|
Bahattin YILDIZ
|
 |
« Yanıtla #2 : Haziran 21, 2008, 16:35:46 ÖS » |
|
Dönüşüm yeniden başladı... Yine önceki haline, yani baykuş tiple-meli insan haline dönüşmüştü... "En kötü düzen, düzensizlikten iyidir," sözünü masada bulunanların tümü özümsemişlerdi.... Olan olmuştu. Şimdi ne yapılacaktı?... Üst grup çatışması yurttaşlara yansıyabilirdi. Birlikte karar alımı önemliydi. Bütün-leştiriciydi. Var olan düzeni az yara ile sürdürücüydü. Son ekonomik kriz darbesi yurttaşların midesine balyoz gibi indiril-mişti. Bu kez bazı ayarlar farklı tekniklerle gerçekleşiyordu. Toplum, midesinin bir kenarında ‘yedek olarak bulunsun n’olur n’olmaz’ diyerek hala hazmedilmemiş halde bekletilen yiyecekler dahi kusturulmuştu. Dü-zenleme grubu böyle buyurmuştu... Alt düzenleyiciler sessiz kalarak, ana düzenlemenin işlerlik kazanmasını sağlamışlardı. Fiiller ve failler sayısız-dı. Halkın aşırı tokluğu kadar aşırı açlığı da, kötüydü... Düzenlemelerde sapma meydana getirebilirdi. Aç yurttaşların bağlı olduğu grupların lider-leri dahi üyelerini bir aşamadan sonra hipnoz edememe riski taşıyorlardı.
Uluslararası Düzenleme Genel Merkezinin alt kollarından resmi ismi "Uluslararası Tefecilik Merkezi" gerçek ismi "Her şeyinizi parayla satın alırım" olan finans kurumuyla bağlantıya geçildi. Sonuç pek olumlu değildi. Yanıt, ağır koşullar içeriyordu. Doyurucu değildi. Koşulların bazıları, SodGom Ülkesi yurttaşlarının lehine idi. Demokratik bazı kuralların tam uygulanması içerikliydi. Fakat bir taraf için iyi olan bazen diğer taraf için de iyi oluyordu. Yeni Dünya Düzeni, anlayışında düzenleme grubunun bazı bölgeler için istediği şekilde düzenlediği raporların uygulama alanı bulabilmesi için istedikleri an geri alabilecekleri demokratik kurallardan bazılarının da yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Bireylerin cebinden çıkan paraların bir şekilde onları yerden kaldıracak kadarıyla yerine konabilmesi için büyük meblağlı borçlar vermeleri kendi ekonomik, sosyal ve siyasi amaçlarıyla çelişecekti. Ortam arzu ettikleri ve düzenledikleri gibi gerçekleşmişti. Sapma yoktu. Bundan sonraki raporların uygulama alanı bulması gerekiyordu. Bireylerin açlığı kendi açlıkları değildi. Ama, aşırı açlık tehlikeliydi... Raporlardan sapmayı getirebilirdi. Aşırı doygunluk da tehlikeliydi. Finansın bağlı olduğu grubun raporlarına uyum sağlanamayacaktı. Rapor işgali emrediyordu. İşgal için elverişli ortamlardan birini de SodGom ülkesi bireylerinin açlığı sağla-yacaktı. Öncesinde yerli işbirlikçilere ortam sağlanarak hazinenin boşaltılması sağlanmış. SodGom ülkesine girmiş yabancı sermaye, yandaş olmayanlara da ekonomik korku salınarak geri çektirilmişti. Güvensiz bir ortama, ticaret hukukunda tanımı yapılan basiretli iş adamları girmezlerdi. Akıllarını ekmek ve domuzla mı yemişlerdi?... Aradaki boşluklar bir şekilde başka şeylerle doldurulmalıydı. Futbol stadyumunda bulunan seyircilerin bazılarından bireysel çatlak sesler çıkmaya başlıyordu. Aç mideler uyarıcı oluyordu. Bu sayı git gide artıyordu. "Açım!" diyen belirli bir gruba sahipse yasalara göre cezalandırmak kolaydı. Hemen organize suça girdirilebilinirdi. Organize suçların cezası ağırdı. Ama, siyaseten bağlantısız, organizesiz bireylerin tek başlarına aynı içerikte sözcükleri kullanması ve "açım!" demesi düzen için risk taşıyıcıydı.. Başkaca bireylerin ve grupların desteğini almakta zorlanır-lardı. Yasa dışı örgüt üyesi suçlamasında bulunamazlardı. Onlardan izole edemeyebilirlerdi. Ülkenin en ücra yerleşim biriminde bulunan birey dahi, "Açım, diyeni neden cezalandırdınız?... O sadece ‘açım!’ demişti. Bir ceza yerine bir lokma ekmek verseydiniz" sorularını sorabilir. Bu duyguları taşıyabilirdi. Bazıları korkudan sesli ifade etmese de bir an gelir... O an, bu duygularda yoğunlaşan bireylerin her biri birbirinden bağımsız, tek başına patlamaya hazır bir bomba olabilirdi... Yeşil kurdele, kırmızı kurdele ile onların gözlerini ve zihinlerini bağlamakta, birbirlerine düşürerek oyalanmalarını sağlamada dahi başarılı olamayabilirlerdi. Aç insanın açlığı süreklilik kazandığında birkaç aşamadan sonra gözleri şahin gözleri işlevi gibi keskin ve derin görmeye başlardı. Kurdeleler arkasında kalan gözleri, çıplak gözleri kadar çevreyi gözlemleme yetisine sahip olurlardı. Gözbağı olarak bağlanan kırmızı, sarı, siyah, mavi, yeşil... renkli kurdeleler renk değişimine uğrayabilir, tümü beyaz renk halini alabilir ve beyaz sayfa açmaya geldik, diyenlerin açtıkları sayfaların siyah renkte olduğunu algılayabilirlerdi. Bu nedenledir ki bir kısım budistler, tasavvuf ehilleri, azizler, azizeler bu gözlere sahip olmak kendilerine açlık yaşatmışlardı. Grup liderlerine gerekli talimatlar zihinsel iletişim yoluyla verildi. Grup liderlerinin değerlerini biliniyordu. İlla kendi yandaşları olmaları gerekmiyordu. Onların bir kısmı farkında olmadan programlarına göre hareket ediyorlardı. Düzenleme raporları hazırlanırken, sosyal, psikolojik, ekonomik, politik değerler araştırılır ve bunlardan her yapının uyabileceği şekilde değerler gözardı edilmeden düzenleme yapılırdı. SodGom Ülkesini bu anlamda dışardan idare etmek çok kolaydı. Kendilerinin fark edilebileceği bir çok alan; bir şekilde ufak çaplı olgular ve bir kısım medyanın da yardımıyla örtülmüştü... Son düzenlemelerde önemli olaylardan hatırda kalanlar; Rutbin ve arkadaşları öldürülerek, onlara özenenlere korku salınmış, dini milli sivriliklere karşı bir dini tarikatın liderinin, güzel bir bayanla ilişkisi gündeme getirilerek değerler konusunda soğutma sağlanmış, hatta rahatlıkla tarikatını söyleyerek propaganda yapanlar pasifize edilmiş, trafik kazası sonucu, toplumu isyan noktasına getiren mafya, güvenlik, politika kirlenmişliği on bir kişi ile gizlenmiş, toplum rahatlatılmış, verdiği sözün aksine sapma meydana getiren iktidar ise sivil inisiyatif olarak gösterilen beş dakika karanlık otuz saniye aydınlık eylemi başlangıç yapılarak, başka bahanelerle düşürül-müştü. Nemgöz Hocanın etkinliği büyüktü. Dinsel kuralları farklı yorumlatabilirdi. "Emir veren, hırsızda, soyguncu da olsa emrine uygun hareket edilmeliydi. Çünkü, emir verene tartışmasız uymak dini kuraldır..." demeliydi. Bazı grup liderleri, talimatları direk alıp aynen uygulardı... Birkaç küçük sahte tepki ile gözler boyanarak, grup üyelerinin tehlikeli tepkileri ile liderlerinin asıl yüzlerini görmeleri engellenebilirdi... Diğer gruplar da gerekeni yapacaktı... En önemli ve büyük güç ise yandaş bir kısım medya idi. Onlar gerekli bilgi pompalamalarıyla bireylerin ve toplumun zihinlerini kontrol edebilirler, yönlendirebilirlerdi. Aksi hareket edenler hasada uğratılacaktı... Hasadı gerçekleştirecek bir çok ellerinde orak taşıyan görevliler bulunmaktaydı... Bu yüzyılda; genelde politik liderlerde, bazı politik kaygılarla risk gösterimi olabilirdi. Risklerle ufakta olsa uğraşmak efor kaybıydı. Dolaylı yönetim yerine, doğrudan yönetim sağlanmalıydı. Yeni dünya düzenine göre ülke yöneticileri bir ilin valisi gibi olmalıydı. Kendilerinin bulundukları yere bağlı bir vali... Ortam buna uygundu. . SodGom Ülkesi hazırdı buna... Toplum ve bireyde hazır olmalıydı. Açlık onları kısmen hazırlamıştı. Daha fazla aç bırakılmadan harekete geçilmeliydi. Onlar, geleneklerinde var olan kurtarıcıyı diğer adıyla Mehdi’yi bekliyorlardı. Mehdi'nin onların ırkından veya dininden olmaması halinde inandırıcı olmayacaktı. Hatta Şam yöresinden olmalıydı. Kendileri için sapma meydana getirmeden çalışacak ve –ve şimdiye kadar çalışarak rüştünü kanıtlamış- birini temin etmeliydiler... Kişisel dosyalar araştırıldı ve bulundu. Bulmak kolaydı. Herşey ve herkes bilgisayarda kayıtlıydı. "NoEkonomi YesPolitika" isimli finans uzmanı görevli bunun için biçilmiş kaftandı. Ekonomik kariyeri vardı. Ekonomi bilimine ait kuralların soygun ortamında hiçbir işe yaramayacağını seyirciler bilmiyorlardı. Daha öğrenememişlerdi. SodGom Ülkesine gönderecekleri faizli parayı onun eli ile sunmaları halinde herkesi ve her kesimi ona biat etmeleri konusunda zorlayabileceklerdi... Çoklu tekellik, tekli tekelliğe dönüşmeliydi... Bu doğrudan ve kolay yönetimi birlikte getirecekti. Tarih boyunca her yüzyıl için iki genel düzenleme üst senaryosu hazırlanırdı. Son elli yıllık senaryolarının meyvelerini toplamak üzereydiler. Rastgele birileri olma-malıydı. Ama insanlar çiğ süt emmişlerdi. Nefes alışverişini dahi kontrol etmeliydiler. En klasik taktik uygulanmalıydı. Başkaca ülkelerdeki bazı liderlere uyguladıkları gibi yatak odasında dahi bulunabilecek kendi yandaşlarından biriyle evlendirmeliydiler onu. Sapma olduğunda, uykuda hoşa gitmeyen sayıklamalarını dahi kendilerine bildirecek bir eş olmalıy-dı. Bu, yeni dünya düzenine uygun bir anlayıştı. Bankaların hoşnutsuzluğu da giderilmeliydi. Faizli kredi alan bireylerden paralarının geri dönemeyeceği korkusunu taşıyorlardı. Uygun ortam onlara da sağlanmalıydı. Diledikleri kadar faiz oranını yükselterek ödeme olasılığı olan kişilerden tahsilat yaparak farkı kapatabilirlerdi.
"Minareyi çalan, kılıfı önceden hazırlamalıdır." Bu genel kural SodGom'da da uygulanan kutsal kurallardan biriydi. "Dışsal egemen ve Dışsal egemenlik etkisindeki İçsel Düzenleme Grubu gereğini yapma-lıydı..."
Bunlar düzenlenirken ve olurken baykuş tiplemeli görevli ile lideri toplantıyı birlikte terk etmişlerdi. Ara holde "Şimdi ne yapacağız?" sorusunu soran liderine, "Bu bizim için iyi bir bahane oldu... Bir ay sonra ortaya kendiliğinden çıkacak eko-nomik krizi bugünden başlatabiliriz. Kutsal kitabın Başkan tarafından yüzüme fırlatıldığını belirterek siyasi kriz oluşturalım. Bunun sonucunun ekonomik kriz olacağı gün gibi aşikar... Böylece ekonomik krizin tüm suçu Büyük Başkan’a yükletilmiş olur. Bu doğrultuda dışarıda bulunan medyaya açıklamada bulunalım," dedi. Baykuş tiplemeli şahsın resmiyetteki liderine de bu düşünce uygun geldi. Aksi halde toplumun yaygın kanı olarak taşıdığı dürüstlüğü yara alacaktı. İçtenlikle ortamını yansıtan bir şairin, "Bir kedim bile yok!..." deyişine uygun bir yaşam sürmüştü ve sürecekti. Birilerinin; kendisinin sessiz kalarak çevresindeki insanların masum güvercinleri avlamak, çoğaltmak ve daha fazla zenginleşmekte kullanmak üzere yüzlerce kediyi talanla edindiğini sormayacağını sanıyordu... Bir zamanlar ‘seyirciler sahaya!...’ çığırtkanlığını bu kez mırıldanmak bile istemeyecekti. Baykuş Tiplemeli Görevli'nin yüzüne yapışık kutsal kitap git gide yüzünün rengini almaya başlamıştı. Sonunda kutsal kitap yüzünün altına geçerek kayboldu. Bu onun üçüncü maske sahibi olmasını sağlamıştı. Artık, " Ben Kutsal kitabı!," dediğinde bir başka kanıtı daha vardı. Kutsal kitabın kurallarının neler olduğu kendisine sorulacaktı. Çünkü kutsal kitap tekti ve kendisinde saklıydı. Bu kitap yüzünün altına gömülmeden hafızlayanda olmamıştı. Bazı ilgili üniversite hocaları ise dün ne yedikle-rini ve ne söylediklerini dahi unutacak kadar hafıza zafiyeti içindeydiler. Bu durum güzeldi. Bir piyangoydu. Sorulan sorulara kendi yararına uygun şekilde kurallar uyduracaktı. Ters bakanlara, bu kutsal kitapta yazan bir kuraldır, inanmayanlar, uymayanlar lanetlenecektir, diyecekti. Toplantı olumlu geçmişti. Lider, bu doğrultuda gerekli beyanatı hüzün dolu ses tonuyla medya görevlilerine sundu. Onlarda gereğini yapacak değişik renk ve sesle de olsa, kendilerini destekleseler de desteklemeseler de sonuçta olan olguyu tüm SodGom bireylerine duyurmada aracılık yapacaklardı
Futbol sahası ortasındaki masada bunlar cereyan ederken, futbol karşılaşması ile seyircilerinin durumunu ihmal etmemek gerekirdi. Ber, mercek altına aldı. Maçın son dakikaları oynanıyordu. Bu maçdan alınacak sonuç önemliydi. Sodgom milli takımı ile Ad-Semud milli takımı arasında cereyan ediyordu. Sonuç Evrensel Futbol Turnuvasında ilklere girme yolunu açacak veya açmayacaktı. Bu bir milli meseleydi. Sahanın ortasında cereyan eden olaylara bakıpta kafa bulandırmaya gerek yoktu. Bu maç dakikalarının heyecanlı anlarını ve sonrada devam edecek yorumları kaçırmamak gerekiyordu. Seyirciler bu milli şuurla ceplerinde bulunan son paralarının tek tek en azıdan ‘yankesicilik suretiyle hırsızlık’ fiiliyle hırsızlandığını fark ede-miyorlardı. Maç bitmişti. Maç sonucunun ne olduğunu Ber öğrenmemişti. O dağılan seyircileri ve oyuncuları izlemekle meşguldü. Oyuncular şort ve tişörtlerine aşırı sayıda yeşil parayı sığdıramadıklarından, derhal kurulan gezici banka şubesine yatırmak zorunda kalmışlardı. Seyirciler ise bindikleri toplu taşıma araçlarından inmek zorunda kalmışlardı. Dolmuş parasını vermek içinde ellerini ceplerine attıklarında korkunç gerçeği geçte olsa öğrenmişlerdi. Zorunlu olarak dolmuştan indiler. Eve kadar aşacakları yol uzundu. Bazıları yolun daha fazla uzun olması temenni-leriydi. Onlar, çocuklarının ve eşinin verdiği siparişleri alamayacaklardı, eşinin, "Evlendiğim güne lanet olsun!" sözlerini duyar gibiydiler. Bu kezde; "Maçtan siz ne anlarsınız olum!" diyebilecek miydi. Şüpheliydi. Ber, kan ter içinde uyandı. "Bu rüyayı sadece ben mi böyle gördüm?" diye kendi kendisine söylendi. Aynı rüyayı bu şekliyle gören insanlarla düşünsel alışverişte bulunmak aşırı arzusu duydu, içselinde. Yarın, yöneticisi olduğu "İyi Ruhlar" isimli web sitesindeki "Rüya" bölümünde yayınlamalıydı... Hatta gördüklerini İyi ruhlar e-mail haber grubundaki üyelere de iletmeliydi... Tekrar gelen uykusuna kaldığı yerden devam etti.
***
|