Google Reklamları
SAF ve Temiz Duygudaşlarıma Öneriler
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 22, 2012, 17:25:53 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: SAF ve Temiz Duygudaşlarıma Öneriler  (Okunma Sayısı 2558 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« : Mayıs 14, 2008, 13:42:27 ÖS »

Duygudaşlarıma Öneriler

Duygularımı güzelleştirme çabalarıma engel olanları artık affetmeme kararı almayı düşünüyorum.
Anneme de bu arada kızgınım doğrusu. Benim bu annem; beni terbiye ettiğini zannederken
Bir sürü geçersiz şey öğretmiş sanırım.

Annemin kötü bir niyeti yoktu biliyorum. Beni yetiştirmeye çalıştığı dönemlerde doğru zannettiği davranışları bana aktarmayı isterdi. Ben de onu kırmamak için,  alınmasın, üzülmesin diyerek onun istediği davranışları bir gelenek gibi sürdürdüm. Giderek kişiliğimi oluşturdular.
Bir insanın ( kendimce)  kusurlu bir yanını görsem bunu o insana hisettirmeme karşıydı. Kimseden daha üstün bir yaratılışa sahip değilsin derdi sık sık. İnsanların bazı eksik uzuvlara sahip olmasını sanki bir suçmuş gibi onlara hissettirmek yanlış ve günahtır, gerçek eksiklik böyle davranmaktır diye ilave ederdi.
 
Mesela; doğuştan ya da sonradan saçı olmayan birisine farklı davranmam yasaktı. Senin neden saçın yok? Diyemezdim; gerekirse dövmekten çekinmeyeceğine beni inandırmıştı,  eğer ben bir insanın kalbini kırsam o benim kafamı kırar zannederdim. Evde kırdığım hiçbir şeye aldırmayan bir kadındı oysa.
Biraz dayaktan çekindiğim, birazda öğretileri doğru olduğundan ben duygularımı hep gözden geçirmek zorunda kaldım.

Ama bu duygu meselesi çok oynak bir şey; inişli çıkışlı, öyle bir kere terbiye edilmekle olmuyor.  Zaman zaman gözden geçmesi gerekiyor. Emek istiyor kısacası.
Bir an boş bulunduğunuzda kötü bir düşünce pat diye geliyor ve bütün emekler boşa çıkıyor. Haydi al yeni baştan. Bozulan bir duyguyu onar dur, annemin istediği kıvama getir.
Bu yüzden anneme ara sıra kafam bozulmuyor değil.
Ama, bende bu arada kendimi rahatlatacak bir yöntem geliştirmeyi ihmal etmedim; her insanın yaptığı gibi.
Hataları kabul etmek zordur, herkes bilir bunu. Kısaca hatalıyım demek yerine bir sürü mazeret uydurabiliriz. Annem bana neden bir insanı kırdın dediğinde; Yoo, ben onun saçlarına değil kalbine bakıyorum derdim. Saçı olmadığını fark etmedim bile kalbi yokmuş gibi davrandı da anneciğim derdim.
 
Aslında en doğru şeyi yaptığımı düşünüyorum şimdi. Bir insanda bir eksiklik aramam gerekiyorsa  iç organlarına bakmalıyım. Sinir sisteminden tutta, bağırsak kusurları bile önemli. Safra kesesi hazım sistemini denetliyor mesela; bozulduysa yandı ortalık.
Hazımsız bir insanı kabullenmek zorunda kalmak beni yoruyor.

Çünkü;  bu annemin öğretisi yüzünden hala sıkıntı yaşıyorum!

Hala bir eksik beyinliye insan muamelesi yapmak adına onunla muhatap oluyorum. Kendi kendine güvey olmaya çalışan birine cevap veriyorum. Hak ettiği davranışı en başında yapmam gerekirken, en sona bırakıyorum.
Örneklemek gerekirse; Adamın biri mesaj atıyor diyelim. Günlerce üst üste mesaj geliyor. Saygılı bir üslup sayılır, ona cevap vermemi rica ediyor. Yazılarıma değer verdiğini, bu konularda bana ulaşmak istediğini bildiriyor. Oysa daha ilk yazılarında ben biliyorum ki kendini henüz geliştirememiş biri var karşımda. Ben, hadi kırmayayım diyerek bu insana özel mail adresimi veriyorum.
Başlıyor izin bile almadan sanki mail adresimde bir tek kendisi varmış gibi ve ben mailin başında oturmuşum onu bekliyormuşum gibi dır dır ara vermeksizin yazmaya.
Anlıyorsunuz ki karşınızda iç organlarında da sorun yaşayan biri var. Ama birde size ömrü boyunca “ aman kalp kırma” diyen bir de anneniz olmuş. Çok zor bir durum.
Adam, kalkmış övgüler yağdırıyor. O kadar ileriye giden övgüler ki varlığını bile size borçlu olduğunu söylüyor. Neden? Diyorsunuz. Siz olmasaydınız ben olmazdım bile diyebiliyor. “Yok aman yapmayın ben hoca değilim” deseniz de nafile kafayı takmış bir kere.
Kişisel sorunlarını anlatıyor, ailesini anlatıyor, yalnız olduğunu anlatıyor, benim yazıma yorum yap diyor. Yazı gönderiyor, bu nasıl olmuş diye soruyor. Ama bunları hep izin almadan yapıyor.
Sözün birinde, bir başka forumdaşın onu terslediğini anlatıp, “ben insanı göğe çıkartmayı bildiğim kadar yerin dibine geçirmeyi de bilirim” diyor.
Haaa, tehdit de var yani. Onu kabullenmek zorundasınız. Sizi yücelttiği ölçüde, onu yüceltmek zorundasınız.


Şimdi anneme verdiğim söz olmasa, ben daha ilk satırında bu kişiye oha! Yuh! hadi len! gibi sözlerle yolcu etmeği bilirim.
İşte anneme bu yüzden kızıyorum, bari bıraksaydı da birine olmayan beyninin hesabını sorabileydim.
Beyin beslenmediği sürece erir erir biter bir gün diyebilseydim. Bunda başkalarının suçu yoktur, beyin sahibi kendi beyninden sorumludur, bunu nasıl kullanacağını kendi belirler.
“Sizin beyniniz yok, benden uzak olun” diye yüzüne söyleyebilseydim. Ama kalp kırmamak diye duygularınıza işlenmiş bir kere. Çok zor.
Bunları benim gibi duygularını kime ve nasıl harcayacağını bilemeyen saf, temiz duygudaşlarıma örnek olsun diye yazıyorum.

Yorum dilenmeye çıkmışsa biri kırmamak adına bile olsa uzak durun bu insandan.
Asla sizin nezaketinizden, inceliğinizden anlayacak diye umuda kapılmayın.
Bir insanın yedi yaşına kadar kişiliği belirlenir. Kişiliği sözlerinin arasında görülebilir, sizin görmemezlikten gelmeniz onun umrunda bile olmaz.
O insana katkıda bulunacağım diye boşuna yorulmayın. Sizin rahatsızlığınızın onun için hiçbir anlamı yoktur. Aman uzak durun.
İnanılmaz zarar vericidirler kendi çıkarları için her sözünüzü, her hareketinizi takip ederler ve birgün bunu kullanmaya en baştan kararlıdırlar.
Hamlıklarının çok iyi farkındadırlar. Siz farkında değilmişsiniz gibi davrandığınızda bunu sahi sanıp giderek azgınlaşabilirler.
Amaçları sizin sırtınıza basarak kendilerine daha farklı bir yer edinmektir. Yazı dilinizi taklit etmeye çalışırlar, beyenilen yazarların üsluplarından alıntılar, çalıntılar yaparlar; yaparlar da yaparlar anlayacağınız. Aslında ona yapılacak iyilik bunu hemen bildirmektir kendisine ama benim gibi kalp kırmamaya özen gösterenler bunu başaramaz.
Ben yine de engellemeyi başarıp uzak kaldığımı düşünür. Zararın neresinden dönülürse kardır diye avunurum.
Bu adamlar başarıya ulaşamadıklarını anladıklarında,  giderken bile bir iki pislik bırakmayı ihmal etmezler. Çünkü oyunları ters tepmiştir. Çünkü hala bir beyni olduğunu var zanneder.
Hata; en başından önlem almamak olmuştur benim gibilerin. Beyinsiz birine, beyinsiz demekte bir mahsur yoktur bence, çünkü onların kalbi de yoktur ruhu da.

Annem başkalarının duygularına önem verirken benim duygularımı ihmal etti sanırım. Beni herşeyi hoş karşılamak durumunda bırakıp, çekip gitti dünyadan. Hoş karşılamayan, hoş karşılandığını anlamayanların çoğunlukta olduğu bir Dünya’da yalnız bıraktı.
Ah anneciğim, ola ki bir bulutta dinleniyorsundur diye inandırmaya çalışıp kendimi, senin istediğin gibi davranmaya çalışıyorum ama kusura bakma, bin bir emekle yoğurduğum güzel duygularımı bozanları affetmeme kararı aldım. Beyinsize beyinsiz, kalpsize kalpsizsin diyeceğim artık. Ruhu olmayan ise her şeyi hak ediyor.


Not: Bu yazı tabii ki bir öykü değildir. Öykü adı altında çok garip, yazı bile denemeyen nitelikte yazıların  bir kişi tarafından paylaşıldığını gördüğümden ve o yazıların yanında, bu yazının bir değer taşıdığına bir öykücü olarak inandığımdan, bu başlık altında paylaştım. Özür dilerim öykücülerden ve bir yazının niteliğinin neler olmasını anlayanlardan.

Sedef Kandemir bu günün tarihiyle anlık yazılmıştır.
« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2008, 13:50:23 ÖS Gönderen: sedef Kandemir » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
asumanatakuman
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


« Yanıtla #1 : Mayıs 14, 2008, 15:56:31 ÖS »

ah sedef ah!
ben "nezaket" işini bir yana bırakalı çok oldu. birini hasbel kader msn me ekledim ve gereksiz yere yıkama yağlama başladı mı derhal engelleyip kapatıyorum. inan rahat ettim.  kendi selametin için derhal bırak bu "eksik beyinli" her kimse adam muamelesi yapmayı.
hayır yani; sırf kendi idrakinin kıtlığından seni de eksik beyinli ilan edebilir.
hem böyle bir kaç kişiden duyarsa ne olduğunu zayıf bir ihtimal ama belki inanır da düzelme yoluna girer.
eline sağlık, duygularımıza tercüman olmuşsun.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #2 : Mayıs 14, 2008, 18:40:57 ÖS »

Canım Sedef,

Aklıma gelip, dilime düşen..
ordan kağıdın sanalına mı yoksa kibrit çakmakla tutuşmayı bilmeyen samanlığına mı... 'yaz' beni deyip parmağıma üşüşen ilk karlı laf ne oldu 'ah!' eden-etmiş-ettirttirilmiş seni işitince dün akşam, biliyor musun?

''Osuruktan tayyare!''

bir baş belayı def etmeyi kaşıyla bilemedikçe
demek tef çalıp ya oynayacak ya oynatacak
onu, kalbi sükutun huzur bozucu sükunetiyle


ya da
kaza, bir başa, geliyorum demişse,
sormadan ama ''bir manin var mı?''
aynı başın tok kalbi açacak demek
ona da bir yer
kara kazanda!

*/

ya yaz beni kış gelsin, ya da kış kışla
baydı bayan baharı güz huzur demek...

Smiley

Gevelemeden cümle kurmayı öğrendiğim gün,
ne şiirden bir kalem, ne kırılası parmaklarımla...

Yazacağım senin gibi kalbimin mutlak gün ışığıyla.

*

Saçlarına saçağında buz tutan serçeler değil,
kışkışlamakla gitmek bilmeyen kışlar kondurmuş ak beyazları..

Öyle Kardeşin.

Dünya(m)da bi sen, bi Yelda, bi de bir kaç güzel İm olsaydı var ya.. masallardan, düşlerden.. şiirden bile güzeldi değil, çok daha güzel dönerdi dünya.

Perihan Yakar
« Son Düzenleme: Mayıs 14, 2008, 18:49:57 ÖS Gönderen: zeyno » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #3 : Mayıs 15, 2008, 12:52:46 ÖS »

Sevgili duygudaşlarım Perihan ve Asuman Kiss öperim sizi.

Tebriklerimi bir diğer iletide Perihancığıma ulaştırmıştım. Kaza kendini nasıl getirdiyse yine kendini öyle götürdü. Hoşgörü aşırıya vardığında adı aptallık oluyor. İşte, kendimi öyle hissetmeme neden olanları vallahi affetmeyeceğim.

Küsmedim, küstüremeyecekler.

Torunlarımızın bizim anlatacaklarımıza ihtiyaçları var. Maalesef var...Herşey torunlar için, zor bir dünya onları bekliyor.

Periciğim sen gevelemeyi hiç başarama inşallah, böyle devam et. Çivi gibi kalıyor sözlerin onur kütüğünde yaşama çakılmış...Seviyorum ben sizleri
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
YeldaKaratas
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 191


« Yanıtla #4 : Mayıs 16, 2008, 01:00:04 ÖÖ »



Bir çiçek bırakayım duygudaşlığınıza: Suyunu esirgemeyin!
Dağlara taşlara duyursun rengini hep...


Moderatöre Bildir   Kayıtlı
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #5 : Mayıs 16, 2008, 04:11:07 ÖÖ »

Bütün yollar ROMA'yaymış!

Laf!

Roma'ya çıkan bütün yollar talihsiz deneyimle mi yoksa tarihsel tecrübeyle mi döşenmişler acaba?

Dimi?

Buradaki 'Acaba' nın cevabı, cevabım var diyecek herkesçe madem daima farklı !
 
'Bütün Yollar Roma'ya' ymış lafının doğruluğu da tartışılmaz tek doğru değil demek ki!

Bu mantıktan hareketle yoluma devam ettiğim zaman gördüğüm o ki

Bütün yollar 'BUDUR' uma çıkıyor valla,

Budurumda, bana doğrumun doğruluğunu tasdik edecek (y)eminimden daha kuvvetli başka bir merci var mı acaba?

Var mı Sedef ne dersin, şiiraşkına!?

Var diyorsan, BUDUR' dan vuracağım kendimi tekrar yollara. Koşacağım, ilk etap BURDUR, sonrası ROMA 
Nadim ayakla...

Aklım soğan
soyulmuş,
kalbim
soğuktan ayıklanmamış büzülmüş yonga

Perihan   
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
sedef Kandemir
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 441



« Yanıtla #6 : Mayıs 16, 2008, 04:42:52 ÖÖ »

Sevgili Yeldacığım mine nakışlı, hoş bakışlı yüreğinle ne güzel gelmişsin, canımsın.

Peri sen, siyah mı desem, mor mu soğanın  ender bulunur lale çiçeğim her ikinize de teşekkürler.

Bu arada esas kıza seslenemedim.

Sevgili Nesredede seni seviyorum ben Kiss
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi".
-Sabahattin Ali-
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #7 : Mayıs 16, 2008, 06:22:39 ÖÖ »

Nesredede ESAS KIZ!

Biz tali miyiz?

Bize bunu dedin ya Sedef!
boğazına inciden üst geçit kursan, dil kuşumla konmamız çok güç tesadüf.

Talihine küs Smiley



(Bi polemik yaratsak da diyorum, havadan sudan, kalksa ortadan ruhumuza yaramaz sisli havamız) 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
nesredede
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #8 : Mayıs 16, 2008, 08:48:32 ÖÖ »

sizleri seviyorum etrafa yaydığınız elektiriği seviyorum.
sert konuşmak istemiyorum "iyi adamlar" da vardır türü replikleri çoktan aştım.
Kazıyınca hep o kötü-zavallı adam çıktı lotaryada.
Egoları beyinlerinden büyük, en cahili bile olması gereken  mütevazilikten yoksun  zavallılar.
Hakim, cesur, kahraman, kurtarıcı onlar.
Biz "hayran olmaktan" bitap edilginler ?
Kadın bu rolden sıkılalı çok oldu.
Yüzyıllardır sıktınız artık.
Hay sizin senaristinizin de yapımcınızın da yönetmeninizin de aktörünüzün de ...
sabah sabah ağzımı bozmasam.
...
sizleri seviyorum.
sevilmeyi hakedenleri seviyorum.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

hangi kalpsiz cami avlusuna b?rakt? bu halk?///a. öktem
cigdemünal
Çi?'dem
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 113


Kaça??m, e?kiya a?klar ya?ar?m durmadan.


« Yanıtla #9 : Mayıs 16, 2008, 09:48:19 ÖÖ »

Merhaba kadınlık hallerinin en cümbüşlü, rengarenk halleri...

Ben de sevsem sizi, zaten sevip bir de sevdiğimi söylesem. (?)


Bana kimse öğretmedi! Ben kendim öğrendim...Bu yüzden kızacak bir annem de yok. İnsanlara çoğu vakit sevginin en dolu dolu, dolup taşmış halini sunmayı, saygıda kusur etmemeyi, uslu kız olmayı bazen fazla gereksiz bir özveriyi ruhumdan çekip çıkarmayı, bir de gidenin arkasından konuşmamayı kendi kendime öğrendim. "Kaybedilecek birşey yok" derdim hep kendime. Ama sonra sonra farkettim ki; ne çok şey silip süpürdü benden duyarlı hallerim.

Bu yüzden kendime kızar olmuştum. Konuşmamak olmalıydı öğrendiklerime göre yapmam gereken...

Ama...

"Sözün birinde, bir başka forumdaşın onu terslediğini anlatıp, “ben insanı göğe çıkartmayı bildiğim kadar yerin dibine geçirmeyi de bilirim” diyor.
Haaa, tehdit de var yani. Onu kabullenmek zorundasınız. Sizi yücelttiği ölçüde, onu yüceltmek zorundasınız."


Bu cümle çağırdı beni.
Gülümsedim ilk okuduğumda da. "Aferin sana Çiğdem, verdiğin tepkiler yanlış değilmiş, yanılmamışsın" diyebildim kendime.

Geçmiş olsun arındık sislerden, bulanık sulardan.

Seviyorum hepinizi çok çok.
« Son Düzenleme: Mayıs 16, 2008, 09:51:22 ÖÖ Gönderen: cigdemünal » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Borcum Yok! Bozdurdum Ömrümü.
Oresay
ÖKS Girişimcisi
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 111


« Yanıtla #10 : Mayıs 16, 2008, 11:50:50 ÖÖ »

Merhaba,

Sanal ortamda, sanat ve kültür sitelerinde şair, yazar, sanatçı, amatör şair, okuyucu, ozan vb. unvanları üzerimize giyinip şiirlerimi, öykülerimizi, denemelerimizi, kimi zaman siyasi düşüncelerimizin ışığında toplumsal bir takım olaylara karşı geliştirdiğimiz tepkilerimizi ortaya koyuyoruz, yaşamı paylaşıyoruz.  Yoğun bir etkileşim sürecine giriyoruz. Elbette doğal olarak kızgınlıklarımızı, küskünlüklerimizi, sitemlerimizi de getirip orta yere koyuyoruz.

İletişimde çabalar,  temelde iki insanın birbirini sağlıklı bir şekilde anlamasına yönelik olduğunda yaşam anlam kazanıyor. Karşımızdaki insanların duygusal durumlarını, içinde bulundukları diğer durumları anlamaya yönelik çabalarımız da bu sürecin önemli vazgeçilmez koşullarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bakış açılarımızı, heyecanlarımızı, yargı ve saplantılarımızı ön plana çıkardığımızda ne kendimizi ifade edebiliyoruz ne de başkalarının bizi anlamasını sağlayabiliyoruz.

İletişim sadece konuşma değil ki. Bu sürece etkin bir şekilde girildiğinde: ne söyleyeceğimizi bilmek, nerede ve ne zaman söylemenin doğru olacağına karar vermek ve en iyi nasıl söyleneceğini bilerek/düşünerek hareket etmemiz gerekiyor.

Şüphesiz insan zaman zaman duyguları kontrol altında tutamayabilir, patavatsız da olabilir, bir takım boş hayaller için diğer insanları kullanmaya da çalışabilir, eğitimsiz, yarı cahil de olabilir, dedikodu da yapabilir, özetle ilişkiler sürecinde olumsuz görüntüler ortaya çıkaran tutum ve davranışlar sergileyebilir. Bu durumdan rahatsız olabiliriz. Herkes rahatsız olabilir. Çözüm olarak da o ilişkiyi bitirerek bu olumsuz durumlara bir son verebiliriz.  Bunun için biraz dikkat yeterlidir.
 
Ama sanal ortamda edebiyatı paylaşan insanların bu konuda hassas olması gerekmez mi? 
Edebiyatı, bazı unvanları giyinerek paylaşan insanların bu süreçte sorumlulukları çok fazladır diye düşünüyorum. Şairler, yazarlar duygularının esiri olmamalıdır, kendilerinin ve başkalarının duygularına önem vermelidirler, kendilerine güvenmelidirler, hem kendilerini hem de başkalarını kırmamaya özen göstermelidirler. Öfkeden ve kaygıdan uzak durmalı, başkalarını kırarak kendilerini haklı çıkarmaktan da uzak durmalıdırlar.

İnsanlar geçmişte yaşadıkları olumsuz bir takım olaylarının etkisinde kalarak, artık kendisini yönetmeye başlamış olan geçmişin olumsuz düşüncelerinden bir an önce sıyrılmalıdırlar. Bir takım olayları da fırsat olarak algılayıp, bu tür olumsuz düşünceleri bir olayın içine karıştırarak düşmanlık sergilemekten uzak durmalıdırlar. 

Sanatçı duyarlılığına yakışacak bir şekilde sessiz ve sakin bir biçimde bitirilmesi gereken bir olumsuzluğun böyle garip bir şekilde hoş olmayan sözcüklerle süslenerek sergilenmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu durumun bütün dostları üzdüğüne de inanıyorum.

Kim haklı, kim haksız artık önemli değildir. Önemli olan tutum ve davranışlarımızdır. Şiir, eleştirir, sorgular ama şair hoşgörülüdür, barışçıdır, sevecendir, üstü kapalı hakaret etmez, sevgi doludur, yaşamın anlamını yüceltir. Gidenin, kovulanın arkasından davul çalmaz. Bir insanı yerin dibine batırmak kolaydır.  Ama bu bir meziyet değildir. Şair için hiç değildir. Meziyet doğru kişilerle sağlıklı iletişim kurabilmektir veya aksayan bir ilişkiyi doğru ve uygun bir biçimde kesip atmaktır. Gerektiğinde sitenin kurallarının işletilmesini istemektir.

Bir okuyucu olarak bu sayfayı, diğer bazı sayfalardaki gelişmeleri inanın üzüntüyle okudum. Bu tür bir görüntü beni rahatsız etti. Bu yazı üzüntümün bir ifadesidir. Bir eleştiridir. Paylaşmak istedim. Sevgimle.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
asumanatakuman
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


« Yanıtla #11 : Mayıs 16, 2008, 12:56:46 ÖS »

sevgili oresay,
elbette çok adam gibi adam, yalnızca sanat ve edebiyat konusunda görüş alışverişinde bulunduğumuz şahane arkadaşlarımız da oldu.
onlar ve onlar gibilerine saygımız sevgimiz her zaman sonsuz...
fakat bu sedef'in söz ettiği -inanın kim olduğu konusunda da bir fikrim yok- gibilerine de öyle çok raslanıyor ki... 
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
asumanatakuman
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25


« Yanıtla #12 : Mayıs 16, 2008, 13:08:26 ÖS »

bir örnek vereyim;
bir başka forumda yöneticilerden bir hanım, tüm forumdaşlara bir başlıkla ilgili aynı özel iletiyi yollamış ve samimiyetle bir öpücük ikonu eklemiş iletisine.
bir erkek forumdaşımız bu özel iletiyi hepimize gelmemiş gibi genele açtı ve bu öpücük ikonu nedeniyle hanıma çok çirkin suçlamalarda bulundu. tabii hepimize geldiğini anlayınca...
 aynı günlerde buradan bir forumdaşımız, orada yazmaya başladı. genelde tarzım olmamasına karşın kendisine yazdığım hoşgeldiniz iletisine bir öpücük ikonu da ben eklemişim. oysa burada da bir samimiyetimiz yoktu. ama olgun, adam gibi bir adam olarak: "içten karşılamanıza teşekkür ederim." yazmaktan başka bir tepki göstermedi. utancımı ve minettarlığımı anlatamam.
 bilmem aradaki farkı anlatabildim mi?
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
nesredede
ÖKS Girişimcisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #13 : Mayıs 16, 2008, 14:30:17 ÖS »

Her insanın bireysel tarihi farklıdır.
Bu tarihi yorumlayış biçimi de...
Yaşadıklarımız belirleyenimizdir.
Ülkemde oluşan "erkek portresinden" nicedir rahatsızım.
"erkeksi" ifadesini  "itici" bulurum.
Erkeklerin tamamını bu kategoride görmenin yanlışlığının farkındayım. Ancak yaygınlık ve pratik yaşam genel doğruların etrafında gelişiyor.
 Kötü anılar biriktiriyor, yıpranıyoruz. Bu yıpranma edebiyatı doğurgan yapabiliyor. Çok güzel eserlere esin kaynağı olabiliyor.
Ancak bu "darbe" dönemlerinin edebi doğurganlığı gibi acıdan besleniyor.
Erkekler varoluşunu sorgulamalı, kadına bakışını değiştirmeli aşkı "iki özgür kartalın sevişmesi gibi" mülkiyetsiz düşünebilmeli.
Bu konuda KURULABİLECEK çok cümle var.
Burada kesiyorum.
Kadınları sevmek için çok gerekçem var.
Erkekleri sevmek için bahaneler uydurmaktan yoruldum, yorulduk.
Önce "imge" den yola çıkarak "erkeksi" sözcüğüne farklı çağrışımlar yüklemeliler.
Bunun için bile ÖNCELİKLE "kadın imgesi"ne gereksinimleri var.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

hangi kalpsiz cami avlusuna b?rakt? bu halk?///a. öktem
Transferci
Yalçın Bozer
Yönetici
ÖKS Girişimcisi
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 188



Site
« Yanıtla #14 : Mayıs 16, 2008, 16:55:23 ÖS »

Sonlanması dileğiyle...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Bana da Transfer işi yüklendi.
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!