Sahra
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 109
|
 |
« Yanıtla #16 : Ocak 08, 2009, 17:38:16 ÖS » |
|
AŞKIN VE HÜZNÜN ŞAİRİ
İLHAN KEMAL İLE SÖYLEŞİ
Mustafa FIRAT- Seni öncelikle yayımlanan şiir kitabın "Mağmum" için tebrik ederim. Kitap "B’aşka" , "Yokşehir" adlı iki bölümden oluşuyor. Fakat kitabın ismi de "Mağmum". Sürekli bizi takip ediyor; o keder, o kapalı hava içimizde... Hüznün, tasanın senin için öneminden bahseder misin ?
İlhan KEMAL- İmgelerle didişen, boğuşan, onlara aşık biri için meramını düzyazıyla anlatmaktan daha sıkıcı bir şey olamaz. Düzyazıda şiir dilinden uzaklaşmak, net ifadeler ortaya koymak gerekir. Deneyelim. Aslında, şairin şiiriyle varolacağı gerçeğinden hareketle, kuramsal metinler, söyleşiler, vd. çalışmaları önem sıralamasında çetelenin ikinci sütununa kaydetmeli.
Şiir,şairinin hayatıdır. Mağmum'a bu pencereden bakmalı. İçe dönük, kapalı, acılarla olgunlaşan, çocukken büyük, büyüdükçe çocuk kalan, fırtınalar içinde koşma hallerine alışkan bir kalp, ruh ve yaşamanın imgelere dökülmüş fotoğrafı: Mağmum! Arılık, saflık tangosu. Bu. Yapma bir hüzün değil söz açtığımız. Sahici. Burada, yoksunluklar içinden hayata akan bir ırmağın yol boylarını tek tek deşifre ederek demagoji yapacak değilim. Şiir dışı laf-ı güzaflara yaslanmak bana göre değil. Şiir dışı olmayansa; böylesine zor bir yaşamayı sözcüklerin iğne deliğinden geçirerek terbiye etmek, şiir kılmak. Verili olanı dönüştürerek, gerçeklere nanik çekmek. İmge, bu. Bu söylediklerim ben merkezli, bireyci bir şiiri öncelediğim, toplumsal olanı ötelediğim anlamına mı geliyor? Hay, kendi kendimi sıkıştırıyorum galiba, böyle çapraz. Bireysel, toplumsaldır: Toplumların her şeyinin toplamı, bireylerin her şeyinin toplamıdır. Hayat içerisinde durumları, olayları, insanları birbirine bağlayan görünmez bir bağ var. Böyle bakıldığında, bireyci'lik, toplumcu'luk gibi kavramlar boşlukta kalıyor. İşte şiirlerimi böylesi bir boşluktan, hiçlikten yazıyorum. Hiçlik, sonsuzluk. Şiirlerim birer sonsuzluk manifestosudur. Evrendir, uçsuz bucaksız. Kaotik ve uyumlu. Bir elinde yağmur, diğerinde çöl. Matematik, çözülebilir denklem. Yooo, paradoks. Muamma. Ezel ve esmer; odağına yarını koymuş uzak söylence. Uçurumdan, kıyıdan; dünyaya postalanmış isyan mektubu diyelim. Ahrazın çığlığı ya da.
Aslında şair, bir şiiri yazmaya başladığı ve sonuçlandırdığı ana kadar geçen süreçte o şiirin sahibidir. Çünkü bu sırada ortaya ruhunu koymakta, iç benine dönmektedir. Sonuçlandığında, o şiir şairin değildir artık. Bende böyle olur; şiirlerime dönüp baktığımda şaşkınlıklar içinde kalır, inanamam, bu şiiri ben mi yazmışım derim. Karmaşık duygular içinde kalırım. Kıyı bir şairim. Hayır, Cihan OĞUZ yanlış biliyor. En münzevi şair Yılmaz ODABAŞI değil, benim.
MF- Senin şiirini ilk kez Budala Dergisi'nde okumuştum, ondan sonrası malum, hep okudum seni; gözlerimin aradığı şairler arasında yer aldın. Fakat ilgimi çeken, o dönemler farklı biçimde şiirler yazıyorken, biçimini hızlı bir şekilde değiştirdiğini gözlemledim, bunun sebebi neydi? Buna bir ihtiyaç mı vardı? Yoksa bir arayış mıydı?
İK- Sigara mı dedin, evet ver yakalım. İstersen birayı iptal edelim, şarap daha iyi, derdalan olsun. Hem Mustafa, Cenevizlilerden kalma bir özdeyiş var: Şarap gerçeği söyler. Şu maydanozların üzerine de liman sıkalım dilersen. Bir arkadaşım var, Kayhan. Allah seni inandırsın çilingir sofrasını bile şölene çeviriyor. Turplara bir pul biber atışı var ki, sanırsın ebabilden süt sağıyor. Öylesine keyifli. Yaptığın iş ne olursa olsun, huşu içerisinde, aşkla yapacak, iliklerine kadar katılacaksın olaya. İbadet ederce. Ben şiir yazmayı ibadet etmeye benzetirim. Sevişmeye, kavgaya ya da. Sevişmelerden ve kavgalardan geldim Mustafa. Bak sağ serçe parmağıma, kırık. Kalbimdeki öpüş lekesini de soruyorsan, zaman armağan etti dudaklarıyla. Ah, sevgilim zaman, vefasız! Lütfen söyle, şiir yolculuğumun Budala ile başlamadığını, soranlara. Bu macera çocukluğuma uzanır. Köylü annesinin, kulağına, Oktay RIFAT'tan şiirler fısıldayarak büyüttüğü talihli biriyim. Akranlarım saklambaç oynarken, ben, şiirle boğuşuyordum. Bu bir yolculuk; çile yolculuğu; direnenin o unvanı hak ettiği. Varsa şayet şairlik diye bir unvan. O zamanlardan süzülen bir kavgam var; başka bir şiirin keşşafı, uçbeyi olmak! Asılında büyük konuşmaklardan nefret ederim. Ama yaşadığı kentin kültürel dokusuna nüfus eden, dergiler çıkaran, dernekler kuran, sanatsal oluşumlara imza koyan enerjik ve şiir delisi bir jenerasyondan geldiğimizi de söylemesem, şuracıkta nar çatlayıp dağılıvereceğim. Bir şey değil, garson üzülecek, yorulacak. Lül Sanat Dergisi'ni duydun mu? 2000'li yıllarda biz çıkardık onu. Ya İmgelem Çocukları'nı? Evet ben ve arkadaşlarım birer imgelem çocuklarıyız. Buralarda piştik. Dergilerin mutfağında elimizi kestik, kan aktık. Yazdık. Merkez gördü. Yok, görmedi.Görülelim için yapmadık biz bunları. Ben değil, biz için yaptık. İlhan Kemal KAPLAN imzasıyla yazdımdı dergilerde. 2003 yılında İmgelem Çocukları Dergisi ekip arkadaşlarımın dayanılmaz ısrarları sonucunda İlhan Kemal imzasını kullanmaya başladım. Bundandır beni Budala ile tanıdığın, belki. Belirtmeliyim, Budala önemli bir dergiydi. Şiirimdeki biçimi hızla değiştirdiğim savı, yanılsama. Şiirde yeni bir biçime ihtiyaç olduğu hissine 1997 yılının sonlarına doğru kapıldım. Mevcut şiir biçimlerinin şiirimi karşılamadığı düşüncesi beynimi kemirmeye başladı. Yazdığım şiirler bende bir eksiklik, yarımlık, olmamışlık duygusu uyandırıyor, ne yapabilirim diye dönenip duruyordum. O zamanlar kentimizdeki edebiyat camiasını da iyi tanımıyor, bir azaba dönen durumumu kimseyle paylaşamıyordum. Sonra, farklı bir şiir yazdığına inandığım çok değerli bir şairimizin Adana'da yaşadığı bilgisini edindim. Çocuklar gibi sevinmiştim, hiç unutmuyorum. Evet, beni anlayacak kişiyi bulmuştum kendimce. Biçim yönünden şimdiki şiirlerimin ilk filizleri olan birkaç şiirimi göstermek üzere, koştum geldim, aramaktan harap düştüğüm adresine. Şiir defterimi ona uzatırken nasıl da titremişti ellerim, heyecandan. Umuyordum ki, güzel şeyler söyleyecek. Bu, başka bir şiir diyecek. (Yıllar sonra bunu kabul edecekti...)
- Siz gençler niçin böyle absürd şeyler yazıyorsunuz, Behçet NECATİGİL gibi yazabilirsin örneğin!
Ah, ondan bu cevabı aldığımda yıkılmıştım. Şaşkınlık içinde kalmıştım. Uzun süre kendime gelemedim. 1999 yılının Ocak ayı. Balkona oturmuş titremekler eşliğinde sigaramı tellendiriyor, bir taraftan da avluya bakıyordum. Birden, yaz ayları akşamlarında, elvan çeşit renge bürünen akşamsefalarının, kurumuş dallara dönüştüklerini fark ettim. Düşündüm; açacaktılar yine, yaz geldiğinde, çığlık çığlığa. Pes etmek yoktu onlarda, inatla bekliyorlardı o günleri. Beynimde şimşekler çaktı, sordum kendime: Ben neden pes edecekmişim? İnatla yolunda yürüyenler ulaşırdılar vuslata, hatırladım. Biçimci şiire yürüyüşümün nirengi noktası, aşil topuğu da sayabileceğimiz "Günlerin Avlusunda" isimli şiirimi avlu imgesinden hareketle oluşturdum. Bu şiirim Kavram Karmaşa Dergisi'nin Temmuz 2001 sayısında yayınlanmış, Mağmum'un 43. sayfasında yerini almıştır.
MF- Bir de Baki Ayhan'ın manifestosu yayınlandıktan sonra birkaç şairle aynı dönem o manifestoya uyan bir şiirini de hatırlıyorum. Bu da sanırım onun şiirini, onun manifestosunu desteklediğini gösterir değil mi? Bu konuda bizlere ne söylemek istersin?
İK- Yanlış. Ben Baki'ye bir değil, iki defa selam verdim. Birincisi, Soylu Yenilikçi Şiir Manifestosu yayınlanmadan önce: İmgelem Çocukları Dergisi'nin 1. sayısında yer alan "Meneviş ve Kurdela" isimli şiirimle. Bu şiir Mağmum'da kendi biçimime dönüştürülerek yerini almıştır. İkincisi, Manifesto yayınlandıktan sonra. Yine İmgelem Çocukları Dergisi'nde yayınlanan "Zakkum Koklamak Kıyılarda" isimli şiirimle. Bu şiire kitapta yer vermedim. Evet, bu iki şiirim yatay simetrik'tir. Bu tutumum yeniliklerin yanında olduğumu, Baki'ye destek verdiğimi göstermiyor mu? Ben her zaman ve her konuda kendi kuşağımın yanında oldum. Biz onunla kuşakdaşız. Benim şiirlerimle Baki şiirleri arasında sadece biçimsel açıdan bir benzerlik olduğu doğru. Ben simetrik yapının başka fraksiyonlarını kullanıyorum: Dikey simetrik şiir! Düşey simetrik şiir! Baki ise yatay simetrik tarzda yazıyor. Bu durumu şöyle yorumluyorum: Şiir üzerine düşünen, üstelik Adana'lı iki şairin aynı kavşakta yollarının kesişmesi. Bu da güzel bir olay.
İnan Mustafa, yeni şeylere insanları alıştırmak, statükoyu kırmak o kadar zor oldu ki! 2001 yılının başlarından itibaren, düşey simetrik tarzda yazdığım şiirleri dergilere göndermeye başladım. İlkin Islık ve Akatalpa'ya gönderdim. Yayınlamadılar. İnsancıl Dergisi bana kucağını açtı. İnsancıl'ın Nisan 2001 sayısında yayınlanan "Çocuklar Görmesin" isimli şiirim, düşey simetrik tarzda yayınlanan ilk şiirimdir. Ardından kapılar açıldı elbet. Peşinden, Kavram Karmaşa, Kum, Bahçe ve Akatalpa dergileri... Hey Tanrı'm sen nelere kadirsin.
MF- Mağmum'daki şiirlerin biçiminden dem vuralım biraz da. Senin için "biçimci" bir şair diyebilir miyiz?
İK- Benim için "biçimci" şair diyebilirsiniz, hiçbir sakıncası yok, kuştan korkan darı ekmez. Dünyada her şeyin bir biçimi-biçemi var. Biçem; estetizm demektir. Biçim'ciliği öcü olarak lanse edenler görmüyorlar mı? -Herkes aynı biçimde yazıyor oysa. Kaldı ki şiirlerim sadece biçimden ibaret değil. Bilinen bütün teknikler bilinmedik biçimde yerini alır benim şiirlerimde. Özgün buluşlarla desteklenir. Mekanikliği red, dil sıcaklığını kabul ve ayrıksı bir sözcüksel örgütleniş vardır. Asidir, alır başını gider. Asla savrulmaz, iç disiplini sağlamdır. Matematik işidir şiir haddizatında.
MF- İlk elde aklıma geldiği için soruyorum, şiirlerindeki rakamların bende uyandırdığı ilk izlenim şu; beşten başlayıp sıfıra, yahut sıfırdan başlayıp beşe uzanan şiirlerin, yalnızlaşan bireyin yaşamak ile ölüm arasındaki mesafesi... Ne dersin?
İK- İnsan, merdivenlerden ölüme inen yolcudur hayatın içinde. Hayat akmaz. İnsan akar aslında. O rakamlar birer basamak. Ölüm, dostumuzdur. İnsan ölünce yok olmaz, sonsuzluğa, o dosta akar. Özüne döner. Toprağa, havaya, suya, gülün rengine karışır, Allah'a kavuşur. Doğrudur, şiirlerim ilkler düellosudur. Şairlerce dize gruplarının 1, 2, 3... I, II, III. Şeklinde numaralandırıldığı sıklıkla karşılaşılan bir durum, alışığız. Tersine numaralandırma ise ilk defa yapılıyor. Bu bir başkaldırı mıdır acaba? Gittiğiniz yoldan gitmiyor, yaptıklarınıza katılmıyorum mu denmek isteniyor? Bunlar da ihtimal dahilinde.
Yapılan, varoluş sorgulaması mıdır acaba:
5 = Doğuş,
4 = Bebeklik evresi,
3 = Çocukluk evresi,
2 = Gençlik evresi,
1 = İhtiyarlık evresi,
0 = Yokşehir = Ölüm.
Rakamsal imgeler ve yokşehir imgesi, şiirin genelindeki imgeci aktarımı tamamlayan, destek imgeler. Bütünlüğün ve iç disiplinin oluşturulması için yapılmış ekip çalışması. Yukarıda rakamların karşılığı olarak yazılanların ötesinde, başka çağrışımları da berileyen bir şiirle karşı karşıyasınız.
Yokşehir imgesi üzerinde biraz daha durmalı. Çünkü çok merak edilen, hep sorulan bir imge. Kanımca bu bir metafor yağmuru olmalı: Şairin şiirlerini postaladığı kimselersiz şehirler! Güzel olanı suskunlukla karşılayan edebiyat ortamına rest! Cendereler , aynı şehirlerde kalakalmak, aynı yoğun iş temposu, hayatın her türlü hırgürü, şairi bunaltan her şey! Evet, bunlar da ihtimal dahilinde. İmge, şiirin onuru.
MF- Şiirlerinde " hüzün, ayrılık, aşk, bireyin ruh hali, buna paralel olarak kent insanının yalnızlaşması" vb. alabildiğine kendini gösteren izlekler... Aslına bakarsan bir şair portresi bu söylediklerim. Yalnızlığı ve bu söylediklerimi belli ki sen de seviyorsun...
İK- Gel seni bir öpeyim, güzel soru. Hüzün, eylül saçlı sevgilim olur. Hayatın her türlü halinin içinden geliyorum. Onun'çin şiirlerim bir haykırış olmuş. Ruhtan fışkıran magma, volkan patlaması diyelim. Köy, kasaba, kent ve metropol kültürü! Harmanlandım, hepsinde. Şiirlerimdeki yoğunluk büyük ihtimalle gücünü buradan alıyor. İstanbul'da doğup büyüyüp de köylüce şiirler yazan çok. Köylü olmak onur, köylüce şiirler yazmak zaafiyet. Yalnızlık da başka bir şey. Mizaç olayı. Çevresi geniş biriyim, on kardeşiz, otuzun üzerinde yeğenim var. Arkadaşlarım kalabalık. Karım ve ikiz oğullarım var. Ama gel gör ki kalabalıklar içinde bile kendini yalnız hisseden bir de yürek var.
Şiirlerimdeki izleklere gelince, sınırı yok. Akla gelen, gelmeyen, her şeyi izleğine dahil eden bir yapı. Bu. Şiir bir sus sanatıdır!
MF- Biraz da günümüz şiir ortamından konuşalım. Nasıl buluyorsun? Çok kere yazılanlardan ve duyduklarımdan yola çıkarak soruyorum; bir kirlenme söz konusu mu?
İK- Çeşitliliğin bir kirletme yarattığı düşüncesine katılmıyorum. Bu Türk şiirindeki zenginliğin göstergesi. Günümüzde güzel şiirler yazılıyor. Ama biz güzelin ötesini arıyoruz. Bir de güzel şiir yazmakla, güzel insan olmak arasındaki uçurumu bir kapatabilsek, güzel olacak. Sevgi, içtenlik, incelik, samimiyet, insancıllık... Şiir bunları önceler. Bir şairde bu erdemler yoksa, alem-i cihan olsa anlamı yok. Şairlik nezaket ve içtenlikli insanlara daha çok yakışır. Edebiyat ortamındaki tartışmalara bakalım, şaşırıp kalırız değil mi: Mahalle kavgası. Herkes birbirini nasıl alt edeceğinin hesabında. Çifte standart diz boyu. Örneğin; İlhan BERK şiiri söz konusu olunca yaşasın imge, iyi. İlhan Kemal şiirleri söz konusu olunca; uğultu. Bu mudur eleştirmenlik. Aşalım bunları. Bent, selin önünde ne ki?! İdeolojimiz insancıllık olsun. Şu var, insancıllık ve iyi niyet açmazlara boyun eğmek değildir.
Efendim, YKY yıllığına alınmamış mıyım? Bunun önemi yok.Zamanında Ece’de yıllıklara alınmamıştı, anımsayalım. Herkes sakız çiğner ama çingene kızı başka çiğner. Yazmaya aşık olmuş bir çingeneyiz. Ödüller, antolojiler... Şiir bunlar için yazılmaz, ruh olayıdır.
MF- Kirlenme demişken, sanal ortamın da edebiyat ortamını ve şiiri kirlettiği söyleniyor, bu konuda ne söylersin. Yalnız burada senin de üye olduğun ve bir kültür sanat oluşumu olan "Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi"ni ve "Şiir Akademisi"ni ayrı bir yere koyuyorum. Çünkü bu siteler gerçek anlamda şiire de hizmet ediyorlar...
İK- Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi'nin bu bahsettiğin konulardaki düşüncesi sitemizin ana sayfasında yer verdiğimiz "Sanat Anlağı" ve "Ötekileriz'le İlgili Genel Açıklamalar" başlıklı iki metinle sanat kamuoyuna duyurulmuştur. Sorunuzun yanıtına oradan ulaşılabilir. Dedim ya, aşklardan ve kavgalardan geliyoruz.
MF- Bugün kimleri büyük bir zevkle takip ediyorsun?
İK- Yazılan her şiire ulaşmak bana heyecan veriyor. Her şeye karşın şairleri seviyor, onları bir ailedeki kardeşler olarak görüyorum. Kardeşler başka türküler söyleyebilirler, dinlemeliyiz. Böylesi bir bakış açısının toplumsal barışa da katkı koyacağına inanıyorum.
MF- T.S. Eliot'un çok beğendiğim bir söylemişliği var é hiçbir şairin, hiçbir sanatçının tek başına bir anlamı yoktur. Onun anlamı, değerlendirilmesi, ölmüş şair ve sanatçılarla olan bağının değerlendirilmesidir" der ki buna belki de günümüzde yazılanları da dahil edebiliriz. Burada bize kan grubu kartını da çıkarabilir misin? Malum, acil bir kan lazım olabilir...
İK- Geleneğe, geçmişe küfretmek moda olmuş. Yeni, eskiyi kökten yıkarak yapılır diyenler, bu söylediklerine kendileri de inanmıyordur. Yeni, geçmişi yıkarak değil, dönüştürerek ihdas edilir. Şair geçmişin kudretinden kaçamaz. Bu kudret kanına karışır, damarlarında dolaşır. Geçmiş ve bugün iç içe geçmiş matruşka'dır; bizi yarın evine götürecek kılavuzdur diyelim. Yazdıklarımın geçmişi içselleştirmiş yeni ve insancıl bir şiir olduğunu söylüyorum. Bu şiire ad koymak benim değil, edebiyat bilimcilerinin işi. Kan, orta yerde akıp duruyor.
MF- Son olarak yeni dosya yahut projeler var mı sevgili İlhan?
İK- Var.
----
Mühür / Sayı 13
|