EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« : Şubat 28, 2008, 21:31:38 ÖS » |
|
Merhaba, hoşgeldiniz. Tekrar birlikte olmanın mutluluğu yüreğimizi ısıttı. Kaliteli ve hoş paylaşımlara...
RAYBÜS Şehri yutan soğuğa tırmanarak istasyona vardım. Gidiş-dönüş biletimi aldım. Rayların üzerinde yaralı bir yılan gibi, ıslık çalan raybüse bindim. Pencere tarafına oturdum. Elimdeki öykü dosyamı karıştırmaya başladım. Bir yandan da çapaklı gözüm tanıdık bir yüz bulma telaşındaydı. Ezberindeki tanıdıkları göremeyen gözüm, dosyanın içine iyice gömüldü. Isınmaya gayret eden pulman, üzerime derin bir uyku mahmurluğu serpti. Üşümüş bedenim gevşedikçe, bol bol esnemeye başladım. Gözlerimi açtığımda son duraktaydım. Raybüsten indim. Garı uyku sersemliğiyle geçtim. Akşama doğru tüm işlerimi bitirmiştim.Sabah indiğim gara gelip, dönüş numaramı almak için sıraya girdim. Numaramı aldıktan sonra büfeden bir gazete aldım, yerime geçip oturdum. Gözüm, penceredeki kendime takılı kaldı. Camdaki siluetim bana gülümsedi.Düdük öttüren raybüs, siluetimi de kendine katıp gölde süzülen bir kuğu gibi ilerledi. Her istasyonda durak yaptık. Her durakta onlarca insan bindi. Tüm binişlerde burnuma ısırgan kokular gelip yapıştı. Nefeslerin üzerine sürülen ısırganlık hoşuma gitti. Raybüs, yaptığı duraklar dışında akmaya çabalıyordu. Bu keyifli çabasına karanlık gelip sırıttı. Geçtiğimiz yerlerin titrek ışıklarında kendimi izledim. Karnında taşıdığı onca yüreği taşımanın coşkusuyla geçen raybüs sevinçliydi. Yolculuğumun bir an önce bitmesini istiyordum. Yorulmuştum. Bacaklarım durgun bir sızıya akmıştı. Hafif hoşnutluk veren bu sızıyla dalacaktım ki, yorgun bir çığlıkla kendime geldim. Birden bire dirileştim. Vücudumu saran bütün yorgunluk yitip gitti. Kulaklarım çığlık yönüne doğru kabardı. Kimsede hiçbir kıpırdama yoktu. Yer bulamayıp da heykel gibi ayakta duranlar bile derin bir uykudaydı. Kimse tınmıyordu. Yorulmuş okyanus uykusunda olan yolculara: - Heeey! Duymadınız mı çığlığı, diye bağırdım. Hayır. Kimsede ses yok. Ürperdim. Raybüs ise hiç istifini bozmadan ilerliyordu. Beni sıcacık evime ulaştırmak için hızlanan araç durak yapmaktan da vazgeçmişti. Uykusu derin yolcuların hiç birinin inmeye niyeti yoktu. Ardında tiz bir çığlık daha doldurdu kulaklarımı. Pencereden dışarıya baktım bu kez. Karşımda kocaman vagonlu bir tren geçiyordu. Yan yanaydık ve çarpışmıyorduk. Vagondaki insanlar, bizim pulmandakilerin aksine dipdiri ve uyanıktılar. Bana gülümsüyorlardı hepsi. Esmer, sevecen yüzlü bir bayan eline koyduğu öpücüğü üfürerek bana doğru gönderdi. Sarı saçlı hoş bir çocuk ise minnacık eliyle beni selamladı. Karşımdaki vagondakilerle dostluğumuz bir hayli sürdü. Sonra raylar çatallaşıp her birimiz ayrı bir yöne savrulduk. Onları uzun uzadıya süzdüm. Tren raylardan haz alıp gürültü kopartarak, arada bir kulakları yontan ıslıklar yayarak ilerliyordu. Tekerleklerinden kopan ışık demetleri karanlıkla sevişiyordu. Benden çok uzaklara düştü. Işığı köy ışıklarına karıştı ilkin. Daha sonra sanırdınız ışık saçan bir kırkayak. İçime hüzün indi. Bu kez ben bağırdım. Yolcular: - Vah zavallıcık, kabus görmüştür uykusunda, dediler. Raybüs evimin üzerinde ki bulutla ilerlerken, bana el sallayan gözü yaşlı eşimi gördüm.
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 26, 2008, 22:30:27 ÖS » |
|
Bu durakta yeniden karşılaştık Emin Eser. Sevgiyle selamlıyorum yazım yolculuğunuzda değerli nice öykülere dileğimle...Merhaba
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
nero
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 12
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 16, 2008, 23:42:19 ÖS » |
|
Durakta ne çok yolcu varmış. Hem de hepsi tanıdık ve sevildik...
Yol arkadaşlığına devam o zaman ha?
Hocam öykülerin için sadece teşekkür edebiliyorum. Daha fazlasını söylemek bana düşmez. Biliyorum sen yine alçakgönüllülükle karşı çıkacaksın ama, öyle öyle...
Bol bol görüşmek dileğiyle...
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #3 : Haziran 19, 2008, 15:23:38 ÖS » |
|
ÖDÜL
Okul müdürü; açılımcı, şeffaf ve katılımcı bir demokrat olduğunu kanıtlamak isteyen bir tavırla; - Maaşla ödüllendirilecek bir öğretmen arkadaşı seçmeliydim. Ancak size danışmak hoş olur diye düşündüm. Dilerseniz hep beraber seçim yapalım. Öğretmenler kurulunu bu hoşgörünün esintisi gelip okşadı. Herkes böbürlenerek birbirine baktı. İsimler dolaştı ortalıkta ödül için. Orta yaşlısı; - Bence Hasan olsun. Harika su içişi var. Önerim o. Genç olanı; - Bence Cenk olsun. Her ortama uymakta oldukça başarılıdır. Kıvırcık saçlısı olanı; - Yıl boyunca gayret, hararet ve husumetsizce çalışan, bol bol çay içen, kahveyle de iyi ilişkileri olan Mert’i seçelim. Üstelik o herkese göre daha güzel su içiyor. Permalı saçlarını okşayanı; - Hayır efendim, bence Canan olsun. Çünkü o yıllardır itina ile yemek yiyiyor. Boğazında lokmanın kaldığını ne duyan, ne de gören olmuştur. Onu öneriyorum. Maviye boyattığı saçlarını çekeni; - Yok efendim, ben olmalıyım. Neden ben olmayayım ki! Var mı benim gibi saçlarını boyatanı. Gecemi gündüzüme katarak dingin durmasını beceriyorum. Üstelik sırf bu yüzden katarakt oluyorum. Burma bıyıklarını kemireni; - Asla, hiç biriniz olamazsınız. Ben olmalıyım. Var mı benim gibi burma bıyıklısı? Zarifi, şimdiye dek hiç konuşmayanı; - Sevgili arkadaşlarım, öncelikle bana söz hakkı verdiğiniz için müteşekkirim. Müteşekkirlerimi tebeşire sürüp bir isim zikredeceğim. Arkadaşımız çok cefakar ve vefakar birisidir. Yaşantısının hiçbir deminde fazla yemek yememiş olup, daima aza kanaat getirmiştir. O, suyunu en güzel içendir. Yemeğini en temiz yiyendir. Ve şunu kolaylıkla söyleyebilirim ki, ayakkabısını her gün ıslak bezle silmeyi, bıyıklarına da badem yağı sürmeyi itina ile yapıyor. Sevgili arkadaşlarım, pantolonunu bu kadar güzel ütüleyen, gömleğini ipe mandallayan biri daha gelmemiştir bu okula. Maaşla ödüllendirilecek biri varsa, o da sevgili arkadaşınız Müşfik’tir. Sonunda karar verildi. Kuruldan biri seçilince alınıp, alnını kaşıyanlar da oldu.
|
|
|
|
|
|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #4 : Haziran 19, 2008, 16:16:34 ÖS » |
|
tatlı bir tebesüm asıldı yüzüme son yazınızda..Emin kardeşim
biçare konuya güzel eğilmişsiniz
kutlarım
HB
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #5 : Haziran 21, 2008, 16:14:21 ÖS » |
|
Teşekkür ederim HBozkurt ağabey...
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #6 : Haziran 22, 2008, 00:02:28 ÖÖ » |
|
Çok güzel bir paylaşım Emin Eser, düşündürdün teşekkürler. 
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #7 : Haziran 22, 2008, 20:35:02 ÖS » |
|
Bende teşekkür ederim sevgili Sedef...
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #8 : Temmuz 02, 2008, 00:49:36 ÖÖ » |
|
Yönetimden özür dileyerek, daha önce bir kaç yerde paylaştığım bir öyküyü asmak istedim.
ACIYI YİNE YIKTIK - Tarihin tozlu raflarında dizilen vahşetlerden biriydi o temmuz yaşanan, dedi yaşlı kadın.
Genç kadın;
- O gün doğdu oğlum. O gün başladı kan uykularımın bölünüşü. O gün meme uçlarımdan ak sütümü savurdum vahşetin üzerine. Yanık kokusunu gidermek, karanlığı örtmek istedim sütümle.
- Uzun uzun nice yıllar önceydi…
Genç olanı soluklandıktan sonra;
- Bebem karanlığı incecik sesiyle yıkmaya kararlıydı. Çünkü kolayca gelmişti avucumuza. Tam üç kez öpüp güneşe sunmuştum can oğlumu. Bebeğimin çığlığını şehre sunmalıydım bir an önce. Pir Sultan’a varmalıydı sesçiği… Durmalıydı, durmalıydı ölümler.
Yaşlısı;
- Dumanlar göğe akıyordu. Kokular evlerin pencerelerine…
- Alevler,zincirlerini koparan birer it gibi saldırıyordu. Çıldırmıştı. Yapışkan, kör ve boğucu duman ise ağzındaki salyaları etrafa saçarak sızıyordu odacıklara...
İki kadının bu şekil ağıt yakmalarına dayanmadı zaman, durup akmadı; sabitledi kendini esneyip gerinmeyen Temmuz’a.
Çok uzaklardan, tarihin derinliklerinden belki, bir çoban kavalının sesi yankılandı. Ağıda tutuşmuş kadınlar kavalı dinlemeye koyuldular. Melodisi öyle narin ve öyle dokunaklıydı ki, gözyaşları pınarlarını terk edip akmaya başladı. Durulu zaman, sessizliğin çığlığına gizlendi.
Kaval durdu. Söz ustaları meydana vurdu dillerini yine. İlkin, genç olanı asıldı söze;
- Göç… Ne kadar ilginç bir kelime değil mi? İnsanın kendi göçünü başlatması kadar acı bir şey olamaz bu dünyada.. Canlarımın bedenleri yeryüzünden göç ederken, ben de kendi göçümü başlattım. Artık madımak toplamak haramdı bana. Sesleri akmayacak, sazları çalınmayacak diye biliyorlardı ya, yanılıyorlardı!
Durdu genci, aksırmaya başlayıp boğazını temizledi. Gözlerini yumdu, arkadaşını dinlemeye koyuldu.
- İnsanın terinin saklandığı sokakları dolaşmaktan yoksun kalması acıdır. Göç bu yüzden sıkıntı verir insana. Hele göç bir daha asla dolaşmamaksa sevdiğin diyarları, tanımsızdır! Canlar, böyle tanımsız bir yolculuğa aktı. Bu yolculuk onların isteği dışındaydı, dedi yaşlıcası.
- Suss! Kulağımı tıklatmaya başladı bir sesçik. Derinden geliyor bu ses.
Yaşlısı gülerek;
- Bu ses!… Bu sesi biliyorum ben… Bu sesi nice kez içmişliğim var.
Duran zaman, hafiften bir esinti oluşturarak ağıda durmuş kadınların yüzünü yaladı. Eli çatlak olanı;
- İçmişliğim var diyorum bu sesi. Asırlardır bu ses koynumda saklı. Dinle can kadın, iyi dinle…
Genci, sesi dinlemeye koyuldu. Zaman tekrar akmaya başladı. Bir çift kanat havalandı, güvercinler semaha kalktı.
Genç kadın erinçle;
- Bu onun sesi. Onun mor dilinin kıvrımlarından sızan sesi. Pir Sultan geliyor ana! Pir’ime kulak ver. Bu ses… Hüznümü yıkmaya gelmiş bu ses…
Sesler, sesleri kovaladı. Gittikçe çağıldamaya başladı.
- Bir ses daha çarptı ellerime. Ellerimin çatlakları kapandı kadın.
- Bir ses daha yankılandı dağlardan ana! Duyuyor musun?
Çoğalan sesler, tek bir söze vurdu yüzünü. Bu söz… Acıyı yine yıkıyoruz; çekilin, birer birer çekilin!
Sesler kesilince, sazlar çalınmaya başlandı.
Yılların eskittiği yaşlı kadın, saz çalanlara doyasıca baktıktan sonra içlerinden birini tanır gibi oldu;
- Bu çocuk, bu çocuk o yıl doğmuş sanki…
Genç kadın, bakışını gezdirdi söze durup sazını okşayanlara. Barış’ını görünce sevindi.
- Bu benim oğlum. O günün çocuğu ana! Pir Sultan’ın torunu, Sivas’ın çığlığı…
Ana kapadı ağzını, akıtmadı söz balını.
Sazını okşayan Barış’ a kaydırdı yüreğini. Dinledi. Sadece dinledi.
Genç kadın, kendinden geçmiş olan yaşlıya;
- Ana, beni duyuyor musun?
- Beni rahat bırak! Gözümde tütüyor o temmuz . Ordayım şimdi, otelin içinde. Ellerinde sazları, ağızlarında türküleri ile karşılıyor yalımları. Duy sessiz çığlığımı kadın, onları görüyorum…
- Anam benim!…Canlar ölümsüzlüğe gömüldü, içimize aktı..
Tüm dünya bir anda sustu. Susuzluk bulutuna gömüldü sohbettekiler. Ve çoğalmaya başladı Pir Sultanlar... Her yerde, ama her yerde bir Pir Sultan belirdi. Tüm Sivas, tüm Anadolu Pir Sultanlarla dolup coştu.
Binler, on binler ve milyonlar kelam olup kılama durdu. Ağızların içinden kurtulup dünyaya yayılan kılama bizde kulak verelim:
“ Bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde
kör olasın demiyorum
kör olmada, gör beni.”
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #9 : Ekim 03, 2008, 22:53:47 ÖS » |
|
GAZETE Parktaki çimlere uzanmış, gazete okuyordu. Gazete oldu birden. Annesinin elini tutan çocuk; - Anne bak, gazete gazeteyi okuyor, dedi. Gülümsedi anne. Hızla uzaklaştı bu tuhaf parktan. Gazete, yanaklarımızı yalayan yele tutunmaya başladı. Gidip kondu, söğüt ağacının cılız bir dalına. İzlemeye koyuldu tek tük de olsa geçenleri. Bir karga misafiri oldu. Beyazdı diğerlerinin tersine. Sohbetleri koyulaştı derken... - Beni pek istemezler aralarında. Neymiş efendim, kargalar kara olmalıymış. Sesleri de bir içim su. Oysa ne sesim güzel, ne de karayım onlar gibi. Sonra attılar işte...Yanındayım ya şimdi, güvende duyumsuyorum kendimi. Kusura bakma gazete kardeş, kafanı da şişirdim sorunlarımla. Bağışlarsın umarım beni. Gitmeden, son bir şey daha diyeyim...Ne işin var bu cılız dalda? Kargaya baktı, beyaz tüylerine kocaman bir öpücük kondurup; - Aslında çimlerde uzanıp gazete okuyordum. Birden gazete oldum ben de. Sonra buraya çıktım... İnsanın içini okşayan hafif bir esinti başladı ansızın. Gazeteyi uçurdu. Götürüp, çimlerde uzanmış adamın üzerine serdi...
|
|
|
|
|
|
Şeyda GÜNEŞ
|
 |
« Yanıtla #10 : Ekim 04, 2008, 00:15:38 ÖÖ » |
|
Pek kısa öykü'ye iyi bir örnek "gazete" öykünüz. Uzanmış adamın üzerine gazete örtülmesi bir ölme durmunu betimliyor sanırım. Buradan öykülemede de imge yoluna başvurulabildiğini görüyoruz. Öyle mi? Aslında bütün sanat dalları birbiriyle ilişki içerisinde...
Şeyda GÜNEŞ
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #11 : Ekim 06, 2008, 20:32:57 ÖS » |
|
" Aslında bütün sanat dalları birbiriyle ilişki içerisinde" diyor sevgili Şeyda. Size katılıyorum kesinlikle. "Gazete" isimli kısa öykülerinin serisi gelecek ayrıca.
|
|
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #12 : Ekim 22, 2008, 21:51:16 ÖS » |
|
GAZETE-2- Olan olmuş,olay duyulmuştu... Cırcır böceği, karıncadan öcünü almak için bir günlüğüne de olsa gazete olmuştu. Kimilerine göre yel ile uçmuştu. Kimilerine göre de fırtınayla uçmuş, kızıl sakalı karıncanın yuvasına dayanmıştı. Size göre, kızıl sakalı karınca çıktığında meydana, gazeteye ne diyeceği önemliydi. Onlara göre, karınca ezilmeliydi. Gazete bu işi en iyi şekilde başaracak kişiydi. Şunlar ise; karınca sağ salim çıkarsa meydana, sırlar afişe olacak ve “yücelik” zarara uğrayacaktı, diyorlardı. Bizim fikrimize herhangi bir başvuru yoktu. Kapımıza konmuş olan gazetelerin manşetlerine göz atıyorduk sadece. “ Cırcır böceği, kızıl sakalı karıncayı filler sultanına havale etmiş, havale ücreti olaraktan da bir adet mandolin almıştır.”
|
|
|
|
|
Bünyamin Durali
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 197
|
 |
« Yanıtla #13 : Kasım 11, 2008, 00:01:46 ÖÖ » |
|
Emin Eser'in öyküleri, hiçbir bakımdan değilse bile, pürüzsüz ve kıpır kıpır dili için okunmalı.
Kurgulamadaki ustalığına da diyecek yok tabii. "Armut piş, ağzıma düş" kolaycılığında bir kurguya yaslanmıyor hiç. Okurundan da emek bekleyen, öykünün akışına katılarak katmanlarını çoğaltmasını isteyen bir öykücü, Emin Eser.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 11, 2008, 00:07:05 ÖÖ Gönderen: Bünyamin Durali »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
ne vakit ?a??rsam umulmad?k zamanlarda yönümsün
|
|
|
EminEser
ÖKS Girişimcisi

Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 52
|
 |
« Yanıtla #14 : Mart 21, 2010, 23:43:28 ÖS » |
|
Siteye öykü asmayalı ne çok zaman geçmiş...Ya da zaman mı çok hızlı kayıp gitmiş avuçlarımızın arasından...Tekrar tüm dostlarıma merhaba diyorum...Sözü fazla uzatmadan da öykümü asıyorum...
SARIŞIN Donuk bir gündü. Sevimsiz birkaç yazısını okuduktan sonra hepsini yırtıp odasının ortasına fırlattı. Burnunda biriken sümüğü çektikten sonra, başparmağıyla gözlerinde biriken çapakları sildi. Sonunda özenle sakladığı esnemesini yaparak oturduğu yerden kalktı. İki kısa volta atıp tekrar yerine geçip oturdu. Yazdığı öykünün baş kahramanını düşündü. “İsmini değiştirmeliyim”, dedikten sonra gördüğü tüm “Yarkın” isminin üzerlerini karalayarak öyküyü tekrar okudu.“Yeni bir isim bulmalıyım”, dedi. Demin karaladığı yere “Sidar” yazdı. Bir kez daha okudu öyküsünü. Beğenmedi. Kalktı, daracık odanın içinde hızla gidip gelmeye başladı. Uzun bacaklarının yorulmayacağını anlayınca “çıkmalıyım” deyip çıktı… Sokaktaydı. Düşlerini adımlarına bağlamış yürüyordu. “Nereye?”, dedi biraz ilerledikten sonra. Yanıtsız kalan sorusu kafasındaki tilki kuyruklarının yerini aldı. Köprüye varıncaya dek binlerce kuyrukla dolaştı. Nazlı nazlı yan yatıp yürüyen suya baktı. “Aslında su olmalıydım. Yok, damlacık olmalıydım…İkisi de değil, köprü olmalıydım.. Boş ver, ben ben olmalıydım.”, dedikten sonra omzuna dokunan sarışın onu sarsarak: -Ölmek mi istiyorsunuz bayım, dedi. -Hayır, yaşamalıyım. Yazmam gereken bir sürü öykü var kafamda hanımefendi. Beni düşlerimden alıkoyduğunuz için esefle kınıyorum. Ve içimden gelen saf duygularımla sizi gürül gürül çağıldayan şu dereye atmak istiyorum. Öykü kahramanımın adını tam bulacağım anda beni sarstınız. Durumun ciddi olduğunu anlayan bayan, ardına bakmadan koştu. Öykücü de onu takibe koyuldu. Çıkmaz sokakta yakalanan sarışın ağlamaklı: -Aslında kötü bir niyetim yoktu. Ne olur, inanın bana. Evde beni bekleyen iki çocuğum var…Amacım sizi düşmekten kurtarmaktı. Yazar olduğunuzu bilseydim, dokunmazdım…Ne olur bayım… Sarışına diktiği mavi gözlerini birden bulutlara kaydırarak: -İsminizi öğrenebilir miyim, dedi. -Seher…Adım Seher… -Peki Seher Hanım, bana bir erkek ismi söyler misiniz? -Sidar… Nutkunu yuttu bir anda. Tavanda sallanan ampul oldu. Belli belirsiz bir sesle: -Özür dilerim…Kabalığımdan dolayı bağışlayınız. Sanırım…Sanırım… -Gidebilir miyim? -Ah, evet… Bir öykü yazıyordum. Kahramanımın ismini Yarkın koymuştum ilkin. Beğenmeyince sildim. Kafamdan Sidar geçiyordu. Sizden de duyunca bir garip oldum…Öykücüyüm hanımefendi. İşsizim. Tek odalı bir evde yaşantımı idame ediyorum. Çoluk çocuğa karışmadım hiç. Bekleyenim yok… Her gün aynı işleri yapmaktan bıktığımı sanıyorum. Param pulum katiyen olmadı. Amacım iyi yazmak değil zaten. Yazdıklarım da beş para etmez ya, neyse…Her gün bir sürü öykü okuyorum. Yanlış anlamayın, kitaplardan değil hiç biri. Sokaktan gelip geçenlerin suratlarına kazılmış öykülerdir okuduklarım. Şah damarları kesilmiştir çoğunun. Eziktirler, yeniktirler…Açtırlar benim gibi.Sizi yormayayım…Çoğu kez ekmek paramı sizin gibi korkuttuğum kişilerden alıyorum. Yoksa ölür giderim biliyor musunuz… Düşündüğüm öyküler de yetim kalır o an. Ah, sizi korkutuysam binlerce kez özür dilerim…Bir öykücünün yapmaması gerekenlerdi yaptıklarım, bağışlayınız. Yolunuz açık olsun. Buyurun, gidebilirsiniz. Çöp bidonlarını boşaltmaya gelmişlerdi çöpçüler. Sarıya boyalı bidonla konuşan öykücüyü görünce: -Bu gün de sarışını yakalamış bizimkisi, deyip kahkahayla güldüler…
|
|
|
|
|
|