Zeki Karaaslan
Girişimci
ÖKS Girişimcisi
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 116
|
 |
« Yanıtla #5 : Nisan 14, 2008, 13:10:56 ÖS » |
|
KİTCH ETMEK ŞİİRİ
Önce Kitsch’ın ne olduğuna bakalım. Kitsch: Var olan bir tarzın aşağı bir kopyası olan sanatı kategorize etmek için kullanılan bir terimdir. Bu terim ayrıca kibirli ve bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal ve sıkıcı ürünlere gönderme yapılırken kullanılır. Kitsch’ın sözlük anlamı budur. Aslında günümüz şiirindeki dönüşümleri, verileri açıklamak, irdelemek, inceleme konusu yapmak için uygun veriler, şartlar her zaman, her dönem aynı olmuştur:
1 - Toplumun genel yapısı 2 - Toplumun siyasi yapısı 3 - Toplumun ekonomik koşulları 4 - Toplumun yaşam tarzları 5 - Toplumun savaş barış dünyası 6- Toplumda özgürlüklerin kısıtlanması 7 - Günümüzün şiirinin kafiyeden uzak oluşu 8 - Toplumun Tüketim toplumu olması 9 - Günümüz şiirinin yeterince şiir eleştirmenin olmayışı 10 - Toplum olarak geçmişimizi yeterince okuyup hisse almayışımız.
Bu saydıklarım şiirimizde olumlu veya olumsuz sancı yaratmıştır. Üretmeden tüketme hastalığı, sözde yazma, desinlerle, reklâm ve medyatik oluşum peşinde koşma, bunları da olumsuz sancıdan sayalım. Bu kirlenme günümüzde de aleniyetlik kazanmıştır. Çeşitli denemelerin karanlıklara ışık tuttuğu, yansıttığı çok azdır, denebilir. Şiirdeki ahenk, ritim, imge, duygu, işlev, göndermeler, her okuyana bir şeyler çağrıştıran ve manidarlıklar, bütünsellikler sunan şiirler kadirdir. Sözde deneysel, özde yoksunluk var olmuştur. Araştırmayan, irdelemeyen şairlerin şiire ulaşması onu özümsemesi kolay olmasa gerek.
Günümüzde şiir denemeleri yapılmadan, okunmadan, yazılan şiir yayınlama telaşına girmek, şiire ve şaire zarar vermektedir. Şiire ulaşma yollarını bilmeden, öğrenmeden gerçek şiire ulaşıp, şair olmak hayalden öteye gidememiştir. Şiirin içsel yolculuğuna çıkarken, felsefe, tasavvuf, idealizm, simgelerle sembolize ederek, şiirde derin nefes alınmalıdır. Eğer yüzme bilmeyen bir kişiyi denize atarsanız, o kişi boğulur. Boğulmasını engellemek, rahat hareket etmesi için önce ona yüzmeyi öğretmek gerekmez mi? Tıpkı şiiri tanımlamadan, içine sindirmeden, düz yazı ile farkını bilmeden, şiir üzerine yazı yazmadan, şiirin gizine, esrarına, acısına, lezzetine ve zevkine ulaşmak zordur. Şurası bir gerçektir ki, şiirin aşkla da pek ilgisi yoktur. Şiir yazanın yaşamı, içsel duygularının dışsal anlatımı, dışa yansıması ilgisi şiirin içine yansır.
“Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar.”(Necip Fazıl Kısakürek )
Elma ile armudu ayırt edemediğimiz sürece şiirin büyüsüne, güzelliğine, inceliklerine, detayına inemeyiz. Sonra da şiiri bezeyerek, estetize etmemiz söz konusu olamaz. Manidar, manalı, estetik, imgesel, felsefi, uyumlu, müzikli, dizemli, göndermeli, lirik, ahenkli şiiri yazmak için maziyi de, üstatları da bilmemiz gerekmez mi? İlahi aşk, sevgi, tabiat, güzellik, erişilmez sevdalar için yazılan şiirlerde böyle değil midir? Derinlemesine dil, şiirdeki doğumsal sancıları çekmedikçe şiir yazmanın ruhuna erişemezsiniz. Günümüz tüketim, israfçı toplumunda o kadar maskeli, renksiz, sözde şiirler kol gezmektedir. Akşam kaleme alınıyor sabah dergilerde boy gösteriyor. İşte bu da israfçı toplumundaki şiire ve yazana verilen değeri gösteriyor bize. Şimdi taze, genç beyinlere, kalemşorlara önerim; iyi okunmadan, geçmişinize sahip çıkıp örnek alınmadan, basamak elde etmeden, şairzade, şiirzade, klasman, iyi yazmak, şiirle bütünleşmek biraz düşselliktir. Şayet şair olmak, iyi şiir yazmak isteniyorsa; öncellikle yazanın kendisini yenilemesi gerekmektedir. Şiirde tekrardan kaçmak, fuzuli kelimelerden, sakınmak lazımdır. Üstsel yazmak gerekliliğine inanmak lazımdır. Pürüzsüz ve konuştuğu dilin kurallarına tabii olarak yazmak gerekmektedir. Onun için şiirin ana öğesi temeli imgedir. Bugün birçok toy genç şiir yazanlara sorulsa acaba: Necip fazıl, A. Muhip Dranas, Nurullah genç, Fuzuli, Nedim, Nefi, Baki, Ahmet Haşim, Mehmet Akif, Abdulhak Hamid ve Nazım Hikmet gibi şairlerin geleneğini bilen kaç kişi çıkabilir? Geleneği bilmeden günümüz şiirine katkı zordur. Onun için günümüz şiirinde gerileme vardır. Yapılan çevirilerde hatalarla doludur. Çünkü çeviriler, şiirin temasındaki lezzeti veremiyorlar. Eğer sizde şiir kabiliyeti, bilinci, derinliği, varsa geleneğin esintisiyle coşuyorsa, en güzel şiirleri yazarsınız. Hem de o değerli şairlere gönderme yaparsınız. Yâd etmiş olursunuz. “Kutup gelir dilsiz beyaz buzuyla Deniz gelir tuzuyla.”(Nazım Hikmet )
Fazıl Hüsnü Dağlarca, Oktay Rıfat, Melih Cevdet, Edip Cansever, Hilmi Yavuz, İlhan Berk, Ece Ayhan, İsmet Özel, Cemal Süreyya gibi şairleri rahatlıkla şiirimizin atar damarı olarak sayabilirsiniz. Çünkü yaşam biçimleri, duruşları şairlerin şiirlerinde kendilerini ele vermektedir.
Bir de şiirin genç atar damarlarından söz etmek mümkün. Günümüzde iyi imzalar yetişiyor, ama yeterli değil. Şiiri yazan çok, şairse az.
Cemal Süreyya: “bir şairin ilk şiirler, bir kumaşın ilk metresi gibidir.” Diyor. Yazılan şiir tat, bir iki dizenin akılda kalması, Türk diline itinayla yaklaşmasıyla şiire emek, ter dökmekle karanlığı aydınlatabilinir.
“Zamanın damarlarında dolaşan şairler değil, dizeleridir.” Okura sunular şiirler, okundukça şairin şiiri ölçekliğini, gizemliğini ifşa eder. Onun için okur konuştuğu dilin hasretini böylece her okunuşta kendinden bir parça görür. Diliyle de övünür. Okur, şiir denizinde yüzerken en iyi kulaçlar atarak enginlere açılmak ister. Şiire âşık olup, ona sarılıp, peşi sıra gitmek, imgelerle konuşmak, tek arzusu şiirmiş düşüncesiyle düşe dalmalıdır. Ama şairin okurun düzeyine inerek şiir yazma derdi olmamalıdır.
Yazılan şiirde dizeler yerli yerinde kullanılıp boşluksuz cuk yerine oturmalıdır. Şiirin okunması apayrı bir şey, hazdır. Yüksek sesle okununca şiirin manası, işlevi, imgesi, kendini iyice göstermelidir. “Şair aynı eşeğe düz binen değil, Nasrettin Hoca gibi ters binendir. Üstelik gözü arkada olduğu halde hem önünü, hem binlerce yıl sonrasını görebilendir.” Şiir edebiyat türlerinin, türevinin en büyüklerindendir. Şiiri yazmak için; Erişmiş, Aziz, Müneccim, Azize veya Mesih olmaya gerek yoktur. Şiirdeki hayal gücünün enerjisi, motivesi, kendi duruşuyla, haykırma, haksızlığa karşı koyması ile içsel isyanın dışa vurumun da maharetli olunmalıdır.
Hitabet sanatının özünde şair olmanın izleri vardır. Şiir eleştirisinden sakınanlar, şiirin köküne, özüne inemezler. Asla arşa yükselemezler. Günümüzde şiir eleştirmenleri azınlıktadır. En önemli isimler ise: Mehmet. H. Doğan, Doğan Hızlan, Ramis Dara, Fethi Naci, Mehmet Kaplan, olarak sayabiliriz. Bu eleştirmenler şiire çok şeyler kazandırırken, diğer taraftan da, Türk şiirine, edebiyatına şairler kazandırmışlardır. Bu saydığım eleştirmenler, eleştirdikleri şiir ve şairleri hem övmüşler, gerektiğinde de yerden yere vurmuşlardır. Onun için eksiği olanlar, bunları artıya dönüştürüp, şiirin makadam yoluna girmişlerdir.
“Edebiyatın işlevi, insanın duyusal, imgesel ve retorik çehresini güzelleştirmekten başka bir şey değildir”. İnsanın duyusal ve imgesel özgürlüğü yerine cemaatin itaatini geçiren ideolojiye karşı panzehir, sözün yeni ayrışma düzeneklerini edebileştirendir, şiir. Çünkü sözler: “ Bir dilin küçük birimlere bölünmüş ideolojik elementleridir: Ayıklanabilir özel vurguyla kullanılabilir ve yeni kodlara bağlanabilir. Edebiyatta devrim budur, böyle olacaktır, mutlaka olacaktır.”
“Veysel Çolak hocamız ise; bir şiirin ömrü, yansıttığı güzelliğin ömrü kadardır; ya da içerdiği ve taraf olduğu ideolojinin ömrü kadar. Bu özelliklerini sona erdiğinde, o şiirin kalıcılığını yitirdiği yani öldüğü görülür. Demek ki önemli olan “o şiirin güzel olması değil, yapısıdır. Yani biçim içeriktir. Şair yarattığı güzellikten sorumlu olmalı ki “ onun sınıfsal konumu belirginleşsin,” der.
Şiiri aramak, onun yolunda ömür harcamak! Evet, şairlik şiiri ciddiye almaktır. Geçmişi ihmal etmeden, fakat onun aynılığına düşmeden yol almak aslolan. İşin sırrı burada. Gelişme, şiire ulaşmak burada. Eleştirmenler, farklılığı ortaya koyabilmiş şairlerin şiirlerine, yazdıklarına eğilir; şairde poetikasıyla, duruşuyla şiirinin ardında durabilirse, edebiyat bahçemiz daha bir yeşillenecektir. Yazılmış şiirlerin aynısını tekrar etmek gelişme değil, şiiri Kitsch etmektir…
Zeki KARAASLAN ŞİİRİ ÖZLÜYORUM 25. SAYI
|