Google Reklamları
Göç Hali
Ötekileriz Kültür Sanat Girişimi Forumu
Mayıs 20, 2012, 10:24:50 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
  ANASAYFA ANAFORUM Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Göç Hali  (Okunma Sayısı 2700 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Mehmet Ak
ÖKS Kurucu-Yönetici
ÖKS Girişimcisi
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



Site
« Yanıtla #15 : Kasım 24, 2008, 11:32:24 ÖÖ »

yazıların öyle güzel ki sevgili Ayşe, söyleyecek söz bulamıyorum inanın...
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #16 : Kasım 24, 2008, 22:18:24 ÖS »


Mehmet bey çok sağolun. Mutlu ettiniz.
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #17 : Aralık 11, 2008, 13:51:29 ÖS »

                                  
—  Kabaran bu dalgalar bizi alıp götürecek, salıverecek açıklarındaki bilinmez karanlığa.
« Son Düzenleme: Temmuz 21, 2010, 20:54:04 ÖS Gönderen: ayse » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
zeyno
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 700



« Yanıtla #18 : Aralık 12, 2008, 03:18:26 ÖÖ »

—  Kabaran bu dalgalar bizi alıp götürecek, salıverecek açıklarındaki bilinmez karanlığa.

— Olanca gücümüzle gökyüzüne tutunursak alamaz…
—Alamaz değil mi?


*

dalga da biz
deniz de biz
pamukumsu saçları, safirimsi yüzüyle gökyüzü de biz, değil miyiz?

birbirimiz(l)e tutunamazsak dalgaların bizi alması sahi ne demek?
götürmesi; bilinirken sahilleri apaçık, karanlıkların; bilinmezlik mi?

Ne dersin bana, ne dersin Ayşem? Ben bunamadan 'değiliz' dersen

-dalga değiliz,
-deniz değiliz,
-gökyüzü hiç değiliz... pamukumsu saç başka, safirimsi yüz başka

Peki!

Bu güne değin doğru bildiğim, dünden kalan yanlış mıyız yani, biz?

neyiz ki biz koy verelim
alsın bizi götürsün o dalgalar
salıversin kabararak açıklarının sence bilinmez karanlığına yanlışımızla 

tutunmak için, gök yüzünün yüzünü tırmalamak yerine; yok yüzümüzle
kurtulalım yanlışımızdan; bence bilindik..

kurtulur da biz iyileşirsek, kurur bile belki mi suyumuzdaki o fena ateş..

*
bak neler neler dedirtti sesi sessiz bir/ey' in
neler neler perine sanki sihirli ilk cümlesiyle

bi de kilit vurduğum köhne klaksonunu dürtseydi var ya turkuazımın   
-bana, hacca gitmeden şeytan nasıl taşlanır' ı öğreten, firuze taşım

cebinde dünden bu günler için biriktirdiğin 
birine bile of düşürmeden taşıdığın bu güne yarınlar için firuze taşın...

kim bilir neler..

*

Ayşem!
Canımsın.
Ama canım değilsin.
'canımsın'lıkta ısrar edersem,
tonla kum taşır, tanesini taşımaz taşın
şarap dolu o nadide kristal kadehler gibi
tuz buz olur dilimden sana damlası adınla düşen yalanımın

cana dair candan olup değme yalana taş çıkaran olsa bile yalanım...

sen de bilirsin,

Fakat canıma, geceleri gökyüzünde bulut olsa bulutüstü hep ışırlar
görmesek de biliriz ve gece solar onlar solmaz güneş ana ölmeden

yıldızlar gibisin

*

sağ ol

sayende
yağmursuz bir buluttum

yalansız
doldum

bir üşüdüm
bir ısındım

kaleminin ucundan esen rüzgarla

tüller nasıl savrulursa penceler açıksa

kar taneleri düşerken nasıl savrulursa havada

beyzalığında savrularak sonra nasıl toplanırsa
çatılarda dallarda sonra yollarda beyazdan beyaz sayfana yağdım

« Son Düzenleme: Aralık 12, 2008, 03:44:42 ÖÖ Gönderen: zeyno » Moderatöre Bildir   Kayıtlı
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #19 : Aralık 12, 2008, 14:08:15 ÖS »

içim dışım kar
"kar" beni dedi kışım
hışım mıydı tipi
tipi miydi yaşım

dolup dolup da donmasın taşım!


benim perim o yüreciğini dondurana ne diyeyim Sad
« Son Düzenleme: Aralık 12, 2008, 14:12:07 ÖS Gönderen: ayse » Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #20 : Şubat 01, 2009, 13:50:40 ÖS »


                           Gün Doğuyordu

    İlkin gecenin içinde olduğuna tanıklık eden koyu sessizliği duydu.
Odasındaki perdeleri sıyırdı. Kalın güneşlikler ellerinde uykulu. Tül içini ferahlatan uçucu bir duyguydu. Ne kadar da sessizdi her şey, sokak, gökyüzü, ay…Kırgın yıldızlar göz kırpmıyordu. Öyle mi geliyordu yoksa kendi halinin karartısı mıydı?

Ne çok geceler, hep böyle pencere önünde seyrettiği yaşam rengini görmüyordu. Oysa elindeki mutluluklar yıllardır özveri ve sevgiyle oluşmuştu. Kader denilen yazı, yüreğine ince ince işlerken yaşamı, ruhun sarmal bir dengede döndüğünü söylemiyordu. Buldu!
 
Geceler gündüzü hep içine çekerken ve bırakırken ipini boşluğa, tutunduğu can hep ölüyordu. Hangi dil zehri böyle tadar? Geniş bir rahatlıkta ve cümbüşü seyran bir hayatın yatağında güle oynaya koklamak varken gülü…Düşündüğü, hissettiği her can için canını üzmek ve yoksulluk denilen içler acısı yalnızlıkta debelenen ruhların düş arayışlarında dünyanın daha yaşanılası ve daha …

“Kim yeşertmiş ki?” demeden inatla kalemi, kâğıtla buluşturuyordu…

Bir ara satır daha.

Gözleri yorgun, ovuştururken… Çakmak çakmak bakan bir çift gözle karşılaştı. Bahçe çardağının üstünde bir kor gibi duran bakış. Gecenin içinde yalnızlık denen duyguyu alıyordu. Daha dün gibi küçük yumuk yumuk sürmeli gözlerin gözleriyle buluşması. Daha dün gibi koca evrende cinslerinin yanında bir başka canlıya sokulmanın sıcaklığı. -Pisi pisi gel.- Hafif nazlı bir mırlama pencereden içeri süzülüyordu.
Mutfağa gitti Yemeğini hazırladı. Önüne koydu. Dost, evlat, arkadaş, ana, baba ne derseniz deyin bir başka oluyordu canlı dostluğu.
Yaşamayan bilmez. Kıvrılan bir köşeye, sıcak samimi bir gerinme.- Tenni, tennennii….

Aralık pencereden hafif bir esinti kâğıtları oynattı. Düşüncede kalabalıktı. Sessiz masanın başına oturdu. Gece yorgun bir ferin kimliğine dokunuyordu.
tık /tık/ tık/ tık.

-Kim o!-

Gün doğuyordu.

ayşe keskin/ Trabzon
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
ayse
ÖKS Girişimcisi
****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 278



« Yanıtla #21 : Mayıs 30, 2010, 13:51:57 ÖS »


                               Mahzun Gecede Kızıl Bir Gün Ağlıyor

“Ömründe ilk kez, zamanının tükenmekte olduğunu fark ediyorsun: başkaları için bir geçiş noktası olan, ama sana bir sığınak vaat eden bu yerde tıkılıp kaldın – oteline döndün, ama otelin eski otel değil.”                 

                                                                                                                             Cem Akaş




                                     -0-


Yol boyunca mola vereceği bir yer aramış durmuş.
Üstelik yazın nemi oldukça başını ağrıtmıştı. Hararet, nefesini
sıklaştırmış, epeyce yormuştu.…

                 ( Şimdi anlat!)

     Sakin bir sahil kasabası, henüz keşfedilmemiş kendi
kendini ağırlıyor.
“İyi ki yanlış yola girmişim” diyor adam. Belki de iki yanı
 ağaçlarla kaplı dağ yolun gizemine aldanıp, denizin
rengini görüyor.

(Saki şarap getir içimi serinlet
yanmış canıma her dem ol pür muhabbet)
 
 Yok böyle bir şarkı ama sanki yıllardır bu ezgiyi
 dinlemiş yürek atıyor. Güneş, yavaştan çekilirken, yakamoz
yakamoz el sallıyor. İnsanlar işinde gücünde besbelli!

( Şöyle temiz bir yer bulmalı. Dinlenmeli, sabaha dinç kalkmalı.
 Bekleyeni yok, bekleteni yok.
Yok bir hayatın sabahı nasılsa öyle kayıp yaşamalı.)

İçin için söyleniyor. Anahtarı çevirip kontağı kapatıyor.
 
     Bahçe içinde, gösterişsiz bir ev… Kapıda bir kadın,
Şakaklarına ak düşmüş, çiçekleri suluyor. Başında
yemenisi sarımı pek hoş… Yabancıyı selamlıyor.
Adam;
—Geceleyebileceğim bir yer…
Kadın, yan tarafı gösteriyor. Şarkı bir yandan devam ediyor.

(Gözlerin gözlerimde fasıl, ummana bir güneş batıyor)

      Allah Allah, diline nereden dolandı bu melodisiz sözler.
Yan tarafa geçiyor. Gençten, uzun boylu biri!.. Güler yüzlü,
kavruk tenine yakışan açık renk gözler… Sık olmasa da konuk
ağırladıkları belli.

  —Hoş geldiniz

(alışılmış işleyiş!)

Geçtikleri yerlerde, odaların kapısı açık, derli toplu, mis gibi…
 
Yolcu: Akşam yemeği?
Genç: İsterseniz hemen, ama çoğunluk sekiz suları.

(Demek ki bir buçuk saat sonra…)


    Adama odası gösteriliyor. Çantasını bir kenara bırakıp kapıyı kapatıyor.
Banyoya bakıyor. Su onu çağırıyor. Musluğu çeviriyor.
Nem çoğalıyor. Suyu biraz daha soğuğa ayarlıyor. Üstünü çıkarıp,
duşun altına giriyor. Serinlik içinde!
 Uzunca zaman, öylece suyun altında kalıyor. Askıdaki bembeyaz
havluya uzanıyor, bedenine doluyor.
Saçlarından damlalar..bir yandan kurulanıyor.
    İçeri geçiyor. Uzansa mı şöyle?

(Yok!)

Üstüne rahat bir şeyler giyiyor. Bahçeye çıkan kapıyı aralıyor.
Az önce gördüğü kadın!
(Garip!  Seneler senesi kaçtığım kokuları içime yeniden dolduran kadın.)
Elinde bir sepet yeşillikle önünden geçiyor. Şarkı susmuyor.

(Mahzun gecede kızıl bir gün ağlıyor.)


                -I-

      Yemek kokuları buram buram... Balkon demirlerini
 bir hamlede atlıyor. Çimlere basıyor, çocukluğunda ki
gibi evden kaçışlarını hatırlıyor.
(Özgürlük mü yoksa acıdan mı?) Ayakları çıplak!

Umarım kimse görmemiştir, her zaman yaptığı şey değil çünkü.
 Kurulu masalar arka bahçede. İki masa ötede
bir çift yemek yiyor. Gözüne ilk çarpan masanın sandalyesini
çekip oturuyor. Bir tabak; yeşilliği bol, salatalık masa üstünde…
Üstüne zeytinyağı gezdiriliyor.
( Seremoni bu işte!) -Limon mu sirke mi?
“Olsun be, hangisi olursa “ der gibi bakıyor. Anlaşan gözler…
Genç gülümsüyor.

(Kafa dengi!)

Menüsü; Yok yok hesabı değil, sadece yerel aş, pişmişi
dostluk yazıyor. Kabul görüyor. Sonra..O kadın, elinde
buğusu üstünde bir tepsiyle geliyor. Kızarmış derya kuzusu yan yatıyor.

(Bu da gecenin sürprizi işte)

Gerçi bu sürpriz sıkça tekrarlanıyor olmalı. Anlıyor! Ama
sunuş her şeyi özel kılıyor.
 
 
               -II-

          Gün gülümserken, adam çehresi aydınlanan bir odaya geriniyor.
Ne yorgunluk, ne nem, ne baş ağrısı, sevinçle yatağından doğruluyor.
Manzarası maviye açılan bir pencerede, duygular dingin bir ağaca çıkıyor.
Altında kadın... Elinde kitap;  dalmış…

(acaba gerçekte de tek mi?)

( Ne zaman kalkmış ki zamanı ortalamış?)

Gülümsüyor. Şakaklarında kırlar; başında yemeni, bağlanışı gayet hoş.
Nedir albenisi? Duruşu, dantel dantel oyalanmış yüzündeki çizgileri... Gözleri kahve telvesi, içini okuyan gerçekler mi? Hâlbuki öylesi böylesi…

(Neyse şimdi… )

Adam çantasını hazırlıyor. Odadan çıkıyor. Arkasında bir hayat dolusu koku bırakıyor.

(Demek ki varsıllık bu.)

Hesaplar ödeniyor! Tekerlekler dönüyor.
                         
 
            -III-

(Dönüşü olur mu?)

Ellerinde çırpınan kuzguni bir kanat olsa, bırakır gökyüzüne.
 Oysa yüreğinde, amansız bir tepinme ki dur duraksız bir iç geçirme.
Sıcak iyiden iyiye hissedilince, ensesinden
dökülen terleri elleriyle…Hatıralar ve kokular bir ana bölünen,
şimdiyse geri sayım bir güz dökülme.

(Yurdu olmayan ne yapsın?)

 Nerede sabah, orada akşam… Gözlerinde dünyaca güneş batsa nafile…
Bir ömrün içinde şaşkın, öylece…Denizin rengi, gitgide kaybolurken arkasından verilen nefesi,
bir de yalnızlığın sesini duyuyor.

(Uçsuz bir zamanı karşıma aldım.
Gidişim ondandır ey güzel batım)

Kişi, kendi sesinden ürküntü duyar mı? Duyduğu yalnızlığı bir parça gideren, radyonun sesiyle karışıyor bu iki dize.

(Bir yerlerde mi okumuş?)

Hatırlamıyor. Düşüncesi bile iç burkan

(eller yârimin elleri …)

Gerisini getiremiyor. Tuhaf olan aklında kalan yalnız bu nakarat, duygusal olmak, yabancısı olmadığı bir his...
Direksiyon başında, elleri düşünmek, göğsüne basılan bir yumruk!
Üstelik ne yâri, ne yârinin elleri...
 
Ürküyor!
(Sahi gerçekten yok mu?)

İki yanında gitgide çoğalan ağaç kümeleri onu içine alıyor.
Doğanın o sarıp sarmalayan anaç hali. Karanlığın içinde doğan
canı saklıyor.

(Ağlama!)
      adam olma…
(hayata!)

Duruyor! Boşa alınan vites, şaha kalkmaya hazırlanan küheylan
gibi homurdanıyor. Firenden ayağını kaldırıp debriyaja basıyor
ve motor sesini dinliyor. Çağıran bir şeyler var. Gaipten seslere,
 içinden gelen sesler karışıyor.
 
(dönüşü olur mu?)

                         
             -IV-

(Olur mu?)

Düşünmek artık çok geç. Yola çıkan her yolcu gibi gitmeli.
Dönüşü garipsenen bir taraf olmaktansa, gidişine el sallanan bir yabancı kalmak en iyisi…
Yel ıslığında bir şarkı dudaklarında.

(Artık denizlerin tuzunda yeşeren yosun!
derininde sedefleşen inci tanesisin

İskele alabanda deryalar dolaşan kaptanın,
şişince yelkenlisi; koy koy, liman liman zikrisin)


Son bir güçle, arkasında kararan manzaraya bakıyor. İşte şu
dönemeçten sonrası, aralıksız sürgün kayası…
Zaten her yola çıkış bir kayıp, sonrası yürek adası. Hiç kimsenin
 gözünde kül, ne de elinde ateş soğutmadı.
Yok bir adamın, yok olması da kimseyi acıtmayacaktı.


          -VI-

       Sadece, bir yazın son kalıntısı...”ve gözyaşları kalanları ıslatıyor."

    Kadın, henüz bitmemiş kitabın sayfalarını ters çevirip masanın üstüne bırakıyor.

                             -Henüz başı-

ayşe keskin/ Trabzon
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2009, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!