|
enginakbaba
|
 |
« : Nisan 04, 2008, 12:51:47 ÖS » |
|
Sana ağladığım kentlere nisan bakışlı yağmurlar yağıyor
İnce bilekli yağmurlar yağıyor sana ağladığım kentlere Kalbimin yıpranmış atlaslarında bir gitmek yuvalanıyor Ah şu çirkin adamlar neden sever şehzade güllerini Hangi defter arasında unutulmuş kır çiçeği Kurutulmuş bir şiir vardır Ömrünün voltasına Yollar çizmiş kirli sakallı adamlar için Sana ağladığım kentlere Hazan gülüşlü yağmurlar yağıyor
Bu gece değilse bile yarın Seni sevmelerden dönen kalbimi Kurutup sigara dumanında Bir defter arasında unutacağım Bu gece değilse bile mutlaka bir gün Unutacağım, seni sevmelerden dönen kalbime Yağan ince bakışlı nisan yağmurlarını…
Hoşça kal demiyorum Gitmelere öykünmüş Üşümüş it gibi titreyen kalbimin en kuytu yerinde Seni taşıyacağım
Afyon otogarında Bir kız görmüştüm Şubattı ayazdı üşüyordum. Annesine sarılır gibi sarılmıştı Boynuna tiryaki Eflatun atkısına O zaman da renk körüydüm şimdi de Ama atkının eflatun, karın beyaz Ve şubatın ayaz olduğunu Seni sever gibi biliyordum. Biliyordum kara yolu işçilerinin En çok serseri köpekleri taşladığını Ama ben gidiyordum Sadece yollara anlam katmak içindi gidişim. Herhangi bir eylem biçimi değildi… Yüreğimin zulasında sen uyuyordun Hangi kente yağmur yağsa, Bolu dağlarına ya da dersim önüne, Ne zaman Kızılbaş bir türkü olsa Köroğlu halkın dilinde Uyanıp boy veriyordun kalbimin titreyen mavi göğünde Ama ben gidiyordum… Afrika’dan kuzeye inci dişili köleler taşıyan gemiler gibi homurdanıp Dilimle dişimin arasında Adını tekrarlayarak, Herkesten saklayarak, sayıklayarak, yalınayak gidiyordum… Tunç bir sabah oluyordu aklımda yüzünün beyazlığı Dudağımın aralığında Göğsünün ayva sarı tüyleri
Ah şu çirkin adamlar neden sever cam önlerinde boy veren pembe çiçekli küpelileri Seni sevdiğim tüm zamanlarda renk körüydüm şimdi de… Ama ayvanın sarı Göğsünün beyaz Ve dudağının nar pembesi olduğunu biliyordum. Ve bütün sevişmelerimin mavi… Ben en çok maviyi seviyordum bakışların gibi… Sen siyaha vurgundun bir de romanlardaki aşklara Ama ben gidiyordum… Sen herhangi bir romanın aralığında Uykusuz bir kız arardın Mahcup sevişmelerden dönen…
Ben gidiyordum Herhangi bir otobüsün kırk bir numaralı koltuğuna yükleyip geçmişimi Kırık bir aynanın simyası bozulmuş yanında Kirli sakallı bir çocuk gülüşü büyütüyordum… Hayalinle anadilimde sevişiyordum.. Yetmezdi tek bir dilde sevişmek bağ bozumu Anadolu toprağında Bozkır ırmakları gibi Yurdumun doğusuna gidiyordum Seninle Kürtçede de sevişebilmek için…
Ah şu çirkin adamlar neden sever cellât sepetinde açan beyaz gülleri? Ama ben seviyordum. Sevdada hadsizlik olmaz diyerek…
Mart 2008 Antalya
|
sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
|
|
|
|
zeyno
|
 |
« Yanıtla #1 : Nisan 04, 2008, 13:46:28 ÖS » |
|
Islığınızı duyunca koştum. Ve görünce geldiğinizi şiirinizle, nasıl sevindim.
Hoşgeldiniz Sevgili Engin Akbaba.
Islığınız hiç bir zaman eksik olmasın. Ne elinizden, ne dilinizden.. Dudağınızdan, kalbinize dek. Islığınız var oldukça, şiiriniz nasılsa hep var olacaktır.
Saygılar, selamlar.
|
|
|
|
|
|
YeldaKaratas
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 04, 2008, 22:56:30 ÖS » |
|
Selam olsun, kardeş ıslığına sevgili Engin. Merhaba...
|
|
|
|
|
|
Sanat Dedektifi
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 05, 2008, 16:24:10 ÖS » |
|
Engin AKBABA sıkı şiirlere imza atıyor, kutlarım.
Zehra YENİCE
|
|
|
|
|
|
HBozkurt
|
 |
« Yanıtla #4 : Mayıs 10, 2008, 10:56:39 ÖÖ » |
|
Sana ağladığım kentlere nisan bakışlı yağmurlar yağıyor
işte lirizm..coşkunun rengi..aşkı ve de sevdayı içsellleştirmiş kalem.. oldum olası böyle yüreklere gitmeyi sevdim..kar fırtına boranda
yağmur ne ki:)
HB
|
|
|
|
|
|
Mehmet Ak
|
 |
« Yanıtla #5 : Mayıs 22, 2008, 08:23:36 ÖÖ » |
|
BU ISLIK ÇOK DERİN, ETKİLEYİCİ... BU ISLIK TÜM NEFESLİ SAZLARIN ATASIDIR OLSA OLSA... ÇOK ETKİLENDİM. PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER... SEVGİLERİMLE...
|
ah bu lambalar, küçücük c?l?z lambalar…
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #6 : Mayıs 25, 2008, 15:33:17 ÖS » |
|
Sana ağladığım kentlere nisan bakışlı yağmurlar yağıyor
İnce bilekli yağmurlar yağıyor sana ağladığım kentlere Kalbimin yıpranmış atlaslarında bir gitmek yuvalanıyor Ah şu çirkin adamlar neden sever şehzade güllerini Hangi defter arasında unutulmuş kır çiçeği Kurutulmuş bir şiir vardır Ömrünün voltasına Yollar çizmiş kirli sakallı adamlar için Sana ağladığım kentlere Hazan gülüşlü yağmurlar yağıyor
Bu gece değilse bile yarın Seni sevmelerden dönen kalbimi Kurutup sigara dumanında Bir defter arasında unutacağım Bu gece değilse bile mutlaka bir gün Unutacağım, seni sevmelerden dönen kalbime Yağan ince bakışlı nisan yağmurlarını…
Hoşça kal demiyorum Gitmelere öykünmüş Üşümüş it gibi titreyen kalbimin en kuytu yerinde Seni taşıyacağım
Afyon otogarında Bir kız görmüştüm Şubattı ayazdı üşüyordum. Annesine sarılır gibi sarılmıştı Boynuna tiryaki Eflatun atkısına O zaman da renk körüydüm şimdi de Ama atkının eflatun, karın beyaz Ve şubatın ayaz olduğunu Seni sever gibi biliyordum. Biliyordum kara yolu işçilerinin En çok serseri köpekleri taşladığını Ama ben gidiyordum Sadece yollara anlam katmak içindi gidişim. Herhangi bir eylem biçimi değildi… Yüreğimin zulasında sen uyuyordun Hangi kente yağmur yağsa, Bolu dağlarına ya da dersim önüne, Ne zaman Kızılbaş bir türkü olsa Köroğlu halkın dilinde Uyanıp boy veriyordun kalbimin titreyen mavi göğünde Ama ben gidiyordum… Afrika’dan kuzeye inci dişili köleler taşıyan gemiler gibi homurdanıp Dilimle dişimin arasında Adını tekrarlayarak, Herkesten saklayarak, sayıklayarak, yalınayak gidiyordum… Tunç bir sabah oluyordu aklımda yüzünün beyazlığı Dudağımın aralığında Göğsünün ayva sarı tüyleri
Ah şu çirkin adamlar neden sever cam önlerinde boy veren pembe çiçekli küpelileri Seni sevdiğim tüm zamanlarda renk körüydüm şimdi de… Ama ayvanın sarı Göğsünün beyaz Ve dudağının nar pembesi olduğunu biliyordum. Ve bütün sevişmelerimin mavi… Ben en çok maviyi seviyordum bakışların gibi… Sen siyaha vurgundun bir de romanlardaki aşklara Ama ben gidiyordum… Sen herhangi bir romanın aralığında Uykusuz bir kız arardın Mahcup sevişmelerden dönen…
Ben gidiyordum Herhangi bir otobüsün kırk bir numaralı koltuğuna yükleyip geçmişimi Kırık bir aynanın simyası bozulmuş yanında Kirli sakallı bir çocuk gülüşü büyütüyordum… Hayalinle anadilimde sevişiyordum.. Yetmezdi tek bir dilde sevişmek bağ bozumu Anadolu toprağında Bozkır ırmakları gibi Yurdumun doğusuna gidiyordum Seninle Kürtçede de sevişebilmek için…
Ah şu çirkin adamlar neden sever cellât sepetinde açan beyaz gülleri? Ama ben seviyordum. Sevdada hadsizlik olmaz diyerek…
Mart 2008 Antalya Neden susmuş çağrısı ıslığın? Sevdada hadsizlik olmaz Sevgili Engin. Şiire devam sayfanız sizi, sizi biz bekliyoruz.
Sevgilerle
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
enginakbaba
|
 |
« Yanıtla #7 : Mayıs 27, 2008, 11:37:55 ÖÖ » |
|
uzun zamandır, iki aya yaklaşık süredir iş yoğunluğu sebebi ile "şiir mekanını" ziyaret edemiyordum. ben yokken dostlar gelmiş gitmiş, bir soğuk şerbet sunamadık. gelenlerin ayağına yüreğine sağlık...
|
sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
|
|
|
|
enginakbaba
|
 |
« Yanıtla #8 : Mayıs 27, 2008, 11:40:15 ÖÖ » |
|
Ayşe Keskin'in yeni yayımladığı "güz şırası" isismli şiiri görünce kendi şıram aklıma geldi. yayımlamak istedim.
Güz şırası
1 kudüslü bir bulutla seviştim ana dilimde gözleri güz şırası biraz da bu yüzden vurdular beni kanım kına gibi kokmasa anama erken ulaşmazdı ölüm haberim
ölü çocukların parmaklarına, kon(a)maz güvercin mavileri beyrut ezgisiyle geçer çöl kavminin yüzünde ki yırtık atlaslardan kurumuş nehirler
filistinli yağmurları içer gelincikler kırılırken bir bir boyunları boyunları bir bir şiirimin dizelerine dökülür
2
silahın namusudur arpacık kurşunun pervazsız kanatlarında açılır araf’ın beyaz gülü bir başına gelir ölüm sonra… sonrasız öyküler dinleriz bozacılardan biraz da bu yüzden düşer saçlarımıza kadınların eli
hanım hanımcık oturur yerinde züleyha bacakları kı-v-rılır süleymanın yılkılarda başı dolu sonu boş türküler söyler atlar kadınlar atlara hasret erkeklerin düşleri dağılır arpacıkta biraz da bu yüzden kına gibi kokar anamın baktığı dağlar…
3 düş, kabzasına kan bulaşmış bir imgedir hiçbir kente sığdıramaz çocuklar ve meleklerin kanatlarına dokunur uçurtmalar takılır ipe tanrının dudakları ad seçeriz mavi kıvrımlar yanından bütün ırmaklar sağırdır haritalarda bütün denizler ölü… kendi rahmini deşer göller biraz da bu yüzden kına gibi kokar gökyüzü
eylül-ekim 06 antalya
|
sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #9 : Mayıs 27, 2008, 14:16:34 ÖS » |
|
Bir güz şırası tadında buruk içim iğde çiçeği zamanına karıştı, okudum uzakların hüznünü, kına kokulu gökyüzü kadar.
Kutladım, Engin akbaba
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|
ayse
|
 |
« Yanıtla #10 : Mayıs 29, 2008, 09:21:27 ÖÖ » |
|
kınaları aktı gökyüzünün bugün Trabzon'un... bir acı rüzgâr, bir hırçın dalga ki aman Allah! silip süpürecek ne var ne yok bir bir deryada gökten bin martı düşerse kalacak takada bir dal tayfa! sabah doğaçlaması olsun bu da selamlar 
|
buradan dörtnala geçti ac?lar?m?z
|
|
|
|
enginakbaba
|
 |
« Yanıtla #11 : Mayıs 30, 2008, 12:00:51 ÖS » |
|
önce dilini değdir dilime biriktirdiğim mısralarını al sonra çıkarsın usundaki maviliğe
ılıman bir iklim iki göğsünün arası bin bir renk düş yeşeriyor. bir yanın hep göğü çağırıyor, buz yanığı sevişmelerden sonra ayva sarı tüylerinde rüzgar ferahlığı…
suya eğildiğim vakitler suretini görüyorum göklerde
engin akbaba
|
sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
|
|
|
cigdemünal
Çi?'dem
ÖKS Girişimcisi
 
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 113
Kaça??m, e?kiya a?klar ya?ar?m durmadan.
|
 |
« Yanıtla #12 : Mayıs 30, 2008, 12:16:19 ÖS » |
|
"ılıman bir iklim iki göğsünün arası"
Büyüleyici bir etkiyle şiirin devamına çağırdı beni.
Çok şiiri okur, severim. Ama kimini sarıp sarmalar baş ucuma asarım. Heybeme bir şiir daha ekledim.
Sevgi ve Saygımla
|
Borcum Yok! Bozdurdum Ömrümü.
|
|
|
|
enginakbaba
|
 |
« Yanıtla #13 : Haziran 09, 2008, 12:02:28 ÖS » |
|
Parça parça yaşıyor insan İnsan ömrünü Sustalı vakitlerde Bir aşk, Bir şiir, Bir hazan Bin bir parçaya ayıran… Sonra bir şarkı dinliyorsun “param parçaaa” Anlamak an meselesi. Vakitler değil sustalı olan Ömür olur olmaz anlarda susan Sutsu mu insan, Bir elalı hüzün gidiyor peşi sıra Sonrası sıralarda uzatmak ömrün Sıkılgan anlarını Ve bir birine benzeyen anı çoğaltmak… Âşık olmayı beceremeyip Âşık olduğunu sanmak… e. akbaba Haziranında ömrün 2008
|
sana a?lad???m kentlere nisan bak??l? ya?murlar ya??yor.
|
|
|
|
sedef Kandemir
|
 |
« Yanıtla #14 : Haziran 09, 2008, 20:47:10 ÖS » |
|
Şiir ne güzel bütünlemiş dağılan ruhunu insanın fonda hep hüzün çalar, değişmez şarkılar paramparça...
|
"Çalmadan, ç?rpmadan bize ekme?imizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz b?rakmadan ya?amak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmal? idi". -Sabahattin Ali-
|
|
|
|