değil de neyken ortalık yerde, İNKAR ile kokusu hoş nane ye mi dönüşür mentolüne olunası müptela, kötülükler ve adaletsizlik..


Bence,

İNKAR diye bildiğim madem varken yok saymanın sözcüğüdür o bi şeyleri ve o bi şeyler yok sayıldıkça, ummak safça boşunalıkmış dönüşümünü iyiye doğru..

Eğer yanlış anlamadıysam sanki yanlış bir sözcük bu İNKAR yerine, doğru sözcük bu çok doğru yazıda RET! RET! değil mi? 

Merak bu ya!

Çatlatırken kimisini öldürür, kimisini güldürür, kimisine de yazdırırmış öğretirken ısrarla,  hayat bulmaca..

Samimi selam, içten saygıyla Fatih Yavuz'a. 

py

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
fatihyavuz
Telve
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 87


?iirler ya?ama benzer


Site
« Yanıtla #2 : Ocak 22, 2009, 10:05:18 ÖÖ »

'İNKAR' sözcüğü hariç..

Bence,

İNKAR diye bildiğim madem varken yok saymanın sözcüğüdür o bi şeyleri ve o bi şeyler yok sayıldıkça, ummak safça boşunalıkmış dönüşümünü iyiye doğru..

Eğer yanlış anlamadıysam sanki yanlış bir sözcük bu İNKAR yerine, doğru sözcük bu çok doğru yazıda RET! RET! değil mi? 

Merak bu ya!

Çatlatırken kimisini öldürür, kimisini güldürür, kimisine de yazdırırmış öğretirken ısrarla,  hayat bulmaca..

Samimi selam, içten saygıyla Fatih Yavuz'a. 

py



Merhaba

Değerlendirmeniz için yeşekkür ediyorum.Evet bence de "Red" sözcüğü açıklamanın ruhuna daha uygun bir anlatım olurdu.Alıntı yaptığım kaynakta yer alan tümceyi değiştirmek istemedim ve kitaptaki yazılı şeklini tercih ettim.

Selam ve dostlukla.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Ki?inin hayali dü?lerinin rengine boyanm??t?r
fatihyavuz
Telve
ÖKS Girişimcisi
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 87


?iirler ya?ama benzer


Site
« Yanıtla #3 : Ocak 22, 2009, 10:08:45 ÖÖ »

Rüzgârlı Camlar ve Beklemeler Kitabını Aralamak

Serkan Türk’ün Kül Sanat Yayıncılık tarafından yayınlanan “Rüzgârlı Camlar” öykü kitabını alıp okumaya başladığımda aklıma Kemal Bek’in “Şiirden Eleştiriye” kitabının önsözü geldi. “Okumak; Şeyh Galib’in, Hüsn'e kavuşmasının koşulu olan Kimya'yı bulmak için çetin yolculuğu göze alan,mumdan gemilerle ateş denizini aşan,ejderhaları yenen Aşk'ının,çileli ama mutlu serüvenidir.Sonunda herkesin kendisini bulduğu gizemli bir serüven”

Henüz genç bir öykü yazarı olan Serkan Türk ikinci kitabı olan “Rüzgârlı Camlar”ı üç bölümden oluşturmuş.Camlar,Rüzgârlar ve Bulutlar.

Kitap bir şiirle başlıyor.Ki hem şiirin hem de diğer yazın sanatlarının yegâne kaynağı olan sözcükler okuma serüvenin önemli bir kalkış noktası ve okur algısını harekete geçiren bir düş anahtarı değil midir ? Biz de bu anahtarı kitabın sayfalarını karıştırıp okumaya başlayarak kullanıyoruz.

Soluyorsun

konuşmuyorum seninle tutup ölüyorsun
ellerin kuş tüyleri d/oluyor öldüğünde.
kumrular havalanıyor çam ağaçlarından
yağmur az önce yağmış
seslerini nereye kaldırıyorlar?
nereye düşüyor göğsündeki o çukur?

Bu dizeler kitabın içinde yer alan öykülerin şiirsel bir dilin düzyazıya dönüştürülmesiyle oluşturulduğu ve okurun hayâl gücüne yeni bir atmosfer inşa edildiğinin ipuçlarını veriyor.

Suda Ölen Yalı’da Celile ve öykü kahramanıyla birlikte gitgide hızlı bir değişimin yaşandığı insan ilişkilerinde birbirini anlayan,yalnızlığını paylaşan iki insanın yakınlaşmasına tanık olurken,kendinizi betimlenen ahşap yalının bahçesinde  ortancaların,güllerin,limon çiçekleri ve leylak ağaçlarının ortasında dolaşan ve onların arasından denize bakan biri gibi görüyorsunuz.

Celile karakterini o kadar iyi buldum ki onun yaşadıkları ve içsel duyguları günümüz kadın sorunlarına farklı bir pencereden bakışla yeniden kurgulanıp,başlı başına roman olarak bile yazılabilir.Bu nedenle öykünün sonunda bir okur olarak acaba yalıya sonra ne oldu ? Celile yaşamını nasıl sürdürdü diye sormadan edemiyorsunuz. Bu merak belki bir okur olarak okuduğum metinden duyumsadıklarım ve bana yansıyanlardır.Ama aynı düşünceleri Mehmet Rauf’un “Eylül” romanının finalinde yanan köşk ve roman karakterleri Suat,Necip,Süreyya içinde düşündüğümü anımsadığımda öykünün atmosferinin ne kadar gerçekçi bir dille kurgulandığını ve kendimi öyküyü anlatan asıl karakter “ben”e nasıl kaptırdığımı fark ediyorum.

Sırasıyla okumaya devam ettiğim Muhittin’in Cinleri,Köstebek ve Sanki Yarın Issızlık öykülerinde yine aynı yazım dili sürüyor.Öykü tekniği açısından bakıldığında kurgulamada anlatıcı kişinin “ben” olmasının öyküleri kuşattığını,geriye dönüşlerin ve ileriye sıçrayan yönlendirmelerin öncülüğünde kendinizi bazen küçük bir kasabada otel odasında ya da aniden meydana gelen bir depremle beton yığınlarının arasına sıkışıp kalmış veya eşya taşıyan bir kamyonun arka kasasında koltukta oturup düşünürken buluyorsunuz.

Yazar öykülerini tekdüze,didaktik,donuk bir anlatımla değil imgesel ve estetik düzeyi yüksek şiirsel bir dili kendine has tasvirlerle yontarak oluşturmuş.Kimi öykü kitaplarında öykünün geçtiği bölgeye has kelime ve deyimlere yer vermek kuşkusuz yazarın tercihidir ancak Trabzon’da doğup büyüyen Serkan Türk’ün öykülerinde yaşadığı coğrafyanın  yöresel diline hiç yer vermeyen ahenkli,anlaşılabilir,duru anlatımı da öykülerin başka bir özelliği olarak dikkat çekiyor.

Yine çok beğeniyle okuduğum Tontirik’in Hayaleti’ni okuyan her okurun gözlerinde bir hüzün,içinde bir burukluk kalacağından oldukça eminim.Aklıma Ömer Seyfettin’in “Kaşağı” öyküsü geliyor birdenbire ve yine çocukluğumda yaşadığım benzer anılar.

Bir yaz tatilini teyzemin evinde geçirdiğim günlerden birinde bahçede şurup yapılmak için bekleyen ve koparılmasına izin verilmeyen pembe gülleri toplayan ve teyzemden korktuğu için gülleri benim kopardığımı söyleyen teyzemin kızının yalvaran bakışları ve onu kurtarmak için suçu üstlendiğim an film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor.

Şimdi ne zaman gül koparan birini görsem,uzanıp bir gül koklasam gözümde o çocuksu tavrım,teyzemin asılan yüzü ve kızı canlanır.Öykü kahramanı Bekir’de yıllar sonra her yaz başlangıcında bir ağaç gövdesine yaslanıp,küçük çakıl taşlarını öpüp suya atarken geçmişte kalan yıllarını düşünür.

Bu öyküden yola çıkarak her insanın yaşamının içinde geçmişinde kalan bir “Tontirik” mutlaka vardır diye düşünebiliriz.Çok sağlam ve gerçekçi temel üzerine inşa edilen öykünün arka planında yer alan çocuksu çekişmelerde kendini ve çocukluğunda oynadığı küs-barış oyunlarını hatırlamayan okur olmayacağı kanaatindeyim

Camlar bölümü “Sesime Üşüşür Ölü Kuşlar” öyküsüyle sona eriyor.Öykünün içinde yine şiirsel betimlemeler dikkat çekiyor.

“Gözlerim yorgun bir bulut.Ağlasam,yağsam,sesime üşüşür bütün ölü kuşlar” Cümlesi Serkan Türk’ün öykü kadar şiir de yazabileceğini,hatta bir şiirde seçilen kelimelerin ortaya çıkardığı iç ritmin ve müziğin iyi yazılmış düzyazı metinlerinde de hissedilebileceğini gösteriyor.

Kitabın diğer bölümlerini daha fazla anlatarak yazara haksızlık yapmak istemiyorum. Hepimizin hayatına sığan birbirinden ilginç ayrıntılar,hüzünler,sevinçler,zamanın hızlı akışında ıskalayıp geçtiği ve kendisiyle bireysel olarak hesaplaşamadığı veya içselliğinde kalanları kimselerle paylaşıp,anlatamadığı anlar vardır.

İşte “Rüzgârlı Camlar”  o anlara tekrar dönmemizi sağlayacak ve hislerimize tercüman olacak on üç öyküyle gerçekten okunmaya değer bir kitap ve içinde yer alan öyküler kendisini keşfedecek onda kendinden izler  bulup,kendine tekrar yaklaştıracak okurları bekliyor.

Ankara’da izlemeye çalıştığım Trabzon etkinlikleri sırasında kitabını alıp imzalatma fırsatı bulduğum Serkan Türk’ün bendeki kitaba kendi el yazısıyla düştüğü notla yazıyı sonlandırmak istiyorum

“Rüzgârlı Camlar’ın baktığı yerler hep zamanın ara odaları.Geçip gidenin ardından bekleyen yüzler.Beklemeler kitabını arala…”

Onaltıkırkbeş Sayı : 25
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Ki?inin hayali dü?lerinin rengine boyanm??t?r
Şeyda GÜNEŞ
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 376


« Yanıtla #4 : Nisan 30, 2009, 00:05:51 ÖÖ »

Fatih Yavuz ÇİÇEK bu coğrafyanın kültürünü özümsemiş bir şair. Doğu ile batıyı sentezleyebilmenin ayırdına varmış... Şiir ve yazılarındaki başarı, gittikçe genişlettiği şiir belgisi... çırılçıplak görülüyor buradan bakınca. Yeni şiir ve yazılarını özlediğimi belirtmek istiyorum, izninizle.

Şeyda GÜNEŞ
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!