cigdemünal
Çi?'dem
ÖKS Girişimcisi
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 113
Kaça??m, e?kiya a?klar ya?ar?m durmadan.
|
 |
« : Mayıs 11, 2008, 22:04:41 ÖS » |
|
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine”
Karşıyaka’nın üç gülü…
Denizgülü, Yusufgülü, Hüseyingülü;
Ölümlerinin 36. senesinde onları yalnız bırakmamak için Ankara’ya yürüyenlerin sayısı her ne kadar az ise onları unutmayanlar, seslerini yükseltenler bir o kadar çoktu. Birçok yerde anmaları gerçekleştirildi. Türküleri dile geldi. Gemereğin yollarına, Yusuf’u vuran çavuşa, ona madalya gönderenlere, Nurhak’a, Kızıldere’ye lanetler türkü oldu dillerde. Ağıtları binlerin sesiyle yükseldi sloganlarda.
Bu anmalardan birisi de yaşadığım kentte dingin bir Pazar günü anılarına dikilen ağaçlarla orman edilen 68’liler ormanında gerçekleştirildi.
Boy vermiş çam ağaçlarının altında bağdaş kuran binlerce insan faşizmin gölgesinden ilk kez bu kadar uzak, bu kadar hür, bu kadar kardeşçesine unutmadıklarını bağırdı.
Hepsini bir bir sıraya dizdi.
Sadece üç fidanı değil ölüme giden yüzlerce devrim şehidini, yüzlerce karanfili yüreğinden öptü. Gören gözleriyle Eşber Yağmurdereli haykırdı önce “ Unutmadık, unutmayacağız. Sehpaya tekmeyi vurup ölümü göze alacak kadar yürekliyiz bizler” Sonra sırayla birçok parti yöneticisi fikir ayrılığını ortadan kaldırıp tek ses olarak “Türk, Kürt, Ermeni yaşasın halkların kardeşliği” dedi. Alana girdiğimde içimi en çok burkan ağaçların çokluğu oldu. Hiçbir orman bu kadar derinden sarsmamıştı beni. Fazlasıyla çam ağacı vardı ve her bir ağaca çivilerle iliştirilmiş güzel yüzler. Giden herkes anısına bir ağaç gördüm ben. Başımı her nereye çevirsem kırılmış kollar, kanatlar, bükülmüş boyunlar. Bizler bu ağaçların gölgesinde onlara ışık olsun diye hiç susmadık. Her dil bir başka ağıdı ses etti. Gözleri içimizde asılı kalan Erdal’ıma söylendi “Bir oğul büyütmelisin” Ayıplarımızın bitmek bilmediği coğrafya ya “Kızıldere, Nurhak” gönderildi. Hasret’in, Nesimi’nin, Semaha duran canların isimleri her defasında tekrar tekrar anons edildi. Böylesine bir çarkın dişlisi olanlara inat 10 Mayıs anneler günü yalnızca Şair Nevzat Çelik’in “şafak Türküsü” şiiriyle evlatsız anaları selamlamayla anıldı. Taksim meydanında kanlı bir katliama kurban gidenlere “alanlar bizimdir, her yer taksimdir” sesini duyurduk. Hepimizden önce çıkarsızca yürüyüp gelen Suavi; Ahmet Kaya’nın soğumuş bedenine el sürüşünü anlatırken gözlerindeki inci taneleri gözyaşlarımıza karıştı.
Sabahın seherinde başlayan anma programı tertemiz yüzlü çocuklar, kadınlar ve fidanlarımızın yol arkadaşlarıyla yılmak bilmeden gecenin en kör saatine kadar sürdürüldü. El kadar bir kız çocuğu kaptı mikrofonu ve başladı okumaya; “yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâğıt gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.”
O vakit hala geleceğin aydınlık olduğuna dair bir umut büyüttüm içimde. Bu umudun hiç sönmemesini dileyerek. Zılgıtlarla, halaylarla, türkü ve şiirlerle seslendik biz giden her bir cana. Işık oldular günümüze, huzurları olduk inancımızla onlara. Seneye aynı gün ve aynı ormanda fazlasıyla, çok daha fazlasıyla gören göz ile buluşmak umuduyla bitirdik. İçimize sıkıştırılan umutsuzluğu atarak ve çam ağaçlarıyla vedalaşarak düştük yeniden yollara. Dilimizde tek bir şiir ile;
“Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!“
|