Google Reklamları
İlhan Kemal Şiirleri
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 23, 2012, 10:17:18 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İlhan Kemal Şiirleri  (Okunma Sayısı 5421 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« : Şubat 27, 2008, 12:47:36 ÖS »

    su ve şerare
 
5. dedi: -kalbimi günlere saçtığımın fotoğrafı; dünya; bu, nar bahçe!
    sonra, yazıya b'aktı gözlerini kısarak. yakın, ne kadar uzaktı.
    ve, nedendi onması narın; köküne ağladıkça. bir süre düşündü,
    indirdi şakağından elini, cebine soktu: parmakları, sırf su!
    ah, cebinde yağmur taşıyanım! yananım, sesinin derin koncası!
 
4. her yeni gün, esrimiş. mıhlara çakıyor seni. bilmiyor; nereli bir kimsin?:
    - (ben biliyorum) cismin yeryüzünde münzevi. konalgaların, metruk. bir hırçın,
    bir arsız, bağrını döven ayaz. uyarsız kanamaktasın, yalnızlıksın,
    bağlayamıyor boynunda pörsüyen fular; çiçek açmalarına, mevsimlerini!
 
3. yine akşam olsun, şehirler unutkanı çocuk! yüzün karanlığa ateş böceği
    insin; kuşdili şarkıların hayata. gül, mahzun dudaklarınla. anlamasınlar:
    - onardığın, bir sessizlik resitali. tutulması, suya verilen sözün. bu, müthiş!
 
2. boya, yanlışlıklapembe her şeyi. içine iyilik döktüğün siyaha yakışır;
    sabahı, annenden kalma duayla öpmek! geçmek cendere köprüsünden, utangaç bir isyanla!
 
1. hatırlanırsa söylenecek? hayır, demek istediklerim bunlar değildi tam olarak
 
0. yokşehir, mayıs 2007
 
 
İlhan KEMAL
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
HBozkurt
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 587



« Yanıtla #1 : Şubat 29, 2008, 00:42:45 ÖÖ »

yok şehir aslım..yazıtım bunca sarkar durur..dizelerin ortasında

sanki ben geçer

sanki sen geçer

bir terennüm sessizce eğer sözcükleri


suları taşan bir deniz ..akdeniz

köpükleri balkıyan

İlhan şiirleri


Hüseyin Bozkurt
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #2 : Mart 18, 2008, 16:35:37 ÖS »

RİTÜEL

Televizyonla arası, uzun açılmıştı. Evin koridorunda amaçsızca volta attı, odadan diğerine geçti. Duvarlara bakındı. Nem kalmış diye ünledi. Ellerini götürdüğü, dudaklarındaki ıslaklıktı: Damlasını son yudumladığı şaraptan kalma bakiye…  Sahi, kaç vakittir içiyordu böyle, duraksız, delice? ‘Nem kalmış’ dediği duvarda anılar kalmıştı: Onun varlığından dokunuş, siluet, gölge, iz… Gördü. Kafasını vurmamak için bu kahır duvarına, televizyonu açtı, belki dikkat kesildiği karabasan düşünceleri aşabilirdi böylelikle. Mortgoge sistemiyle ev alabilmenin inceliklerini anlatıyordu, üniversite yıllarından arkadaşına benzettiği biri. Ağız dolusu küfretmesini engelledi, hayatın da tutulu satıştaki şey (Nedirse artık?) olduğu hissiyatı ve bu benzetiş. Sadece “Uzun vadeli borçlardan nefret ederim” diye mırıldanmakla yetindi. Kumandadaki kapat düğmesine dokundu. Ne yapsa, hangi kibrite yalvarsa yakamıyordu, bu ayrılık sıkıntısını. Fişini çektiği ev telefonunun yanındaki küçük not kâğıtlarını fark etti, hepsini aldı, koltuğa oturdu. Minik, beyaz uçaklar saldı odadaki göğe. Bir daha… Bir daha… 

Tanrım, her taraf bir taraftaydı: Ne rezil manzara!

Sonra, cebindeki şekerler! Sonra, kanepenin üstündeki çikolatalar!...
Ağzımda hayat acımış, nasıl dindireceksiniz, işe yaramazsınız siz!?
Sonra, bu acayip koku da nereden geliyor, ne kadar kesif!?
Neden her şey üstüme koşmakta hünerli!?
Aynalar! Bari siz, tarandığım günlerin hatırına affedin dağınıklığımı, lütfen!
İnsan boşlukta nasıl yürür, ne yöne uzansa kalkmaya tutunabilir?
Ne olur yanıtsız koymayın orta yerde beni.
Eşyalar! Sevgili tabure! Az mı oturdum sana gül günlerde, elimde gitarımla?
Halılar! Üzerinizde döne döne sevişilen dünlerde böyle dikenli değildiniz; düğün, şölen, karnaval yeriydiniz, ey!

Birden balkona fırladı. Cebindeki şekerleri avluda oynayan çocuklara yolculadı, temiz bir naylon poşet içerisinde. Geri döndü içeri, yüzüne çocuklardan sirayet eden tebessümle. Mutfağa gitti, burnuna el salladı o kokunun sesi; sabah omlet yapmak için kırdığı yumurta bozuk çıkmış, çöp kovasına atmıştı… Bulunmuştu oda parfümlerini susturan hain. Dağ yığılmış kirli tabaklar, yıkamayı denedi… Çöpü dışarıdaki çöp bidonuna atma girişiminde bulundu… Cık! Başı döndü. Onsuzluktan olmalıydı sarhoşluk, şarabın hükmü sökmezdi. Çöktü olduğu yere, gözlerini tavana çevirdi, ağladı. Hıçkırarak. Hayır, böğürüyordu resmen. Ah, yanında olsaydı, camları silmek, perdeleri takmak oyun sayılırdı: Beter kolaylanırdı yeni hünerler edinmek!

Peki, şiirden geçilir miydi sevgiliyi kıvandırmak adına?

Bu soruya sus kaldı uzun süre.

Şiir bir sus sanatıydı… Öyle miydi?... Sersem imgeratör! Aptalın tekisin sen! Tekin adam olsan iyi bir işin, sırça köşkler değilse de kendine ait kulüben olurdu. Kıytırık bir çalışma hayatının koynunda evraklar, dosyalar altında boğulmaz, kötü idarecilere ömrünü talan ettirmezdin. Hayattan kaçıp şiire sığınmazdın. Sevgiliye ayıracak zamanların olurdu, bolca. Küstürmezdin onu.  Kafka olsan ne yazar! Şiire, şaire kıymet mi veriliyor?! Bak, terk edildin işte! Görüyorsun: Şiirle çekilen fotoğraflar siyah-beyaz. Git şimdi, biraz zıbar!


Uyumuş, düş’e uzanmıştı: Rahmetli Sakıp SABANCI şiir yazıyordu dünyasarayında. Zenginlerden şair çıkmaz derlerdi, yalandı?!
Sabah olduğunda, dünden kalma bi damla gözyaşının gamzesinde nöbete kaldığını gördü. Aynalar yalan söylemezdi! Bu özdeyiş, kaç defa doğrulanmıştı yüzünde, sırlar ve kırıkların öptüğü kanla… Elini yüzünü yıkadı. Evde dönenen sessizlik feci ürkünçtü. Şarkılar mırıldanarak bu sessizliği bozmak istedi. Belleği silinmişti sanki, baştan sona ezbere bildiği şarkıların sözlerinden tek kelime hatırlayamadı, lanet olsundu. Oysa şiirlerini biraz severdi, nereden hücum etmişti aklına Turgay. Onun “Odamda”sını ne zaman ezberlemişti, hayret bir şeydi! Okusa efkarı diner miydi? :

Ezanlar okunur ve ben seni düşünürüm
Kayın ormanları içinde akan Rus ırmaklarına benzeyen
Uzun, beyaz kollarını.

                           (Turgay FİŞEKÇİ, Adam Sanat / Haziran 2003)

‘Sözcükler’ ‘Adam Sanat’ın yerini tutar mıydı? Mehmet FUAT o alemden görebiliyor muydu bu alemi? Cahit KÜLEBİ nasıl bir şairdi? Sahi, kamyonlar kavun taşır mıydı hâlâ İstanbul’a?  Öff’tü! Bu tuhaf, kopuk ve bağlantısız düşünceler de neyin nesiydi? Şairlik bir arıza mıydı Tanrı’nın sevmediği kullarına bahşettiği?

Kesinlikle arızaydı. Böyle olmasa niçin kavga edecekti onunla, hiç yüzünden. Hiç miydi bu?: Neymiş efendim; masanın yeri neden değişmiş? Miş miş miş. Sus kaldığı sorunun yanıtını mırıldandı:

-Cayardım!
-Yooo, caymazdım!

Yaman çelişki.

Ah Angelina! Senin “masa” diye bakıp geçtiğinin benim için neler ifade ettiğini, koskoca dünyayı onun üzerine koyduğumu bilebilseydin, böyle küçük düşünmezdin. Kaç defa söyledimdi çalışma masamın yerinin asla değiştirilmemesini, ama ısrarla göğü göremeyeceğim köşelere tıkıştırdın onu, bunu neden yaptın, mahvımızın kıvılcımına körükler taşıdın, beni şiirden çok sev diye mi?... Şiir benim kalbim, çıkarırsam seni nasıl severdim?

Gökyüzünü, dökülen yaprakları, açan çiçekleri, sokakta oynaşan çocukları, koşuşan kedileri, camdaki buğuyu, goncadaki lerzeyi, sudaki kırağıyı, otlardaki çiği, el ele yürüyen sevgilileri, bakkaldan ekmeğini alarak akşam evine dönen işçiyi görebilmeli; rüzgarın ıslığını duyup, perdenin savrulmasını hissedebilmeliyim masamın başına oturduğumda. Alışkanlığım sana gülünç gelse de, ciddiyetimdi benim, tılsımdı sevmelerimi büyüten… Kaç defa söyledimdi?!

Şimdi, her şey yıkık. İmgelere hükmeden kalemimle, parmak uçlarından duvarlara sinmiş dokunuşlarına çizik çekeceğim. Belki evi de şöyle bir düzene koyarım, şairin matem yerine dil uzatmasın konuklar diye. Masayı da pencere kenarına…

Onun bir yazma geleneği vardı. “Masa” ise şair için kutsal nesneydi geleneğin içinde, oynatıldığında yerinden yıkılırdı oda, şiirin üstüne.

Angelina artık gelmesindi.

İlhan KEMAL     



Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #3 : Mart 23, 2008, 20:33:45 ÖS »

3. yine akşam olsun, şehirler unutkanı çocuk! yüzün karanlığa ateş böceği
    insin; kuşdili şarkıların hayata. gül, mahzun dudaklarınla. anlamasınlar:
    - onardığın, bir sessizlik resitali. tutulması, suya verilen sözün. bu, müthiş!


Müthiş evet...Paylaşımlar...Angelina gelmese da olur

Saygılar
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
HBozkurt
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 587



« Yanıtla #4 : Mayıs 10, 2008, 11:08:24 ÖÖ »

bazı şairler suskunluğuna nadide şiirler eker

İlhan şiirler dermekte durmaksızın

sevgi selam
HB
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #5 : Mayıs 17, 2008, 23:54:13 ÖS »

ANLAM BİLDİRİSİ:

Şiir anlamın ne içindedir ne dışında!

Şiirde anlam? Bu konudan içre çok şey yazıldı çizildi. Kimi anlamın zaruriliğinden söz açtı, “şiirde anlam aramak boşunalıkta yürümektir” dedi kimi. Biz ise hassas bir dengeyi gösteriyoruz işaret parmağımızla: Sözcük olan yerde anlam mutlaka vardır. Bu anlam sıradan okurun görme biçimine doğrudan yanıt vermeyebilir, onu belirli bir çabaya davet eder. Bu çabayı esirgeyen okurun aradığına şiir diyebilecek miyiz? Hayır. Onlara hikaye anlatmalı. Türkü dinletmeli. Bir de şu var: Yapıla gelmişleri aynen tekrar eden şairlere şair diyebilecek miyiz? Nazım Hikmet gibi, Ahmet Arif gibi, Hilmi Yavuz gibi, Necip Fazıl gibi, Cemal Süreya gibi… Bunlar gibi yazmaya çalışılacaksa, gibi yapılacaksa; kişi şiir yazıyorum diye hiç çıkmasın ortaya. Kendi kulvarlarında en iyi şiirleri zaten ortaya koymuştur andığımız bu isimler. Biz onlardan öte ne yapabiliriz? Bunun arayışında olmalıyız. Şair, özgünlüğünü koymalı ortaya. Görkemli şiir iklimimize kendinden görkemler katmalı, geçmişten aldığı kuvvetle. Şiir, akıl kanamasıdır. Şiirde sadece anlam mevzuuna kafayı takıp, diğer olguları hiçlemek, zır cahilliktir. Çünkü şiir sadece anlamdan ibaret değildir. Yan yana gelmiş sözcükleri şiir kılan, dizelerde parıldayan zekadır. Şaşırtıcılıktır. Kışkırtıcılıktır. Bizim şiirimizde anlam yanaldır, çok katmanlıdır. Mekanik değildir, dil sıcaklığına önem verir. Hayat içine başka biçimde konmuştur. Sonsuz bakma biçimleriyle okunmayı ister şiirimiz. Şiirlerimizde düz anlam arayanlar gitsinler halay çeksinler bir köy düğününde. Biz şiirin dil kentinde dans edeceğiz; sözcüklerle; sevişeceğiz. Modern şiir kentsoyludur... Halk ozanıyla çağdaş şairin aynı çizgide koşmasını isteyenler bu istemlerini sorgulamalı... Günümüz şiirinde, yarının şiirini ortaya koyan şairlerimiz var, az da olsa var. İyi ki var. Onlar dar zamanların penceresinden bakıldığında elbette anlaşılmazlar. Ama bunu dert etmemeliler. Şair, bildiği yolda inat edendir. Direnendir. Direnmelidirler sağdan soldan atılan taşlara. Ki, Türk şiiri yaratıcılığını ebediyete taşımakta hünerli kalsın. Aslında en anlamlı şiirler, anlamsız olduğu iddia edilen şiirlerdir. Böyle biline.

"Sanatçı, evrenden yakaladığı iç sesi ruhundaki fırtınayla şekillendirendir. Yine de aslolan kendisi değil ürettiğidir."

İlhan KEMAL
« Son Düzenleme: Mayıs 18, 2008, 10:30:59 ÖÖ Gönderen: İlhan Kemal » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
YeldaKaratas
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 191


« Yanıtla #6 : Mayıs 19, 2008, 13:34:19 ÖS »

Sevgili İlhan Kemal,
Şiirde anlam nedir üzerine, daha da genişletilebilecek, güzelim yazınızı okudum.
Sorun bildiğiniz gibi; şiirin, özellikle modern şiirin düzyazı ile karıştırılmasından hatta neredeyse şarkı sözü ile bir tutulmasından kaynaklanıyor.

Yazmıştım Picasso'nun söylediklerini Kübizm hakkında: Ben  İngilizce tek kelime bilmem ama, İngilizce diye bir dil var, diyor...

Sosyal antropoloji, sosyoloji, tarih, felsefe, ekonomi politik birikimi edinilmeden şiir birikimi edinilmez.

Kuantum fiziğini öğrendiklerini sandıkları gibi, üç beş metinle şiir 'öğreneceklerini' sananlara sözümüz çoktur ama, ilk sözümüz: OKU dur...

Şiir sözcüklerle yazılır; bütün edebi sanatlar gibi. Ama şiirde sözcükler bilinen kavramlara bire bir tekabül etmez.
Şiire ve bütün sanat yapıtlarına karşı işlenecek en büyük günah: Burada ne anlatılmak isteniyor? sorusudur. Şiir, anlamlandırılan bir şeydir. Ne kadar okuyucusu varsa o kadar anlamlandırılma şansı vardır. Şiir yazıldıktan sonra okuyanındır. Anlamıyorsa kabahatin çoğunu şiirde değil kendisinde aramalıdır. Şair şiirini herkes anlasın kaygusuyla yazmaz... Her duygumuzu nasıl herkese anlatamıyorsak böyle bir zorunluluğumuz yoksa; şiirimizi de herkes anlasın diye yazamayız. Kimse anlamasın diye yazmak kaygumuz da yoktur...

Anlaşılmak kaygısı, sanata cahil kafaların, estetik bilgi yetersizlikleri nedeniyle, sanatı kendilerinden koptuğu gerçeğinin korkusuyla soktukları bir kaba sestir. Dönüp kendilerine sorsunlar:  Van Gogh resmi karşısında niye heyecanlanmıyorum diye... Mahler niye dinlemiyorum, Tarkovski filminden niye sıkılıyorum, Nazım'ı anladığımı sanıyorum ama Saman Sarısı'nı niye baştan sona okumadım diye...

Anlamanın karşıtını, anlamsız olarak kavrayan, analitik düşünceden yoksun kafalar; 'çözemedikleri' dili tıpkı kübizmin karşısında olduğu gibi anlaşılmaz diye niteleyip, şiiri de açık bir dil olarak beklemektedirler.

Onların dilden anladıkları iki kere iki dörttür ki hayatta karşılığı yoktur: bazen kaç ettiğini bulmak için ömrünüzü verirsiniz...

Şiir anlamlı bir eylemdir. Ama anlamı, bir okuyuşta anlaşılmakla bulunacak bir şey ( bir öykü, bir kavram, bilimsel bir gerçek v.b) değildir...

Dahası dikkatli gözle bakınca, türkülerimiz de öyle değildir... Yunus, Pir Sultan, Karacaoğlan... da.
Modern şiir, onları inkar etmeden ama aynı kalmadan gelişir. Sorunları da dili de farklıdır. İnsan nasıl çağının ürünüyse, sanat yapıtları da çağının ürünleridir.
Değişmez, kutsal insan yapısı yoktur. Böyle bir sanat anlayışı da olamaz...

Şiir müzikle doğmuştur, toplumsal coşkunun ritminden doğmuştur.

Modern şiir, ritmini ve müziğini içinde taşır. Anlamladırılması 'kolaya kaçmadan' yapılmalıdır. Şiir okumak bir birikim işidir. Her şiir bir art okuma ister. Yazmak ise çok birikim işidir...

Dil üzerine kafa yormamış, insan gerçeği, gerçekliği kelimeler ve şeyler üzerine uğraşmamış; praksisle hesaplaşmamış insanların yetersiz şiir okuyucuları olduklarını düşünüyorum. Yazanlarınsa şiir değil, manzume yazdığını...

Halk için sanat popülizmden ve insan ve gerçeğinden  kopuk post modern şiirden anladığım ikisinin de aynı kapıya çıktığı ve şiire, sanata sonuçta insana zarar verdiğidir.

Şairler şiir yazar, şair olmasalar da şair gibi yaşayanlar şiirden anlar...

Dilimizde tüy bitti sevgili İlhan hocam, birikimsiz,  kavramları eksik- yanlış dolduran insanlara dert anlatmaktan...

Yelda Karataş
« Son Düzenleme: Mayıs 20, 2008, 02:01:34 ÖÖ Gönderen: YeldaKaratas » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
HBozkurt
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 587



« Yanıtla #7 : Haziran 07, 2008, 02:44:54 ÖÖ »

şiir üzerine yorulmadık  tekil sancılar sürterken ruhu

İlhan Kemal..şiirleri yanı sıra şiir üzerine görüşleriyle de çığır açıyor
düşmek eyleminden bir sızıya kanı
olmadık yaraları

şiir dil üzerinde devinim sağlayan ..ona farklı anlamlar katan bir söyleyişse..İlhan hasıdır ..kendine mensur ..şiirin

yazmaya çalışsam hep iyi şeyler düşer.aranmadım ..kalbime küs kondurmadım..sus olamadım nicedir

sevdiğimi taşırım sırtımda ..sızlanmadan..bir kaç dize uğruna:)

bu satırları okuduktan sonra sevdaya aşka meyilli olduğumu bilirler şiirin hasına erenler

Hüseyin Bozkurt


Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #8 : Haziran 20, 2008, 15:33:48 ÖS »


Müphem bir sözdü sevda, verdi unuttu zaman *

5. şimdi kar ormanı:yolumun güne çıkan ucu, gece saçlarım! göğsünde bittiğim; dünya!
   
4. yazıya düşmeyen cemre! şair, söze hazan açtırmaktan tutuklu olmalı. güzel muamma,
    daha bilinir! soğurduğun firak; kanattığın adım. unutulmayacak, asla! zifir listemdedir,

3. geçelim okumaya: özlemenin yağmurlu ellerini tutan! peki nasılsın orada, lacivert bahçede!
    olmadığımın hangi biçiminde ıslanmaktasın, şemsiyesiz dolaştığın bulvarlarında..
    tepeden tırnağa ben miyim, curcuna motifli kaldırımlarda acıyı taksitle satarken şehrin?!

2. lal! sen’çin sakladım dilimin cebinde, bunca sitemimli ağlamayı. hadi, kabul et:
    başka anlatılamazdı, aşkın kırık fotoğrafı alnım! ıssız doruklarına uğurlandığım gurbet!
    magmalarda yaş’lanan hayallerim! yanına geç, ihtiyar çocuk! ötesi mi? –öfkeler..
    İmi gözlerine dökmeden kanıtlanamaz, küserdi bana tenimde demlenen şehra, öpersen

1. iyileşecek. çöl gülüşlerine gemiler ayarla, gel: denizi kurumuş limanlara gitmek asıl hüner!
    çağırma! yılların gölgesinde yarına bağdaş kurmuş, ufka küsülü bu çılgın. hem, yaban kokar!
    bir de tehlikeli rivayetler çarşısına inerse, çekilir kalbin: tereklerin sırf hüzün. –kıyamam!
    avlumuz ki, zaten hep kimsesizdi! aşktı, mevsimdi: güzlenerek geldi geçti o avludan. mazi..
    hayatın aşınan evinde. odalar? –çok kilitli! onmadığım doğru. yanlış seni unutmalı,

0.umuda kalmalısın biraz! gök, yok. yüzünün altı da. dudaklarınsızlık mı? –mabedim! beni boşver




                                                                                                     yokşehir, kasım2005

(*) Hiç, Kimsenin Bildiği

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
ömer hayal
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


« Yanıtla #9 : Ekim 02, 2008, 23:29:28 ÖS »

İlhan Kemal'in ve Zeki KARAASLAN'ın yeni kitaplarının yakın bir gelecekte yayınlanacağı duyumunu aldım. Arkadaşlar, doğru mu bu? Eğer doğru ise ne mutlu bir haber, hasretle bekleyeceğim.

Ömer HAYAL
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #10 : Ekim 03, 2008, 20:57:49 ÖS »

ŞEHRİ TERK ETMEK


Egemene başkaldıran yakamdan kopardığın
Kalp gülünü derin kokla sevgilimsen
Duruşu küf tutmuş dağlara yan bak
Sevgini orman köpürt, bunu yap

Atını ateşe, öfkeni şehre mahmuzla
Mahfuz kalsın intikam biçemi
Gözlerin korkudan büyüdüğü yere
Bir çelenk bırak, şaşakalsın herkes

Yarayı hasretin güneşiyle ört
İyi şeyler düşün insanlar için
Yanıt dökül soruların kaynağına
Sevgilimsen elimden tut gidelim

Zaman bizi anlar, şehir ağlar peşimizden.


İlhan KEMAL
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Komplocu
Berat Kardaş
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 301



Site
« Yanıtla #11 : Ekim 07, 2008, 21:06:52 ÖS »

İlhan abi, abi döktürmüşsün. Anneme sizin bu şiirinizi okuyacağım. Kentide terkedeceğim, memleketi de, dünyayı da. Aha böyle söyleyeceğim. tane tane, bir bir, anneme, komşuya, borçlu olduğum bakkala, beni iplemeyen sevgilime, üzerime ışık saçmayan güneşe, damlasını esirgeyen yağmura, ali-cengiz oyunu oynayan veliye, deliye her birşeye. sağol abi tercüman oldun, cümleyle, tümceyle, mümceyle uğraşmaktan kurtardın.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Komplocu Geldi Hanımmm!!! Darma daın... Darma Daın...
Zeki Karaaslan
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 116



Site
« Yanıtla #12 : Ekim 08, 2008, 13:18:36 ÖS »

İlhan Kemal'ın bu şiiri sözün bittiği yerde altındır. Yepyeni bir renk, tadılmamış bir sevda gibidir. Duyguların imgelerle bütünleştiği bir harmandır.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #13 : Kasım 12, 2008, 16:42:53 ÖS »

CAMDAN ZIRH

 

Çölün bahtı kummuşum, ağlarmış bende zaman durağı

Kalbim, söyle rüzgâr sitemlerimi, dağlar da savrulsun

 

Tepenin önünde durmuşum, gözlerimde bakış ağrısı

Kabul, kaydedilsin deftere, dalgınlığım vebâlim sayılsın

 

Gazelin içindeymişim, hazan eski tabir, başka şeymiş orası

Yorganım değilmiş sema, yastığım sayılmalıymış kurşun

 

Hüzün annem olurmuş, umut sütten kesermiş aklımı

Artık, her şeyi anlarmışım… Aşk, kanamakmışsın

 

Dolaşırmışım kayboluşta, ensemde akşamın neftî yumruğu

Alnımda biter-miş kasımpatılar, hayat bana darılmasın.

 
 
İlhan Kemal
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
İlhan Kemal
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15



Site
« Yanıtla #14 : Kasım 25, 2008, 00:30:16 ÖÖ »

    belki; bir gül (*)

5. belki! bir gül. dudaklarımdaki karanlığa nigâr düş: şenelteyim sevmenin geldiği günü!

4. yıllar tanığım, gözledim aşkın davuşunu. hayat; tavan arası. gözlerimi eksi’dim,
    dağıt şu belirsizlik bulutunu. tenhamı sesinle, gönensin kalbim. yaşadığıma inanayım

3. gün çıkmazında. üzgünüm: yüzümdeki her ark sancı ezberi? gamzelerim, başak efsunu!
    gel, boz bu ezberi. ağlayan tebessümlerime turaçlar kondurt, yazlanayım. terlesin yaralarım.
    soluk almak, iki şairin sevişmesi denli delinin teki kalsın. bu, mümkün

2. hezeyandır, yokluğundan t’uzaklara yaya süvariler salmak. kabul edemem. bağışla
    beni, olmadığın otağlarda kağan görmek isteme. hükmüm kendimden döner,
    sözüm geçmez stepte sararan otlara. kurtlar mı? –halimin gülücüsü. imdadım avaz senfonisi.
    kıvanç, dokunduğun yerler. yağmur, parmakların. doldu bekleme haddin, gel!

1. çok şey mi istiyorum? –hayır. bana günümü göster; buğulu özlemlerimin bahçesini!
    o, içindekilere içim akanı! taşa yürüyen köklerinden, asil davetinden öpeyim,
    utangaç ağaçların gölgesinde, ne güzellikler çirkinlenecek, gösterince
    sende büyüyen saklı kalmış nazlıların yerini. seherde üşüyen rengini diyelim.
    gülün bana açılmazsa, onmaz. ruhumu kırmızına zifir koyar, giderim:

0.   su dökmez ardımda, verdiğim şekerleri unutan çocuk: zaman! hoşkal




                                                                                                 yokşehir, aralık 2005


 İlhan KEMAL

(*) Hiç, Kimsenin Bildiği

Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!