EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #16 : Nisan 29, 2010, 08:38:05 ÖÖ » |
|
PALTO Parmaklarım birer biber, burnum havuç, kulaklarım ise yaramaz bir çocuğun dili olmuştu. Islanmış ayaklarımla zor atmıştım kendimi sınıfa. Meşe odunlarının çıkardığı çıtırtılı sesler nini güzelliğindeydi. Kızarmış sobanın yanına beni oturtan müstahdem Ali Amca, ayakkabılarını çıkarda ısıt ayaklarını, demişti. Tam mayışıyordum ki öğretmenim girmişti sınıfa, otur, kalkma yerinden tavşan, demişti. Dudağıma netameli bir gülücük gelip konmuştu. Yoksulduk, yoksunduk birçok şeyden. Bedenimi soğuktan koruyacak bir paltom yoktu. Odunumuz bitmişti. Tek gözlü odamızda annemin anlattığı masallarla ısınmaya çalışıyorduk. Soğuktu, titrek mum aleviydim yine. Bu kez sobaya öğretmenim yetiştirmişti beni. Otur tavşan, bir güzel ısın, demişti. Kara önlüğümün buzları çözülmüştü ilkin. Kan dolaşımı yeniden başlamıştı. Kaçık rengim eski haline dönmüştü. Sabayla olan dostluğumu gün boyu kimse bozamamıştı. Gün devrilmiş, dersler bitmişti. Eve gitme zamanıydı, ben oturuyordum daha. Nevzat öğretmenim, eve gitme niyetin yok herhalde tavşan bey, demişti. Nıç, demiştim. Neden, demişti. Odunumuz yok, demiştim fısıltıyla. Hadi seni ben bu gün evine götüreyim, demiş minik ellerimi avuçlarında yitirmişti. Gün aydınlanmış, okula gitme zamanı gelip dayanmıştı kapımıza da. Dışarıdaydım, kapımızın önünde birkaç eşek vardı, yükleri odun olan. Annem sormuştu, bilmiyoruz adını, uzun boylu bir bey gönderdi odunları, demişti kalın kaşlı olanı. Kanatlanmış, bir anda okula konmuştum. Sevinçten ne yapacağımı bilmiyordum. Doğruca soba dostumun yanına varmıştım yine. Öğretmenim sınıfa girince ona dikkatlice bakmıştım. Uzun boylu olduğunu ilk kez fark etmiştim. Hayırdır tavşan, bana neden öyle bakıyorsun, demişti. Gülmüştüm. Sadece gülmüştüm. Gün, daha önce olduğu gibi devrilmişti yine. Uçar adım gidiyordum, öğretmenim tutmuştu ellerimden, ne acelen var tavşan, nereye gidiyorsun böyle, demişti. Benimle gel, sana bir şey söyleyeceğim, demişti. Ardına vermiştim. Öğretmenler odasına varmıştık. Dolaptan bir şey çıkarmış, uzatmıştı bana. Bu senin, biraz uzun gelir ama idare edersin artık, demişti. Paltoydu. Gözlerim yaşarmış, dudaklarım titremişti. Bir şey diyememiştim. Giymiştim, bir paltom vardı artık… Soğuğu yenecektim nihayet. Kış çabuk bitmişti o sene. Okullarda çabuk kapanmıştı sanki. Bir an önce öğretmenim Nevzat’ı görmek istiyordum tekrardan. Onun uzun boyunu görmek, bana “nasılsın tavşan” demesini duymak istiyordum. Eylüldü, okullar açılmıştı artık. Kıpır kıpırdı yüreğim, içimde büyük bir heyecan vardı. Kimse tutamazdı beni artık. Öğretmenimi görecektim. Sınıftaydım, kapı açılınca herkesten önce fırladım ayağa, herkesten önce günaydın demeliydim… Diyemedim, öğretmenim değişmişti çünkü. Kim bana tavşan diyecekti artık. Çocuklar, yeni öğretmeniniz benim, demişti yeni öğretmen. Asık bir suratla dönmüştüm eve. Gitmiş, öğretmenimin verdiği paltoyu çıkarmış, koklamıştım. Öğretmenim kokuyordu. Neden, neden bizi bıraktınız öğretmenim, demiş hıçkırıklara boğmuştum odayı. Sonradan öğrenmiştim, öğrenmez olaydım keşke, darbe olmuş meğer. Bir daha öğretmenim Nevzat’ı göremedim.
|