|
YeldaKaratas
|
 |
« Yanıtla #15 : Mayıs 16, 2008, 18:17:10 ÖS » |
|
Sevgili Transferci sizi güç durumda bırakmak istemiyorum ama, Oresay gibi değerli dostların bu tepkiyi sanırım bilgi yetersizliğinden yeterince anlayamadığı duygusuyla açıklayıcı yazımı asmak istiyorum.
Sevgili Oresay,
Sizinle hiç karşılaşmadık. Nikinizin gerçek isminiz olup olmamasını bile umursamadım. İnsan bildiğiniz gibi bir bütündür. Bir bütün olarak sanal ortamda tavrınızı izlediğimde karşımda insan değerlerini taşıyan birinin durduğunu hep gördüm. Sizi pek çok arkadaşım gibi incitmekten çok çekindim, her sözümü yine pek çok arkadaşıma yaptığım gibi de seçerek yazdım buralara. Belki hiç karşılaşmayacağız ömür boyu. Ama ne önemi var. Birbiriyle karşılaşmış pek çok insandan daha gerçek bir ilişki yaşadık.
Yazınsal bir çalışmaya, ister sanalda ister reelde olsun; keyfi beğeni ölçülerimle yaklaşmadım. Sanat yapıtı estetik bir bütünse eğer, bir sanat yapıtının değerlendirilmesi için elinizde değerlendirme ölçüleri olması gerekir. Doğru terminoloji ile, kavramların içeriklerini doğru doldurmuş insanlar arasında, bir dil birlikteliğinin sağlanmasıyla sanat, felsefe v.b tartışmalar yapılabilinir...
Sanat ve edebiyat siteleri bu çıtayı yükselttikleri ölçüde kalıcı olacaklardır.
Yazınızın içeriğine çok benzer bir konuşmayı, sitemizdeki çok değer verdiğim bir erkek arkadaş, dahası dostum dediğim bir insanla da telefonla yaptık. Aşağı yukarı sizinkine benzer şeyler söyledi...
Onun söylediklerinde ve sizin söylediklerinizde de aynı sıkıntıyı hissettim: Tepkinin neden böyle yüksek olduğunu anlamadınız...
Hele özel hayatı benim gibi didik didik edilen birinin bile, yapılan saldırılara, yanıt vermeden duruşu, bilinirken. Açık yüreklilikle ve elimi vicdanıma koyarak bu sabrın, Nesrin, Perihan, Sedef, Asuman… ve genç arkadaşımız Çiğdem için de geçerli olduğunu bilirim, görürüm...
Bu olaya gelince; Sabrınıza sığınarak kısa olamayacak bir açıklama yapacağım. Çünkü biliyorum ki Oresay bütün kalbiyle dinleyecek.
Sanala yazı bırakan herkes, edebi değerleri bilen, ya da sanatçı kimliği taşıyan insan değildir. Sanala giren insan her türlü sürprizle karşılaşmaya hazır girmelidir: Hırpalanmaya, eleştiriye, hatta aldatılmaya:)))
Bir insanın davranışlarını, eleştirmek ötesi yargılamak için ; eylemin, eylem bilgisine sahip olmak gerekir...
Bu eylem bilgisinin tamamına sahip olduktan sonra ancak; değerlendirme değerleriniz doğruysa o eylem hakkında doğru sonuçlara varabilirsiniz.
Yoksa Tanrıların gözünde Promethe bir hırsızdır! Ateşi çalmıştır. Antigone, hangi sebeple olursa olsun Pollyenekes'i gömdüğü için yasalara karşı gelen bir birey olarak idama mahkum edilir... Örnekler çoktur...
Sabır yaşam biçimimiz bizim öyle bir yaşam biçimi ki çok erken yaşlarda öğretilir kız çocuklarına... Dişiler cinsiyetlerine yönelik, her türlü incelikli cinsel tacizi önce suçlu kendileri imiş gibi algılamak üzere eğitilirler. İnsan değerleri, ataerkil değerlerinin üstünde olan insanların ancak hissedebilecekleri acıklı bir durumdur bu…
Tuhaf örnekler her iki cins adına da verilebilinir. Ama bu örnekleri de tartışıp konuyu dağıtmak niyetinde değilim.
Buralara da açık yazdım: Cinsel istek utanılacak bir şey değildir. Utanılacak olan tacizdir, tecavüzdür, şiddettir… Bir insanın isteğine karşın o insanı zorlamak, incitmektir utanılacak olan… Dostluk, aşk ve cinsel ilişki oy çokluğu ile değil, oybirliği ile yürüyen ilişkilerdir… Her anı, her eylemi… Bir de tecavüzün bir başka çeşidi vardır: Düşünsel tecavüz... Bence yüzyılımızın icadıdır bu.
Daha siteye girdiğinden beri bir insan ister isimle ister nikle girsin, forumdaşlarının siyasi, sanatsal ve günlük hayata ilişkin görüşlerini (ki aslında bunlar bir bütündür) iyice irdelemeden, hamasi görüşlerini büyük bir ciddiyet ve çok bilmişlikle atarsa, ben irkilirim. İrkildikten sonra, mutlaka ama mutlaka karşımdakinin bunu hangi psikoloji ile yaptığını anlamaya çalışırım. Yaklaşık on beş senedir, 12 ile 52 yaş arası insan eğitiyorum… Yirmi yıl da yöneticilik yaptım. Bunlar deneyimlerdir. Bana çok şey öğreten deneyimler. Bakın ben kimim diye dayattığım iktidar apoletlerim değil…
Oyunu baştan gördüğüm çok olmuştur: İncelikle, insan olmaya davet ederim. İçimden böylesi gelir çünkü…
Bilgisizliğin en kötüsü hayat bilgisizliğidir. Bu hamlık kendini hamasi sözlerle sergiler, yaltaklanır ve dedikodu yapmaya başlar.
Bazı insanlar birbiriyle gerçek ilişki kurmuşlarsa, yaşadıklarının diğer kadınların da başına geldiğini iyi bilirler. Sabırla o insanı, insan olmaya çağırırlar… Sedef’in söylediği gibi, ne acı ki bize zarafet yanlış öğretilmiştir…
Kimse, kimseyi yazdıkları, acemi, çocukça, yetersiz v.b nedenlerden dolayı küçümseyemez… Bunu burada kimse yapmadı.
Bütün bunların üstüne yapışan bu anlatım yetersizliği, aklına geleni hiçbir edebi kaygı taşımadan ortalığa serişteki pervasızlıkla birleşince, böyle bir yapının kültür ve edebiyat sitesinde neden bulunduğunu artık kendine bile açıklayamaz bir insanın isyanıdır sevgili Nesrinin ki…
Kadınlar aralarında hiç konuşmazlar. Ama eminim, bir araya gelsek çizeceğimizi tablo üç aşağı beş yukarı aynıdır bazı insanlar hakkında…
Bu konuda en sabırlı Perihan bir madalyayı hak etmektedir bana kalırsa…
Benim tepkimin asıl nedeni ise, bütün bu sabrın birikmişliğinin üstüne sürülen kaymaktır! Açıklayayım… Özel yaşamlarımızı burada da paylaşıyoruz zaman zaman… Ama kimsenin bir dostunu, akrabasını kocasını ya da karısını edebiyatı aracı kılarak, edebi hiçbir niteliği olmayan bir dille, burada birbirine şikâyet etmeye hakkı yoktur. Burası psikiyatri kliniği değildir. Dedikodu arenası hiç değil.
Şikâyet eden taraf şikâyetçi olduğu tarafı haksız göstererek, toplumun iki yüzlü ahlaki yasalarına sığınıp samimiyet maskesi altında kendi haklılığını bizlere dayatmaya çalışamaz.
Kadınına giderken kırbacını yanından eksik etme diyen düşünürün; Salome’ye duyduğu karşılıksız aşkın yakıcı öfkesiyle konuştuğunu çok iyi bilen tarih; bu erkil söylemi zaman zaman alkışlar. Benim buna bile tahammülüm yoktur…
Kendini savunma imkânı olmayan bir insan hakkında dedikodu eden birine tepki göstermek benim insani görevimdir…
Niteliksiz yazılarına benim şiirlerimi alet ettiğinde; kibar uyarı yazıma karşı, bana egosu tepede biri gibi davranmasına bile gülümsediğimde, bütün arsızlığını sürdürüp, aşağılanmış insan portresi sergilemeye çalışan böylesi insanlara hep yaptığım gibi sonunda susarım.
Ama oyunun son perdesinde, bir insanın insan onurunun teslim edilmesine (o insanı tanıyıp tanımam hiç önemli değildir ki cevap hakkı da yoktur bu sitede ) seyirci kalamam… Hele ki bu eylemi sızlanma diliyle saflık ve açıklık adına yapıyormuş gibi gösterip masumiyet maskesiyle ortada dolaşan bu iki yüzlü siluete tahammülüm yoktur.
Saygısızlığın en büyük örneklerinden biri de: Kendini televole ekranında sanıp, kişiliğini siteye sağladığı rayting kadar değerli gören bir insanın edebiyat kültür sitesine dahası kendisine yaklaşımındaki bu çarpıcı değer ölçüsüdür… Ben bu sitenin yazarlarından biri olarak böyle bir değerlendirmenin değeri olamam…
Söylenmemiş sözler vardır hala kibarlığını koruyan kadın arkadaşlarımız tarafından. Buna inanın lütfen…
Hata bizdedir: İnsan olmaya çağırmaktaki sabrımızdadır… Kibarlığın lüzumu yoktur… Ama biliyorum ki; Bugün anlamadığınız bu tepkiyi gösteren bütün arkadaşlar bu kibarlığı yapmış olmaktan dolayı hatalıdırlar. Ben dâhil!
Kalbim bütün sabrına rağmen kusmak derecesine gelmiştir. Bu bulantı hissini bütün arkadaşların duyduğunu görüyorum… İçimizi kirlettiler, çok kirlettiler… Öfke kından geç çıkmıştır bile. Öfke olumlu bir duygu değildir ama bazen başka duygu kalmıyor gösterecek… Haklı öfkeyi anlamanızı içtenlikle diliyorum Sevgili Oresay…
Hamiş: Kimse MSN konuşmalarını deşifre etmeyi önermemiştir... Ne kadar çarpıcı değil mi!
|