|
sedef Kandemir
|
 |
« : Nisan 21, 2008, 03:51:29 ÖÖ » |
|
Kim Demiş Kediler Nankör Diye?Dünyayı paylaştığımız canlıları sevmek, onların varlığından rahatsızlık duymamak öyle hoş bir duygudur ki. Onları sevmeyenlerin, istemeyenlerin ya da korkanların rahatsızlıklarını seyrettikçe bunu daha iyi anlıyorum. Ben şanslı bir çocuktum. Babam beni çeşitli hayvan yavrularının isimleri ile çağırırdı. Pofuduk dediğinde bir ayı yavrusu, Tavşin dediğinde yavru tavşan, Mohini dendiğinde yavru fil olurdum; culuk, potuk, kerkenez diye değişirdi bu isimler o anın önemine göre. Bunu beni severken yapardı, kızarken asla değil. Sıklıkla hayvanat bahçesine gezmeğe götürmesi de çok hoştu; bu yüzden kendimi bildim bileli, hayvan kısmına yakın hissettim. Tebessümleri görür gibi oluyorum, hayvan gibi bir şey der gibi. Doğru, hayvanım tabii hepimiz kadar; cinsimiz insan değil mi sadece? Annem titiz biri olmasına rağmen, yalnızlığımı telafi etmek için sanırım, katlandı hayvan sevgime. Yoksa çöplükten yeni çıkmış bir yabani kediyi ya da uyuz bir köpeği kucakladığım gibi öpmeme, eve getirmeme başka türlü mani olamazdı. Önceleri hepsi sevimli birer canlıydılar benim için, canlı birer oyuncak gibiydiler; çizgi filmleri sever gibi seviyordum onları.
Birçok kez saldırıya uğradıysam da yılmadım onları sevmekten. Eniştemin kedisi çenemi ısırarak, kafama tırnaklarını geçirmişti bir seferinde ( bu arada ayakları boşlukta sallanıyordu.) Affettim tabii, kediydi sonuçta… Kesinlikle canını yakacak bir şey yapmışımdır. Bir keklik insanı önüne katıp kovalar mı? Beni kovaladı; bacağımı da gagaladı üstelik. En şık kıyafetlerinizle, bir sinema çıkışı, arkanızdan hırlayarak gelen bir köpekle daireler çizerek koşmak komik bir görüntüdür, benim başıma geldi. Tam oğlakları severken, ayak parmaklarınızdan tutun da saçlarınızın arasına kadar arıların sokması da hiç hoş değildir; çok iyi bilirim acısını. Kaz, hindi, hatta kuğu saldırıları da cabası…
Zamanla büyüyor insan maalesef; ben de büyüdüm. Bu süreç sonunda, onların oyuncak olmadıklarını, tıpkı bizler gibi birbirinden farklı yaratılmış birer varlık olduklarını öğrendim. Kedi- köpek diye genel olarak adlandırılsalar bile; birbirlerine benzemedikleri gibi, karakterlerinin bile ayrı olduğunu çok iyi biliyorum; Bizim gibi duygulara sahipler. Üzülüyorlar, seviniyorlar; mutsuzluk, stres, depresyon kısacası hüzün onlara da yabancı değil.
İlk kedimi saymazsam, kediler hayatıma uzun yıllar sonra girdi diyebilirim. İlk kedim cingöz, çok kısa bir süre benimle kaldı. Balkon demirlerinde dolaşmayı severdi. Bir dalgınlık esnasında, demirin üstünde olduğunu unutup, bir kuşun peşinden boşluğa doğru atladı sanırım. Uzun yıllar bir kedimin olmasını istememem bu yüzden olabilir. Oysa evde bakılması en kolay hayvanlardır. Asla nankör değildirler, bir köpek kadar sadık olabilirler ve kişilikleri daha da güçlüdür kedilerin.
Bebekken alınıp bakılan kediler tıpkı bir köpek gibi size bağlanır. Söylentilerin aksine bir evin onlar için hiç önemi yoktur. Sizsiniz onlar için değerli olan. Eve bağlı olan kediler; kapı önünde bakılan kedilerdir. Sahibi taşındığında şartlandığı için beslendiği kapıya tekrar dönebilir doğal olarak. İnsanı terk ediyorsa bir kedi, onunla duygusal bir bağ kuramamış demektir sahibi. Bu durumda nankörlükle suçlanmaları haksızlık oluyor.
Bir arkadaşım, kedilere olan bağlılığını sevgisine değil, aşırı merhametli oluşuna bağlamıştı bir sohbetimizde. Düşündüm, doğruydu. Bizimkisi sevgiden çok tuhaf bir merhamet duygusuna dönüşüyor zamanla. Doğal ortamlarında rahat yaşama imkânı bulamayan hayvanlara, bazı insanların reva gördüğü haksızlıkların bir özrü gibi davrandığımı fark ediyorum zaman zaman. Birkaç kedi oluştu farkında olmadan etrafımda, oysa tek bir kedim vardı ve yetiyordu bize, şimdi on yedi yaşını bitirmek üzere. Diğer üç kedim bir doktor hatasına borçlular yaşamlarını ve onları bakmak zorundayım.
Ben; insan adına onların doğal yaşamlarını mahvettiğimiz ve (bizlerin bile mutsuz olduğu) kent denilen yapay taş ormanlarında onları çaresiz bıraktığımız için mahcup oluyorum. Üzüntülerine dayanamıyorum. Martıların balıklarını tüketip onları çöplerimize mahkûm ettiğimiz için, kuşların çoğunun soylarını tükettiğimiz için, biyoloji laboratuarlarında bir sürü mikrop üretip sonra bu mikropları taşıyorlar diye onları itlaf ettiğimiz için, soy kırımı yaparcasına avladığımız için, Kötü davrandığımız için, yaşam koşullarına saygı göstermediğimiz için kediler vasıtası ile diğer canlılardan özür dilercesine bir tavır sanırım benim kedilerle olan ilişkim.
Onlar asla nankör değildirler, sadece vakurlar. Kediliklerinden hiç taviz vermeden severler sizi; tıpkı köpek gibi severler. Bizler arasında yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmalarına, başlarına gelen her türlü haksızlığa rağmen, onları okşayıp, bir iki tatlı söz söyleyip, karınlarını doyurduğunuzda sevgilerini hiç yitirmediklerini görürsünüz. Yaşamın sırrı da bu değil mi?Sedef kandemir - 2008
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 22, 2008, 11:29:05 ÖÖ » |
|
SEVGİLİ SEDEF KANDEMİR BEŞ YAŞINA KADAR KOZAN İLÇESİNİN BİR ORMAN KÖYÜNDE YAŞADIM, SONRA DA PEK GİDİP GELMEDİM. ZORUNLU GİDİŞLERİMDE İSE BABAMIN ESKİ EVİNİN ETRAFINDA DOLAŞTIM AMA İÇİNE GİRMEYİ HİÇ ARZULAMADIM. ÇOCUKLUK HAYALİMİN HİÇ BOZULMASINI İSTEMEDİM… ŞİMDİ İSE İSTESEM DE GÖREMEM, YAPILMAKTA OLAN YEDİGÖZE BARAJININ ALTINDA KALDI. NEYSE. DEDİNİZ YA YAŞAMIN SIRRI DA BU DEĞİL Mİ? HAYVANLARDAN ÇIKARAK YAŞADIĞIMIZ HAYATIN SIRRINA ERDİNİZ, HA İŞTE O ANDA KENDİMİ KONUNUN İÇİNDE BULDUM. SEKSENLİ YILLARA KADAR EVİMİZDE HEP BİR KEDİMİZ KÖPEĞİMİZ OLDU, KÖPEKLER BENİMLE BOĞUŞARAK, OYNAŞAR BÜYÜDÜLER. BEŞ YAŞINA KADAR ATA VE EŞEĞE ÇOK BİNDİM, BÜYÜK ÇOCUKLARLA EŞEK YARIŞTIRIKEN SAKATLANDIM, İZİNİ HALA TAŞIYORUM. ORTAOKUL YILLARINDA DAMDA GÜVERCİNLERİM DE OLDU LİSEYE BAŞLAYINCA HEPSİNİ AZAT ETTİM. BALIKLARIMDAN EVLENDİKTEN SONRA EŞİMİN RİCASIYLA(!) AYRILDIM. HERHALDE KARMA BİR KİMLİK OLUŞTU BENDE, BİRÇOK YANIMI HAYVANLARDAN ALMIŞIM. DÜNYAYA DAHA FARKLI AÇIDAN BAKABİLME İSTEĞİM SANIRIM KUŞLARDAN KALDI. GÖZDEN UZAK SAKİN BİR YAŞAM BİÇİMİM BALIKLARDAN. ANİ TEPKİLERİM KEDİLERDEN, EVDEN UZAKLAŞMADAN YAŞAMAM KÖPEKLERDEN, SESSİZLİĞİM BAYRAMLARDAN BİR KAÇ AY ÖNCE ALIP BÜYÜTTÜĞÜMÜZ KUZUCUKLARDAN. AMA EN ÇOK BENZERLİĞİMİ BEDENİMDE SADECE ONUN İZİNİ TAŞIDIĞIM İÇİN OLACAK EŞEKLERDEN ALMIŞIM. ANAMDAN DOĞDUĞUM GÜNDEN BERİ OKUL DÖNEMLERİ DE DÂHİL SÜREKLİ ÇALIŞTIM. YAHU İNSAN BİR GÜN BOŞ GEZMEZ Mİ? YOK! İŞSİZİM DİYEN GENÇLERE BİLE ÖZENDİĞİM OLDU. SANATKÂRIM, ELİM BİRÇOK İŞE YATKIN BİLİYORUM AMA ARKADAŞLARLA ŞÖYLE BİR ÇİLİNGİR SOFRASI KURSAK KİMSE BİR DOMATES BİLE YIKAMIYOR. GEÇTİK, BARDAKLARA İÇKİ DOLDURAN BİLE YOK. ASLINDA HAYVANLARIN BİZLERİN ARASINDA YAŞAMAK ZORUNDA KALMALARI ÇOK ACI, BİZLER VE ONLAR ZATEN BİR DOKUNUN ZERRECİKLERİYİZ. BİRÇOK ÖZELLİKLERİMİZ AYNI, ZORUNDA OLMADA BİRLİKTE YAŞAMAMIZ GEREKİYOR ZATEN. BİR DE BU GÜZEL YARATIKLARA ÇEŞİTLİ ETİKETLER YAKIŞTIRMIŞIZ: KEDİLER NANKÖRMÜŞ, PEH! BU YAŞIMIZA KADAR NANKÖR OLMAYAN KAÇ İNSAN TANIDIK. YA DA KAÇ KEDİNİN NANKÖRLÜĞÜNÜ GÖRDÜK. YOLDA SOKAKTA, İŞYERİNDE TANIDIĞINIZ ELLİ, ATMIŞ YAŞINIDAN BÜYÜK KAÇ İNSANI EŞEKTEN DAHA ÇALIŞKAN VE AKILLI GÖRDÜNÜZ, HEM EŞEKLERİN O KADAR YAŞAMA ŞANSI BİLE YOKKEN… KUŞLARIN UĞURSUZLUK GETİRDİĞİNE İNANAN İNSANLAR VAR. ULAN UĞURSUZLUĞU MUŞMULA YÜZÜNDE VE FESAT KAREKTERİNDE ARA! DİYEMİYORSUN. EN ÇOK DA LÜMPENLERE İT HERİF DİYORLAR YA… SELAM VEREMİYECEĞİM İNSANLARI, ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIMA BENZETMİYORLAR MI KAHROLUYORUM. İŞ BUNUNLA DA KALMIYOR. EFENDİM TİLKİLER KURNAZ OLURMUŞ. YUH ARTIK HANGİNİZİN BİR TİLKİYLE ARKADAŞLIĞI OLDU. ASLAN GİBİ ADAM, HADİ BE ASLANLARLA EYLEME GİDEN BİR KİŞİ YA DA KURUM GÖRDÜK MÜ? BU SAYDIĞIMIZ VE SAYABİLECEĞİMİZ BİRÇOK ÖZELLİK SADECE BİZDE VAR. ONLARDA DA OLABİLİR, DNA ŞİFRELERİMİZ BİLE AYNI. SEVGİLİ SEDEF GÜZEL YAZINIZDA DA BELİRTTİĞİNİZ GİBİ YAŞAMLARIMIZ HAYVANLARLA İÇİÇE GEÇTİĞİ ZAMAN GERÇEKTEN YAŞADIĞIMIZI DAHA İYİ HİSSETMİYOR MUYUZ?
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #2 : Mayıs 24, 2008, 02:08:15 ÖÖ » |
|
Çok güzel bir katılımdı Sayın Mehmet Ak. Sizin de dediğiniz gibi, benim de dediğim gibi; Hayvanlar, insanda var olan doğal duyguların hepsine sahipler. Geceleri evimizi korusun diye bir ağaca zincirlediğimiz köpekler korkudan havlıyorlar. Kediler bir diğerini sevdiğimizde kıskanıp, küsüyorlar. Ben, muhabbet kuşumuzu ( Şimdi rahmetli oldu) kedi yüzünden kafese kapatmak zorunda kaldığımızda bana bakışını hiç unutamam, nasıl bana bunu yaptın der gibi bakmıştı ve bana uzun süre küstü. Sevdiği birinden beklemediği bir hareket gördüğünde bir insan, nasıl bir ifade taşırsa gözlerinde, onun da farksızdı bakışları. Tüm canlıların ortak duygusu sevgi. Temiz ve güzel bir yaşam istiyoruz hepimiz. Hayvanlardan neden esirgiyoruz bu hakkı onu hiç anlayamıyorum.
Televizyon haberlerinden birinde bir haber izlemiştim. Japonya'da bir çiftçi, ineklerinin sırtlarını kaşımak için zahmet çektiklerini düşünüp, bir yöntem geliştirmişti. Uzunca bir direğin üstüne dönen bir tekerlek yaptırıp, bu çemberin kenarlarına ucunda fırçalar olan uzun çubuklar taktırmıştı. Fırçalar dönüyor ve inekler altında duruyorlardı, bu durumda sırtları kaşınmış oluyordu. Sıraya girmeleri ise harikaydı. Sırtı kaşınan inek sırada çıkıyor ve bir diğeri giriyordu süpürgelerin altına.
Çiftçi ineklerinden aldığı süt veriminin yarıdan fazla çoğaldığını farketmiş böylece. Ahırlarının havadar ve temiz olduğunu söylememe gerek yok tabii. O çiftlikte yaşayanlar mutlu ve huzurluydular. Benim ülkemde ise bırakın inekleri, hayvanat bahçesindeki hayvanların bile hali içler acısı. Bir hayvan barınağının temiz ve havadar olması için sahibinin zengin olmasına gerek yoktur. Yeterki üşenmeyip eline bir süpürge alsın, biraz su tutsun, yeterli olur sanırım.
Katılımınız için teşekkür ederim.
Saygılarımla
sedef
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 24, 2008, 05:30:12 ÖÖ » |
|
Sanıyorum Nisan ayının onuncu günü, bu anımsama doğru değilse onbirinci günüydü.
Mutfağımın kocaman bir penceresi var. Ve önünde günbatımı manzarasını boğaz manzarasına değişmeyeceğim ve büyükçe diyebileceğim caaaanım balkonum.
Onu, şimdilik, hayalim olan bir botanik bahçesine dönüştüremem. Ancak her bahar, bana katıksız bahçelik eder. Petunyalarım, fesleğenlerim, cam çiçekleri, sardunyalarım, orda benimle hayat bulurlar. Orda benimle hayat bulan güzellerim hiç kuşkusuz yaz boyunca bana da hayat verirler. Kış boyunca hayatımı onlarsız yoksa nasıl idame ettirebilirim!? Bu, her nevi çiçeğe (siz deyin bitki) ellerinizle bir hayat verip, onlardan kaç bir tane kimbilir hayat alma eylemi hayal ötesi müthiş bir şeydir.
Bu baharda bu eylem hala gerçekleşmedi. Üzgün müyüm bu yüzden? Hiç, hiç değil.. Gerçekleşmezse peki üzülmez miyim? Eh! Biraz! Belki! Kış uzun çünkü! Ve çiçeklerden elde edip depoladığım kaç hayat yoksa elimde, bir hayatla kış çok zor, çok can sıkıcı?
Ama bunun yerine öyle bi şey öyle bişey oldu oluyor olcak ki baharın bu son günlerinde! Yani, bu gün oldu, yarın olacak, ya da öbür gün olmak üzere.. İşte bu şey olduğu zaman, sanmıyorum, biliyorum ki çiçeklerim bu bahar benimle hayat bulmasa bile, dolduracak olacak O şey, çiçeklerden elde ettiğim kaç hayatın yerini.
Balkonumda, geçen yaz kırmızı beyaz gladyörlere kendini açan kocaman bir toprak saksıyı ev diye tutup, konup, yerleşip benden habersiz, günlerce, gark gurg, deli gibi sevişen bir çift güvercin, bana bu yıl baharın 1 Mayısında bir yavru verdi.
Anne güvercin 22 gün süren kuluçka döneminde yumurtasını nasıl korudu. Bu sürede baba güvercin anneyi nasıl besledi. Yumurtayı çatlatan yavru muydu, anne miydi, bunu tam bilemiyorum. Ancak anne güvercin o minicik çatlaktan, yavrusunu, sistematik gaga darbeleriyle ve yalaya yıkaya ve titizlikle nasıl çekilip hayata merhaba dedirtti... Ve sonrası.. saaat, saat.. gün, gün.. Yavrusunu nasıl besledi, onu, gagasıyla gagasıdan tutarak ayağa dikip kanadını sırtına alıp bi oturup bi kalkarak kanat çırpmayı nasıl anlattı, nasıl öğretti..
Göz önünde gerçekleşirken görülmeyen bir mucizeye böyle gün gün ve saat saat, anı anına tanıklık etmek, yaşam içinde ne büyük bir ayrıcalık, bir hayatın içinde kaç hayata bedelmiş meğer bilemezsiniz.
Bu gün yarın ha uçtu, ha uçacak yavru güvercin.
Uçtuktan sonra geri gelmezse, nasıl olsa balkonum yine çiçeklenecek.. Eğer gelirse, rahatı aman kaçmasın diye, bu yaz için çiçeklerime başka bir alan düşünecek, bulacak, onlara yine hayat verecek, hayat verdikçe hayatlarından iç huzuruyla nasipleneceğim.
Çiçeklere hayat veren ellerim.. keşke uçan uçmayan canlılara da hayat verebilseydik..
py
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #4 : Mayıs 24, 2008, 15:12:20 ÖS » |
|
 Bitki dünyası ayrı bir âlem, onların da elimizden çektiklerine dair o kadar çok anlatılacak şey var ki Zeyno.
Ne kadar çok sevildiğimizi merak edip papatya yapraklarını yolarız tek tek. Gonca bir gülü boynundan tuttuğumuz gibi koparır, sevdiğimize veririz. Sanayileşir çiçekçilik, solmalarına izin verilmez, cesetleri süslenir püslenir, dağıtılır buket buket. Sevgimizin alameti olurlar.
Oysa saksıya ekilmiş bir gül versek, ya da kır çiçekleri sevgimizin boşa mı gider ispatı?
Ben güvercinler gördüm zehirli yemlerle beslenen. Suçları cam içlerini kirletmekmiş. Kırık aydınlık camından girip, tehlikesiz sandığı bir ortamda yavrusunu bekleyen anne ya da baba mı bilemeyeceğim, bir güvercinin; gelmemesi için cam onarılıp, önlem alındığında apartman yönetimi tarafından; deliye dönüp, camı kırmak için defalarca çarpıp, sonunda öldüğünü gördüm.
Kaçtım oralardan bu bahçeli yerlere. Dedim ki kendi kendime ‘ ne güzel yerler, insanların bahçeleri var, seviyorlar benim gibi doğayı ve doğada ne varsa’ Değişti mi yaşam? Diyeceksin. Yooo!Diyeceğim sana.
İçindeki yuvalarda yavruların çıkmasına çok az kalaydı, kiremitlerin ucunu çimentoyla kapatanlar gördüm. Gerekçe: Aşağıya döşedikleri, pahalı seramik taşların kirlenebilme ihtimaliymiş. Serçelerin o kapatılmış yuvalarının önünde çırpınışlarını gördüm.
Manzarayı önlüyor diye kestirilen zeytin ağaçları gördüm. Çiçeklendiği mevsim kısa sürüyormuş diye kökletilip, çöpe fırlatılan mimozaları. Kır çiçekleri çıkmasın içinde diye zehirlenen çimleri, üstünde dolaşan ardıç kuşlarının bu zehirlenmeden etkilenip giderek azaldıklarını gördüm.
Yaa, Zeyno. Değişen bir şey yok canım. Senin güvercinlere kıyamayan ellerini öperim ben. Tüm petunyalar senin olsun ( kopartılmamış). Sana biraz önce çektiğim, bahçemde yaşayan minik kedilerimin sefasını gönderiyorum. Baharın tadını çıkarıyorlar.
İnsan dışında yaratılmışlar olmasa hiç çekilmez olurdu yaşam.Sedef Kandemir 2008
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mayıs 24, 2008, 15:13:31 ÖS Gönderen: sedef Kandemir »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #5 : Mayıs 29, 2008, 01:24:27 ÖÖ » |
|
bir kedim bilem yok diyen caz sanatçısının o güzelim sesini gırla dinleyen üş beş kadardık..etrafımızda sessizliğin hükmüne çanlanmış çıngıraklarıyla düz ovaya yayılmış..ağaçların bodurundan kaldığımız bekar bodrumlara
bazen ayaklarımız arasında elektriklenmiş..çarpılmış olurduk..pasaklı bir kedi bile olamadık..sevgili sedef..yarından düne
dost bildiğimiz köpekler gösterirken dişlerini uluorta her yerde..devaymış makara sandığımız mağaralarda gravürler..ay şakırken omuz hizasında ululanan çağrılan mabetlerin ortasına dışıvermişiz
bir hayvan kadar olamadık.iç dünyamızı üleşirken sokaklar kalk otur klavye başı..bir kediyi ayaklarından silk..sanki olgunlaşmış meyve dalında düşüverecek ham ağza
bu sayfanın müdavimi olacağım..beni porsuk niyetine yazabilirsin sevgili Sedef:))
|
|
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #6 : Mayıs 29, 2008, 03:56:58 ÖÖ » |
|
Şefkate aç kedi gördüm sizi çok, sayın kır kurt! Sevimli vaşak soyundan! Yaban desem, ne bana, ne güvercinli uygarlığıma, yakışmayacak. * Bu kır kurt var ya! Kırık kalemim, kırk satırlık bu kır kurt! posuk, morsuk demiş hani! yazarsanız! demiş hani! demiş, olurum! cıyyyyyk dan cik cike, cik cik de cik cik Derim yazalım. Ama O'nu yazmadan önce, yavru tilki sayalım. Dimi hevesli, büyütürüz güzelce, odun toplar ormanımızda.. kuzu çevirme, kuyu kebabı.. lazım, aş için... * yav bi türlü beceremedim, şu avatarlar nassı eklenir? ekelense meretler çoktaaan ekecek, demet demet ağacından.. hatta köküyle.. kahkaha sesi derleyecektim..  -
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Mayıs 29, 2008, 04:02:02 ÖÖ Gönderen: zeyno »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #7 : Mayıs 29, 2008, 06:15:24 ÖÖ » |
|
“Bir kedim bile yok” diyen cazcı ne güzelde söylerdi Kemal Burkayın dizelerini değil mi? Vesilesiyle anmış olduk Sayın Bozkurt’un
Bilim adamlarınca memeligillertayfasından iki ayaklı hayvanlar olarak bizim bir kısmımız ( ayıları saymazsak, onlar istediklerinde ayağa kalkabiliyorlar postlarını kurtarmak için, bir de kangurular var) diğer hayvanlardan ayrı düşmedik tabii zulüm görmede. Oysa onlara da merhamet eden, sevenler vardı. Bir araya gelip yardım dernekleri kurmaya çalışmışlardı.
Bu gruplarda; canlısevergillerfamilyasından diye sınıflandırılıyorlar.
Zulüm geldimi iki ayaklı dört ayaklı diye ayrım yapmıyor. Canlıseverler denilen ikiayaklıgiller familyasından olduğunu sanan türde nasibini almıştır haliyle oluşumdan dört ayaklı kardeşleri gibi veya iki ayaklı. Hangi cinse dâhil edildikleri bilim adamlarınca henüz tespit edilmedi sanırım, ya da benim bilgim kıt bu konuda.
Bu canlıseverlerde incelenmeye değer ayrı bir konu ki; dağıtılıp ayrı düşürülmeye çalışılırlar çoğu kez. Şehrin böğründe en olmadık yerlerde yaşarlar, en çokta kıyısında, farkında olunmamalarına gayret gösterilir. Bir araya gelmemeleri için zaman zaman şiddete maruz kalırlar.
Tehlikeli olup olmadıkları hiç denenmemiştir, rivayetlere dayanır. Oysa zamanında anlaşılır olsalardı kimse bir kedim bile yok diye sızlanmayacaktı sanırım.
Her neyse konu nerden nereye olmasın. Benim bir Porsuğum bile var dersem hadi canım demeyin. Nispet gibi sayılmasın, valla desem yalan olmaz. Küçükken annem beni Gülhane parkının hayvanat bahçesine götürdü bir gün. Bir takım adamlar üstümüze doğru koşuştu, birileri fotoğraf çekti. Ben bir şey anlamadım ama ısrarla bana bir isim söyle diyorlardı. Bir porsuk doğurmuş o gün, gazeteciler resim çekmeye gelmişler, ilk gelen ziyaretçinin yeni yavrulara isim koymasına karar vermişler. Annem bu hakkını bana verdiği için, ben isim koymak zorunda kaldım haliyle,
Heidi ile Halime koydum isimlerini. İkisi de arka arkaya okuduğum ve çok sevdiğim roman kahramanlarıydı. Halime bulunabilinirse, baskısı kaldıysa bir yerlerde, bulunup, okunması gereken bir çocuk romanıdır.
Hatta büyükler bile okumalı. Belki okuyanınız vardır. Halime; Heidi’den çok daha sürükleyici ve kapsamlı bir romandı. Bu ülke nelerin kıymetini bilmedi ki?
İşte böyle, benim bir porsuğum bile oldu… O porsuklar neden ayrıcalıklıydılar, gazetecilere haber olacak kadar? Bilemedim. Ülkede porsuk yoktu da yurt dışından mı getirilmişti türlü fedakârlıklarla? Anlayamadım, çok küçüktüm ondan sanırım.
Açılım için teşekkürler Bozkurt.
Periciğim canım canlısever’im benim, kuyukebabı dedin de, utanarak bir etobur olduğumu itiraf edeyim bu arada. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Diyeceksin biliyorum. Bin utanç avatarı yolluyorum. Sebzelerinde canı var diye avunuyorum, yaşam tutkusu sanırım ağır basıyor. Kasapta bitmediklerini aklımdan silmeye çalışıyorum, Ama en azından iyi davranalım yav. Değil mi?
sevgilerimle sedef
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #8 : Mayıs 29, 2008, 07:34:45 ÖÖ » |
|
Senin sadece porsuğun olmuş, saymazsam eğer sonradan olma kedilerini. Ben kendimi bildim bileli, rakı içip şarkı söyleyen ayım var be vallahi ayım... Ama şimdi dalmayayım bu muhabbete. Dalıp çayı unutup sütü balı şekeri derken peynirden armuta kadar bi sürü şey var, unutmamalı...  Bayılıyorum diyecem ama AYILIYORUM Sedef sen olunca karşımda HİPERAKTİV oluyor uyuşuk beynim.. Daha, henüz, onbeşinde, ölmüyo, ölmüyom dimi
|
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #9 : Temmuz 27, 2009, 22:07:44 ÖS » |
|
Hayvan sevgisi sevgi <başka bir fenomene karşı duyulan karşı konulamaz istek> sevgi tanımlamarından tamlalan tanımlar; tamlanmadan tanımlanan tamlanmalar. Natürel insan sevgisi, insanı insan yapar ;hayvan zaten natüreldir. Hayvan kelimesi bile insanlara söylendiğinde, sonu sonlu sonuçların doğmasına sebebiyet verirken,iki ayakları üzerinde dolaşanbilenlerin ayrıştırması yerinden. Özel mülkiyetci sevgi:benimsenmiş benlemelerin izdüşümleri. Aslında bizleri onlardan ayrıştıran en önemli önemsemem naturel sevgi anlayışımıdır bilmem.
|
|
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #10 : Ağustos 04, 2009, 15:49:08 ÖS » |
|
Fenomen; hayranlık uyandıracak kadar çekici gelen durumlarda kullandığımız bir sözcük, koşullu olma durumu var yani... Sevgi, bundan daha geniş bir alanı kapsıyor sanırım. Fenomen sevdiğimiz genel şeylerin içinde yer alan bir kesiti tanımlıyor olabilir... Sizin tanımlamanız Aşk kavramı için daha uygun. Sevgi; geniş bir alanı kapsıyor derken bu herkes için geçerli değil elbet. Kimilerinin alanı dardır ve bir sürü sosyolojik, psikolojik etkenler nedeniyledir ki; çok uzun bir mevzu... Natürel; Fransızca bir sözcük olup, Türkçe karşılığı doğa, tabiat diye söylenebilmekte ve aynı zamanda doğal anlamında da kullanılabilir. Natürel demekte de bence bir mahsur yok tabii... Natürel insan sevgisi derken neyi kastettiniz? İnsanın naturasında( doğuştan) olan değişkenliğe açık bir duygu mu? Yoksa İnsanı sevmek anlamında mı? Çünkü hayvan severler ve sevmeyenler arasında insanı sevmek ve sevmemek gibi anlamsız yargılamalar olabiliyor zaman zaman. Her neyse, katılım için teşekkürler, bu sayfayı neredeyse unutmuştum  ) İlişkilerinde ölüm kalım gibi sorunlar yaşayan canlılar arasında sonsuz ve yargısız sevgi oluşumu, sadece aptallığa varan bir hoşgörü ile gerçekleşebilir. Ölümcül tehlikeler taşıyan bir hayvanı hayatımıza sokmamız neredeyse imkansızdır. Kocaman zehirli bir örümceği, akrebi öpüp okşayacak bir insan canlısı çok çok ender olarak rastlanılabilinir. Ancak bunlara gösterebilecek bir tepkiyi kendi dışındaki tüm canlılara yönelten insanların var olduğunu biliyoruz. Bunu gerçek bir aptallıkla değerlendiriyorum. İnsan aklı ile hayvandan ayrılıyorsa eğer, zaten olası tehlikelere karşı önlemini alacak kadar elinden geleni yapar. Yapılanlardan da yararlanabilir. Olası hastalıklara karşı aşılar, ilaçlar üretiliyor. Tedaviler gerçekleştiriliyor. Temizlik önlemleri ise her insanın asli görevlerinden olması gerekir, bunlar insanlara anlatılıyor. Korkuyu da anlayabiliyorum, bir yere kadar. Onlara karşı takınılan tavır ve hatta itlaflarına kadar varabilecek nefreti, tiksinmeyi anlamlandırmak zor. Ölümcül her türlü olasılığa alınacak tedbirler mevcutken bunca nefret ve korku anlamsız. Bunun nedeni de sevgiyi içselleştirememiş olmasıdır insanın. Dünya sadece insan için yaratılmış bir mekan değildir. Tüm canlılarla paylaşmak durumundayız. Sevgi bunun için verilmiş her canlıya, kullansınlar diye... Duygularını evrensel boyutlarda geliştirip, çoğaltana aşk olsun...Fenomen sözcüğünü o zaman hak edecektir insan aklı, koşulsuz sevmeyi başardığı zaman...Sedef Kandemir: 04 Ağustos 2009 - Salı Saat; 15:48
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ağustos 04, 2009, 15:56:33 ÖS Gönderen: sedef Kandemir »
|
Moderatöre Bildir
Kayıtlı
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #11 : Ekim 30, 2009, 23:48:28 ÖS » |
|
Fenomen yada Görünüş:Duyular yoluyla algılanan tecrübenin objesi. natürel insan sevgisi :Bir obje nicelikce ne kadar değişirse değissin,yine de aynı obje olarak kalır. sevgi :Genel yapısıyla fenomenleştirilebildiğinde( nicel ve nitel ,anorganik ve inorganikleştirilebildinde )özüyle ilgili bilginin, anlamında.Evrensel denklemlerin denginde yada özümüzle bir bütün olma yolundamıdır.
|
|
|
|
|
nihat
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 38
|
 |
« Yanıtla #12 : Kasım 27, 2009, 07:13:19 ÖÖ » |
|
Önümüzdeki yüzyılda,doğal besi kaynakları ekolojik yapının bozunumu ile son bulunca.Besiye dayalı olan sindirim sistemimiz, doğal besinlerin yerini alacak olan çeşitli alternatif besi kaynakları ile yaşamsal faaliyetlerini devam ettirme zaruriyeti ile 2109 yılındaki kurban bayramı doğal olarak cinayetsiz gececektir,hepi...nizin 2109 yılında,cinayetsiz bayramını şimdiden kutlarım.
|
|
|
|
|
|